
Baltacı Mehmet Paşa
بالطهجى محمد پاشاBaltacı·Pakçamüezzin
Baltacı Mehmet Paşa, III. Ahmed döneminde iki kez sadrazamlık yapan, 1711 Prut seferini yöneten ve Prut Antlaşması'nı imzalayan devlet adamıdır.
Baltacı Mehmet Paşa Kimdir?
15 dk okumaBaltacı Mehmet Paşa 1662 yılında Osmancık'ta doğdu ve 1712 yılının eylül ayında Limni adasında öldü. Saray hizmetine baltacılar ocağında girdi, kâtiplik ve mirahurluk görevlerinden sonra vezirlik rütbesi aldı ve III. Ahmed döneminde iki kez sadaret mührünü taşıdı.
Birinci sadareti 25 Aralık 1704 tarihinde başladı ve 3 Mayıs 1706 tarihinde sona erdi. Bu dönemde büyük bir sefer ya da kapsamlı bir düzenleme yapılmadı; kaynaklar dönemi tayinler ve saray içi denge arayışı üzerinden anlatır. Azlinden sonra Sakız'a gönderildi, ardından Erzurum ve Halep valiliklerinde bulundu.
İkinci sadareti 18 Ağustos 1710 tarihinde başladı ve devletin Rusya ile savaşına denk geldi. Poltava yenilgisinin ardından Osmanlı topraklarına sığınan İsveç kralı XII. Karl'ın iadesi meselesi ve sınır boylarındaki gerginlik üzerine 20 Kasım 1710 tarihinde Rusya'ya savaş ilan edildi. Serdar-ı ekrem sıfatıyla ordunun başına geçen Baltacı Mehmet Paşa, 1711 yazında Prut nehri boylarında I. Petro'nun ordusunu kuşattı ve muharebenin ardından barış görüşmesini kabul etti. Antlaşmayla Azak Kalesi Osmanlı Devleti'ne geri verildi. Antlaşmanın şartları ve barışın kabul edilme sebepleri, hem dönemin İstanbul'unda hem de sonraki tarih yazımında tartışıldı. 20 Kasım 1711 tarihinde görevden alındı, Midilli'ye, ardından Limni'ye sürüldü ve orada öldü.
Osmancık'ta doğdu; ailesi hakkında kayıtlarda bilgi yoktur.
Doğumu ve Memleketi
01 / 19 · 1 dkBaltacı Mehmet Paşa 1662 yılında Osmancık'ta doğdu. Kasaba o tarihte Amasya'ya bağlıydı, bugün Çorum'un ilçelerindendir. Doğum yılı hem Türkçe hem yabancı kaynaklarda aynı biçimde verilir; ölüm yılıyla birlikte ele alındığında elli yaşına yakın bir ömür sürdüğü anlaşılır.
Ailesi hakkında bilgi yoktur. Anne ve babasının adı kayıtlarda geçmez, kardeşleri ve çocuklarıyla ilgili sağlam bir kayıt bulunmaz. Osmanlı devlet adamlarının önemli bir bölümünde görülen bu durum, sarayda yetişen görevlilerin kayıtlarının kişinin hizmete girdiği tarihle başlamasından kaynaklanır.
Osmancık, Kızılırmak kıyısında kurulmuş, kervan yolu üzerinde bir kasabaydı. Nehrin üzerindeki taş köprü, kuzeyi orta Anadolu'ya bağlayan yolun geçiş noktasıydı ve kasabaya hareketlilik kazandırıyordu.
Adının başındaki Baltacı sıfatı memleketiyle ya da mesleğiyle değil, saraydaki ilk göreviyle ilgilidir. Baltacılar, sarayın iç hizmetlerinde çalışan ve odun temini, temizlik, kapı hizmeti gibi işleri gören bir ocaktı. Ocak mensupları arasından devlet hizmetinin üst kademelerine yükselenler azdı.
Sadrazamlığa geldikten sonra doğduğu kasabayla bağını sürdürdü. Osmancık'ta yaptırdığı çeşme, kitabesine göre 1705 yılına tarihlenir ve bugüne ulaşmış tek eseri sayılır. Kasabanın adı, sonraki yüzyıllarda onun adıyla birlikte anılır oldu.
Gençliği ve Kuzey Afrika Yolculuğu
02 / 19 · 1 dkGençlik yıllarında memleketinden ayrılarak uzun bir yolculuğa çıktı. Kaynaklar bu yolculukta Trablus, Tunus ve Cezayir'e gittiğini kaydeder. Üç şehir de o dönemde Osmanlı Devleti'ne bağlı ocaklık idarelerdi ve Akdeniz ticaretinin önemli limanlarıydı.
Yolculuğun amacı kaynaklarda ilim tahsili olarak geçer. Osmanlı taşrasından çıkan gençlerin medrese eğitimi ya da bir ustanın yanında yetişmek için uzak şehirlere gitmesi alışılmış bir uygulamaydı; Kuzey Afrika ocaklarına gidiş ise daha az rastlanan bir tercihti.
Bu yıllarda hangi dersleri aldığı, kimlerin yanında bulunduğu ve ne kadar kaldığı bilinmez. Yolculuktan döndükten sonra memleketine değil İstanbul'a yerleşmesi, saray hizmetine girme hedefiyle ilişkilendirilir.
Dönüşünden sonra saraya girmesini sağlayan kişi, kaynaklarda kendisiyle akrabalığı bulunan bir saray görevlisi olarak anılır. Osmanlı sarayında hizmete alınmanın yaygın yollarından biri, sarayda görevli bir yakının ya da hemşehrinin aracılığıydı.
