
Muhsinzade Mehmed Paşa
محسن زاده محمد پاشاMuhsinzâde Mehmed Paşa·Damat Muhsinzade Mehmed Paşa
Muhsinzade Mehmed Paşa, 1765-1768 ve 1771-1774 yıllarında sadrazamlık yapan, Küçük Kaynarca Antlaşması'nı imzalayan Osmanlı devlet adamıdır.
Muhsinzade Mehmed Paşa Kimdir?
15 dk okumaMuhsinzade Mehmed Paşa, 1704 yılı dolaylarında İstanbul'da doğdu ve 4 Ağustos 1774 tarihinde Karinabad yakınlarında öldü. Babası, 1737 yılında sadrazamlık yapan Muhsinzade Abdullah Paşa'dır. Kariyeri saray hizmetinde başladı, uzun yıllar süren taşra valilikleri ve serhad muhafızlıklarıyla sürdü ve iki ayrı sadaret dönemine ulaştı.
Birinci sadareti 30 Mart 1765 tarihinde başladı ve 7 Ağustos 1768 tarihinde sona erdi. Bu dönemde sancak idarelerinin merkezden yazılı izinle verilmesi kuralı üzerinde durdu ve taşrada güç kazanmış ayan aileleriyle karşı karşıya geldi. Rusya ile savaşa girilmesine karşı çıktığı için görevden alındı ve önce Bozcaada'ya, ardından Rodos'a gönderildi.
1769 yılında affedilerek Mora'da Anapoli muhafızlığına tayin edildi. Ertesi yıl Rus donanmasının desteklediği ayaklanmayı Tripoliçe önünde kırdı. Bu görevin ardından 28 Kasım 1771 tarihinde ikinci kez sadrazamlığa ve aynı zamanda serdar-ı ekremliğe getirildi.
İkinci sadareti, 1768 yılında başlayan savaşın son üç yılını kapsar. Ordunun karargâhı Şumnu'da kuruldu, 1772 yılında mütareke imzalandı ve Focşani ile Bükreş'te barış görüşmeleri yapıldı. Görüşmelerin kesilmesinden sonra savaş yeniden başladı ve 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın Osmanlı tarafındaki imzası ona aittir.
Antlaşmanın imzalanması sırasında hastaydı. İstanbul'a dönmek üzere yola çıkarıldı ve yolda öldü. Kabri, eşi Esma Sultan'ın isteğiyle İstanbul'a nakledildikten sonra Eyüpsultan'dadır.
İstanbul'da Molla Gürani semtinde doğdu. Doğum yılı kaynaklarda yaklaşık olarak verilir.
Doğumu ve Ailesi
01 / 19 · 1 dkMuhsinzade Mehmed Paşa 1704 yılı dolaylarında İstanbul'da, Molla Gürani semtinde doğdu. Doğum günü ve ayı kaynaklarda kayıtlı değildir; verilen yıl da yaklaşık bir tarihtir.
Babası Muhsinzade Abdullah Paşa'dır. Abdullah Paşa uzun bir devlet hizmetinden sonra 1737 yılında sadrazamlığa getirilmiş, kısa süren bir görevin ardından bu makamdan ayrılmıştı. Ailenin lakabı olan Muhsinzade adı, önceki kuşaktan gelen bir ata adına dayanır.
Babasının sadrazam olması, oğlunun kariyerinin ilk basamaklarını doğrudan belirledi. Osmanlı yönetiminde vezir çocuklarının saray ve merkez teşkilatında görev alması yaygın bir uygulamaydı; bu yol, taşra hizmetine geçmeden önce merkezde tanınmayı sağlıyordu.
Annesinin adı kaynaklarda geçmez. Kardeşleri hakkında da ayrıntılı bilgi bulunmaz. Aileye dair bilinen en belirgin bağ, kendisinin 1758 yılında hanedanla kurduğu akrabalıktır.
On sekizinci yüzyıl ortasında Osmanlı devlet adamlığına giden üç ana yol vardı: saray ve Enderun, Bâbıâli kalemleri, bir de askerî ocaklarla taşra hizmeti. Muhsinzade Mehmed Paşa bunlardan üçüncüsünün örneğidir. Kariyerinin neredeyse tamamı sınır boylarında, kale muhafızlıklarında ve eyalet merkezlerinde geçti. Sadarete geldiğinde elindeki en büyük sermaye, Rumeli ve Anadolu'nun idarî yapısını yerinde tanımış olmasıydı.
Devlet Hizmetine Girişi
02 / 19 · 1 dkDevlet hizmetine silahşor olarak girdi. Silahşorluk, saray teşkilatında padişahın hizmetinde bulunan ve ileride vezirliğe kadar yükselebilen bir görev basamağıydı.
Babasının sadrazamlığı sırasında kapıcılar kethüdalığına getirildi. Kapıcılar kethüdası, sarayın kapı hizmetlerini yöneten ve protokol işlerini yürüten görevliydi; makam, padişahın ve sadrazamın çevresinde bulunmayı gerektirdiği için siyasî bakımdan değerliydi.
Bu görevin ardından taşra hizmetine geçti. Vezirlik rütbesiyle eyalet valiliklerine ve serhad kalelerinin muhafızlıklarına tayin edildi. Muhafızlık, bir kalenin savunmasından ve çevresindeki askerî düzenden sorumlu olan görevin adıdır ve sınır boylarında valilikten daha ağır bir sorumluluk sayılırdı.
Babasının sadaretten ayrılması, kendi kariyerinin merkezde değil taşrada sürmesi sonucunu doğurdu. Bu, o dönem için olağan bir seyirdi: merkezdeki güç dengesi değiştiğinde vezirler taşraya gönderilir, orada gösterdikleri hizmete göre yeniden merkeze çağrılırdı.
