Yatsı19:47·İmsak 05:47 İstanbul12°·Çok bulutlu Nöbetçi eczane:Adalar 18 Ekim 2026, Pazar
Ara
Mustafa Kemal Atatürk
Cumhurbaşkanları · 1. cumhurbaşkanı

Mustafa Kemal Atatürk

Gazi Mustafa Kemal Paşa·Atatürk·Gazi

Görev 1923-1938Doğum 1881, SelanikÖlüm 10 Kasım 1938, İstanbul, Dolmabahçe Sarayı

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır; 1923'ten 1938'deki ölümüne kadar bu görevi yürüttü.

15Yıl görev
57Yaşında öldü
16Savaş ve sefer
17Eser
5Başbakan
7Çocuk

Mustafa Kemal Atatürk

75 dk okuma

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır. 1881 yılında Selanik'te doğdu; babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Selanik Askeri Rüştiyesi, Manastır Askeri İdadisi ve Harp Okulu'nda okudu, 1905 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya savaşlarında görev aldı; 1915 yılında Çanakkale'de Anafartalar Grubu komutanıydı.

19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi, ardından Erzurum ve Sivas kongreleri ile Millî Mücadele'yi örgütledi. 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin başkanlığına 24 Nisan 1920 tarihinde seçildi. 5 Ağustos 1921 tarihinde Meclis kendisine Başkomutanlık yetkisi verdi; Sakarya Meydan Muharebesi'nin ardından 19 Eylül 1921 tarihinde Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı aldı. Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 tarihinde başladı, 30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Meydan Muharebesi kazanıldı ve 9 Eylül 1922 tarihinde Türk ordusu İzmir'e girdi.

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edildi ve aynı gün Meclis tarafından cumhurbaşkanı seçildi; 1927, 1931 ve 1935 yıllarında yeniden seçildi. On beş yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde hukuk, eğitim, dil ve toplumsal hayatta kapsamlı düzenlemeler yapıldı. 24 Kasım 1934 tarihinde Meclis kendisine Atatürk soyadını verdi. 10 Kasım 1938 tarihinde İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda öldü; naaşı 10 Kasım 1953 tarihinden bu yana Ankara'da Anıtkabir'dedir.

1881

Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Doğum günü kesin bilinmez; resmî kabul 19 Mayıs 1881'dir.

Doğumu ve Ailesi

01 / 64 · 1 dk

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selanik'te doğdu. Doğduğu ev, Koca Kasım Paşa Mahallesi'nde Islahhane Caddesi üzerindeydi; bu yapı bugün Selanik'te Türk Başkonsolosluğu'nun yanında müze olarak korunmaktadır. Doğum günü kesin olarak bilinmez. Kayıtlarda Rumi 1296 yılı geçer; bu yıl miladi takvimde Mart 1880 ile Mart 1881 arasına denk gelir. Resmî kabul 19 Mayıs 1881'dir; bu tarih, kendisinin Samsun'a çıktığı günü doğum günü olarak benimsemesine dayanan kişisel tercihidir.

Babası Ali Rıza Efendi 1839 yılında Selanik'te doğdu. Gümrük memurluğu yaptı, daha sonra kereste ticaretiyle uğraştı. Ali Rıza Efendi, oğlu henüz çocukken, 1888 yılında öldü; bazı kaynaklar ölüm yılını 1893 olarak verir. Annesi Zübeyde Hanım 1857 yılında Selanik yakınlarındaki Langaza'da doğdu. Ali Rıza Efendi ile 1871 yılında evlendi. Eşinin ölümünden sonra Ragıp Bey ile ikinci bir evlilik yaptı. Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923 tarihinde İzmir'de öldü.

Ailenin altı çocuğu oldu: Fatma, Ömer, Ahmet, Mustafa, Makbule ve Naciye. Fatma küçük yaşta öldü. Ömer ve Ahmet 1883 yılında difteri sebebiyle öldü. Naciye 1889 yılında doğdu ve 1901 yılında verem sebebiyle öldü. Kardeşlerden yalnızca Makbule yetişkinliğe ulaştı; 1885 yılında Selanik'te doğan Makbule Hanım, ağabeyinin hayatı boyunca yanında bulundu ve 18 Ocak 1956 tarihinde Ankara'da öldü.

Mustafa adı doğumunda verildi. İkinci adı Kemal, yaygın anlatıma göre Selanik Askeri Rüştiyesi'ndeki matematik öğretmeni tarafından verildi. Atatürk soyadı ise 24 Kasım 1934 tarihinde kabul edilen kanunla verildi.

Selanik ve Çocukluğu

02 / 64 · 1 dk

Selanik, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Osmanlı Devleti'nin Rumeli'deki en önemli liman şehriydi. Demiryoluyla Avrupa'ya bağlıydı, ticareti canlıydı ve nüfusu Müslüman, Yahudi, Rum, Bulgar ve Levanten topluluklardan oluşuyordu. Şehirde yabancı okullar, konsolosluklar, matbaalar ve gazeteler vardı. Mustafa'nın çocukluğu bu ortamda geçti.

Okul çağına geldiğinde önce geleneksel bir mahalle mektebine başladı. Kısa bir süre sonra buradan alınarak Şemsi Efendi Mektebi'ne verildi. Şemsi Efendi'nin okulu, dönemin Selanik'inde yeni öğretim yöntemleri uygulayan ve sıralı sınıf düzeniyle eğitim veren bir özel okuldu. Bu tercih, babası Ali Rıza Efendi'nin oğlunun modern eğitim almasını istemesine bağlanır.

Babasının ölümü aile için zor bir dönem başlattı. Zübeyde Hanım çocuklarıyla kaldı ve geçim güçleşti. Mustafa bir süre okuldan uzak kaldı, ardından Selanik'e dönerek öğrenimine devam etti. Bu dönemde kısa bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesi'ne devam etti.

Askerlik mesleğine yönelmesi bu yıllarda kesinleşti. Selanik'te askerî okul öğrencilerinin üniformalı hâli dikkatini çekiyordu. Annesinin başlangıçtaki çekincesine rağmen 1893 yılında Selanik Askeri Rüştiyesi'nin sınavına girdi ve kazandı. Böylece ömrünün sonuna kadar sürecek askerî ve kamusal hayatın ilk adımı atıldı.

Selanik'te geçirdiği yıllar, sonraki hayatında da iz bıraktı. Balkan Savaşları sırasında şehir 1912 yılında Yunanistan'a geçti ve Atatürk doğduğu şehri bir daha görmedi. Doğduğu ev 1930'lu yıllarda Selanik Belediyesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti'ne devredildi ve müzeye dönüştürüldü.

Askeri Okul Yılları

03 / 64 · 1 dk

Askerî eğitimi dört basamakta tamamlandı: Selanik Askeri Rüştiyesi, Manastır Askeri İdadisi, İstanbul'daki Mekteb-i Harbiye ve Mekteb-i Erkan-ı Harbiye.

Selanik Askeri Rüştiyesi'ne 1893 yılında girdi. Burada matematik alanında öne çıktı. Kemal adını bu okulda aldı. 1896 yılında Manastır Askeri İdadisi'ne geçti. Manastır, Rumeli'deki Üçüncü Ordu'nun merkezlerinden biriydi ve okul, orduya subay yetiştiren orta dereceli askerî liselerin önemlilerindendi. Bu yıllarda tarih ve edebiyata ilgi duydu, Fransızcasını geliştirdi. 1897 Osmanlı Yunan Savaşı, idadi öğrencisiyken yaşandı. Manastır'dan 1898 yılında mezun oldu.

Mart 1899'da İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye girdi. Harbiye, Osmanlı ordusunun piyade, süvari ve diğer sınıflarına muvazzaf subay yetiştiren yüksek okuldu. Bu dönemde İstanbul'daki siyasi ortam, II. Abdülhamid yönetiminin sıkı denetimi altındaydı; Harbiye ve Tıbbiye öğrencileri arasında yönetime eleştirel yaklaşan gizli okuma ve tartışma grupları vardı. Mustafa Kemal de bu ortamla temas etti. 10 Şubat 1902 tarihinde piyade teğmeni rütbesiyle Harbiye'den mezun oldu.

Mezuniyetin ardından kurmay subay yetiştiren Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'ye kabul edildi. Üç yıl süren bu eğitimde harekât, strateji, harp tarihi ve kurmay hizmetleri öğretiliyordu. 11 Ocak 1905 tarihinde kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Mezuniyetinin hemen ardından, yönetim aleyhine faaliyet şüphesiyle kısa bir süre gözaltında tutuldu ve İstanbul'dan uzak bir göreve, Şam'daki Beşinci Ordu'ya gönderildi.

1888

Babası Ali Rıza Efendi öldü; bazı kaynaklar ölüm yılını 1893 olarak verir.