Gençlik yıllarındaki yolculuk, sonraki kariyeriyle doğrudan bağlantılı görünmez. Buna karşılık kâtiplik ve muhasebe işlerinde görevlendirilmesi, okuma yazma ve hesap bilgisi edindiğini gösterir. Sadaret öncesi görevlerinin önemli bölümü kalem ve tahsilat işleriyle ilgilidir.
Saraya Girişi ve Baltacılık Yılları
03 / 19 · 1 dkİstanbul'a yerleştikten sonra saray hizmetine baltacılar ocağında başladı. Ocak, sarayın iç ve dış hizmetlerinde çalışan görevlilerden oluşuyordu. Baltacılar odun kesme ve taşıma işini yürütür, bunun yanında saray kapılarında nöbet tutar, harem hizmetlerinde ve tören düzeninde görev alırdı. Ocağın iki kolu vardı ve mensupları uzun boylu tören kıyafetleriyle saray hayatının görünür parçasıydı.
Sesinin güzelliği sebebiyle müezzinlik hizmetine geçti. Saray müezzinliği, padişahın namaz düzeninde görev alan ve hükümdara yakın bulunulan bir hizmetti; bu yakınlık, ocak mensupları için yükselme yolu sayılırdı. Kaynaklar bu dönemde kendisine giyimindeki titizliğe atfen bir lakap verildiğini kaydeder.
Müezzinlikten sonra kalem hizmetine yöneldi ve yazıcılık görevine geçti. Bu geçiş, kariyerinin yönünü belirledi: ocak hizmetinden idarî kadroya adım atmış oldu.
Sarayda geçirdiği yıllar, aynı zamanda hanedan üyeleriyle tanışma imkânı verdi. Şehzade Ahmed ile bu dönemde kurulan yakınlık, sonraki yükselişinin dayanağı olarak gösterilir.
Baltacılar ocağından çıkıp sadaret makamına ulaşması, Osmanlı yönetim tarihinde sık rastlanan bir yol değildir. Sarayın iç hizmet ocakları genellikle kendi içinde yükselen bir kariyer sunar, devletin en üst makamına açılmazdı. Adının kaynaklarda bu ocakla birlikte anılmaya devam etmesinin sebebi de budur.
Karlofça Antlaşması imzalandı; Osmanlı Devleti büyük toprak kayıplarıyla savaşsız bir döneme girdi.
Kâtiplik, Mirahurluk ve Saraydan Uzaklaştırılması
04 / 19 · 1 dkKalem hizmetindeki başarısı üzerine 1703 yılının aralık ayında mirahurluğa tayin edildi. Mirahur, sarayın at ve ahır işlerinden sorumlu görevlinin unvanıdır ve iki kademesi vardır. Görev, padişahın binek hayvanlarının bakımından sefer sırasındaki nakliye düzenine kadar geniş bir alanı kapsıyordu ve saray teşkilatının üst kademelerinden sayılıyordu.
Bu tayin, saray içindeki rekabeti de beraberinde getirdi. Kısa süre sonra merkezden uzaklaştırıldı ve Trablus ile Halep taraflarına tahsildar olarak gönderildi. Tahsildarlık, vergi gelirlerinin toplanması ve merkeze aktarılmasıyla ilgili bir görevdi; taşrada zorlu ama gelirli bir hizmet sayılırdı.
Saraydan uzaklaştırma, Osmanlı merkez teşkilatında sık kullanılan bir yöntemdi. Bir görevlinin doğrudan azledilmesi yerine, ona uzak bir taşra hizmeti verilerek merkezdeki etkisi kesilirdi. Uygulama, kişinin kariyerini bitirmez, yalnızca askıya alırdı.
Taşrada geçirdiği bu dönem uzun sürmedi. Merkezdeki denge değişince İstanbul'a dönmesinin önü açıldı. Kaynaklar dönüşünün, Kalaylıkoz Ahmed Paşa'nın sadareti sırasında gerçekleştiğini kaydeder.
Bu yıllardaki görevler, sonraki sadaretinde başvuracağı yönetim alışkanlıklarının kaynağı olarak değerlendirilir. Kalem işlerini, tahsilat düzenini ve saray teşkilatını içeriden biliyordu; buna karşılık ordu sevk ve idaresi konusunda seferden önce herhangi bir tecrübesi yoktu.
1703 Edirne Vak'ası ve III. Ahmed'in Tahta Çıkışı
05 / 19 · 1 dk1703 yılının yaz aylarında İstanbul'da başlayan ayaklanma, Osmanlı tarihinde Edirne Vak'ası adıyla anılır. Ayaklanmanın çıkış noktası, sarayın uzun süredir Edirne'de bulunması ve devlet işlerinin başkentten uzakta yürütülmesiydi. Buna, ödemelerdeki gecikmeler ve şeyhülislamın devlet işlerindeki ağırlığına duyulan tepki eklendi.
Başkentte toplanan kalabalık Edirne üzerine yürüdü. II. Mustafa 22 Ağustos 1703 tarihinde tahttan indirildi ve yerine kardeşi III. Ahmed geçti. Yeni padişahın ilk işlerinden biri sarayı ve devlet merkezini İstanbul'a taşımak oldu.
Olay sırasında Baltacı Mehmet, şehzade Ahmed'in tahta çıkışını destekleyen isimler arasında yer aldı. Bu tutum, yeni padişahın saltanatında hızla yükselmesinin dayanağı sayılır.