Taşra görevleri otuz yıla yakın sürdü. Bu süre boyunca hem Anadolu hem Rumeli eyaletlerinde bulundu ve iki yakanın idarî sorunlarını doğrudan gördü. Sadareti sırasında sancak idarelerinin dağıtımı üzerinde durmasının arkasında bu tecrübe gösterilir.
Merkez ile taşra arasındaki bu uzun geçiş, dönemin vezirleri için olağan bir kariyer çizgisiydi. Bir vezir aynı yıl içinde iki ayrı eyalete gönderilebilir, bir kalenin muhafızlığından bir başka eyaletin valiliğine geçebilirdi. Tayinlerin sık değişmesi, valilerin bulundukları yerde kalıcı bir güç kurmasını önlemek amacı taşıyordu.
Taşra Valilikleri ve Serhad Muhafızlıkları
03 / 19 · 1 dkGörev yaptığı yerlerin listesi, on sekizinci yüzyıl ortasında bir vezirin hareket alanını gösterir. Kaynakların ortak olarak saydığı yerler arasında Maraş, Adana, Halep, Anadolu ve Bosna valilikleri ile İnebahtı, Bender, Hotin, Özi ve Eğriboz muhafızlıkları bulunur.
Bu görevlerin bir bölümü Karadeniz'in kuzeyindeki serhad hattındadır. Hotin, Bender ve Özi, Lehistan ve Rusya sınırına bakan kalelerdi; buralarda görev yapmak, Rusya ile ilişkilerin askerî boyutunu yakından tanımak anlamına geliyordu. Sadareti sırasında savaş kararına karşı çıkarken dayandığı gerekçelerin bu deneyime bağlandığı belirtilir.
Eğriboz ve İnebahtı ise Yunanistan sularındaki savunma hattının parçalarıydı. Adana, Maraş ve Halep valilikleri Anadolu'nun güneyindeki asayiş meselelerini, Bosna valiliği de Avusturya sınırındaki düzeni kapsıyordu.
Rumeli beylerbeyliğine birden çok kez tayin edildi. Rumeli beylerbeyliği, Osmanlı eyalet sıralamasında en üst basamaklardan biriydi ve sahibine Balkanlar'ın tamamında geniş bir yetki veriyordu.
Sadrazamlığa getirildiğinde Rumeli'deki bu hizmet çizgisinin içindeydi. Böylece merkeze, uzun yıllar sınır boyunda çalışmış bir vezir olarak geldi. Kaynaklarda görev tarihleri birbirini tutmadığı için burada yalnızca yerler sayılmış, ayrı ayrı tayin tarihleri verilmemiştir.
Babası Muhsinzade Abdullah Paşa sadrazamlığa getirildi; kendisi bu dönemde kapıcılar kethüdalığı görevinde bulundu.
Esma Sultan ile Evliliği
04 / 19 · 1 dk1758 yılının haziran ayında III. Ahmed'in kızı Esma Sultan ile evlendi ve damat unvanını aldı. Kaynaklar evlilik gününü 23 ve 24 Haziran olarak farklı verir; ay ve yıl konusunda ayrılık yoktur.
Esma Sultan 14 Mart 1726 tarihinde Topkapı Sarayı'nda doğmuştu. Annesi Hanife Kadın'dır. III. Mustafa ile I. Abdülhamid'in kız kardeşiydi; yani Muhsinzade Mehmed Paşa, hizmet ettiği iki padişahın eniştesi konumundaydı.
Esma Sultan'ın daha önce iki evliliği olmuştu. İlk eşi Yakub Paşa ile 1743 yılında evlenmiş, Yakub Paşa aynı yıl ölmüştü. İkinci eşi Adana valiliği yapan Yusuf Paşa'dır. Muhsinzade Mehmed Paşa üçüncü eşidir.
Hanedan kızlarıyla evlilik, Osmanlı devlet adamlığında hem koruma hem sınırlama getiren bir bağdı. Damat unvanı taşıyan vezirler saraya daha yakın dururdu; buna karşılık bu yakınlık, sarayın onları daha sıkı denetlemesi anlamına da geliyordu.
Bu bağ, ölümünden sonra kabrinin yerini belirledi. Karinabad yakınlarında ölen paşanın naaşı, Esma Sultan'ın başvurusu üzerine İstanbul'a nakledildi ve Eyüpsultan'a defnedildi. Esma Sultan 13 Ağustos 1788 tarihinde İstanbul'da öldü ve o da Eyüpsultan'a gömüldü.
Birinci Sadareti ve Merkezî Yönetim
05 / 19 · 1 dkMühr-i hümayunu 30 Mart 1765 tarihinde III. Mustafa'dan aldı. Birinci sadareti 7 Ağustos 1768 tarihine kadar, üç yıl dört ay sürdü.
Göreve geldiğinde devlet, Koca Ragıp Paşa'nın 8 Nisan 1763 tarihindeki ölümünden sonra iki kısa sadaret geçirmişti. Ragıp Paşa'nın kurduğu savaş dışında kalma siyaseti henüz sürüyordu; Avrupa'da Yedi Yıl Savaşları 1763 yılında sona ermiş, kıtadaki güç dengesi yeniden kurulmaya başlamıştı.
Sadaretinin iç yönetimdeki ana hattı, taşra idaresinin merkeze bağlanmasıdır. Rumeli ve Anadolu'ya gönderilen emirlerle, sancak ve kaza idarelerinin ancak sadrazamdan çıkan yazılı izinle verilebileceği kuralı tekrarlandı. Amaç, taşradaki nüfuzlu ailelerin bu görevleri kendi aralarında dağıtmasını önlemekti.
