
Kör Yusuf Ziya Paşa
كور يوسف ضياء پاشاYûsuf Ziyâeddin Paşa·Kör Yusuf Ziyaüddin Paşa·Gazi Yusuf Ziya Paşa
Kör Yusuf Ziya Paşa, 1798-1805 ve 1809-1811 yıllarında iki kez sadrazamlık yapan, Mısır seferini yöneten Osmanlı devlet adamı ve maden eminidir.
Kör Yusuf Ziya Paşa Kimdir?
15 dk okumaKör Yusuf Ziya Paşa, Gürcü kökenli bir devlet adamıdır. Doğum tarihi bilinmez; 1800 yılında Suriye'de orduda bulunan ve kendisini gören bir İngiliz subayının kaydına göre o sırada elli yaşlarındaydı. Sakız adasında öldü ve orada Şeyh İlyas Efendi Türbesi'ne defnedildi.
Kariyerinin dayanağı maden eminliğidir. Keban ve Ergani maden havzasında 1785 ile 1799 yılları arasında ve ikinci sadareti sırasında yeniden bu görevi yürüttü. Gümüşhane ve Keban'daki gümüş işletmelerinin verimli çalışması, Ergani'de bakır üretimine geçilmesi ve Malatya sancağında yeni gümüş madenlerinin açılması onun dönemine rastlar. Bölgedeki asayişi kendi oluşturduğu zaptiye güçleriyle sağladı ve doğu eyaletlerinin en tanınmış idarecisi haline geldi.
Fransa'nın 1798 yılında Mısır'a saldırması üzerine, sefer güzergâhını ve bölge halkını tanıyan bir sadrazam arandığında bu göreve çağrıldı. Ordunun başında 1799 yılının haziran ayında İstanbul'dan yola çıktı; El-Ariş, Heliopolis ve Kahire, üç yılı aşan bu seferin başlıca durakları oldu. Mısır'ın Fransız işgalinden kurtarılmasının ardından 3 Ağustos 1802 tarihinde İstanbul'a döndü ve kendisine gazi unvanı verildi. Birinci sadareti 24 Nisan 1805 tarihinde istifasıyla sona erdi ve altı yıl sekiz ay sürdü.
İkinci kez, Rusya ile süren savaşın ağırlaşması üzerine 1809 yılının başında sadarete getirildi. İki yılı aşan bu dönem cephede geçti: Yergöğü ve Silistre yakınlarındaki çarpışmalarda Rus kuvvetleri geri püskürtüldü, buna karşılık Rusçuk elden çıktı. 1811 yılında azledildi, mal varlığına el konuldu ve Rodos'ta ikamete memur edildi. Son görevi Sakız adası muhafızlığıdır.
Efendisi Benli Hacı Mustafa Ağa öldü; maden emini Ispanakçı Mustafa Paşa'ya intisap ederek Enderun ağası oldu.
Kökeni ve Doğumu
01 / 19 · 1 dkKaynaklar Yusuf Ziya Paşa'nın Gürcü kökenli olduğunu belirtir. Küçük yaşta İstanbul'a getirildi ve 1760-1761 yıllarında beş ay kaptanıderyalık yapan Benli Hacı Mustafa Ağa'nın kölesi olarak yetiştirildi.
Doğum tarihi bilinmez. Mısır seferi dolayısıyla 1800 yılında Suriye'ye geldiğinde orduda bulunan ve kendisini tanıyan bir İngiliz topçu subayının kaydına göre o sırada elli yaşlarındaydı. Bu kayıt, doğumunun on sekizinci yüzyılın ortalarına rastladığını gösteren tek dayanaktır; kesin bir yıl verilmez.
Lakabı bir gözünü kaybetmiş olmasından gelir. Kaynaklar bu kaybı cirit oyunu sırasında yaşanan bir kazaya bağlar. Aynı kayıtlarda, gözünü çıkaran köleyi para vererek azat ettiği de anlatılır.
Yetişmesi, efendisinin kardeşi olan Anadolu kazaskeri İbrahim Beyefendi'nin hanesinde tamamlandı. Özel hocalardan dinî ve aklî ilimler ile hüsn-i hat dersi aldı; muhasebe tutmayı ve defter düzenini öğrendi.
Aynı yıllarda ata binme, cirit oynama ve silah kullanma gibi becerileri edindi. Bu iki yönlü eğitim, sonraki kariyerinin iki ayağını oluşturdu: hesap ve kayıt bilgisi maden eminliğinde, askerî beceriler ise taşra idaresinde ve sefer görevlerinde işe yaradı.
Ailesi hakkında bilgi bulunmaz. Babasının ve annesinin adı kaynaklarda geçmez; köle olarak İstanbul'a getirilen çocukların aile kayıtları genellikle tutulmazdı.
İlk Görevleri ve İntisapları
02 / 19 · 1 dkEfendisi Benli Hacı Mustafa Ağa 1762 yılında öldü. Yusuf Ziya, bunun üzerine maden emini Ispanakçı Mustafa Paşa'ya intisap etti ve Enderun ağası oldu.
Mustafa Paşa 1768 yılında vezirlik rütbesiyle Erzurum valiliğine getirilince maiyetinde kaldı. Burada tütüncübaşılığa getirildi; dönemin kayıtlarına göre bu görev, valinin en güvendiği kişilere verilen işlerdendi. Paşayla birlikte hacca gitti ve dönüşte Rakka'da yanından ayrılarak İstanbul'a geldi.