Taht değişikliğinin ardından sadaret makamı sık el değiştirdi. Ayaklanmanın getirdiği belirsizlik, sadrazamların birkaç ay içinde azledildiği bir dönem yarattı. Nişancı Ahmed Paşa, Damat Hasan Paşa ve Kalaylıkoz Ahmed Paşa kısa aralıklarla görev yaptı.
Bu istikrarsızlık, saray içindeki grupların etkisini artırdı. Sadaret makamı, saray çevresinin desteğine ve padişahın güvenine bağlı hale geldi. Baltacı Mehmet'in kariyeri bu düzenin içinde yükseldi; sadarete gelişi de, azli de saray içi dengelerin değişmesiyle açıklanır.
Kaptanıderyalık ve Birinci Sadareti
06 / 19 · 1 dkİstanbul'a döndükten sonra 6 Kasım 1704 tarihinde vezirlik rütbesiyle kaptanıderyalığa getirildi. Kaptanıderya, donanmanın ve deniz teşkilatının başındaki görevlinin unvanıdır; makam, aynı zamanda Cezayir-i Bahr-i Sefid eyaletinin yönetimini de kapsıyordu. Bu tayin, kariyerindeki en hızlı sıçramadır: saray kalem hizmetinden bir buçuk yıl içinde vezirlik rütbesine geçti.
Deniz görevi uzun sürmedi. Aynı yılın aralık ayında sadaret mührü kendisine verildi. Tayin tarihi kaynakların çoğunda 25 Aralık 1704 olarak geçer; bir kısmında 21 Aralık 1704 verilir.
Birinci sadareti bir yıl dört ay sürdü ve 3 Mayıs 1706 tarihinde sona erdi. Bu dönemde büyük bir sefer düzenlenmedi, kapsamlı bir malî ya da idarî düzenleme yapılmadı. Kaynaklar dönemi, merkez ve taşra kadrolarına kendi çevresinden isimlerin getirilmesi üzerinden anlatır.
Dönemin dış siyaseti, Karlofça Antlaşması'nın çizdiği çerçeve içinde savaştan uzak durma yönündeydi. 1699 yılında imzalanan antlaşma büyük toprak kayıplarıyla sonuçlanmış, devlet ordusunu ve maliyesini toparlamak için savaşsız bir dönem arıyordu.
Azli, saray içindeki grup dengesinin değişmesiyle geldi. Yerine getirilen Çorlulu Ali Paşa dört yıl görevde kaldı. Osmancık'taki çeşmenin kitabesinde geçen 1705 tarihi, bu birinci sadaret dönemine denk gelir.
Edirne Vak'ası ile II. Mustafa tahttan indirildi, yerine III. Ahmed geçti.
Azli, Sürgünü ve Taşra Valilikleri
07 / 19 · 1 dk3 Mayıs 1706 tarihindeki azlin ardından Sakız adasına gönderildi. Ada sürgünü, azledilen vezirler için sık başvurulan bir uygulamaydı: kişi başkentten uzaklaştırılır, aynı zamanda gözetim altında tutulurdu.
Sürgün süresi uzun sürmedi ve yeniden görev verildi. Kaynaklar bu dönemde Erzurum valiliğinde bulunduğunu, ardından Sakız'da malî bir görevle görevlendirildiğini kaydeder. Erzurum, doğu sınırının ve İran yönündeki ticaret yolunun merkezi olan büyük bir eyaletti.
21 Ocak 1709 tarihinde Halep valiliğine getirildi. Halep, imparatorluğun en gelirli eyaletlerinden biriydi; Anadolu ile Suriye ve Irak'ı bağlayan ticaret yollarının kavşağındaydı. Valilik, sadarete yakın sayılan görevler arasındaydı.
Taşra görevlerinde geçen dört yıl, kariyerinin ikinci evresini oluşturur. Bu görevlerde eyalet maliyesi, aşiret ilişkileri ve sınır bölgelerinin idaresi konusunda tecrübe kazandı.
Aynı yıllarda Avrupa'da savaş düzeni değişiyordu. İsveç kralı XII. Karl'ın 1709 yılında Poltava'da Rus ordusuna yenilmesi ve Osmanlı topraklarına sığınması, sınır boyundaki dengeyi bozdu. Devletin Rusya ile ilişkileri, sadrazam Çorlulu Ali Paşa döneminde gerginleşmeye başlamıştı.
Halep valiliği sırasında merkezdeki denge yeniden değişti. Çorlulu Ali Paşa'nın azlinden ve kısa süren Köprülü Numan Paşa sadaretinden sonra mühür yeniden Baltacı Mehmet Paşa'ya gönderildi.
İkinci Kez Sadarete Getirilişi
08 / 19 · 1 dkİkinci sadaret 18 Ağustos 1710 tarihinde başladı. Devraldığı tablo birincisinden farklıydı: devlet, on bir yıldır sürdürdüğü savaşsız dönemin sonuna gelmişti ve Rusya ile ilişkiler kopma noktasındaydı.
Meselenin merkezinde XII. Karl vardı. İsveç kralı, 1709 yılındaki Poltava yenilgisinin ardından Osmanlı sınırını geçerek Bender'e sığınmıştı. Rusya, kralın kendisine teslim edilmesini ya da ülkesine gönderilmesini istiyordu. Osmanlı yönetimi kralı misafir statüsünde tuttu ve iade talebini kabul etmedi.