Düzenlemenin dayandığı sorun açıktı. Mütesellimlik ve voyvodalık gibi görevler, iltizam düzeni içinde gelir kaynağı haline gelmişti ve bu görevleri elde eden aileler zamanla bölgelerinde kalıcı bir güç kurmuştu. Merkezî yönetim, gelirin toplanmasında bu ailelere muhtaç durumdaydı; buna karşılık onların denetimden çıkmasını istemiyordu.
Malî tarafta ise 1768 yılında başlayacak savaşın hazırlığından çok, mevcut düzenin korunması esas alındı. Hazine, Ragıp Paşa döneminden görece toparlanmış bir halde devralınmıştı.
Ayan Aileleriyle İlişkiler
06 / 19 · 1 dkBirinci sadaretinin en çok tartışılan yönü, taşradaki ayan aileleriyle kurduğu ilişkidir. Ayan, bir bölgenin ileri gelenlerine verilen addır; on sekizinci yüzyılda bu kesim vergi toplama, asker yazma ve asayiş işlerinde fiilî yetki sahibi olmuştu.
Dönemin en güçlü iki ailesi Orta Anadolu'daki Çapanoğulları ile Batı Anadolu'daki Karaosmanoğulları'ydı. Her ikisi de kendi bölgelerinde mütesellimlik ve voyvodalık görevlerini uzun süre elinde tutmuş, geniş topraklar ve kendilerine bağlı silahlı kuvvet edinmişti.
Muhsinzade Mehmed Paşa'nın uygulaması, bu görevlerin ailelerin kendi aralarında devredilmesine izin vermemek üzerine kuruldu. Tayinlerin merkezden çıkması, ayan ailelerinin bölgelerindeki konumunu doğrudan sınırlıyordu.
Uygulama tam olarak yerleşmedi. Savaşın başlamasıyla birlikte merkez, asker ve para sağlamak için aynı ailelere yeniden başvurmak zorunda kaldı; savaş yılları ayanların gücünü azaltmak yerine artırdı.
Bu tabloyu ikinci sadaretinde kendisi de gördü. Şumnu'daki ordunun içinde ayan kuvvetleri önemli bir yer tutuyordu ve seferin yürütülmesi büyük ölçüde bu kuvvetlerin katılımına bağlıydı.
Ayanların yükselişi, sonraki kuşakta Alemdar Mustafa Paşa'nın sadaretine ve 1808 yılındaki Sened-i İttifak metnine kadar uzanan uzun bir sürecin parçasıdır.
Taşra hizmetinde vezirlik rütbesiyle valilik ve kale muhafızlıklarında bulunmaya başladı.
Savaş Tartışması ve Azli
07 / 19 · 1 dk1768 yılına gelindiğinde Rusya ile ilişkiler gerginleşmişti. Lehistan'daki taht kavgası ve Rus kuvvetlerinin bu ülkedeki hareketleri, İstanbul'da savaş yanlısı görüşü güçlendirdi.
Muhsinzade Mehmed Paşa savaşa girilmesine karşı çıktı. Gerekçesi askerîydi: Rumeli'deki kalelerin savunma durumunu yetersiz buluyor, ordunun hazırlığının tamamlanmadığını savunuyordu. Uzun serhad hizmeti, bu değerlendirmeye dayanak sayıldı.
Sarayda ve divanda ağırlık kazanan görüş bunun tersiydi. III. Mustafa ve çevresindeki savaş yanlısı çevre, hazırlık gerekçesini erteleme olarak yorumladı. Sadrazamın tutumu, bu çevre tarafından kararsızlık biçiminde değerlendirildi.
7 Ağustos 1768 tarihinde görevden alındı ve yerine Silahdar Mahir Hamza Paşa getirildi. Bazı kaynaklar azil tarihini eylül ayı olarak verir; sadrazam listeleri ile biyografi kayıtları arasındaki bu fark, azil kararının alınması ile mührün fiilen devredilmesi arasındaki süreyle açıklanır.
Azil, mal varlığına el konulmasıyla sonuçlanmadı. Kaynaklar bunu, göreve saygı gösterilmesi olarak kaydeder ve dönemin diğer azillerinden ayırır.
Savaş, azlinden iki ay sonra başladı. Rus elçisinin 6 Ekim 1768 tarihinde tutuklanmasıyla iki devlet arasında savaş hali doğdu ve altı yıl sürecek mücadele açıldı.
Sürgün ve Mora'daki Görevi
08 / 19 · 1 dkAzlinin ardından önce Bozcaada'ya gönderildi. Kısa süre sonra çıkan ikinci bir emirle Rodos'a geçmesi istendi; gerekçe, görevden alınan sadrazamların Gelibolu ve çevresinde kalmasının usulden olmadığıydı.
Rodos'taki mecburi ikamet uzun sürmedi. Savaşın ilk yılında alınan sonuçlar, tecrübeli vezirlerin yeniden göreve çağrılmasını gerektirdi. 20 Temmuz 1769 tarihinde affedilerek Mora'da Anapoli muhafızlığına tayin edildi. Anapoli, Mora yarımadasının doğu kıyısındaki kale şehridir.
1770 yılının şubat ayında Mora'da Rus donanmasının desteklediği bir ayaklanma çıktı. Rus amirali Orlov'un Mani yarımadasına gelmesiyle başlayan hareket, kısa sürede Laconia ve Messenia bölgelerine yayıldı; ayaklanmacılar Mistra kalesini ele geçirdi ve Koron kalesini altı hafta kuşattı.