Başkentte yeni bir hâmi aradı. 1777 yılının ocak ayında sadrazamlığa getirilen Darendeli Mehmed Paşa'ya intisap etti. Mehmed Paşa ertesi yıl eylül ayının başında azledilince İstanbul'da değişik kişilerin hizmetine girdi.
Kariyerinin yönünü belirleyen tayin 1779 yılında geldi. Keban ve Ergani madenlerine emin tayin edilen Çil Mehmed Emin Ağa'nın mühürdarı sıfatıyla Keban bölgesine gitti. Görevini, Emin Ağa'nın yerine gelen Yeğen Mehmed Ağa'nın yanında da sürdürdü.
Bu görev sırasında maden havzasının çevresindeki asayiş işleriyle uğraştı. Eşkıyalık hareketlerinin bastırılmasıyla görevlendirilen kuvvetlere kumanda etti ve bölgede adını duyurdu.
Daha sonra İstanbul'a döndü. 1781 yılında tersane eminliği yapan, ardından sadaret kethüdâlığına ve sadarete getirilen Halil Hamid Paşa'nın önce mühürdarı, sonra silahdarı oldu. Bu intisap, merkezdeki en üst makamla doğrudan bağ kurmasını sağladı.
Maden Eminliği
03 / 19 · 1 dkYeğen Mehmed Ağa'nın 1784 yılında ölmesi üzerine, bölgeyi tanıyan bir kişi olarak terekesinin zaptı göreviyle yeniden Keban'a gönderildi. Onun yerine 1784 yazında Köse Mustafa Ağa tayin edildi ve bu görev 1786 yılına kadar sürdü.
Köse Mustafa Ağa'nın azlinden sonra maden eminliğine Yusuf Ziya getirildi. Tayin, Darbhâne-i Âmire nâzırının incelemesi ve uygun görüşü üzerine onaylandı.
Maden emaneti, kariyerinde en uzun tuttuğu görevdir. 1785 ile 1799 yılları arasında ve ikinci sadaretini kapsayan 1807-1811 döneminde bu görev uhdesinde kaldı; toplam süre emsalleriyle kıyaslanamayacak kadar uzundur ve sadarete getirilmesinde başlıca etken olmuştur.
Gümüşhane ve Keban havzasındaki gümüş madenlerine yeterli sermaye ayrılmasına özen gösterdi. Ergani'de bakır üretimine geçilmesini, Malatya sancağı dahilinde yeni gümüş madenlerinin açılmasını ve işletilmesini sağladı.
Madenlerin çalışması için gereken kütük ve kömür sevkinde Fırat nehrinden yararlandı. Nehir taşımacılığı, karayolu bulunmayan dağlık havzada maliyeti düşüren tek yoldu.
Oluşturduğu zaptiye güçleri ve merkezin emriyle harekete geçirdiği Erzurum, Diyarbekir, Rakka ve Sivas valiliklerinin kuvvetleriyle bölgeyi eşkıya baskısından temizledi. İkinci sadareti sırasında bu görevi vekil eliyle yürüttü; dönemin tarihçileri bu durumu olağan dışı bulmakla birlikte bölgedeki nüfuzunun doğal sonucu olarak değerlendirir. Sadaretten azledildiğinde maden eminliği de sona erdi.
Keban ve Ergani maden emini Çil Mehmed Emin Ağa'nın mühürdarı olarak Keban bölgesine gitti.
Valilikleri ve Taşradaki Nüfuzu
04 / 19 · 1 dkMaden eminliğindeki hizmetleri yükselme yolunu açtı. Kendisine önce Malatya sancağı verildi; ardından vezir rütbesiyle eyalet valilikleri tevcih edildi.
Diyarbekir valiliğine 1793, Erzurum valiliğine 1794 yılında getirildi. 1796 yılında Çıldır ve Trabzon eyaletlerini yönetti; Canik muhassıllığı ve Karaman eyaleti de uhdesine verilen görevler arasındadır.
Bu görevlerin ortak konusu asayişti. Halktan usulsüz vergi alan, haraç toplayan ve merkezin emrini dinlemeyen güçlerle uğraştı. Madencilik bölgelerinde güvenliğin sağlanması, hem üretimin hem vergi gelirinin sürmesi için şarttı.
Askerî güç kullanmanın yanında meseleleri uzlaşmayla çözmesi merkezde takdir gördü. Kan dökülmeden varılan çözümler, doğu eyaletlerinde âyan ve aşiret dengesinin korunması bakımından önemliydi.
Bu yıllarda çevresinde kendisine bağlı bir kuvvet oluştu. Bölgedeki âyan, muhassıl ve paşalarla kurduğu ittifak, merkezin doğuda dayanabileceği tek yapıydı.
Böylece on sekizinci yüzyılın sonunda doğu eyaletlerinin en tanınmış idarecisi haline geldi. Merkez, Anadolu üzerinden Suriye'ye ve Mısır'a yürüyecek bir ordunun başına geçecek kişiyi ararken bu nüfuz belirleyici oldu.
Valilik görevleriyle maden eminliğinin aynı kişide birleşmesi, bölgedeki idarî düzenin de tek elden yürütülmesi anlamına geliyordu. Vergi tahsilatı, asayiş ve üretim, birbirine bağlı üç başlık olarak ele alındı.
Birinci Sadarete Getirilişi
05 / 19 · 1 dkFransa 1798 yılının temmuz ayında Mısır'a asker çıkardı. Osmanlı Devleti aynı yılın eylül ayında Fransa'ya savaş ilan etti.