İkinci mesele sınır boylarındaki hareketlerdi. Rusya'nın Lehistan işlerine karışması, Kırım Hanlığı'nın kuzey sınırındaki gerginlik ve Ortodoks tebaayla kurulan temaslar, İstanbul'da tehdit olarak değerlendirildi. Kırım hanı II. Devlet Giray, savaş açılmasını isteyen tarafın başında geliyordu.
XII. Karl da Bender'den gönderdiği mektuplarla savaş kararını destekledi. Kralın hesabı, Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya cepheden yüklenmesi ve kendisinin kuzeydeki kayıplarını telafi etmesiydi.
Divan, 20 Kasım 1710 tarihinde Rusya'ya savaş ilan etti. Rus elçisi tutuklandı ve Yedikule'ye konuldu; savaş ilanının bu dönemdeki alışılmış usulü buydu.
Sefer hazırlığı kış boyunca sürdü. Ordunun toplanması, mühimmatın hazırlanması, Tuna üzerindeki geçitlerin ve menzillerin düzenlenmesi bu dönemde yapıldı. 19 Şubat 1711 tarihinde serdar-ı ekrem tayin edilerek ordunun başkomutanlığı kendisine verildi.
Rusya ile Savaşın Sebepleri
09 / 19 · 1 dkSavaşın arka planında, Karadeniz'in kuzeyindeki güç dengesinin değişmesi vardır. Rusya, 1696 yılında Azak Kalesi'ni ele geçirmiş, 1700 yılında imzalanan İstanbul Antlaşması ile kaleyi elinde tutmuştu. Aynı antlaşma, Rusya'ya İstanbul'da daimî elçi bulundurma hakkı tanımıştı.
Azak, Don nehrinin denize açıldığı noktadaydı ve Rusya'nın güneye çıkışının anahtarı sayılıyordu. Kalenin çevresinde Taganrog başta olmak üzere yeni istihkâmlar kuruldu ve bir donanma inşa edildi. Osmanlı yönetimi bu yapılanmayı Karadeniz'e yönelik bir hazırlık olarak değerlendiriyordu.
Büyük Kuzey Savaşı, dengeyi hızla değiştirdi. İsveç'in 1709 yılında Poltava'da yenilmesi, kuzeyde Rusya'nın önündeki en büyük engeli kaldırdı. Bu sonuç İstanbul'da, Rusya'nın kısa sürede Lehistan ve Kırım yönünde ağırlık kuracağı biçiminde okundu.
Üçüncü etken Kırım Hanlığı'ydı. Han, kuzey sınırındaki akınların engellenmesinden ve Rus tahkimatından şikâyetçiydi. Hanlık, Osmanlı Devleti'nin kuzeydeki askerî gücünün önemli bölümünü sağladığı için bu şikâyetler divanda ağırlık taşıyordu.
Dördüncü etken, Bender'deki İsveç kralının doğrudan telkinleriydi. Kral, yanındaki maiyetle birlikte Osmanlı topraklarında kaldığı sürece meselenin kapanmayacağı açıktı.
Bu dört etken bir araya gelince savaş kararı çıktı. Karar, sonraki tarih yazımında Osmanlı Devleti'nin Karlofça sonrası ilk büyük seferi olarak değerlendirilir.
Vezirlik rütbesiyle kaptanıderyalığa getirildi.
Prut Seferinin Hazırlığı ve Yürüyüş
10 / 19 · 1 dkOrdu 9 Nisan 1711 tarihinde İstanbul'dan hareket etti. Kaynaklar sefere çıkan kuvveti iki yüz bin dolayında verir. Bu sayı, savaşan asker kadar geri hizmet, nakliye ve esnaf kollarını da kapsayan sefer mevcudunu ifade eder.
Güzergâh, Edirne üzerinden Tuna'ya uzanıyordu. Ordu Tuna'yı geçerek Boğdan topraklarına girdi ve Prut nehri yönünde ilerledi. Kırım hanı II. Devlet Giray, Tatar kuvvetleriyle orduya katıldı; bu kuvvet kaynaklarda yetmiş bin dolayında gösterilir.
Rus ordusu aynı sırada güneye iniyordu. I. Petro, ordusunun başında Boğdan'a girdi. Kaynaklar Rus kuvvetini otuz sekiz bin ile altmış bin arasında verir; bu kuvvete Kazak birlikleri de eklenir.
Rusya'nın seferdeki hesabı, Osmanlı Devleti'ne bağlı Ortodoks voyvodalıkların desteğiydi. Boğdan voyvodası Dimitrie Cantemir, Rus tarafına geçti ve ordunun ikmalini üstlendi. Eflak voyvodası ise açık taraf değiştirmedi.
Bu hesap tutmadı. Beklenen erzak toplanamadı, Eflak'tan destek gelmedi ve Rus ordusu ilerledikçe ikmal hattından uzaklaştı. Temmuz ayının ortasında ordunun yiyecek sıkıntısı çektiği kaydedilir.
Osmanlı ordusu ise Tuna üzerindeki menzil düzeni sayesinde ikmalini sürdürebiliyordu. İki ordu, Prut nehri boyunca birbirine yaklaştı. Osmanlı kuvvetleri nehrin doğu yakasından, Tatar kuvvetleri kuzeyden hareket ederek Rus ordusunun geri çekilme yolunu kapattı.
Prut Boylarında Kuşatma ve Muharebe
11 / 19 · 1 dkİki ordu 18 Temmuz 1711 tarihinde Prut nehri kıyısında, Stanileşti yakınında karşılaştı. Rus ordusu nehir ile bataklık arasında kalan dar bir alana sıkıştı ve savunma düzenine geçti. Arabalardan kurulan siper hattı, Rus ordusunun açık arazideki alışılmış savunma yöntemiydi.