İlk Görevleri ve Şam-Selanik Yılları

04 / 64 · 1 dk

Kurmay yüzbaşı Mustafa Kemal 1905 yılında Şam'daki Beşinci Ordu emrine verildi ve 30. Süvari Alayı'nda staj yaptı. Görev bölgesi Suriye'nin güneyine ve Havran çevresine uzanıyordu. Bu yıllarda ordunun taşradaki durumunu, ikmal ve disiplin sorunlarını yakından gördü.

Ekim 1906'da Şam'da, aynı görüşteki birkaç subayla birlikte Vatan ve Hürriyet Cemiyeti adlı gizli bir örgüt kurdu. Amaç, meşruti yönetimin yeniden kurulmasıydı. Cemiyetin Beyrut, Yafa ve Kudüs'te şubeleri açıldı. Mustafa Kemal, izinsiz olarak Selanik'e gidip cemiyetin orada da bir şubesini kurdu. Selanik şubesi 1907 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşti.

20 Haziran 1907 tarihinde kolağası rütbesine yükseldi. Aynı yılın sonbaharında Manastır'daki Üçüncü Ordu karargâhına atandı. Şubat 1908'de İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne 322 numarayla üye oldu. 23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet ilan edildi. Bu gelişmenin ardından, 1908 yılında Rumeli'deki demiryollarının askerî müfettişliğine getirildi.

13 Nisan 1909 tarihinde İstanbul'da 31 Mart Olayı olarak bilinen ayaklanma çıktı. Selanik'ten yola çıkan Hareket Ordusu'nda kurmay başkanlığı görevi yaptı; Hareket Ordusu adının onun önerisi olduğu aktarılır. Ordu 24 Nisan 1909 tarihinde İstanbul'a girdi ve 27 Nisan 1909 tarihinde II. Abdülhamid tahttan indirildi.

1910 yılının sonbaharında Fransa'da düzenlenen Picardie manevralarına Osmanlı ordusunu temsilen gözlemci olarak katıldı. Bu gezi, Avrupa ordularının eğitim ve sevk yöntemlerini yerinde görmesini sağladı. Eylül 1911'de İstanbul'a, Genelkurmay karargâhına atandı. Kısa bir süre sonra Trablusgarp'ta savaş başladı.

Trablusgarp Savaşı

05 / 64 · 1 dk

İtalya, 29 Eylül 1911 tarihinde Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti ve Trablusgarp ile Bingazi kıyılarına asker çıkardı. Osmanlı Devleti'nin bölgeye denizden asker göndermesi mümkün değildi; Mısır İngiliz denetimindeydi ve İtalyan donanması kıyıyı tutuyordu. Bu yüzden savunma, bölgedeki az sayıdaki Osmanlı birliği ile yerel kabilelerden toplanan gönüllülere dayandı. Genç kurmay subaylar bölgeye gizlice, çoğu Mısır üzerinden ve değişik kimliklerle gitti.

Mustafa Kemal de bu subaylardan biriydi. 27 Kasım 1911 tarihinde binbaşı rütbesine yükseldi ve Aralık 1911'de Bingazi bölgesine ulaştı. Tobruk cephesinde görev aldı; 22 Aralık 1911 tarihinde Tobruk yakınlarında yapılan muharebede Osmanlı ve yerel kuvvetler İtalyan mevzilerine karşı başarı kazandı.

Ocak 1912'de Derne cephesine geçti. 16-17 Ocak 1912 tarihlerinde Derne'deki çatışmalar sırasında gözünden yaralandı ve yaklaşık bir ay tedavi gördü. 6 Mart 1912 tarihinde Derne'deki Osmanlı kuvvetlerinin komutanlığına getirildi. Derne'de İtalyan kuvvetlerine karşı sürdürülen kuşatma ve savunma savaşı aylarca devam etti. Enver Bey Bingazi'de, Mustafa Kemal Derne'de komutayı yürüttü.

Savaş, Balkan devletlerinin Osmanlı'ya karşı harekete geçmesiyle yeni bir boyut kazandı. Osmanlı Devleti iki cephede savaşamayacağı için İtalya ile Ekim 1912'de Uşi Antlaşması'nı imzaladı ve Trablusgarp ile Bingazi'deki egemenlik haklarından fiilen vazgeçti. Bölgedeki Osmanlı subayları geri çağrıldı. Mustafa Kemal de Balkan Savaşı için yurda döndü.

Trablusgarp deneyimi, düzenli birliklerin az olduğu bir bölgede gönüllü kuvvetleri örgütleme ve uzun süreli savunma yürütme yönünden askerî kariyerinde ilk bağımsız komuta tecrübesi oldu.

Balkan Savaşları ve Sofya Ataşemiliterliği

06 / 64 · 1 dk

Birinci Balkan Savaşı Ekim 1912'de başladı. Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ'ın birlikte saldırısı karşısında Osmanlı ordusu Rumeli'de kısa sürede geri çekildi. Selanik 1912 yılının Kasım ayında Yunan ordusuna teslim oldu; Mustafa Kemal'in doğduğu şehir ve ailesinin yaşadığı yer elden çıktı. Annesi ve kız kardeşi daha sonra İstanbul'a geldi.

Mustafa Kemal Trablusgarp'tan döndükten sonra Aralık 1912'de Gelibolu Yarımadası'ndaki Bolayır Kolordusu karargâhına atandı. Kolordunun komutanı Fahri Paşa, kurmay başkanı Ali Fethi Bey'di; Mustafa Kemal karargâhta harekât şubesi müdürü olarak çalıştı. Kolordunun görevi, Bulgar ordusunun Çatalca hattına yığınak yaptığı bir dönemde Gelibolu Yarımadası'nı ve Boğaz'ı korumaktı.

8 Şubat 1913 tarihinde Bolayır'da Bulgar kuvvetlerine karşı taarruz yapıldı. Aynı anda Şarköy'e denizden çıkarma planlanmıştı. İki harekât arasında eşgüdüm sağlanamadı, çıkarma gecikti ve Bolayır'daki taarruz ağır kayıplarla başarısız oldu. Bu sonuç Mustafa Kemal ile Ali Fethi Bey'in, harekâtı yöneten Enver Bey ile aralarındaki görüş ayrılığını derinleştirdi.

İkinci Balkan Savaşı'nda Bulgaristan eski müttefikleriyle savaşa tutuşunca Osmanlı ordusu Temmuz 1913'te ileri harekâta geçti ve Edirne'yi geri aldı. Mustafa Kemal bu harekâta Bolayır Kolordusu bünyesinde katıldı. Savaşın sonunda Rumeli'nin neredeyse tamamı kaybedilmiş, Edirne ve Kırklareli çevresi Osmanlı'da kalmıştı.

Ekim 1913'te Ali Fethi Bey Sofya elçiliğine, Mustafa Kemal de Sofya ataşemiliterliğine atandı. Görevi Bulgaristan ve komşu Balkan devletlerinin askerî durumunu izlemekti. 1 Mart 1914 tarihinde yarbay rütbesine yükseldi. Sofya'da geçirdiği süre boyunca Avrupa siyasetini ve Balkan ordularının yapısını yakından takip etti. Osmanlı Devleti Kasım 1914'te Birinci Dünya Savaşı'na girdiğinde hâlâ Sofya'daydı ve cephe görevi istedi.

1893

Selanik Askeri Rüştiyesi'ne girdi. Kemal adını bu okulda aldı.

Çanakkale Cephesi: Arıburnu ve Anafartalar

07 / 64 · 1 dk

20 Ocak 1915 tarihinde 19. Tümen komutanlığına atandı ve Sofya'dan ayrıldı. Tümen, Gelibolu Yarımadası'nı savunan Beşinci Ordu'nun ihtiyat kuvvetiydi ve Bigalı köyü çevresinde konuşlandı. İtilaf donanmasının 18 Mart 1915 tarihinde Boğaz'ı denizden geçme girişimi başarısız olduktan sonra karadan çıkarma beklenmeye başlandı.

25 Nisan 1915 sabahı İngiliz ve Fransız kuvvetleri yarımadanın birkaç noktasına, Avustralya ve Yeni Zelanda birlikleri de Arıburnu'na çıktı. Mustafa Kemal, çıkarma haberini alınca 57. Alay'ı yanına alarak kendi inisiyatifiyle Conkbayırı yönüne ilerledi ve Arıburnu'na çıkan kuvvetlerin sırtlara hâkim olmasını engelledi. O günkü karşı taarruz, çıkarmanın ilk gününde cephenin dar bir kıyı şeridine sıkışmasında belirleyici oldu. Arıburnu bölgesindeki savunma Mayıs ayı boyunca sürdü; 19 Mayıs'taki büyük Osmanlı karşı taarruzu ağır kayıpla sonuçsuz kaldı ve cephe siper savaşına dönüştü.