Muhsinzade Mehmed Paşa, Anapoli'deki kuvvetin başına geçti ve kuzey eyaletlerinden çağırdığı birliklerle karşı harekâta girişti. Tripoliçe önündeki çarpışmada ayaklanmacı kuvvetler ile onlara katılan Rus müfrezesi dağıtıldı.
Rus donanmasının 1770 yılının haziran ayında bölgeden ayrılmasıyla ayaklanma sona erdi. Bastırma harekâtına katılan başıbozuk birlikler yarımadada yıllarca kaldı ve bölgede uzun süren bir karışıklık dönemi başladı.
Bu başarı, adının yeniden merkezde anılmasını sağladı ve ikinci sadaretinin yolunu açtı.
İkinci Sadareti ve Serdar-ı Ekremlik
09 / 19 · 1 dk28 Kasım 1771 tarihinde ikinci kez sadrazamlığa getirildi. Bazı sadrazam listeleri tayin tarihini 11 Aralık 1771 olarak verir. Aynı kararla serdar-ı ekrem tayin edildi.
Serdar-ı ekrem, padişah sefere çıkmadığında ordunun başında bulunan ve padişahın yetkilerini taşıyan başkomutandır. Sadrazamın bu sıfatla cepheye gitmesi, merkezdeki işlerin sadaret kaymakamı tarafından yürütülmesi anlamına gelirdi.
Göreve geldiğinde savaş dördüncü yılındaydı ve tablo ağırdı. Rus kuvvetleri 1769 yılında Hotin'i almış, 1770 yılında Larga ve Kartal muharebelerinde Osmanlı ordusunu geri püskürtmüş, aynı yılın haziran ayında Çeşme'de Osmanlı donanmasını yakmıştı. 1771 yılında Kırım Rus denetimine geçti.
Ordunun karargâhı 19 Aralık 1771 tarihinde Şumnu'da kuruldu. Şumnu, Balkan geçitlerinin kuzeyinde, Tuna hattı ile İstanbul yolu arasındaki kilit noktadır. Mevcut, kaynaklara göre otuz bin ile kırk bin arasında değişiyordu ve bu kuvvetin önemli bir bölümü ayan birliklerinden oluşuyordu.
İkinci sadaretinin programı, kaybedilmiş bir savaşı kazanmaya çalışmak değil, savaşı kabul edilebilir şartlarla bitirmek üzerine kuruldu. Bunun için hem cephede hattı tutmak hem de barış görüşmelerini sürdürmek gerekiyordu.
Avrupa'da Yedi Yıl Savaşları başladı; Osmanlı Devleti savaşın dışında kaldı.
Tuna Cephesi ve Şumnu Karargâhı
10 / 19 · 1 dkTuna nehri, savaşın son yıllarında iki tarafın belirleyici hattıydı. Kuzey kıyısı Rus denetimindeydi; Osmanlı savunması nehrin güneyindeki kalelere ve Balkan geçitlerine dayanıyordu.
Silistre, Rusçuk, Vidin ve Yergöğü bu hattın başlıca kaleleridir. Rus kuvvetleri her yıl nehri geçmeyi ve Balkanlar'ın güneyine sarkmayı denedi; Osmanlı ordusu ise geçitleri kapatmaya ve kaleleri ayakta tutmaya çalıştı.
Şumnu, bu savunma düzeninin merkeziydi. Karargâhın burada kurulması, ordunun hem Tuna kalelerine hem de Edirne yönündeki yola aynı anda bakabilmesini sağlıyordu. Sadrazam savaşın son üç yılını büyük ölçüde bu karargâhta geçirdi.
Ordunun asıl sorunu mevcut değil, tedarikti. Uzayan savaş, yiyecek ve cephane akışını zorlaştırmış, asker yazımı taşradaki ayan kuvvetlerine bağlı hale gelmişti. Kaynaklar, birliklerin bir kısmının sefer mevsimi dışında dağıldığını kaydeder.
1773 yılında Rus kuvvetleri Silistre üzerine yürüdü ve kaleyi kuşattı. Kuşatma sonuçsuz kaldı, ancak nehrin güneyindeki hattın kırılabileceğini gösterdi.
Aynı yıl içinde iki taraf da kesin sonuç alamadı. Bu durum, cephedeki dengenin yalnızca askerî değil, görüşme masasındaki tutumlar üzerinden çözüleceği anlamına geliyordu.
Focşani ve Bükreş Barış Görüşmeleri
11 / 19 · 1 dkBarış arayışı, ikinci sadaretinin daha ilk yılında başladı. 30 Mayıs 1772 tarihinde dört aylık bir mütareke imzalandı ve silahlar sustu.
Mütarekenin ardından 1772 yılının ağustos ayında Focşani'de bir barış kongresi toplandı. Görüşmeler kısa sürede tıkandı; anlaşmazlığın merkezinde Kırım'ın hukukî durumu vardı. Rusya, hanlığın Osmanlı Devleti'nden tamamen ayrılmasını istiyor, Osmanlı tarafı ise bu ayrılığın kabul edilemeyeceğini bildiriyordu.
Görüşmeler 23 Ekim 1772 tarihinde Bükreş'te yeniden başladı. Bu ikinci kongre de aynı meselede kilitlendi ve sonuç vermeden dağıldı. Çarpışmalar 1772 yılının aralık ayından itibaren yeniden başladı.