Osmanlı kuvvetleri kısa sürede kuşatmayı tamamladı. Nehrin karşı yakası ve kuzey yönü Tatar kuvvetlerince tutuldu; böylece Rus ordusunun çekilme imkânı kalmadı.
Yeniçeri hücumları 18 Temmuz akşamı başladı ve dört gün sürdü. Hücumlar top ve tüfek ateşiyle karşılandı, siper hattı yarılamadı. Kaynaklar bu hücumlarda Osmanlı tarafının ağır kayıp verdiğini kaydeder; verilen sayılar kaynaktan kaynağa değişir.
Kuşatma altındaki ordunun durumu her geçen gün ağırlaştı. Su yolu kesilmişti, erzak tükeniyordu ve topçu mühimmatı azalmıştı. I. Petro, ordusunun kurtarılması için görüşme yolunu denedi.
Rus başkomutanı Mareşal Şeremetev'in barış talebini bildiren mektubu Osmanlı ordugâhına ulaştı. Baltacı Mehmet Paşa, ordu erkânından oluşan bir meclis topladı ve talebi bu mecliste tartıştı.
Meclisin kararı görüşmenin kabul edilmesi yönünde oldu. Kaynaklar bu kararda, hücumlarda alınan kayıpların, yeniçeriler arasındaki hoşnutsuzluğun ve seferin uzamasından duyulan endişenin etkili olduğunu belirtir. Kırım hanı II. Devlet Giray ile Bender'den gelen İsveç temsilcileri, savaşın sürdürülmesini savundu; bu görüş kabul edilmedi.
Prut Antlaşması
12 / 19 · 1 dkGörüşmeler, iki ordunun karşı karşıya olduğu alanda yürütüldü. Rus tarafını başmurahhas Pyotr Şafirov temsil etti. Antlaşma metni 21 Temmuz 1711 tarihinde kararlaştırıldı; imza tarihi kaynakların bir kısmında 22, bir kısmında 23 Temmuz olarak verilir.
Antlaşmanın maddeleri kaynaklarda dört ana başlıkta toplanır. Birincisi, 1696 yılında Rusya'nın eline geçen Azak Kalesi'nin çevresiyle birlikte Osmanlı Devleti'ne geri verilmesidir. İkincisi, Rusya'nın bölgede yaptırdığı Taganrog ve diğer istihkâmların yıkılmasıdır.
Üçüncü madde, Rusya'nın Lehistan işlerine karışmamasını öngörüyordu. Dördüncü madde ise Rusya'nın İstanbul'da daimî elçi bulundurma hakkının kaldırılmasıdır; bu hak, 1700 yılındaki İstanbul Antlaşması ile tanınmıştı. Ayrıca İsveç kralı XII. Karl'ın ülkesine dönüşüne engel olunmaması kabul edildi.
Antlaşmanın ardından Rus ordusunun kuşatma alanından çekilmesine izin verildi. Ordu, ağırlıklarının bir bölümünü bırakarak kuzeye hareket etti. Şafirov ve bir Rus heyeti, şartların yerine getirilmesinin teminatı olarak İstanbul'a gönderildi.
Osmanlı ordusu eylül ayında Edirne'ye döndü. İlk aşamada antlaşma sarayda olumlu karşılandı; Azak'ın geri alınması, Karlofça'dan sonra devletin bir barışla toprak kazandığı ilk örnekti.
Antlaşmanın neden bu şartlarla yapıldığı, dönemin kaynaklarında ve sonraki tarih yazımında tartışmalıdır. Kaynakların bir kısmı ordunun kayıplarını ve ikmal endişesini öne çıkarır, bir kısmı ise elde edilenin yeterli görüldüğünü yazar.
Birinci kez sadrazamlığa getirildi; kaynakların bir kısmı tayin tarihini 21 Aralık olarak verir.
Antlaşmanın Uygulanması ve Sonuçları
13 / 19 · 1 dkAntlaşmanın uygulanması hızlı olmadı. Azak Kalesi'nin teslimi ve istihkâmların yıkılması aylar sürdü. Rusya'nın Lehistan'dan çekilmesi ve XII. Karl'ın ülkesine gönderilmesiyle ilgili maddeler ise uygulanmadı.
Bu gecikme İstanbul'da tepkiyle karşılandı. Antlaşmanın şartlarının yerine getirilmediği gerekçesiyle 9 Aralık 1711 tarihinde Rusya'ya yeniden savaş ilan edildi. Savaş fiilen başlamadı, görüşmeler sürdü.
1712 yılında İstanbul'da yeni bir antlaşma imzalandı ve Prut şartları teyit edildi. Gerginlik yine bitmedi; aynı yılın sonunda ve 1713 yılında iki kez daha savaş ilan edildi, iki seferinde de çatışmaya girilmeden görüşmeye dönüldü.
Süreç 1713 yılında Edirne Antlaşması ile kapandı. Bu antlaşma Prut'ta kararlaştırılan maddeleri onayladı ve iki devlet arasındaki sınırı ayrıntılı biçimde tarif etti. Azak ve çevresi Osmanlı Devleti'nde kaldı, Rusya'nın Karadeniz'e çıkışı yirmi beş yıl boyunca kapandı.