1 Haziran 1915 tarihinde albay rütbesine yükseldi. Ağustos 1915'te İtilaf kuvvetleri Suvla'ya yeni bir çıkarma yaptı ve Arıburnu'ndan Conkbayırı'na doğru büyük bir taarruz başlattı. 8 Ağustos 1915 tarihinde Beşinci Ordu Komutanı Liman von Sanders, Anafartalar Grubu Komutanlığını Mustafa Kemal'e verdi. Birinci Anafartalar Muharebesi 6-9 Ağustos arasında yapıldı. 10 Ağustos 1915 sabahı Conkbayırı'nda yönettiği süngü taarruzuyla İtilaf kuvvetleri sırtın tepesinden atıldı; bu çatışma cephenin en kanlı günlerinden biridir. 21 Ağustos 1915 tarihindeki İkinci Anafartalar Muharebesi ve Kireçtepe'deki çatışmalarla İtilaf kuvvetlerinin ilerleme girişimi son buldu.

Ağustos muharebelerinden sonra cephe durağanlaştı. Mustafa Kemal 1915 yılının sonunda cepheden ayrıldı. İtilaf kuvvetleri Arıburnu ve Suvla'yı 19-20 Aralık 1915'te, Seddülbahir'i ise 8-9 Ocak 1916'da boşalttı ve Çanakkale Cephesi Osmanlı zaferiyle kapandı. Anafartalar Grubu Komutanlığı, Mustafa Kemal'in ordu içinde ve kamuoyunda tanınmasını sağlayan görev oldu.

Doğu Cephesi: Muş ve Bitlis

08 / 64 · 1 dk

Çanakkale'den ayrıldıktan sonra, Anafartalar Grubu karargâhından oluşturulan 16. Kolordu'nun komutanlığına getirildi. Kolordu 1916 yılının başında Edirne'de konuşlandı, ardından Rus ilerleyişinin sürdüğü Doğu Cephesi'ne gönderilmek üzere Mart 1916'da Diyarbakır'a nakledildi. Mustafa Kemal 1916 yılında mirliva rütbesine yükseldi ve paşa unvanını aldı.

Doğu Cephesi'nde durum ağırdı. Rus ordusu 1916 yılının başında Erzurum'u, ardından Mart ayında Bitlis ve Muş'u ele geçirmişti. İkinci Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa, Ağustos 1916'da bu bölgede karşı taarruz kararı aldı. 16. Kolordu, Bitlis ve Muş yönünde ilerledi. 7 Ağustos 1916 tarihinde Muş, 8 Ağustos 1916 tarihinde Bitlis geri alındı. Mustafa Kemal bu sonucu karargâha bildirdiği telgrafta duyurdu.

Başarı sınırlı ve geçici kaldı. Rus kuvvetleri Ağustos ayının sonunda karşı taarruza geçti ve bölgedeki çatışmalar sonbahara kadar sürdü; İkinci Ordu genel olarak ağır kayıp verdi ve kış koşullarında harekât durdu. Bitlis ve Muş'un geri alınması, o yıl Doğu Cephesi'nde Osmanlı ordusunun elde ettiği başlıca somut sonuç oldu.

Mart 1917'de İkinci Ordu Komutanlığına, önce vekâleten sonra asaleten getirildi. Bu dönemde Rusya'da Şubat Devrimi başlamış, Rus ordusunun cephedeki etkinliği azalmıştı. Temmuz 1917'de yeni kurulan Yıldırım Orduları Grubu bünyesindeki Yedinci Ordu Komutanlığına atandı ve Suriye'ye gitti.

Doğu Cephesi'ndeki görevi, hayatının sonraki dönemine iki yönden iz bıraktı. Birincisi, bölgeyi, halkını ve savaş koşullarındaki sivil hayatı yakından gördü. İkincisi, bu cephede tanıştığı Van'lı bir çocuğu İstanbul'a gönderip annesi Zübeyde Hanım'ın himayesine verdi; bu çocuk sonradan manevi oğlu olarak anılan Abdurrahim Tuncak'tır.

Suriye-Filistin Cephesi ve Yıldırım Orduları

09 / 64 · 1 dk

Yıldırım Orduları Grubu 15 Temmuz 1917 tarihinde, Filistin ve Irak cephelerinde İngiliz ilerleyişini durdurmak amacıyla kuruldu. Komutanlığına Alman General Erich von Falkenhayn getirildi. Mustafa Kemal Paşa, grubun Yedinci Ordu Komutanı olarak Halep'e gitti.

Kısa sürede Falkenhayn ile görüş ayrılığına düştü. Anlaşmazlığın konusu ordunun kullanılış biçimi, Alman komuta kademesinin Osmanlı birlikleri üzerindeki yetkisi ve ikmal koşullarıydı. 20 Eylül 1917 tarihinde Başkomutan Vekili Enver Paşa'ya ve Sadrazam Talat Paşa'ya uzun bir rapor gönderdi. Raporda ordunun ve ülkenin durumunu, Alman komutasına bağlılığın sakıncalarını ve savunmada kalınması gerektiğini yazdı. Görüşü kabul görmeyince Ekim 1917'de Yedinci Ordu Komutanlığından ayrıldı ve İstanbul'a döndü.

Aralık 1917'de Veliaht Vahdettin'in Alman karargâhına ve Berlin'e yaptığı geziye refakat etti. Gezide Alman cephe karargâhını ve sanayi bölgelerini gördü; heyet 4 Ocak 1918 tarihinde İstanbul'a döndü. 1918 yılında sağlık sebebiyle Viyana ve Karlsbad'da tedavi gördü.

Bu arada Filistin Cephesi'nde İngiliz kuvvetleri Aralık 1917'de Kudüs'ü almıştı. Falkenhayn'ın yerine 1918 yılının başında Liman von Sanders getirildi. 7 Ağustos 1918 tarihinde Mustafa Kemal Paşa yeniden Yedinci Ordu Komutanlığına atandı ve Nablus bölgesindeki cepheye gitti.

19 Eylül 1918 tarihinde İngiliz kuvvetleri Megiddo bölgesinde genel taarruza geçti. Osmanlı Sekizinci Ordusu dağıldı; Yedinci Ordu 19-25 Eylül arasında Nablus'tan Şeria Vadisi'ne doğru çekildi ve hava saldırıları altında ağır kayıp verdi. Kalan birlikler Şam'a, ardından Halep'e çekildi. Mustafa Kemal Paşa Ekim 1918'in sonunda Halep'in kuzeyinde savunma hattı kurdu. 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı. 31 Ekim 1918 tarihinde Liman von Sanders'ten Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığını Adana'da devraldı. Bu görevde mütareke hükümlerinin uygulanışını, özellikle İskenderun'a İngiliz çıkarması yapılmasını sorgulayan yazılar gönderdi.

1896

Manastır Askeri İdadisi'ne girdi.

Mondros Sonrası İstanbul Günleri

10 / 64 · 1 dk

Yıldırım Orduları Grubu 7 Kasım 1918 tarihinde lağvedildi. Mustafa Kemal Paşa Harbiye Nezareti emrine alındı ve 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul'a geldi. Aynı gün İtilaf donanması İstanbul önlerine demirledi; İngiliz ve Fransız birlikleri şehre çıkmaya başladı. Böylece başkent fiilen işgal altına girdi.

İstanbul'da Şişli'de bir evde kaldı; annesi ve kız kardeşi de İstanbul'daydı. Bu ev bugün Atatürk Müzesi olarak korunmaktadır. Kasım 1918 ile Mayıs 1919 arasındaki altı ay, siyasi temaslarla geçti. Görevden ayrılmış komutanlar, mebuslar ve gazetecilerle görüştü. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa hükûmetinin düşmesinden sonra kurulan hükûmetlerle temas kurarak Harbiye Nazırlığı görevini almak istedi, ancak bu gerçekleşmedi. Padişah Vahdettin ile birkaç kez görüştü. Bir gazetenin çıkarılmasına destek verdi ve basında ordunun durumuna dair görüşlerini aktardı.

Bu dönemde mütareke hükümleri uygulanıyor, ordu terhis ediliyor, silah ve cephane İtilaf denetimine geçiyordu. İtilaf devletleri Anadolu'nun çeşitli yerlerine denetim subayları gönderdi. Karadeniz kıyısında Samsun çevresinde Rum çeteleriyle Müslüman halk arasında çatışmalar yaşanıyordu; İngiliz makamları bu durumu Osmanlı hükûmetine bildirdi ve bölgedeki asayişin sağlanmasını istedi.