Görüşmelerin başarısızlığı, iki tarafın Kırım'a yüklediği anlamın farklılığından kaynaklanıyordu. Rusya için hanlığın ayrılması, Karadeniz'in kuzeyinde serbest hareket imkânı demekti. Osmanlı tarafı için ise hanlığın bağı, hem sınır güvenliğinin hem de padişahın halife sıfatının konusuydu.
Muhsinzade Mehmed Paşa görüşmelerin sürdürülmesinden yanaydı. Cephedeki durumu yakından bildiği için, askerî bir çözümün beklenemeyeceği görüşündeydi. Buna karşılık İstanbul'daki divan, cepheden gelen değerlendirmeleri karşılıksız bulup şartları reddetti.
İki kongrenin sonuçsuz kalması, savaşın bir buçuk yıl daha sürmesine yol açtı.
1774 Seferi ve Mütareke
12 / 19 · 1 dk1774 yılının başında iki gelişme aynı anda oldu. 21 Ocak 1774 tarihinde III. Mustafa öldü ve yerine kardeşi I. Abdülhamid tahta çıktı. Yeni padişah, savaşın sonuçlandırılması işini aynı sadrazama bıraktı.
Sefer mevsimi açıldığında Rus kuvvetleri Tuna'yı geçti. 20 Haziran 1774 tarihinde Kozluca yakınında yapılan çarpışmada Osmanlı kuvvetleri dağıldı ve Rus birlikleri Şumnu yönünde ilerleyerek karargâhı kuşatma tehdidi altına aldı.
Bu tablo görüşmeleri hızlandırdı. Ordunun tedarik hattı zorlanmış, kuvvetlerin bir bölümü dağılmıştı; cephede yeni bir sefer mevsimini bekleyecek imkân kalmamıştı.
Muhsinzade Mehmed Paşa barış şartlarını görüşmek üzere heyet gönderdi. Osmanlı tarafında görüşmeleri sadaret çevresinden Ahmed Resmî Efendi ile İbrahim Münib Efendi yürüttü. Rus tarafında Mareşal Pyotr Rumyantsev ile Nikolay Repnin bulunuyordu.
Görüşmeler kısa sürdü. Metin, ordugâhlar arasındaki Küçük Kaynarca köyünde hazırlandı ve 21 Temmuz 1774 tarihinde imzalandı.
Kaynaklar, iki yıl önceki görüşmelerde ortaya konan şartların bu kez daha ağır olduğunu kaydeder. 1772 yılında İstanbul'un reddettiği metin ile 1774 yılında kabul edilen metin arasındaki fark, savaşın son iki yılındaki gelişmelerin sonucudur.
III. Ahmed'in kızı Esma Sultan ile evlendi ve damat unvanını aldı. Kaynaklar evlilik gününü 23 ve 24 Haziran olarak farklı verir.
Küçük Kaynarca Antlaşması
13 / 19 · 1 dkAntlaşma 21 Temmuz 1774 tarihinde, bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Küçük Kaynarca köyünde imzalandı. Osmanlı tarafındaki imza Muhsinzade Mehmed Paşa'ya, Rus tarafındaki imza Mareşal Pyotr Rumyantsev'e aittir.
Metin 28 maddeden oluşur. Osmanlı Türkçesi, Rusça ve İtalyanca olmak üzere üç dilde yazıldı; iki metin arasında anlaşmazlık çıkması halinde İtalyanca metnin esas alınacağı kaydedildi.
Antlaşma, altı yıl süren savaşı sona erdirdi. Rusya, işgal ettiği Eflak, Boğdan, Besarabya, Bender kalesi ve Adalar Denizi'ndeki adaları Osmanlı Devleti'ne geri verdi. Geri verilen yerlerin halkına iki yıllık vergi muafiyeti tanındı.
Metin yalnızca sınır düzenlemesi değildi. Ticaret, elçilik, esirler, ibadet ve unvan kullanımı gibi başlıklarda kalıcı hükümler taşıyordu. Bu yönüyle, iki devlet arasındaki ilişkinin bütününü yeniden tarif eden bir belge oldu.
Antlaşmanın onaylanma süreci, imzadan önceki iki yılın tartışmasını da kapattı. Kaynaklar, sadrazamın 1772 yılındaki görüşmelerde ortaya çıkan metni kendi başına onaylamaktan kaçınıp meseleyi İstanbul'a sorduğunu, divanın da reddettiğini kaydeder. 1774 yılında ise cephedeki durum, metnin kabulünden başka bir yol bırakmadı.
İmza sırasında sadrazam hastaydı. Bu, görevindeki son işi oldu.
Antlaşmanın Hükümleri
14 / 19 · 1 dkAntlaşmanın en çok tartışılan maddesi Kırım'a ilişkin olanıdır. Metne göre Kırım Hanlığı siyasî bakımdan bağımsız sayılıyor, iki devletin de hanlığın iç işlerine karışmaması kabul ediliyordu. Buna karşılık dinî bağ sürüyordu: hanlık halkı, halife sıfatını taşıyan Osmanlı padişahını dinî önder olarak tanımaya devam edecekti.
Hukukî düzenleme, üç yüz yıla yakın süren bağın çözülmesi anlamına geliyordu. Hanlığın bağımsız sayılması, Karadeniz'in kuzey kıyısındaki düzeni değiştirdi ve sonraki dokuz yılın tartışma konusunu oluşturdu.
Toprak maddelerine göre Kılburun, Kerç, Yenikale ve Azak kaleleri Rusya'ya bırakıldı. Ayrıca Dinyeper ile Bug nehirleri arasındaki bölge ile Kabartay tarafındaki topraklar Rusya'nın oldu.