Mısır'a karadan sevk edilecek ordunun başına geçecek bir sadrazam arandı. Aranan nitelikler açıktı: ordunun geçeceği güzergâha hâkim, bölgeyi ve bölge insanlarını tanıyan, kendisine asker toplayabilecek nüfuzda bir kişi. Akla gelen ilk isim Yusuf Ziya Paşa oldu.
Sadarete 1798 yılının eylül ayında davet edildi. Tayin tarihi kaynaklarda ayrışır: bir kısmı 30 Ağustos, bir kısmı 23 Ekim, bir kısmı 25 Ekim 1798 tarihini verir. Erzurum'dan hareketle 26 Ekim 1798 tarihinde İstanbul'a ulaştı.
Başkentteki hazırlık kışı aldı. Ordunun toplanması, zahire ve mühimmat tedariki, deniz yoluyla gönderilecek birliklerin düzeni ve İngiltere ile Rusya'yla kurulan ittifakın askerî karşılığı bu aylarda düzenlendi.
Fransa'ya karşı oluşan bu ittifak, Osmanlı dış siyasetinde yeni bir durumdu. Rusya ile aynı safta yer alınması, on sekizinci yüzyıl boyunca süren savaşların ardından ilk kez gerçekleşiyordu.
Ordu 1799 yılının haziran ayında İstanbul'dan yola çıktı. Sadrazam serdâr-ı ekrem sıfatıyla ordunun başındaydı; serdâr-ı ekrem, padişah adına sefer idaresini üstlenen komutandır. Aynı sıfatla üç yılı aşan bir süre başkentten uzak kaldı.
Mısır Seferi: Şam'dan El-Ariş'e
06 / 19 · 1 dkOrdu Anadolu üzerinden güneye ilerledi ve 1799 yılının eylül ayında Şam'a ulaştı. Yürüyüş boyunca geçilen bölgelerde kendisini tanıyanların katılımıyla ordunun mevcudu arttı.
Aynı yılın ağustos ayında, sadrazam Ariş yönüne yaklaşırken Napolyon Bonapart'ın Mısır'dan ayrılıp Fransa'ya döndüğü haberi geldi. Sadrazam bu haberi İstanbul'a bildirdi. Mısır'daki Fransız kuvvetlerinin kumandası General Jean-Baptiste Kléber'e kalmıştı.
Büyüyen bir orduyla yaklaşılması, Kléber'in tahliye şartlarını görüşme talebinde bulunmasına yol açtı. Fransız kuvvetleri Mısır'da ikmal alamıyor ve denizde İngiliz donanmasının ablukası altında bulunuyordu.
El-Ariş, Sina yarımadasının kuzeyinde ve Mısır'a giriş yolundaki kaledir. Kuşatma 1799 yılının aralık ayında yapıldı ve kale alındı. Kuşatmanın günleri kaynaklarda farklı verilir.
Mısır'ın tahliyesine dair şartname, bu sonucun ardından sadrazamın çadırında imzalandı. İmza 1800 yılının ocak ayındadır. Fransız tarafını General Louis Charles Antoine Desaix ile Jean-Baptiste Poussielgue, İngiliz tarafını Amiral Sidney Smith temsil etti.
Sözleşme uygulanamadı. İngiliz hükümeti metni kabul etmedi ve çatışmalar yeniden başladı. Böylece tahliye, iki yıl daha sürecek bir harekâtın konusu oldu.
Keban ve Ergani maden eminliğine getirildi; bu görev kariyerinin dayanağı oldu.
Mısır Seferi: Heliopolis ve Geri Çekilme
07 / 19 · 1 dkSözleşmenin reddedilmesinden sonra Fransız kuvvetleri harekete geçti. Osmanlı ordusu 20 Mart 1800 tarihinde Heliopolis'te hazırlıksız yakalandı ve bozguna uğradı. Yer, Arapça kaynaklarda Ayn Şems adıyla geçer.
Sadrazam meydanı terk etmeyi reddetti ve sonuna kadar çarpışmak istedi. Kaynaklar, bu kararından çevresindekiler tarafından güçlükle vazgeçirildiğini ve arka hatlara alındığını kaydeder.
Ordu dağılmadan Gazze'ye kadar çekildi. Bozgunun tam bir felakete dönüşmemesinin sebebi, geri çekilmenin düzen içinde yapılabilmesiydi.
İkmal şartları sebebiyle Yafa'da ordugâh kuruldu. Yafa, Akdeniz kıyısında ve deniz yoluyla gelen malzemenin karşılanabileceği bir noktadaydı.
Ordunun bir arada tutulması, sonraki yılın harekâtının şartıdır. Bozgundan sonra dağılan bir ordunun yeniden toplanması, dönemin şartlarında aylar alırdı.
Yafa'daki bekleyiş 1801 yılının mart ayına kadar sürdü. Sadrazam bu ayda ordusuyla yeniden El-Ariş yönüne hareket etti; aynı dönemde İngiliz kuvvetleri de İskenderiye yakınlarına çıkarma yaptı. Mısır harekâtı böylece iki yönden yürütülen bir kuşatmaya dönüştü.
Bekleyiş süresi ordunun yeniden düzenlenmesine ayrıldı. Kayıplar tamamlandı, zahire ve mühimmat deniz yoluyla getirildi, birlikler yeniden taksim edildi. Fransız kuvvetleri ise aynı dönemde hem denizden hem karadan kuşatılmış durumdaydı ve dışarıdan ikmal alamıyordu.