Hükûmet, Anadolu'daki birliklerin terhisini denetlemek ve asayişi sağlamak üzere geniş yetkili bir müfettişlik kurmayı kararlaştırdı. 30 Nisan 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atandı. Görev bölgesi Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu'nun büyük bölümünü kapsıyordu ve bölgedeki mülki idareye emir verme yetkisi içeriyordu.

15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusu İzmir'e çıktı. 16 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa ve karargâh heyeti Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan hareket etti. Vapur 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a ulaştı. Bu tarih, Millî Mücadele'nin başlangıcı olarak kabul edilir.

Samsun'a Çıkış ve Amasya Genelgesi

11 / 64 · 1 dk

Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. Resmî görevi bölgedeki asayişi sağlamak ve Mondros Mütarekesi hükümlerinin uygulanmasını denetlemekti. Samsun'da kısa süre kaldıktan sonra Havza'ya geçti ve 28 Mayıs 1919'da yayımladığı genelgeyle işgallere karşı ülke genelinde mitingler düzenlenmesini istedi.

Amasya'da 21-22 Haziran 1919 gecesi hazırlanan ve 22 Haziran'da telgrafla bütün ülkeye duyurulan Amasya Genelgesi, Millî Mücadele'nin ilk yazılı programı sayılır. Genelgede vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğu, İstanbul Hükûmeti'nin üzerine düşen sorumluluğu yerine getiremediği ve milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağı belirtildi. Sivas'ta millî bir kongre toplanması, her sancaktan delege gönderilmesi ve Erzurum'da bir doğu kongresinin toplanması kararlaştırıldı.

Genelge, Mustafa Kemal'in yanı sıra Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy gibi komutanların görüşü alınarak hazırlandı. Bu belgeyle mücadele, bir askerî müfettişin girişimi olmaktan çıkıp millî bir örgütlenme çağrısına dönüştü.

İstanbul Hükûmeti bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal'i İstanbul'a geri çağırdı. Mustafa Kemal çağrıya uymadı, Erzurum'a geçti ve Temmuz 1919'da askerlikten ve resmî görevinden ayrıldı. Mücadeleyi bir sivil olarak, kongreler ve seçilmiş kurullar yoluyla sürdürme kararı aldı. Samsun'a çıkışının tarihi olan 19 Mayıs, sonraki yıllarda Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.

Erzurum ve Sivas Kongreleri

12 / 64 · 1 dk

Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919'da toplandı ve yaklaşık iki hafta sürdü. Doğu illerinden gelen delegelerin katıldığı kongreye Mustafa Kemal başkan seçildi. Kongre, millî sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğunu, işgal ve müdahaleye karşı milletin birlikte direneceğini ve İstanbul Hükûmeti'nin görevini yapamaması hâlinde geçici bir hükûmet kurulacağını kararlaştırdı. Manda ve himaye kabul edilmedi. Kongre sonunda dokuz kişilik bir Temsil Heyeti seçildi; heyetin başkanı Mustafa Kemal'di.

Sivas Kongresi 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplandı. Erzurum'un bölgesel nitelikteki kararları burada bütün ülkeyi kapsayacak biçimde genişletildi. Anadolu ve Rumeli'deki direniş örgütleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi. Temsil Heyeti bütün vatanı temsil eden bir kurul hâline getirildi.

Kongrelerin ardından İstanbul Hükûmeti ile Anadolu arasındaki ilişki yeni bir aşamaya girdi. Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti, İstanbul Hükûmeti'nin temsilcisiyle Ekim 1919'da Amasya'da görüştü. Görüşmelerde Meclis-i Mebusan'ın toplanması ve Anadolu hareketinin meşruluğunun tanınması konuları ele alındı.

Temsil Heyeti 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldi. Ankara, demiryolu bağlantısı ve Batı Cephesi'ne yakınlığı sebebiyle mücadelenin merkezi olarak seçildi. İstanbul'da toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı 28 Ocak 1920'de Misak-ı Millî'yi kabul etti. Bu belge, mütareke sınırları içindeki toprakların bölünmez bütünlüğünü ve tam bağımsızlığı esas alıyordu; Millî Mücadele'nin hedeflerini ortaya koyan temel metin oldu.

1898

Manastır Askeri İdadisi'nden mezun oldu.

Ankara ve TBMM'nin Açılışı

13 / 64 · 1 dk

İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal etti; Meclis-i Mebusan basıldı ve bazı milletvekilleri tutuklanarak Malta'ya sürüldü. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Temsil Heyeti adına yayımladığı bildiriyle Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacağını duyurdu ve illerde seçim yapılmasını istedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de Ankara'da açıldı. İstanbul'dan gelebilen milletvekilleri ile yeni seçilenler bir araya geldi. Mustafa Kemal Meclis Başkanı seçildi. Meclis, yasama ve yürütme yetkisini kendisinde toplayan bir yapıda kuruldu; hükûmet, İcra Vekilleri Heyeti adıyla meclisin içinden seçildi. Mustafa Kemal Ocak 1921'e kadar bu heyetin de başkanlığını yürüttü.

Meclisin açılışından on yedi gün önce, 6 Nisan 1920'de Anadolu Ajansı kuruldu. Ajansın amacı Millî Mücadele ile ilgili haberleri ülkeye ve dünyaya duyurmaktı.

Meclis, 20 Ocak 1921'de Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nu kabul etti. Yirmi üç maddelik bu çerçeve anayasa, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ve Türkiye Devleti'nin Büyük Millet Meclisi tarafından idare edildiğini hükme bağladı.

İstanbul Hükûmeti'nin 10 Ağustos 1920'de imzaladığı Sevr Antlaşması Ankara tarafından tanınmadı. TBMM, İstanbul Hükûmeti'nin 16 Mart 1920'den sonra yaptığı bütün antlaşmaları geçersiz saydı. Sevr hiçbir zaman onaylanmadı ve yürürlüğe girmedi.

Meclis aynı dönemde iç ayaklanmalarla ve düzenli ordunun kurulmasıyla uğraştı. Kuva-yı Milliye birlikleri kademeli olarak düzenli ordu düzenine geçirildi. Bu geçiş, Batı Cephesi'ndeki muharebelerin kazanılmasında belirleyici oldu.

Kurtuluş Savaşı: Doğu ve Güney Cepheleri

14 / 64 · 1 dk

Doğu Cephesi'nde Kâzım Karabekir komutasındaki 15. Kolordu, Eylül 1920'de Ermenistan kuvvetlerine karşı harekâta başladı. Kars 30 Ekim 1920'de alındı; ardından Gümrü'ye girildi. Ermenistan ile 3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalandı. Bu, TBMM Hükûmeti'nin imzaladığı ilk antlaşmaydı. Ermenistan'ın hemen ardından Sovyet yönetimine girmesi sebebiyle antlaşma yürürlüğe girmedi; doğu sınırı 1921'de Moskova ve Kars antlaşmalarıyla kesinleşti.

Güney Cephesi'nde mücadele Fransız işgaline karşı verildi ve büyük ölçüde yerel Kuva-yı Milliye birlikleriyle yürütüldü. Maraş'ta 21 Ocak 1920'de başlayan çarpışmalar sonunda Fransız birlikleri 11 Şubat 1920'de şehri boşalttı. Urfa'da 9 Şubat 1920'de başlayan direniş, Fransızların 11 Nisan 1920'de çekilmesiyle sonuçlandı.

Antep'te savunma 1 Nisan 1920'de başladı ve yaklaşık on ay sürdü. Şehir, ağır kayıplar ve kuşatma koşulları altında Şubat 1921 başında teslim oldu. TBMM, bu direniş sebebiyle Antep'e Gazi unvanı verdi. Adana ve çevresinde de çarpışmalar sürdü.

Fransa ile ilişkiler Sakarya zaferinden sonra değişti. 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Antlaşması ile Fransa, Güney Cephesi'ndeki savaşı sona erdirdi ve güney sınırı çizildi. Fransız birlikleri işgal ettikleri bölgelerden 1922 başında tamamen çekildi. İskenderun Sancağı Suriye sınırları içinde kalmakla birlikte Türk dilinin resmî olarak tanındığı özel bir yönetim statüsüne kavuştu; bu düzenleme, sonraki yıllarda Hatay meselesinin temelini oluşturdu.

Güney Cephesi'nin kapanması, Batı Cephesi için asker ve kaynak ayrılmasını sağladı. Ayrıca Ankara Hükûmeti, bir İtilaf devleti tarafından ilk kez resmen tanınmış oldu.