Ticaret ve deniz maddeleri, metnin uzun vadede en etkili bölümüdür. Rus ticaret gemilerine Karadeniz'de serbest dolaşım ve boğazlardan geçiş hakkı tanındı. Rusya'ya, İngiltere ve Fransa'ya tanınan kapitülasyon şartlarının aynısı verildi; İstanbul'da daimî elçilik ve Osmanlı şehirlerinde konsolosluk açma hakkı kabul edildi.
Dinî maddeler arasında, Rusya'nın İstanbul'da Ortodoks usulüne göre bir kilise yaptırabilmesi ve bu kilisenin Rus elçisinin gözetiminde bulunması yer alır. Esirler ve savaş tutsakları karşılıksız serbest bırakıldı.
Malî maddeye göre Rusya'ya savaş tazminatı ödenmesi kabul edildi. Kaynaklar bu tutarı 15.000 kese, karşılığı olarak da 4,5 milyon ruble biçiminde verir ve ödemenin üç yıla yayıldığını kaydeder.
Hastalığı ve Ölümü
15 / 19 · 1 dkAntlaşmanın imzalandığı günlerde sağlığı bozulmuştu. Uzun süren sefer, karargâh hayatı ve yaşı, kaynaklarda hastalığın sebepleri arasında sayılır. Yetmiş yaşına yaklaşmıştı.
Barışın ardından ordunun geri çekilmesi ve İstanbul'a dönüş hazırlıkları başladı. Sadrazam yürüyemeyecek durumda olduğu için sedye ile taşındı.
4 Ağustos 1774 tarihinde, Karinabad yakınlarında öldü. Karinabad, Balkan geçitlerinin güneyinde, Şumnu ile Edirne arasındaki yol üzerindedir. Ölümü, Küçük Kaynarca Antlaşması'nın imzalanmasından iki hafta sonradır.
İlk defin yeri konusunda kaynaklar ayrışır: bir kısmı öldüğü yer olan Karinabad'ı, bir kısmı Edirne'deki Eski Cami hazîresini kaydeder. Naaşın daha sonra İstanbul'a nakledilmesi konusunda ise ayrılık yoktur.
Nakil, eşi Esma Sultan'ın başvurusu üzerine yapıldı. Kabri Eyüpsultan'dadır ve türbe kapısının yanına yerleştirildiği kaydedilir.
Görevi azille değil ölümle sona erdi. Yerine 11 Ağustos 1774 tarihinde İzzet Mehmed Paşa getirildi; sadrazam listelerinde görev bitiş tarihi 6 Ağustos 1774 olarak da yer alır. Bu fark, ölüm haberinin İstanbul'a ulaşma süresiyle açıklanır.
Cephede görevdeyken ölen sadrazamlar Osmanlı tarihinde az değildir; ancak bir barış antlaşmasını imzaladıktan iki hafta sonra ölmek, adının doğrudan o metinle birlikte anılması sonucunu doğurdu. Sadrazamlık listelerinde ikinci görev süresi, ölüm tarihine göre iki yıl sekiz ay olarak verilir.
Koca Ragıp Paşa öldü; savaş dışında kalma siyasetinin sürdüğü dönem sona ermeye başladı.
Tarikat Bağı ve Vakıfları
16 / 19 · 1 dkMuhsinzade Mehmed Paşa, İstanbul'da kurulmuş olan Cerrâhiyye tarikatına bağlıydı. Tarikatın kurucusu Nûreddin Cerrâhî 1721 yılında ölmüş, adına kurulan tekke Karagümrük'te faaliyet gösteriyordu.
Tarikat çevresindeki en kalıcı katkısı yazılı olanıdır. Nûreddin Cerrâhî'nin hayatına dair kaleme aldığı eser, bu konudaki ilk çalışma sayılır. Bir devlet adamının kendi bağlı olduğu tarikatın kurucusu hakkında eser yazması, dönemin devlet adamlığı ile tasavvuf çevreleri arasındaki bağı gösteren örneklerden biridir.
Tekkeye değerli yazma eserlerden oluşan bir kütüphane vakfetti. Bu koleksiyon, 1782 yılındaki Balat yangınında yandı ve günümüze ulaşmadı.
Vakıflarının kapsamı yalnızca tekke ile sınırlı değildi. Sadrazamlık geliriyle kurduğu vakıflar ve İstanbul'daki gelir getiren mülkleri, kendisinden sonra da varlığını sürdürdü ve arşiv kayıtlarına dayanan çalışmaların konusu oldu.
On sekizinci yüzyıl sadrazamlarının çoğu adını cami, külliye ya da kütüphane gibi görünür yapılarla yaşattı. Muhsinzade Mehmed Paşa'nın kariyeri neredeyse tamamen taşrada ve cephede geçtiği için, hayratı bu ölçekte bir yapı bırakmadı. Adı, vakıf kayıtları ve tekke kütüphanesi üzerinden anılır.
Cerrâhiyye, İstanbul'da doğmuş tarikatlar arasında sayılır ve merkez tekkesi Karagümrük'tedir. Devlet adamlarının bir tarikat çevresine bağlanması, o dönemde hem şahsî bir tercih hem de şehrin sosyal hayatı içinde bir bağ kurma biçimiydi; vakfedilen kitaplar da bu bağın en somut izini bırakır.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
17 / 19 · 1 dkHakkında en çok anılan değerlendirme, sadaret çevresinde bulunan ve barış görüşmelerini yürüten Ahmed Resmî Efendi'ye aittir. Ahmed Resmî Efendi onu tecrübeli, temkinli ve ölçülü bir vezir olarak tanımlar.