Mısır'ın Geri Alınması
08 / 19 · 1 dk1801 yılının mayıs ayında Haneke yakınlarındaki Müneyyer köyü civarında yapılan çarpışmada Fransız kuvvetleri yenilgiye uğradı. Çarpışmanın günü kaynaklarda farklı verilir.
Bu sonuç, Fransız işgalinin sonunu getiren gelişmelerin başlangıcı oldu. Sadrazamın Heliopolis bozgununa rağmen orduyu bir arada tutmuş olması, bu zaferin dayanağıdır.
Kahire'deki Fransız kuvvetleri 27 Haziran 1801 tarihinde teslim şartlarını kabul etti. Şehrin boşaltılması temmuz ayının başında tamamlandı.
Sadrazam 1801 yılının temmuz ayında merasimle Kahire'ye girdi ve askerî harekâtı sonuçlandırdı. Giriş günü kaynaklarda farklı verilir. İstanbul'da kendisine gazi unvanı verildi; III. Selim tebriknamesinde ona bu sıfatla hitap etti.
İskenderiye'deki Fransız kuvvetleri 8 Eylül 1801 tarihinde teslim oldu. Böylece Mısır'daki Fransız varlığı tamamen sona erdi.
Mısır'da gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra idare vali Hüsrev Paşa'ya teslim edildi. Sadrazam, İstanbul'dan gelen emir üzerine 1802 yılının şubat ayında yola çıktı. Yeniçeri ocakları ve mühimmat deniz yoluyla gönderilirken kendisi orduyla karadan hareket etti; devlet ricâli tarafından İznik'te karşılandı ve 3 Ağustos 1802 tarihinde törenle İstanbul'a girdi.
Birinci Sadaretin Son Yılları
09 / 19 · 1 dkFransa ile barış görüşmeleri Paris'te sürdürüldü. Mısır'ın tahliyesini de içeren antlaşma 25 Haziran 1802 tarihinde imzalandı ve iki devlet arasındaki savaş hali sona erdi.
İstanbul'a dönüşünden sonra sadareti iki buçuk yıla yakın bir süre daha devam etti. Bu dönem, sefer sonrası düzenlemeler ve iç siyasetle geçti.
Dönemin merkezî meselesi Nizâm-ı Cedîd'di. III. Selim'in kurduğu yeni ordu düzeni, yeniçeri ocakları ve onlara bağlı çevrelerde sürekli tepki topluyordu. Sadaret makamı, iki taraf arasındaki gerilimin ortasında kalmıştı.
Sefer masrafı hazineyi zorlamıştı. Mısır harekâtı üç yıldan uzun sürmüş, ordunun iaşesi ve ödemeleri olağanüstü kaynaklarla karşılanmıştı.
Aynı yıllarda Rumeli'de ve Anadolu'da âyan gücü arttı. Merkezin taşradaki emri, giderek yerel hanedanlarla kurulan anlaşmalara bağlı hale geliyordu.
Sadrazam bu şartlarda görevden ayrılma kararı verdi. Mührü 24 Nisan 1805 tarihinde bıraktı; birinci sadareti altı yıl sekiz ay sürmüştü. Gerekçe olarak yaşlılığını ve hastalığını ileri sürdü. Dönemin kaynakları, kararında merkezdeki siyasî gerilimin ve işlerin ağırlaşmasının da payı olduğunu kaydeder.
Fransa'nın Mısır'a saldırısı üzerine sadarete davet edildi; tayin tarihi kaynaklarda 30 Ağustos, 23 Ekim ve 25 Ekim 1798 olarak ayrı ayrı verilir.
Ara Dönem Görevleri
10 / 19 · 1 dkİstifasından sonra Beylerbeyi'ndeki yalısında ikamete memur edildi. Yerine getirilen Hâfız İsmâil Paşa, Nizâm-ı Cedîd düzenlemelerine muhalif bir isimdi.
Birkaç ay sonra vezareti iade edildi ve Tayyar Mahmud Paşa'nın isyanını bastırmakla görevlendirildi. Tayyar Mahmud Paşa'nın Rusya'ya kaçmasıyla mesele kendiliğinden çözüldü.
Bu görev sırasında Anadolu âyanını yanına çekmeyi başardı. Çapanoğlu Süleyman Bey başta olmak üzere bölgenin ileri gelenleriyle kurduğu iş birliği, merkezde adının yeniden öne çıkmasını sağladı.
Avrupa'daki denge değişti. Napolyon'un üstünlüğü Fransa ile dostluk siyasetini kaçınılmaz kılınca İngiltere ve Rusya ile Mısır seferi sırasında kurulan ittifak sona erdi; 1806 yılında bu iki devletle savaş hali doğdu.
Yusuf Ziya Paşa 1807 yılının eylül ayında Kars valiliğine ve doğu cephesi seraskerliğine getirildi. Serasker, bir cephenin bütün kuvvetlerinden sorumlu komutandır. Doğu cephesi, Rusya ile süren savaşın Kafkasya ayağını oluşturuyordu. Ardından Bağdat valiliğine tayin edildi.
Başkentte iki kez taht değişti. III. Selim 1807 yılında tahttan indirildi, IV. Mustafa tahta çıktı; 1808 yılının temmuz ayında IV. Mustafa da indirildi ve II. Mahmud tahta çıktı. Yusuf Ziya Paşa bu olayların uzağında, doğu eyaletlerinde bulunuyordu.