XII. Karl'ın Osmanlı topraklarındaki ikameti 1713 yılına kadar sürdü. Kralın Bender'deki maiyetiyle çıkan anlaşmazlık, Osmanlı kuvvetlerinin müdahalesiyle sonuçlandı ve kral ertesi yıl ülkesine döndü.
Seferin uzun vadeli sonucu, Rusya'nın güneye yönelişinin bir kuşak süreyle durmasıdır. Karadeniz'in kuzeyindeki denge, 1736 yılında başlayan yeni savaşa kadar Prut'ta kurulan çerçeve içinde kaldı.
Azledilmesi
14 / 19 · 1 dkOrdunun Edirne'ye dönüşünden sonra sadrazam aleyhindeki muhalefet güçlendi. Muhalefetin merkezinde, savaşın sürdürülmesini savunmuş olan Kırım hanı II. Devlet Giray ile Bender'deki İsveç kralı ve onların İstanbul'daki temasları vardı.
İleri sürülen gerekçe, antlaşma şartlarının yerine getirilmemesiydi. Rusya'nın Lehistan'dan çekilmemesi ve İsveç kralıyla ilgili maddenin uygulanmaması, barışın yeterli teminat alınmadan yapıldığı yönünde bir eleştiriye dönüştü.
Aynı dönemde rüşvet alındığı yolunda iddialar dolaşıma girdi. Bu iddialar dönemin Osmanlı kaynaklarında delillendirilmez; sonraki tarih yazımında da doğrulanmış bir dayanağa bağlanmamıştır.
III. Ahmed, 20 Kasım 1711 tarihinde mührü geri aldı. Yerine Ağa Yusuf Paşa sadrazamlığa getirildi. Azil kararının, seferden dönen orduda ve başkentte biriken hoşnutsuzlukla birlikte alındığı kaydedilir.
Azlin ardından mal varlığına el konuldu. Azledilen vezirlerin muhallefatının hazineye aktarılması, dönemin olağan uygulamasıydı.
Sadareti bir yıl üç ay sürdü. Prut seferi, bu sürenin neredeyse tamamını kaplar; ikinci sadaretinde sefer dışında kapsamlı bir iç düzenleme yapılmadı. Kaynaklar onun devlet hayatındaki yerini, bu tek sefer ve tek antlaşma üzerinden değerlendirir.
Sürgünü ve Ölümü
15 / 19 · 1 dkAzlin ardından Midilli adasına sürüldü. Ada sürgünü, azledilen vezirler için başvurulan olağan usuldü; sürgün edilen kişi adada gözetim altında tutulur, merkezle bağlantısı kesilirdi.
1712 yılının temmuz ayında Limni adasına nakledildi. Nakil sebebi kaynaklarda açık biçimde belirtilmez. Limni, Kuzey Ege'de, Çanakkale Boğazı'nın girişine yakın bir adaydı ve sürgün yeri olarak sık kullanılıyordu.
Aynı yılın eylül ayında Limni'de öldü. Ölüm tarihini kaynakların bir kısmı temmuz olarak verir; eylül tarihi daha çok kaynakta geçer. Ölümünde elli yaşına yakın olduğu, doğum yılıyla birleştirilerek hesaplanır.
Ölüm sebebi hakkında kesin bilgi yoktur. Sürgündeki vezirlerin ölümlerinde sık görülen hastalık ve idam ihtimalleri arasında kaynaklar açık bir tercih yapmaz.
Adada defnedildi. Mezarının yeri, Limni'de bulunan ve dönemin tanınmış bir mutasavvıfının da gömülü olduğu mezarlıkla birlikte anılır. Ada 1912 yılında Osmanlı Devleti'nden ayrıldığı için mezarın bugünkü durumu hakkında kaynaklar ayrıntı vermez.
Ölümünden sonra adı, Prut seferiyle birlikte anılmaya devam etti. Sefer, on sekizinci yüzyıl Osmanlı tarihinin en çok tartışılan askerî olaylarından biri olarak kaldı ve bu tartışma onun biyografisinin de merkezine yerleşti.
Sadaretten azledildi; yerine Çorlulu Ali Paşa getirildi.
Eserleri ve Vakıfları
16 / 19 · 1 dkGeride bıraktığı yapı sayısı azdır. Sadaret süreleri kısa olduğu ve ikinci sadareti tek bir seferle geçtiği için, dönemin uzun süre görevde kalan sadrazamlarında görülen külliye ve vakıf düzeni onun adına kurulmadı.
Bugüne ulaşan tek eseri, Osmancık'ta yaptırdığı çeşmedir. Kesme taştan yapılan çeşme, Ulu Cami'nin karşısındadır ve kitabesindeki tarih 1705 yılına karşılık gelir. Yerel kayıtlar, aynı dönemde ilçe ve çevresinde birden fazla çeşme yaptırdığını, bunlardan yalnızca birinin ayakta kaldığını belirtir.
Çeşme yaptırmak, Osmanlı devlet adamlarının hayrat düzeninde en yaygın uygulamalardan biriydi. Bir çeşme, hem su yolu bakımının hem de mahalle hayatının merkezinde bulunur, vakfedilen gelirle bakımı sürdürülürdü.
Sivas'ta kayıtlı bir vakfının bulunduğu, vakıf kayıtları üzerine yapılan çalışmalarda belirtilir. Vakfın kapsamı ve gelirleri hakkında ayrıntılı bilgi yayımlanmamıştır.