Bu tanım, kariyerinin bütünüyle uyumludur. Uzun serhad hizmeti, savaş ve barış kararlarını askerî imkânlara bakarak değerlendiren bir yaklaşımı beraberinde getirdi. Birinci sadaretinde savaşa karşı çıkışı da, ikinci sadaretinde barış görüşmelerini sürdürmesi de aynı yaklaşımın parçasıdır.
Aynı temkinli tutum, kendisine yöneltilen eleştirinin de kaynağıdır. 1772 yılındaki görüşmelerde ortaya çıkan metni kendi yetkisiyle onaylamayıp İstanbul'a danışması, kaynakların bir kısmında fazla ihtiyat olarak değerlendirilir; savaşın iki yıl daha sürmesi bu kararla ilişkilendirilir. Kaynakların bir kısmı ise bu tutumu, serdar-ı ekremin yetkisini aşmama kaygısıyla açıklar.
İdarî tarafta merkezî denetimi savunan çizgide durdu. Taşra görevlerinin merkezden dağıtılması üzerinde durması, yerel güç odaklarının kalıcılaşmasına karşı bir tercihti.
Avrupa siyasetini takip ettiği kaydedilir. Rusya'nın ve Avusturya'nın hareket alanı hakkındaki değerlendirmeleri, sınır boyunda edindiği bilgiye dayanıyordu.
Tasavvufa bağlılığı ve kitap vakfetmesi, savaş yıllarının dışında kalan tarafını gösterir.
Mirası ve Tarihteki Yeri
18 / 19 · 1 dkMuhsinzade Mehmed Paşa, Osmanlı tarihinde adı doğrudan tek bir belgeyle anılan sadrazamlardandır. Küçük Kaynarca Antlaşması'nın Osmanlı tarafındaki imzası ona aittir ve bu metin, sonraki elli yılın dış siyasetini belirleyen çerçeveyi kurdu.
Antlaşmanın Kırım'a ilişkin maddesi, imzadan dokuz yıl sonra 1783 yılında Rusya'nın hanlığı kendi topraklarına katmasıyla tartışmanın merkezine oturdu. Bu tarihe kadar 1779 yılında imzalanan Aynalıkavak düzenlemesiyle bir ara çözüm arandı; Osmanlı Devleti Rusya'nın desteklediği hanı tanıdı, buna karşılık hanların seçiminde padişahın halife sıfatıyla onayının alınması kabul edildi. Düzenleme kalıcı olmadı.
Ticaret ve elçilik maddeleri de uzun vadeli sonuçlar doğurdu. Karadeniz'in Rus ticaret gemilerine açılması, denizin kapalı bir Osmanlı iç denizi olma niteliğini sona erdirdi.
Savaşın ve antlaşmanın sorumluluğu tek bir kişiye bağlanmaz. Metnin ortaya çıktığı şartlar, 1768 yılında alınan savaş kararına, altı yıllık seferin gidişine ve 1772 yılındaki görüşmelerin sonuçsuz kalmasına dayanır. Kaynaklar, sadrazamın savaşa girilmesine baştan karşı çıkan isim olmasını, tablonun değerlendirilmesinde ayrıca kaydeder.
İki ayrı sadaret döneminde toplam altı yıla yakın görev yaptı. Birinci dönemi taşra idaresinin merkeze bağlanması çabasıyla, ikinci dönemi ise savaşın sonlandırılmasıyla anılır.
Birinci kez sadrazamlığa getirildi; mühr-i hümayunu III. Mustafa'dan aldı.
Aynı Yıllarda Dünya
19 / 19 · 1 dk1763: Paris ve Hubertusburg antlaşmalarıyla Yedi Yıl Savaşları sona erdi.
1766: 22 Mayıs günü İstanbul'da büyük bir deprem oldu; Fatih Camii'nin kubbesi ve minareleri yıkıldı.
1769: James Watt geliştirdiği buhar makinesinin patentini aldı.
1770: Çeşme'de Osmanlı donanması Rus filosu tarafından yakıldı.
1772: Rusya, Prusya ve Avusturya arasında Lehistan'ın birinci paylaşımı yapıldı.
1773: Rusya'da Pugaçov ayaklanması başladı.
1774: Fransa'da XV. Louis öldü, yerine XVI. Louis tahta çıktı.
1774: Kuzey Amerika'da Britanya yönetimine karşı Birinci Kıta Kongresi toplandı.
Kronoloji
37 olay- 18. yüzyıl
İstanbul'da Molla Gürani semtinde doğdu. Doğum yılı kaynaklarda yaklaşık olarak verilir.
Babası Muhsinzade Abdullah Paşa sadrazamlığa getirildi; kendisi bu dönemde kapıcılar kethüdalığı görevinde bulundu.
Taşra hizmetinde vezirlik rütbesiyle valilik ve kale muhafızlıklarında bulunmaya başladı.
Avrupa'da Yedi Yıl Savaşları başladı; Osmanlı Devleti savaşın dışında kaldı.
III. Ahmed'in kızı Esma Sultan ile evlendi ve damat unvanını aldı. Kaynaklar evlilik gününü 23 ve 24 Haziran olarak farklı verir.
Koca Ragıp Paşa öldü; savaş dışında kalma siyasetinin sürdüğü dönem sona ermeye başladı.
Rumeli ve Anadolu'ya gönderilen emirlerle sancak idarelerinin merkezden yazılı izinle verilmesi kuralı tekrarlandı.
Birinci kez sadrazamlığa getirildi; mühr-i hümayunu III. Mustafa'dan aldı.
Taşra görevlerinin dağıtımına ilişkin düzenleme yenilendi; Çapanoğulları ve Karaosmanoğulları gibi ayan aileleri bu uygulamanın muhatabı oldu.