Kurtuluş Savaşı: Batı Cephesi, İnönü'den Sakarya'ya

15 / 64 · 1 dk

Yunan ordusu 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkmış ve Batı Anadolu'da ilerlemişti. Düzenli ordunun kurulmasından sonra Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'nın birlikleri, 6-11 Ocak 1921 tarihleri arasında Birinci İnönü Muharebesi'nde Yunan taarruzunu durdurdu. Bu başarı, yeni ordunun ilk sınavıydı. İkinci İnönü Muharebesi 23 Mart - 1 Nisan 1921 tarihleri arasında yapıldı ve Yunan kuvvetleri yeniden geri çekildi.

Yunan ordusu 10-24 Temmuz 1921 tarihlerindeki Kütahya-Eskişehir Muharebeleri'nde üstünlük sağladı; Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir işgal edildi. Türk ordusu, kuşatılmaktan kurtulmak için Sakarya Nehri'nin doğusuna çekildi. Bu çekilme meclis içinde sert tartışmalara yol açtı.

TBMM, 5 Ağustos 1921'de Başkomutanlık Kanunu ile Mustafa Kemal'e meclisin yetkilerini kullanma hakkı tanıyarak onu Başkomutan yaptı. Tekâlif-i Milliye emirleriyle ordunun giyim, gıda ve taşıt ihtiyaçları halktan karşılandı.

Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos 1921'de başladı ve 13 Eylül 1921'de Yunan ordusunun geri çekilmesiyle sona erdi. Yirmi iki gün süren muharebede Türk ordusu savunmada kaldı, ardından karşı taarruza geçti. Bu zafer, Batı Cephesi'nde dengenin Türk ordusu lehine dönmesini sağladı. TBMM 19 Eylül 1921'de Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı verdi.

Sakarya'nın ardından Fransa ile Ankara Antlaşması imzalandı ve Kafkas sınırı Kars Antlaşması'yla kesinleşti. Ordu, yaklaşık bir yıl süren hazırlık döneminde takviye edildi ve genel taarruz için uygun zamanı bekledi.

Mart 1899

İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye girdi.

Birinci İnönü Muharebesi

16 / 64 · 1 dk

Yunan ordusu 1920 yılı boyunca Batı Anadolu'da ilerlemiş, 8 Temmuz 1920'de Bursa'yı, Ağustos sonunda Uşak'ı işgal etmişti. Aynı yılın sonunda Kuva-yı Milliye birliklerinin düzenli orduya dönüştürülmesi sürüyordu. Batı Cephesi Komutanlığı Albay İsmet Bey'e (İnönü) verildi. Bu sırada Kuva-yı Seyyare komutanı Çerkes Ethem düzenli orduya katılmayı reddetmiş, kuvvetleriyle Ankara Hükûmeti'ne karşı gelmişti; Batı Cephesi'nin bir bölümü bu iç sorunla uğraşıyordu.

Yunan ordusu 6 Ocak 1921'de Bursa'dan Eskişehir yönünde taarruza geçti. Amaç, Eskişehir demiryolu kavşağını ele geçirip Ankara yolunu açmaktı. General Anastasios Papulas komutasındaki Yunan kuvvetleri kaynaklara göre 18.000 ile 20.000 asker, yaklaşık 50 top ve 150 ağır makineli tüfekten oluşuyordu. İsmet Bey'in emrindeki Türk kuvvetleri ise yaklaşık 6.000 asker (bazı kaynaklarda 8.500'e kadar), 28 top ve 50 makineli tüfekle İnönü mevzilerinde savunmaya geçti.

Çarpışmalar 9 ve 10 Ocak'ta İnönü çevresindeki tepelerde yoğunlaştı. Yunan kuvvetleri bazı mevzileri ele geçirdi ancak savunmayı kıramadı ve 11 Ocak'ta Bursa yönüne geri çekildi. Türk kayıpları 95 ölü, 183 yaralı ve 211 esir olarak kaydedildi. Yunan ordusunun kendi verilerine göre kayıpları 51 ölü ve 130 yaralıydı. Sayılar küçüktü; sonucun önemi askerî olduğu kadar siyasiydi. Yeni kurulan düzenli ordu ilk sınavında dağılmamıştı. Muharebenin ardından Çerkes Ethem'in kuvvetleri de dağıtıldı; Ethem 1921 yılının başında Yunan tarafına sığındı.

İsmet Bey muharebeden sonra mirliva rütbesine yükseltildi. Meclis 20 Ocak 1921'de Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nu kabul etti. İtilaf Devletleri, Sevr Antlaşması'nda değişiklik görüşmek üzere Londra'da toplanacak konferansa İstanbul Hükûmeti'nin yanında Ankara Hükûmeti'ni de çağırdı; konferans 21 Şubat 1921'de açıldı. 12 Mart 1921'de İstiklal Marşı kabul edildi, 16 Mart 1921'de Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı. Birinci İnönü, Ankara Hükûmeti'nin dış dünyada muhatap alınmasının başlangıcı sayılır.

İkinci İnönü Muharebesi

17 / 64 · 1 dk

Londra Konferansı 12 Mart 1921'de sonuç alınamadan dağıldı. Yunan ordusu bu kez daha büyük kuvvetlerle ve iki koldan taarruza geçti: kuzeyde Bursa'dan İnönü ve Eskişehir üzerine, güneyde Uşak'tan Afyonkarahisar üzerine. Taarruz 23 Mart 1921'de başladı. Yunan kuvvetlerine yine General Papulas komuta ediyordu. Kaynaklar Yunan kuvvetlerini yaklaşık 30.000 asker ve 220 top, İnönü'deki Türk kuvvetlerini ise yaklaşık 15.000 asker ve 104 top olarak verir.

Güney kolu 24 Mart'ta Dumlupınar'ı, 27 Mart'ta Afyonkarahisar'ı ele geçirdi. Kuzeyde İnönü mevzilerinde çarpışmalar günlerce sürdü; Yunan kuvvetleri bazı tepeleri aldı. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Güney Cephesi'nden ve Ankara'dan gelen takviyelerle karşı taarruza geçti. Yunan ordusu 1 Nisan 1921'de İnönü mevzilerini bırakarak Bursa yönüne çekildi. Güneydeki Yunan kuvvetleri de Afyonkarahisar'ı boşaltıp Dumlupınar'a döndü.

Kayıplar konusunda kaynaklar farklı rakamlar verir. Türk tarafının ölü sayısı 680 ile 950 arasında, yaralı sayısı 1.800 ile 3.000 arasında aktarılır. Yunan ordusunun kayıpları kendi kayıtlarına göre yaklaşık 700 ölü, 3.000'i aşkın yaralı ve 400 ile 500 arasında kayıptır.

İsmet Paşa 1 Nisan 1921'de Metristepe'den çektiği telgrafta düşmanın binlerce ölüsünü muharebe meydanında bırakarak çekildiğini bildirdi. Mustafa Kemal aynı gün gönderdiği cevapta şöyle yazdı: "Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz." Her iki telgrafın metni Nutuk'ta yer alır.

Muharebenin ardından Güney Cephesi Komutanı Refet Paşa'nın Nisan 1921'de Aslıhanlar ve Dumlupınar'da giriştiği taarruzlar sonuç vermedi. Mustafa Kemal bu deneyimden sonra güneydeki kuvvetleri de İsmet Paşa'nın komutasına vererek batıdaki bütün birlikleri tek bir Batı Cephesi altında birleştirdi. İkinci İnönü, düzenli ordunun ciddi ve iyi yönetilen bir kuvvet olduğunu İtilaf başkentlerine de gösterdi; Ankara Hükûmeti ile temaslar bu tarihten sonra sıklaştı.

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Sakarya'ya Çekilme

18 / 64 · 1 dk

İkinci İnönü'den sonra Yunanistan ordusunu takviye etti. Kral Konstantin Anadolu'ya geçti; Yunan ordusu kaynaklara göre 95.000 ile 110.000 arasında askerle genel bir taarruza hazırlandı. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'nın kuvvetleri silah, topçu ve ulaştırma bakımından zayıftı; birliklerin önemli bir bölümü yeni katılan erlerden oluşuyordu.

Yunan taarruzu 10 Temmuz 1921'de geniş bir cephede başladı. Kuvvetlerin ağırlığı Türk ordusunun güney kanadına yöneldi. Afyonkarahisar Temmuz ortasında düştü. 17 Temmuz'da Yunan birlikleri Kütahya'nın güneyinde cepheyi yardı ve Kütahya işgal edildi. Bu günlerde Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ile birlikte cepheye geldi. Ordunun kuşatılıp yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu görüldü. Mustafa Kemal, Eskişehir'in savunulmasında ısrar edilmemesini ve ordunun Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmesini istedi. Eskişehir 20 Temmuz'da Yunan işgaline girdi. Ordu Temmuz sonunda Sakarya'nın doğusundaki mevzilere yerleşti.