Adının bazı kaynaklarda İstanbul'daki bir camiyle birlikte anılması, yapı tarihleriyle uyuşmaz. Ortaköy'deki ilk mescit 1721 yılında başka bir vakıf sahibi tarafından yaptırılmış, bugünkü cami ise 1854 yılında Sultan Abdülmecid tarafından inşa ettirilmiştir.
Osmancık'taki çeşme, memleketiyle bağını gösteren tek somut kalıntıdır. İlçede adı bugün de bu yapıyla birlikte anılır.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
17 / 19 · 1 dkDönem kaynakları onu, saray içi ilişkileri kullanarak yükselen ve makam hedefi belirgin bir isim olarak tarif eder. Aynı kaynaklar idarî kapasitesinin sınırlı olduğunu, uzun vadeli bir program ortaya koymadığını da belirtir. Bu değerlendirmelerin bir bölümü, azlinden sonra kaleme alınmış metinlerde yer alır.
Kariyeri, Osmanlı merkez teşkilatının on sekizinci yüzyıl başındaki işleyişini gösteren bir örnektir. Saray içi hizmetten kalem hizmetine, oradan vezirliğe ve sadarete uzanan yol, liyakat kadar saray çevresiyle kurulan ilişkiye bağlıydı. İki sadaretinin de saray içi denge değişimleriyle başlayıp yine aynı sebeple sona ermesi bu düzenin sonucudur.
Sefer sırasındaki tutumunda, karar alma biçimi öne çıkar. Barış talebi geldiğinde tek başına karar vermedi, ordu erkânından bir meclis topladı ve kararı bu mecliste aldırdı. Bu yöntem, sorumluluğu paylaştırması yönüyle dönemin usulüne uygundur.
Askerî tecrübesi sınırlıydı. Sadarete gelene kadar bir sefer yönetmemişti ve donanma görevi de birkaç ay sürmüştü. Prut seferi, ilk ve tek büyük askerî sorumluluğudur.
Okuma yazması ve kalem işlerine yatkınlığı, kariyerinin ilk evresinde belirleyici oldu. Müezzinlikten yazıcılığa, oradan mirahurluğa geçişi bu yatkınlıkla açıklanır.
Kişisel hayatı hakkında bilgi neredeyse yoktur. Ailesi, eşi ve çocuklarıyla ilgili sağlam bir kayıt bulunmaz; servetinin büyüklüğü de ancak azlinden sonra el konulan muhallefat üzerinden dolaylı olarak anılır.
Mirası ve Tarihteki Yeri
18 / 19 · 1 dkBaltacı Mehmet Paşa'nın tarihteki yeri, tek bir seferle ve tek bir antlaşmayla belirlenmiştir. Prut Antlaşması, Karlofça'dan sonra Osmanlı Devleti'nin bir barış görüşmesiyle toprak geri kazandığı ilk örnektir ve Azak Kalesi'nin geri alınmasıyla Karadeniz'in kuzeyindeki denge bir kuşak boyunca korunmuştur.
Antlaşmanın değerlendirilmesi, üzerinde en çok ayrışılan konudur. Kaynakların bir kısmı, kuşatma altındaki Rus ordusunun durumu göz önüne alındığında daha ağır şartların elde edilebileceğini savunur. Bir kısmı ise ordunun kayıplarını, ikmal ve mevsim şartlarını ve seferin uzamasının yaratacağı riski öne çıkarır. İki değerlendirme de dönemin belgeleri üzerinden tartışılmaya devam etmektedir.
On dokuzuncu yüzyıldan itibaren adının etrafında, kaynaklarda karşılığı bulunmayan bir halk anlatısı oluştu. Anlatı, edebiyat ve tiyatro yoluyla yayıldı ve zamanla onun biyografisinin önüne geçti. Tarih araştırmaları bu anlatıyı doğrulayan bir belge ortaya koymamıştır.
Bu durum, adının iki ayrı düzlemde yaşamasına yol açtı: arşiv ve vakayiname kayıtlarına dayanan tarihî kişilik ile popüler anlatının ürettiği kurgusal kişilik. İkisi arasındaki mesafe, Osmanlı tarihinde bir devlet adamının nasıl hatırlandığına dair sık verilen örneklerden biridir.
Memleketi Osmancık'ta adı bir çeşmeyle yaşamaktadır. Prut seferi ise on sekizinci yüzyıl Osmanlı askerî tarihinin başlangıç bölümünde, Karlofça sonrası toparlanma döneminin tek büyük başarısı olarak yer alır.
Poltava Muharebesi'nde İsveç ordusu Rus ordusuna yenildi.
Aynı Yıllarda Dünya
19 / 19 · 1 dk1700: İsveç, Rusya, Danimarka ve Lehistan arasında Büyük Kuzey Savaşı başladı; aynı yıl Osmanlı Devleti ile Rusya İstanbul Antlaşması'nı imzaladı.
1701: İspanya Veraset Savaşı başladı; Fransa ile Avusturya ve müttefikleri on üç yıl süren bir savaşa girdi.
1703: I. Petro, Neva nehri ağzında Petersburg şehrini kurdu ve başkenti buraya taşıma kararı aldı.
1704: Höchstädt Muharebesi'nde Fransız ordusu yenildi; savaşın seyri müttefikler lehine döndü.
1707: İngiltere ile İskoçya birleşerek Büyük Britanya Krallığı'nı kurdu.
1709: Poltava Muharebesi'nde İsveç ordusu yenildi; XII. Karl Osmanlı topraklarına sığındı.
1711: Kutsal Roma imparatoru I. Josef'in ölümü üzerine kardeşi VI. Karl tahta çıktı.