İstanbul'da büyük deprem oldu; Fatih Camii ve çevresindeki yapılar ağır hasar gördü.
Rusya ile savaşa girilmesine karşı çıktığı için sadrazamlıktan azledildi; yerine Silahdar Mahir Hamza Paşa getirildi.
Önce Bozcaada'ya gönderildi, ardından çıkan ikinci emirle Rodos'a geçmesi istendi. Mal varlığına el konulmadı.
Rus elçisinin tutuklanmasıyla Rusya ile savaş hali başladı.
Rus kuvvetleri Dinyester'i geçerek Boğdan'a girdi ve Hotin kalesini aldı.
Affedilerek Mora'da Anapoli muhafızlığına tayin edildi.
Anapoli'deki kuvvetin başına geçerek Tripoliçe önünde ayaklanmacı kuvvetleri ve onlara katılan Rus müfrezesini dağıttı.
Mora'da Rus donanmasının desteklediği ayaklanma başladı; ayaklanmacılar Mistra'yı ele geçirdi ve Koron'u kuşattı.
Çeşme'de Osmanlı donanması Rus filosu tarafından yakıldı.
Kartal Muharebesi'nde Osmanlı ordusu Tuna'nın kuzeyinde ağır kayıp verdi.
Rus kuvvetleri Kırım'ı denetim altına aldı.
İkinci kez sadrazamlığa ve aynı zamanda serdar-ı ekremliğe getirildi. Bazı sadrazam listeleri tarihi 11 Aralık 1771 olarak verir.
Ordunun karargâhı Şumnu'da kuruldu.
Rusya ile dört aylık mütareke imzalandı.
Focşani'de barış kongresi toplandı; görüşmeler Kırım'ın hukukî durumu üzerinde tıkandı.
Görüşmeler Bükreş'te yeniden başladı; bu kongre de sonuçsuz kaldı.
Görüşmelerin kesilmesi üzerine çarpışmalar yeniden başladı.
Rus kuvvetleri Silistre üzerine yürüdü ve kaleyi kuşattı; kuşatma sonuç vermedi.
Naaşı, eşi Esma Sultan'ın başvurusu üzerine İstanbul'a nakledildi ve Eyüpsultan'a defnedildi.
III. Mustafa öldü, yerine I. Abdülhamid tahta çıktı; sadaret ve serdar-ı ekremlik görevi devam etti.
Kozluca yakınındaki çarpışmada Osmanlı kuvvetleri dağıldı; Rus birlikleri Şumnu yönünde ilerledi.
Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı; Osmanlı tarafındaki imza kendisine, Rus tarafındaki imza Mareşal Pyotr Rumyantsev'e aittir.
İstanbul'a sedye ile götürülürken Karinabad yakınlarında öldü; görevi azille değil ölümle sona erdi.
Yerine İzzet Mehmed Paşa sadrazamlığa getirildi.
Aynalıkavak düzenlemesiyle Kırım'daki taht meselesine ara çözüm arandı; hanların seçiminde padişahın halife sıfatıyla onayı kabul edildi.
Balat yangınında, Nûreddin Cerrâhî Tekkesi'ne vakfettiği yazma eser koleksiyonu yandı.
Rusya Kırım'ı kendi topraklarına kattığını ilan etti; Küçük Kaynarca ile kurulan bağımsız hanlık düzeni sona erdi.
Eşi Esma Sultan İstanbul'da öldü ve Eyüpsultan'a defnedildi.
Sadareti
2 dönem · yaklaşık 6 yılHizmet Ettiği Padişahlar
2 padişahSavaşlar ve Seferler
4 kayıtAntlaşmalar
2 antlaşmaEserleri
3 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlığın alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Muhsinzade Mehmed Paşa mührü iki kez aldı: 30 Mart 1765 tarihinde III. Mustafa'dan, 28 Kasım 1771 tarihinde yine aynı padişahtan. İkinci tayininde mühürle birlikte serdar-ı ekremlik de verildi; bu sıfat, padişah sefere çıkmadığında ordunun başında bulunan komutanın padişah yetkilerini taşıması anlamına gelir. Mühür birinci dönemde azille geri alındı, ikinci dönemde ise ölümüyle boşaldı.
Aile Ağacı
3 kişi
Muhsinzade Mehmed PaşaÇağdaşları
9 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
5 maddeYanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruMuhsinzade Mehmed Paşa hangi yıllarda sadrazamlık yaptı?
Muhsinzade Mehmed Paşa'nın babası kimdir?
Muhsinzade Mehmed Paşa neden 1768 yılında azledildi?
Muhsinzade Mehmed Paşa azledildikten sonra nereye gönderildi?
Muhsinzade Mehmed Paşa Mora'da ne yaptı?
Serdar-ı ekrem ne demektir ve Muhsinzade Mehmed Paşa neden bu unvanı taşıdı?
Küçük Kaynarca Antlaşması ne zaman ve nerede imzalandı?
Küçük Kaynarca Antlaşması Kırım hakkında ne getirdi?
Küçük Kaynarca Antlaşması'nın diğer başlıca maddeleri nelerdir?
Küçük Kaynarca Antlaşması'nda tazminat ödendi mi?
Barış görüşmeleri neden 1772 yılında sonuçsuz kaldı?
Muhsinzade Mehmed Paşa ne zaman ve nerede öldü?
Muhsinzade Mehmed Paşa nereye gömüldü?
Muhsinzade Mehmed Paşa'nın eşi kimdir?
Muhsinzade Mehmed Paşa'nın tarikat bağı var mıydı?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q1584182 · Son güncelleme: 6 Eylül 2026