Muharebeler Yunan ordusu için taktik bir başarıydı ancak Türk ordusunu kuşatıp yok etme hedefine ulaşılamadı. Kayıplar iki taraf için de ağırdı; Yunan kaynakları kendi kayıplarını yaklaşık 1.600 ölü ve 5.000 yaralı, Türk kaynakları Türk kayıplarını yaklaşık 1.500 ölü ve 6.500 yaralı olarak verir. Yunan komuta kademesi Kütahya'da toplanarak Ankara üzerine yürümeye karar verdi.

Çekilme Ankara'da büyük tedirginlik yarattı. Meclis'te ordunun durumu, komutanların sorumluluğu ve hükûmetin tutumu günlerce tartışıldı. Bir grup milletvekili Mustafa Kemal'in ordunun başına geçmesini istedi; Mersin milletvekili Selahattin Bey'in önerisiyle başlayan görüşmeler 4 Ağustos 1921'deki gizli oturumda sonuçlandı. Mustafa Kemal, Meclis'in yasama ve yürütme yetkilerini elinde tutması şartıyla görevi kabul edeceğini bildirdi.

TBMM 5 Ağustos 1921'de 144 sayılı Başkumandanlık Kanunu'nu kabul etti. Kanun, Meclis'in ordu ile ilgili yetkilerini üç ay süreyle Başkomutan adına fiilen kullanma hakkı tanıyordu. Bu süre 1921 Ekim'inde, 4 Şubat 1922'de ve 6 Mayıs 1922'de üçer ay uzatıldı; 20 Temmuz 1922'de süresiz hale getirildi. Mustafa Kemal Başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı seçildiği 29 Ekim 1923'e kadar sürdürdü.

10 Şubat 1902

Harbiye'den piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu; Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'ye kabul edildi.

Tekâlif-i Milliye Emirleri ve Ordunun Donatılması

19 / 64 · 1 dk

Başkumandanlık Kanunu'nun verdiği yetkiye dayanan Mustafa Kemal, Sakarya öncesinde ordunun donatılması için 7 ve 8 Ağustos 1921 tarihlerinde on emir yayımladı. Bu emirler Tekâlif-i Milliye (Millî Yükümlülükler) adıyla anılır. Amaç, Kütahya-Eskişehir çekilmesinde silah ve malzeme kaybeden ordunun eksiklerini birkaç hafta içinde halkın elindeki kaynaklardan karşılamaktı; hazinenin ve dış kaynakların buna yetmesi mümkün değildi.

Emirlerin içeriği özetle şöyleydi. Her ilçede bir Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacaktı. Her hane bir kat çamaşır, bir çift çorap ve bir çift çarık hazırlayıp teslim edecekti. Tüccarın ve halkın elindeki giyecek, ayakkabı ve kumaş stoklarının yüzde kırkı, bedeli sonra ödenmek üzere alınacaktı. Buğday, un, arpa gibi gıda maddeleri ile sabun, gaz gibi tüketim mallarının yüzde kırkı aynı şartla alınacaktı. Halkın elindeki taşıt araçları yüz kilometreye kadar ücret almadan askerî nakliyat yapacaktı. Sahipsiz mallar ordunun emrine verilecekti. Halkın elindeki bütün silah ve cephane üç gün içinde teslim edilecekti. Demirci, marangoz, dökümcü, saraç gibi zanaat sahipleri ordu emrinde çalışacaktı. Binek ve yük hayvanlarıyla arabaların yüzde yirmisi alınacaktı. Benzin, yağ, lastik, telefon ve elektrik malzemesi gibi teknik malzemenin yüzde kırkı alınacaktı.

Komisyonlar illerde vali, ilçelerde kaymakam başkanlığında toplandı; askerî komutanlar, belediye ve ticaret odası temsilcileri komisyonlarda yer aldı, imamlar ve muhtarlar doğal üye sayıldı. Alınan her mal için makbuz verildi ve bedelin barıştan sonra ödeneceği bildirildi. Toplanan çarık, çamaşır, hayvan ve araba birkaç hafta içinde cepheye ulaştırıldı; ordunun ulaştırma ihtiyacının önemli bölümü kağnı ve deve kollarıyla karşılandı.

Emirler, halkın elindeki kaynakların savaş için seferber edilmesi anlamına geliyordu ve ağır bir yük getirdi. Buna karşılık ödeme sözü tutuldu: 12 Nisan 1923 tarihli kanunla altı milyon lirayı aşan borcun ödenmesi kararlaştırıldı; ödemeler 1930'lu yılların sonuna kadar sürdü. Tekâlif-i Milliye, Sakarya'da savunmanın ve bir yıl sonra Büyük Taarruz'un maddi zeminini hazırlayan uygulamalardan biri olarak kabul edilir.

Sakarya Meydan Muharebesi

20 / 64 · 1 dk

Yunan ordusu Ağustos 1921'in ortasında Eskişehir ve Afyonkarahisar bölgesinden doğuya yürüdü. Hedef, Sakarya'nın doğusuna çekilmiş Türk ordusunu yenmek ve Ankara'yı almaktı. Başkomutan Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte karargâhını Polatlı yakınındaki Alagöz köyünde kurdu. Muharebeden kısa süre önce attan düşerek yaralanmıştı; muharebeyi bu durumda yönetti.

Cephe, Sakarya Nehri'nin doğusunda yaklaşık 100 kilometre uzunluğunda bir hattı kaplıyordu. Türk ordusu yaklaşık 96.000 asker ve 196 topla savunmaya geçti. Yunan ordusunun asker sayısı kaynaklara göre değişir; topçusu 386 topla Türk ordusunun iki katına yakındı, uçak sayısında da üstündü. Yunan kuvvetlerine General Papulas komuta ediyordu.

Yunan taarruzu 23 Ağustos 1921'de başladı. Ağırlık, Türk cephesinin güney kanadına, Mangal Dağı ve Haymana yönüne verildi. Yunan birlikleri ilk günlerde güneydeki tepeleri aldı ve cephenin sol kanadını kuzeye doğru sarmaya çalıştı. Mustafa Kemal bu günlerde orduya, savunmanın bir hatta değil bütün yüzeye dayanacağını bildiren emrini verdi: "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır." Emir, mevzisini kaybeden birliğin geride yeniden savunma kurmasını ve cephenin bütünüyle çökmesinin önlenmesini amaçlıyordu.

Eylül başında Yunan ordusu Çal Dağı'nı ele geçirdi ve Ankara'ya en fazla yaklaştığı noktaya ulaştı; ancak taarruz gücü tükenmişti. Eylül'ün ikinci haftasında Türk ordusu karşı taarruza geçti. Yunan ordusu 13 Eylül 1921'de Sakarya'nın batısına çekildi; çekilirken geçtiği yerleşim yerlerine ağır zarar verdi. Türk birlikleri takip harekâtıyla Eylül sonunda Sivrihisar, Bolvadin ve Çay'ı geri aldı.

Kayıplar konusunda kaynaklar farklı sayılar verir. Türk kaynaklarında Türk ordusunun kaybı 5.713 şehit, 18.480 yaralı ve 828 esir olarak, kayıplarla birlikte toplam 37.900 civarında gösterilir; bazı kaynaklar şehit sayısını daha yüksek verir. Yunan resmî kayıtlarına göre Yunan ordusunun kaybı yaklaşık 3.800 ölü, 19.000 yaralı ve 350 kayıp olmak üzere 23.000 civarındadır.

Yirmi iki gün süren muharebeyi tarihçi İsmail Habip Sevük, 1683 Viyana bozgunundan beri süren geri çekilmenin durduğu nokta olarak nitelendirdi. TBMM 19 Eylül 1921'de Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı verdi. Muharebeden sonra Fransa ile Ankara Antlaşması imzalandı ve Yunan ordusu Anadolu'da bir daha taarruza geçemedi.

Büyük Taarruz ve İzmir'in Kurtuluşu

21 / 64 · 2 dk

Sakarya'dan Büyük Taarruz'a kadar geçen bir yılda ordu yeniden düzenlendi. Tekâlif-i Milliye ile toplanan malzeme ve Fransızların boşalttığı güney illerinden çekilen birlikler Batı Cephesi'ne aktarıldı. Ordu, Birinci ve İkinci Ordu ile bağımsız bir Süvari Kolordusu olarak örgütlendi. Yunan Küçük Asya Ordusu'nun komutanı General Yorgo Hacıanesti idi; Yunan kuvvetleri Afyonkarahisar'dan Eskişehir'e uzanan tahkimli bir hatta savunmada bekliyordu.

Taarruz planı, ana kuvvetin Afyonkarahisar'ın güneyinden saldırarak Yunan ordusunun İzmir ile bağlantısını kesmesine dayanıyordu. Kaynaklar taarruza katılan Türk kuvvetlerini yaklaşık 100.000 piyade, 5.000'i aşkın süvari ve 323 top; karşısındaki Yunan kuvvetlerini yaklaşık 130.000 piyade, 1.300 süvari ve 340'tan fazla top olarak verir. Yunan tarafı uçak sayısında da üstündü.