İkinci Sadarete Getirilişi
11 / 19 · 1 dkRusya ile süren savaşın ağırlaşması üzerine tecrübeli ve taşrada gücü olan bir kumandana ihtiyaç duyuldu. Yusuf Ziya Paşa 1 Ocak 1809 tarihinde yeniden sadarete çağrıldı; kaynakların bir kısmı tayini 1809 yılının mart ayına koyar.
Sadaret haberini Malatya taraflarında aldı. Mühür kendisine gönderildi. İstanbul'da tayinin kime yapıldığı bir süre gizli tutuldu.
Mührü kabulde tereddüt etti. İç ve dış durumun kötülüğü, yeniçeri ocaklarındaki huzursuzluk ve hazinenin boşalması, göreve gelmeyi riskli kılıyordu. Yeniden istifa etmeye cesaret edemediği için kabul etti.
Tayin merkezde tepki topladı. Nizâm-ı Cedîd düzenine muhalif çevreler kendilerine uygun bir vezirin getirilmesi için çalıştı; şehrin belirli yerlerine kendisine güven duyulmadığını bildiren kâğıtlar asıldı.
Bu sebeple başkente gitmekte acele etmedi. Eşkıyalık yapan bazı aşiretlerin bastırılmasıyla uğraştığını gerekçe gösterdi; yola çıktıktan sonra da ağır ilerledi ve İstanbul'a ancak 24 Nisan 1809 tarihinde, üç buçuk ayda ulaştı. Bu süre boyunca sadaret işlerini kaymakam olarak tayin edilen Çarhacı Ali Paşa yürüttü.
27 Nisan 1809 tarihinde serdâr-ı ekrem ilan edildi ve sefer hazırlığına başlandı.
Rus Cephesi: 1809 Harekâtı
12 / 19 · 1 dkOrdunun başında 5 Temmuz 1809 tarihinde Edirne yönüne hareket etti. Edirne sahrasına 3 Ağustos 1809 tarihinde ulaştı.
18 Ağustos 1809 tarihinde Şumnu istikametine yöneldi. Şumnu, Balkan geçitlerinin güneyindeki ana üs noktasıydı ve Tuna hattının savunmasında merkez kabul ediliyordu.
Yaklaşırken Rus kuvvetlerinin Kalas'ta köprü kurarak Tuna'yı aştıkları haberi geldi. Hazırlıklar tamamlanmadan düşman karşısına çıkmaktan kaçındı ve ileri hattı Çarhacı Sürûrî Paşa ile Pehlivan İbrahim Ağa gibi kumandanlara bıraktı.
İleri hattın güvence altına alınmasından sonra 1809 yılının eylül ayında Rusçuk sahrasına kadar ilerledi. Yergöğü yakınlarındaki çarpışmaya kendi takviye birlikleriyle katıldı ve buradaki Rus kuvvetlerinin geri püskürtülmesinde etkili oldu.
24 Ekim 1809 tarihinde Silistre yakınlarında önemli bir muharebe yapıldı ve Rus kuvvetleri yenilgiye uğratıldı. Silistre, Tuna'nın güney kıyısındaki en güçlü kalelerdendi.
Harekât mevsimi sona erince ordu kışlamak üzere Şumnu'ya döndü. Bu başarılar Rus ilerleyişini durdurmaya yetmedi: aynı dönemde İsmail ve İbrail kaleleri elden çıktı ve düşman kuvvetleri Şumnu önlerine kadar indi.
Tuna hattının savunması, kalelerin birbirine bağlı bir dizi olarak tutulmasına dayanıyordu. Bir kalenin düşmesi komşu kalelerin ikmal yolunu da tehdit ediyor, bu yüzden her kayıp hattın tamamını zayıflatıyordu.
Erzurum'dan hareketle İstanbul'a geldi.
Rus Cephesi: 1810 Harekâtı
13 / 19 · 1 dk1810 yılı iki taraf için de zorlu geçti. Rus kuvvetleri mevzilerini korumakta güçlük çekiyor, Rusçuk ve Yergöğü çevresindeki muharebelerden kesin sonuç alamıyordu.
Rusçuk üç ay boyunca kuşatma altında tutuldu. Kale 1810 yılının eylül ayında Rus kuvvetlerinin eline geçti; düşüş tarihi kaynaklarda farklı günlerle verilir.
Rusçuk'un kaybı, Tuna hattındaki savunmanın en önemli dayanaklarından birini ortadan kaldırdı. Kale, nehrin güney kıyısında ve Bükreş yolunun karşısındaydı.
Sadrazam 1810 yılının ekim ayında kışlamak üzere Edirne'ye döndü. Dönüşün bir sebebi, II. Mahmud'un bizzat sefere çıkma niyeti ve bununla ilgili hazırlıklardı.
İki yıl süren bu sadaret, sefer yükü altında geçti ve kalıcı bir sonuç vermedi. Dönemin kaynakları, yeniçeri ocaklarının kendisine güvenmemesini bunun sebeplerinden biri olarak kaydeder; ocaklı zümresinden gelmediği için sözünü geçiremediği ve onların meşrebine göre hareket etmek zorunda kaldığı belirtilir.
Aynı kaynaklar, başarısızlığın yalnızca şahıslara bağlanamayacağını da not eder. Kendisinden sonra gelen sadrazamlar da aynı cephede benzer sonuçlarla karşılaştı; savaş ancak 1812 yılında Bükreş Antlaşması ile sona erdi.