1713: Utrecht Antlaşması ile İspanya Veraset Savaşı büyük ölçüde sona erdi.
Kronoloji
31 olay- 17. yüzyıl
Osmancık'ta doğdu; ailesi hakkında kayıtlarda bilgi yoktur.
Rusya, Azak Kalesi'ni ele geçirdi; kale on beş yıl Rus elinde kaldı.
Karlofça Antlaşması imzalandı; Osmanlı Devleti büyük toprak kayıplarıyla savaşsız bir döneme girdi.
- 18. yüzyıl
İstanbul Antlaşması ile Azak Rusya'da bırakıldı ve Rusya'ya İstanbul'da daimî elçi bulundurma hakkı tanındı.
Edirne Vak'ası ile II. Mustafa tahttan indirildi, yerine III. Ahmed geçti.
Mirahurluk görevine tayin edildi; kısa süre sonra tahsildar olarak taşraya gönderildi.
Vezirlik rütbesiyle kaptanıderyalığa getirildi.
Birinci kez sadrazamlığa getirildi; kaynakların bir kısmı tayin tarihini 21 Aralık olarak verir.
Osmancık'ta kitabesi bugüne ulaşan çeşmeyi yaptırdı.
Sakız adasına gönderildi; sürgünün ardından Erzurum valiliğine tayin edildi.
Sadaretten azledildi; yerine Çorlulu Ali Paşa getirildi.
İsveç kralı XII. Karl, Osmanlı sınırını geçerek Bender'e sığındı; iadesi Rusya ile gerginliğin ana konusu oldu.
Halep valiliğine getirildi.
Poltava Muharebesi'nde İsveç ordusu Rus ordusuna yenildi.
İkinci kez sadrazamlığa getirildi.
Rusya'ya savaş ilan edildi; Rus elçisi tutuklanarak Yedikule'ye konuldu.
Ordu Tuna'yı geçerek Boğdan topraklarına girdi; Kırım hanı II. Devlet Giray Tatar kuvvetleriyle katıldı.
Boğdan voyvodası Dimitrie Cantemir Rus tarafına geçti; beklenen ikmal desteği gerçekleşmedi.
Midilli adasına sürgün edildi.
Serdar-ı ekrem tayin edilerek ordunun başkomutanlığı kendisine verildi.
Ordu İstanbul'dan hareket etti; sefer mevcudu kaynaklarda iki yüz bin dolayında verilir.
Dört gün süren hücumların ardından Rus başkomutanı Şeremetev barış talebini bildirdi; ordu erkânı meclisi görüşmeyi kabul etti.
Prut nehri kıyısında Stanileşti yakınında muharebe başladı; Rus ordusu kuşatma altına alındı.
Prut Antlaşması kararlaştırıldı; imza tarihi kaynakların bir kısmında 22, bir kısmında 23 Temmuz olarak verilir.
Ordu seferden Edirne'ye döndü.
Sadaretten azledildi; yerine Ağa Yusuf Paşa getirildi.
Antlaşma şartlarının yerine getirilmediği gerekçesiyle Rusya'ya yeniden savaş ilan edildi; çatışma çıkmadı.
İstanbul'da imzalanan antlaşma ile Prut şartları teyit edildi.
Midilli'den Limni adasına nakledildi.
Limni adasında öldü ve orada defnedildi; kaynakların bir kısmı ölüm tarihini temmuz olarak verir.
Edirne Antlaşması ile Prut'ta kararlaştırılan maddeler onaylandı ve sınır ayrıntılı biçimde tarif edildi.
Sadareti
2 dönem · yaklaşık 3 yılHizmet Ettiği Padişahlar
2 padişahSavaşlar ve Seferler
2 kayıtAntlaşmalar
1 antlaşmaEserleri
2 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlığın alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Baltacı Mehmet Paşa mührü iki kez aldı: birincisinde 25 Aralık 1704 tarihinde III. Ahmed'den aldı ve 3 Mayıs 1706 tarihinde geri verdi, ikincisinde 18 Ağustos 1710 tarihinde aldı ve 20 Kasım 1711 tarihinde alındı. İkinci döneminde 19 Şubat 1711 tarihinde serdar-ı ekrem tayin edilerek ordunun başkomutanlık yetkisini de üstlendi.
Aile Ağacı
2 kişi
Baltacı Mehmet PaşaÇağdaşları
10 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
6 maddeYanlış Bilinenler
7 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruBaltacı Mehmet Paşa hangi yıllarda sadrazamlık yaptı?
Baltacı Mehmet Paşa nereli ve adı neden Baltacı'dır?
Baltacı Mehmet Paşa sadrazamlıktan önce hangi görevlerde bulundu?
Prut Savaşı neden çıktı?
Prut seferinde ordular ne kadardı?
Prut'ta muharebe nasıl geçti?
Prut Antlaşması'nın maddeleri nelerdir?
Prut Antlaşması ne zaman imzalandı?
Baltacı Mehmet Paşa neden azledildi?
Baltacı Mehmet Paşa nerede ve ne zaman öldü?
Baltacı Mehmet Paşa ile Rus çariçesi arasındaki anlatı doğru mudur?
Prut Antlaşması Osmanlı Devleti için ne kazandırdı?
Prut Antlaşması hemen uygulandı mı?
Baltacı Mehmet Paşa'nın bugüne ulaşan eseri var mıdır?
Baltacı Mehmet Paşa'nın birinci sadaretinde neler oldu?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q805549 · Son güncelleme: 6 Eylül 2026