Mustafa Kemal Şuhut'tan Kocatepe'ye geçti. 26 Ağustos 1922 sabahı şafakla birlikte topçu ateşi başladı; Başkomutan taarruzun ilk gününü Fevzi ve İsmet Paşalarla birlikte Kocatepe'den izledi. Piyade ilk gün Yunan mevzilerinin bir kısmını aldı. 27 Ağustos'ta Afyonkarahisar kurtarıldı. Yunan Birinci ve İkinci Kolorduları kuzeybatıya çekilmeye çalışırken 30 Ağustos'ta Dumlupınar çevresinde kuşatıldı; bu çarpışmaya sonradan Başkomutan Meydan Muharebesi adı verildi. Yunan ordusunun ana kuvveti burada dağıldı. Kütahya aynı gün kurtarıldı.

1 Eylül'de Başkomutan takip emrini yayımladı ve Uşak kurtarıldı. Yunan Birinci Kolordu Komutanı General Nikolaos Trikupis ile İkinci Kolordu Komutanı General Kimon Digenis, yanlarındaki 5.000 ile 6.000 askerle 2 Eylül'de Uşak yakınlarında esir alındı. Mustafa Kemal, Trikupis'le görüşmesinde ona Yunan hükûmeti tarafından Küçük Asya Ordusu Başkomutanlığına atandığını bildirdi; Trikupis atanma haberini esir olarak öğrendi. Aynı gün Eskişehir, 7 Eylül'de Aydın, 8 Eylül'de Manisa kurtarıldı.

Fahrettin Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu 9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e girdi. Süvari birlikleri Kadifekale'ye ve hükûmet konağına bayrak çekti; hükûmet konağına bayrağı Yüzbaşı Şerafettin Bey'in birliği çekti. Mustafa Kemal 10 Eylül'de İzmir'e geldi. 13 Eylül'de şehirde başlayan büyük yangın günlerce sürdü ve geniş bir alanı yok etti. Bursa 11 Eylül'de, Bandırma 17 Eylül'de kurtarıldı. 18 Eylül 1922'de Erdek ve Biga'nın kurtarılmasıyla Batı Anadolu'daki Yunan işgali sona erdi.

Türk ordusunun taarruz boyunca kaybı 2.318 şehit, 9.360 yaralı ve 1.697 kayıp olarak kaydedildi. Yunan ordusunun kaybı on binlerle ifade edilir; ölü, yaralı ve esir sayıları kaynaklara göre değişir. Ordu, on beş günden kısa sürede yaklaşık 300 kilometre ilerlemişti.

1905

Şam'daki Beşinci Ordu emrine verildi; 30. Süvari Alayı'nda görev yaptı.

Büyük Taarruz ve Mudanya Mütarekesi

22 / 64 · 1 dk

Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 sabahı Afyonkarahisar'ın güneyinden başladı. Başkomutan Mustafa Kemal harekâtı Kocatepe'den yönetti. Yunan savunma hatları ilk günlerde kırıldı. 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da yapılan ve Başkomutan Meydan Muharebesi adı verilen çarpışmada Yunan ordusunun ana kuvvetleri kuşatılarak dağıtıldı.

Mustafa Kemal'in "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" emriyle takip harekâtı başladı. Türk ordusu 9 Eylül 1922'de İzmir'e girdi. Batı Anadolu'daki Yunan işgali 18 Eylül 1922'de tamamen sona erdi.

Ordunun Çanakkale ve İstanbul yönüne ilerlemesi üzerine İngiltere ile gerginlik yaşandı; İtilaf Devletleri ateşkes görüşmesi teklif etti. Mudanya'da 3 Ekim 1922'de başlayan görüşmelerde Türk heyetine Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa başkanlık etti. Mudanya Mütarekesi 11 Ekim 1922'de Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalandı; Yunanistan mütarekeye birkaç gün sonra katıldı.

Mütareke ile Doğu Trakya, Meriç Nehri'ne kadar savaşsız biçimde Türk yönetimine bırakıldı. Yunan birlikleri on beş gün içinde çekilecek, bölge önce İtilaf birliklerine, ardından Türk idaresine devredilecekti. İstanbul ve Boğazlar, barış antlaşması imzalanana kadar İtilaf işgali altında kalmaya devam etti.

Kurtuluş Savaşı'nın askerî safhası böylece kapandı. TBMM 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı; halifelik makamı bir süre daha korundu ve Abdülmecid Efendi halife seçildi. Son padişah Vahdettin 17 Kasım 1922'de bir İngiliz gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı. Barış görüşmeleri Lozan'da başladı.

Lozan Barış Antlaşması

23 / 64 · 1 dk

Barış konferansı 20 Kasım 1922'de İsviçre'nin Lozan şehrinde açıldı. Türk heyetine Dışişleri Vekili İsmet Paşa başkanlık etti. Karşı tarafta İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı yer aldı. Kapitülasyonlar, Osmanlı borçları, Boğazlar, Musul ve azınlıklar gibi konularda anlaşma sağlanamadığı için görüşmeler Şubat 1923'te kesildi.

Konferans Nisan 1923'te yeniden toplandı. Bu arada Türkiye'de İzmir İktisat Kongresi yapılmış ve ekonomik bağımsızlık ilkesi kamuoyuna duyurulmuştu. İkinci dönem görüşmelerin sonunda Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923'te imzalandı.

Antlaşma ile kapitülasyonlar kaldırıldı. Türkiye'nin sınırları büyük ölçüde belirlendi; Suriye sınırı 1921 Ankara Antlaşması'na göre, Yunanistan sınırı Meriç Nehri'ne göre çizildi. Musul meselesi Türkiye ile İngiltere arasındaki sonraki görüşmelere bırakıldı. Osmanlı borçları, imparatorluktan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Boğazlar için ayrı bir sözleşme yapıldı; Boğazlar askerden arındırıldı ve uluslararası bir komisyonun denetimine bırakıldı. Ege'deki adaların büyük bölümü Yunanistan'da, On İki Ada İtalya'da kaldı; Gökçeada ve Bozcaada Türkiye'ye bırakıldı. Türkiye'deki gayrimüslim azınlıkların hakları düzenlendi; Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapıldı.

TBMM antlaşmayı 23 Ağustos 1923'te onayladı. Antlaşma 6 Ağustos 1924'te yürürlüğe girdi. İtilaf birlikleri İstanbul'u Ekim 1923'te boşalttı ve Türk ordusu şehre girdi.

Lozan, yeni Türk devletinin uluslararası alanda tanınmasını sağlayan temel belge oldu. Sevr'in aksine, Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü esas alan bir barış düzeni kurdu.

Cumhuriyet'in İlanı ve Cumhurbaşkanı Seçilmesi

24 / 64 · 1 dk

Kurtuluş Savaşı'nın ardından yeni devletin yapısı tartışıldı. Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni bir siyasi partiye dönüştürdü; Halk Fırkası 9 Eylül 1923'te kuruldu. Ankara, 13 Ekim 1923'te TBMM kararıyla başkent ilan edildi.

Ekim 1923 sonunda yaşanan hükûmet bunalımı, rejimin adının konulmasını hızlandırdı. 29 Ekim 1923'te Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nda yapılan değişiklikle "Türkiye Devleti'nin hükûmet şekli Cumhuriyettir" hükmü kabul edildi ve Cumhuriyet ilan edildi. Aynı gün yapılan oylamada Mustafa Kemal, oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamının oyuyla Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. İlk hükûmeti kurma görevi İsmet Paşa'ya verildi.

Cumhurbaşkanlığı, 1924 Anayasası'nda dört yıllık görev süresi ve TBMM tarafından seçilme esasına bağlandı. Mustafa Kemal 1 Kasım 1927'de 288, 4 Mayıs 1931'de 289 ve 1 Mart 1935'te 386 oyla, her seferinde oylamaya katılan milletvekillerinin tamamının oyuyla yeniden seçildi. Görevi 10 Kasım 1938'deki ölümüne kadar sürdü.

Halk Fırkası, Cumhuriyet'in ilanından sonra Cumhuriyet Halk Fırkası adını aldı; 1935'te adı Cumhuriyet Halk Partisi oldu. Mustafa Kemal partinin genel başkanlığını ölümüne kadar korudu. 1924-1925 ve 1930 yıllarındaki kısa ömürlü muhalefet partileri dışında dönem boyunca tek parti yönetimi sürdü.

20 Nisan 1924'te kabul edilen yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, egemenliğin millete ait olduğunu, yasama ve yürütme yetkisinin TBMM'de toplandığını hükme bağladı. Bu anayasa, değişikliklerle 1961'e kadar yürürlükte kaldı.