Azli ve Müsadere
14 / 19 · 1 dkSadaretten 1811 yılında azledildi. Azil tarihi kaynaklarda ayrışır: bir kısmı 26 Mart, bir kısmı 10 Nisan, bir kısmı 10 Mayıs 1811 tarihini verir.
Azlin başlıca sebebi savaşın başarısızlıkla sürdürülmesiydi. Tuna hattında kalelerin elden çıkması ve ordunun taarruza geçememesi, merkezde makamın değişmesini kaçınılmaz kıldı.
Önce Dimetoka'da oturması istendi. Dimetoka, Edirne'nin güneyinde ve ordunun kışlak bölgesine yakın bir kasabaydı.
Burada bulunduğu sırada 1811 yılının nisan ayında bütün mal varlığına el konuldu. Maden eminliğinden de azledildiği için sarrafı İstanbul'a çağrıldı ve gizli tutulan malı ile nakdi açığa çıkarıldı. Müsadere, azledilen devlet adamlarının mal varlığının hazineye alınması usulüdür.
El konulan mallar sınırlı kaldı. Mal varlığının büyük kısmı hanımının üzerine kayıtlıydı; dönemin kayıtları bunu, müsadereye karşı alınmış bir tedbir olarak değerlendirir. Hanımı 1811 yılının sonunda öldü ve üzerine kayıtlı mücevher, nakit ve emval saraya intikal etti.
1811 yılının mayıs ayında Rodos'ta ikamete memur edildi. Böylece merkezle bağı tamamen kesildi ve adı devlet işlerinden uzun süre uzak kaldı.
Son Görevleri ve Ölümü
15 / 19 · 1 dkBeş yıl kadar sonra yeniden görev verildi. Eğriboz muhafızlığına getirildi; kaynakların bir kısmı bu tayini 1815, bir kısmı 1817 yılına koyar. Eğriboz, Yunanistan'ın doğusundaki ada ve sancaktır.
Burada yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra Sakız adasına tayin edildi. Sakız, Ege denizinde Çeşme açıklarındaki adadır ve sancak merkeziydi.
Adaya varışından kısa süre sonra öldü. Ölüm tarihi kaynaklarda ayrışır: bir kısmı 1819 yılını verir, Sakız'dan gönderilen resmî bildirime dayanan kayıt ise 26 Ağustos 1817 tarihini gösterir.
Aynı bildirime göre adaya varışı, ölümünden yalnızca birkaç hafta öncedir. Kaynaklardaki tarih farkı, son yıllarında merkezin ilgi alanından uzak kaldığının göstergesi sayılır.
Sakız adasındaki Şeyh İlyas Efendi Türbesi'ne defnedildi.
Toplam sadaret süresi dokuz yıla yakındır ve bu sürenin yalnızca iki yılı başkentte geçmiştir. Geri kalanı Mısır ve Rumeli seferlerinde, ordunun başında geçti. Bu yönüyle, on dokuzuncu yüzyıl başında en uzun süre cephede kalan sadrazamlardan biridir.
Ölümünden sonra adı devlet kayıtlarında uzun süre anılmadı. Keban havzasındaki işletme düzeni ve Mısır seferinin kaydı, hakkındaki bilgilerin dayandığı iki ana başlık olarak kaldı.
Ordunun başında serdâr-ı ekrem sıfatıyla İstanbul'dan Mısır seferine çıktı.
Eserleri ve Hayratı
16 / 19 · 1 dkAdıyla anılan en bilinen yapı, Elazığ'ın Keban ilçesindeki külliyedir. Yapı topluluğu on sekizinci yüzyılın sonlarında, maden eminliği ve Erzurum valiliği dönemlerinde inşa edildi.
İstanbul'da Çengelköy'de hanımı adına bir çeşme yaptırdı. Maden kasabasında bir cami yaptırdığı da kaydedilir.
Kalıcı işlerinin bir bölümü yapı değil düzendir. Keban ve Gümüşhane havzalarındaki gümüş işletmelerine sermaye ayrılması, Ergani'de bakır üretimine geçilmesi ve Malatya sancağında yeni ocakların açılması bunların başında gelir.
Madenlerin işletilmesi, çevresindeki yerleşimlerin de düzenlenmesini gerektiriyordu. İşçi temini, zahire sevki ve kömür üretimi, havzayı bir üretim bölgesi haline getirdi.
Sefer sırasında yürütülen işler ayrı bir başlıktır. Üç yılı aşan Mısır harekâtı boyunca ordunun iaşesi, yol güzergâhındaki konak düzeni ve nehir ile deniz yoluyla ikmal, doğrudan kendi idaresindeydi.
Mısır seferinin ayrıntılı kaydı, seferde kitâbet ve teşrifat görevinde bulunan Darendeli Hasan İzzet Efendi'nin kaleme aldığı Ziyânâme adlı eserdedir. Eserin adı sadrazama nisbetle konulmuştur ve harekâtın günlük seyri buradan takip edilebilir.
Havzadaki üretim düzeni, kendisinden sonra da sürdü. Keban ve Ergani madenleri on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar devletin başlıca gümüş ve bakır kaynakları arasında kaldı.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
17 / 19 · 1 dkDönemin kaynakları, on dokuz yıla yakın süren maden eminliğinin kendisine bir iş adamı zihniyeti kazandırdığını kaydeder. Devlet işlerini de bu zihniyetle ele aldığı, kararlarını kâr ve zarar hesabına göre verdiği belirtilir.
Birinci sadaretten istifası bu değerlendirmenin dayanağı olarak gösterilir. Merkezdeki gerilimin artmasıyla birlikte görevde kalmanın riskini hesaplayıp çekildiği kaydedilir.
İkinci sadareti kabul ederken gösterdiği tereddüt de aynı çerçevede ele alınır. Mührü, reddetmeye cesaret edemediği için aldığı belirtilir.
Mal varlığının büyük kısmının hanımının üzerine kayıtlı olması, müsadere usulüne karşı alınmış bir tedbir olarak yorumlanır. Bu uygulama dönemin devlet adamları arasında bilinen bir yoldu.
İnsanlarla uyuşmayı tercih eden bir tabiatı olduğu, meseleleri çatışma yerine anlaşmayla çözdüğü kaydedilir. Doğu eyaletlerinde âyan ve aşiretlerle kurduğu ilişki bu tutumun sonucudur.
Kendisini 1799-1801 yıllarında orduda gören İngiliz subayı, iyi kalpli bir kişi olduğuna tanıklık eder ve cirit oyununda gözünü çıkaran köleyi para vererek azat etmesini örnek gösterir. Aynı kaynak, dönemin pek çok devlet adamı gibi uğurlu gün saydığı zamanlar bulunduğunu da not eder.
Hizmet Ettiği Padişahlar
18 / 19 · 1 dkDevlet hizmeti dört padişahın saltanatına yayıldı. İlk görevleri III. Mustafa döneminde başladı; maden eminliğine yükselişi ise I. Abdülhamid'in saltanatına rastlar. Maden eminliğine 1786 yılında getirildi.
III. Selim döneminde valilikleri ve birinci sadareti geçti. Diyarbekir, Erzurum, Çıldır, Trabzon ve Karaman görevleri bu saltanatta verildi; sadareti 1798 yılında başladı ve 24 Nisan 1805 tarihinde istifasıyla sona erdi. Mısır seferinin sonunda gazi unvanını bu padişahtan aldı.
IV. Mustafa'nın kısa saltanatı sırasında doğu cephesi seraskeriydi. İstanbul'daki taht değişikliklerinin uzağında kaldı ve merkezdeki olaylara karışmadı.
II. Mahmud döneminde ikinci sadaretini yaptı. Mühür kendisine 1809 yılının başında gönderildi; azli 1811 yılındadır. Rumeli cephesindeki harekât bu saltanatta yürütüldü.
Son görevleri de aynı padişahın döneminde verildi. Eğriboz ve Sakız muhafızlıkları, azlinden beş yıl kadar sonraya rastlar.
Kariyerinin tamamı, Osmanlı Devleti'nin Nizâm-ı Cedîd tartışmaları ve ardı ardına gelen savaşlarla geçen bir döneme denk gelir. İki sadareti de savaş şartlarında yürütüldü ve ikisinde de görev süresinin büyük bölümü cephede geçti.
El-Ariş kuşatıldı ve kale alındı.
Aynı Yıllarda Dünya
19 / 19 · 1 dk1789: Fransız İhtilali başladı ve Avrupa'daki devlet düzeni değişmeye başladı.
1798: Fransa Mısır'a asker çıkardı; aynı yıl Nil deniz muharebesinde Fransız donanması İngiliz donanması tarafından yenildi.
1799: Napolyon Bonapart Mısır'dan ayrılarak Fransa'ya döndü ve aynı yıl iktidarı ele aldı.
1801: İngiliz kuvvetleri İskenderiye yakınlarına çıkarma yaptı ve Mısır'daki Fransız varlığı sona erdi.
1802: Fransa ile İngiltere arasında Amiens Antlaşması imzalandı ve Avrupa'da kısa bir barış dönemi başladı.
1805: Trafalgar deniz muharebesi yapıldı ve İngiltere denizlerdeki üstünlüğünü pekiştirdi.
1806: Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu dağıldı.
1807: Fransa ile Rusya arasında Tilsit Antlaşması imzalandı.
1812: Rusya ile Bükreş Antlaşması imzalandı ve Osmanlı Rus savaşı sona erdi.
Kronoloji
45 olay- 18. yüzyıl
Efendisi Benli Hacı Mustafa Ağa öldü; maden emini Ispanakçı Mustafa Paşa'ya intisap ederek Enderun ağası oldu.
Ispanakçı Mustafa Paşa'nın Erzurum valiliğine tayin edilmesi üzerine maiyetinde kaldı ve tütüncübaşılığa getirildi.
Sadrazamlığa getirilen Darendeli Mehmed Paşa'ya intisap etti.
Keban ve Ergani maden emini Çil Mehmed Emin Ağa'nın mühürdarı olarak Keban bölgesine gitti.
Halil Hamid Paşa'nın önce mühürdarı, sonra silahdarı oldu.
Maden emini Yeğen Mehmed Ağa'nın ölümü üzerine terekesinin zaptı göreviyle Keban'a gönderildi.
Keban ve Ergani maden eminliğine getirildi; bu görev kariyerinin dayanağı oldu.
Diyarbekir valiliğine getirildi.
Erzurum valiliğine getirildi.
Çıldır ve Trabzon eyaletlerinin idaresi uhdesine verildi.
Fransa'nın Mısır'a saldırısı üzerine sadarete davet edildi; tayin tarihi kaynaklarda 30 Ağustos, 23 Ekim ve 25 Ekim 1798 olarak ayrı ayrı verilir.
Erzurum'dan hareketle İstanbul'a geldi.
Ordunun başında serdâr-ı ekrem sıfatıyla İstanbul'dan Mısır seferine çıktı.
Napolyon Bonapart'ın Mısır'dan ayrılıp Fransa'ya döndüğü haberini aldı ve merkeze bildirdi.
Ordu Şam'a ulaştı.
El-Ariş kuşatıldı ve kale alındı.
- 19. yüzyıl
Mısır'ın tahliyesine dair şartname sadrazamın çadırında imzalandı; İngiliz hükümeti metni kabul etmeyince çatışmalar yeniden başladı.
Heliopolis'te Fransız kuvvetleri karşısında bozguna uğrandı; ordu dağılmadan Gazze'ye çekildi.
Yafa'daki ordugâhtan El-Ariş yönüne yeniden hareket edildi.
Haneke yakınlarındaki Müneyyer köyü civarındaki çarpışmada Fransız kuvvetleri yenilgiye uğradı.
Kahire'deki Fransız kuvvetleri teslim şartlarını kabul etti.
Merasimle Kahire'ye girdi; İstanbul'da kendisine gazi unvanı verildi.
İskenderiye'deki Fransız kuvvetleri teslim oldu ve Mısır'daki Fransız varlığı sona erdi.
Mısır'ın idaresi vali Hüsrev Paşa'ya bırakıldı ve dönüş yolculuğu başladı.
Fransa ile Paris'te barış antlaşması imzalandı.
Törenle İstanbul'a girdi.
Birinci sadaretten istifa etti; görev altı yıl sekiz ay sürmüştü. Yerine Hâfız İsmâil Paşa getirildi.
İngiltere ve Rusya ile savaş hali doğdu.
Kars valiliğine ve doğu cephesi seraskerliğine getirildi.
IV. Mustafa tahttan indirildi ve II. Mahmud tahta çıktı.
İkinci kez sadarete getirildi; mührü Malatya taraflarında aldı. Kaynakların bir kısmı tayini 1809 yılının mart ayına koyar.
İstanbul'a ulaştı; bu süre boyunca sadaret işlerini kaymakam Çarhacı Ali Paşa yürütmüştü.
Serdâr-ı ekrem ilan edildi.
Ordunun başında Edirne yönüne hareket etti.
Edirne sahrasından Şumnu istikametine yöneldi.
Rusçuk sahrasına ilerledi; Yergöğü yakınlarındaki çarpışmada Rus kuvvetleri geri püskürtüldü.
Silistre yakınlarındaki muharebede Rus kuvvetleri yenilgiye uğratıldı; ordu kışlamak üzere Şumnu'ya döndü.
Üç ay kuşatma altında kalan Rusçuk Rus kuvvetlerinin eline geçti.
Kışlamak üzere Edirne'ye döndü.
Sadaretten azledildi; azil tarihi kaynaklarda 26 Mart, 10 Nisan ve 10 Mayıs 1811 olarak ayrı ayrı verilir. Dimetoka'da ikamete memur edildi.
Mal varlığına el konuldu ve maden eminliğinden de azledildi.
Rodos'ta ikamete memur edildi.
Mal varlığının büyük kısmının üzerine kayıtlı olduğu hanımı öldü.
Eğriboz muhafızlığından sonra Sakız adasına tayin edildi; kaynakların bir kısmı Eğriboz tayinini 1815 yılına koyar.
Sakız adasında öldü ve Şeyh İlyas Efendi Türbesi'ne defnedildi. Kaynakların bir kısmı ölüm yılını 1819 olarak verir.
Sadareti
2 dönem · yaklaşık 9 yılHizmet Ettiği Padişahlar
5 padişah




Savaşlar ve Seferler
6 kayıtAntlaşmalar
2 antlaşmaEserleri
6 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlık makamının alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Kör Yusuf Ziya Paşa mührü iki kez aldı. İlkini 1798 yılında III. Selim'den aldı ve 24 Nisan 1805 tarihinde kendi isteğiyle bıraktı. İkincisinde mühür, 1809 yılının başında Malatya taraflarında bulunduğu sırada kendisine gönderildi; İstanbul'a ulaşana kadar makamı kaymakam Çarhacı Ali Paşa yürüttü. İkinci mühür 1811 yılında geri alındı.
Aile Ağacı
3 kişi
Kör Yusuf Ziya PaşaÇağdaşları
10 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
9 maddeYanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruKör Yusuf Ziya Paşa kaç kez sadrazamlık yaptı?
Kör Yusuf Ziya Paşa'nın lakabı nereden gelir?
Kör Yusuf Ziya Paşa'nın kökeni nedir?
Kör Yusuf Ziya Paşa maden eminliği görevinde ne yaptı?
Kör Yusuf Ziya Paşa neden sadrazamlığa getirildi?
Mısır seferi nasıl gelişti?
El-Ariş Sözleşmesi nedir?
Kör Yusuf Ziya Paşa gazi unvanını nasıl aldı?
Kör Yusuf Ziya Paşa birinci sadaretten neden ayrıldı?
Kör Yusuf Ziya Paşa ikinci sadaretinde hangi cephede bulundu?
Kör Yusuf Ziya Paşa neden azledildi?
Azlinden sonra ne oldu?
Kör Yusuf Ziya Paşa ne zaman ve nerede öldü?
Kör Yusuf Ziya Paşa hangi eserleri yaptırdı?
Kör Yusuf Ziya Paşa ile Koca Yusuf Paşa aynı kişi midir?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q6098127 · Son güncelleme: 27 Eylül 2026