11 Ocak 1905

Erkan-ı Harbiye'den kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.

Halifeliğin Kaldırılması ve Hukuk İnkılapları

25 / 64 · 1 dk

TBMM 3 Mart 1924'te birbirini tamamlayan üç kanun kabul etti. 431 sayılı kanunla halifelik kaldırıldı ve Osmanlı hanedanı üyelerinin yurt dışına çıkarılması kararlaştırıldı. 429 sayılı kanunla Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı; din işleri Diyanet İşleri Reisliği'ne, vakıflar Evkaf Umum Müdürlüğü'ne devredildi. 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün eğitim kurumları Maarif Vekâleti'ne bağlandı.

Hukuk alanındaki dönüşüm 1926'da yoğunlaştı. 17 Şubat 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, İsviçre Medeni Kanunu'ndan uyarlandı ve 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi. Kanun, tek eşliliği ve medeni nikâhı esas aldı; kadın ve erkeğe mirasta ve boşanmada eşit haklar tanıdı. Mart 1926'da İtalyan Ceza Kanunu esas alınarak hazırlanan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu kabul edildi.

Hukuk eğitimi için 5 Kasım 1925'te Ankara Hukuk Mektebi açıldı. Bu okul, Cumhuriyet döneminde sıfırdan kurulan ilk yükseköğretim kurumudur. Mustafa Kemal açılış konuşmasında bu okulu Cumhuriyet'in güvencesi olarak nitelendirdi.

Anayasa 10 Nisan 1928'de değiştirildi ve "Türkiye Devleti'nin dini İslam'dır" ibaresi metinden çıkarıldı. 5 Şubat 1937'de yapılan değişiklikle cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık ilkeleri anayasanın ikinci maddesine girdi.

Bu düzenlemelerle hukuk düzeni dinî esaslardan ayrılarak tek bir laik sistem üzerine kuruldu. Kadınların hukuki statüsü Medeni Kanun'la erkeklerle büyük ölçüde eşitlendi; siyasi haklar ise 1930-1934 arasında kademeli olarak tanındı.

Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Devrimi

26 / 64 · 1 dk

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi 17 Şubat 1926 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi, 4 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi. Kaynağı, 1907'de kabul edilip 1912'de yürürlüğe giren İsviçre Medeni Kanunu'ydu. Kanun metni Fransızcadan Türkçeye çevrildi ve Meclis'te madde madde değil, bir bütün olarak oylandı.

Çalışmayı Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt yürüttü. Bozkurt 22 Kasım 1924 ile 27 Eylül 1930 tarihleri arasında Adliye Vekilliği yaptı; hukuk doktorasını İsviçre'de Fribourg Üniversitesi'nde tamamlamıştı. Kanunun başına yazdığı gerekçede, dine dayalı Mecelle hükümlerinin değişen toplum hayatının ihtiyaçlarını karşılayamadığını ve yeni Türk devletinin çağdaş bir medeni kanuna ihtiyaç duyduğunu belirtti. Bu gerekçe, hukuk devriminin temel metinlerinden biri sayılır.

Medeni Kanun aile, miras, kişi ve eşya hukukunu yeniden düzenledi. Çok eşlilik kaldırıldı ve tek eşlilik esas alındı. Evlilik için resmî nikâh zorunlu tutuldu. Boşanma hakkı kadın ve erkeğe eşit biçimde tanındı. Mirasta kız ve erkek çocuklar eşit pay aldı. Kadının mahkemede tanıklığı erkekle eşit sayıldı. Böylece medeni ilişkiler dinî hukukun alanından çıkarılarak tek bir laik kanuna bağlandı.

1926 yılı hukuk alanında bir bütün olarak yeniden yapılanma yılı oldu. 1 Mart 1926 tarihinde kabul edilen 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu esas alınarak hazırlandı. Aynı yıl Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu da kabul edildi. Bozkurt'un görev döneminde Hukuk Usulü Muhakemeleri, Ceza Muhakemeleri Usulü ile İcra ve İflas kanunları da çıkarıldı. Yeni kanunları uygulayacak hukukçuları yetiştirmek için 5 Kasım 1925 tarihinde açılan Ankara Hukuk Mektebi bu dönüşümün eğitim ayağını oluşturdu.

1926 tarihli Medeni Kanun, çeşitli değişikliklerle 75 yıl yürürlükte kaldı. Yerini, 2001 yılında kabul edilen ve 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu aldı. Yeni kanun, eskisinin sistematiğini büyük ölçüde korudu ve dilini günümüz Türkçesine uyarladı.

Eğitim ve Kültür İnkılapları

27 / 64 · 1 dk

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile başlayan eğitim dönüşümünün en geniş etkili adımı Harf İnkılabı oldu. Mustafa Kemal 1928 yazında yeni harfleri İstanbul'da ve Anadolu gezilerinde halka bizzat tanıttı. 1 Kasım 1928'de kabul edilen 1353 sayılı kanunla Latin esaslı yeni Türk alfabesi kabul edildi. Gazeteler ve resmî yazışmalar kısa bir geçiş süresi içinde yeni harflere geçti.

Yeni harflerle okuma yazma öğretmek için Millet Mektepleri kuruldu. Talimatname Kasım 1928'de yayımlandı, okullar 1 Ocak 1929'da açıldı. TBMM 24 Kasım 1928'de Mustafa Kemal'e Millet Mektepleri Başöğretmeni unvanını verdi; bu tarih sonradan Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başlandı. İlk yıl yüz binlerce yetişkin bu okullarda okuma yazma belgesi aldı.

Tarih ve dil çalışmaları için iki kurum kuruldu. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Nisan 1931'de kuruldu ve 1935'te Türk Tarih Kurumu adını aldı; Birinci Türk Tarih Kongresi 2-11 Temmuz 1932'de toplandı. Türk Dili Tetkik Cemiyeti 12 Temmuz 1932'de kuruldu ve sonradan Türk Dil Kurumu adını aldı; Birinci Türk Dil Kurultayı 26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda açıldı. Mustafa Kemal vasiyetinde İş Bankası'ndaki hisselerinin gelirinden bu iki kuruma pay ayırdı.

Yükseköğretimde 1933'te Darülfünun kapatılarak İstanbul Üniversitesi kuruldu. Ankara'da 1935'te kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi 9 Ocak 1936'da öğretime başladı.

21 Haziran 1934'te kabul edilen Soyadı Kanunu ile her vatandaşın soyadı alması zorunlu kılındı. TBMM 24 Kasım 1934'te çıkardığı kanunla Mustafa Kemal'e Atatürk soyadını verdi. 26 Kasım 1934'te ağa, bey, paşa, efendi gibi lakap ve unvanlar kaldırıldı.

Ekim 1906

Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu.

Tevhid-i Tedrisat ve Eğitim Seferberliği

28 / 64 · 1 dk

430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu 3 Mart 1924 tarihinde kabul edildi ve 6 Mart 1924 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Kanun teklifi Saruhan mebusu Vasıf Çınar ve 57 arkadaşı tarafından verilmişti. Aynı gün halifeliği ve Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'ni kaldıran kanunlar da kabul edildi. Kanunla Türkiye'deki bütün bilim ve öğretim kurumları Maarif Vekâleti'ne bağlandı. Şer'iye ve Evkaf Vekâleti ile özel vakıfların yönettiği medrese ve okullar Maarif Vekâleti'ne devredildi. Din görevlisi yetiştirmek için İmam ve Hatip Mektepleri açılması ve Darülfünun'da bir İlahiyat Fakültesi kurulması öngörüldü.

Kanunun amacı, Osmanlı döneminde yan yana yaşayan mektep ve medrese ikiliğini sona erdirmekti. Kanunun ardından Mart 1924'te medreseler kapatıldı; o tarihte ülkede 479 medrese bulunuyordu. İlahiyat Fakültesi 1924 yılında İstanbul Darülfünunu bünyesinde açıldı ve 29 İmam Hatip Mektebi faaliyete geçti. Yabancı ve azınlık okulları Maarif Vekâleti'nin denetimine alındı.

Eğitim örgütünün çerçevesi 22 Mart 1926 tarihli 789 sayılı Maarif Teşkilatına Dair Kanun ile çizildi; kanun 3 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Buna göre devletin izni olmadan hiçbir okul açılamayacaktı. İlköğretim zorunlu ve parasız kılındı. İlkokullar şehir ve köy okulları olarak ikiye ayrıldı; ortaokul, lise ve öğretmen okulları düzenlendi. Yabancı okullarda Türkçe, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenlerce verilmesi zorunlu tutuldu. Kanunun 20. maddesiyle Maarif Eminlikleri kuruldu ve ülke, birkaç ili kapsayan eğitim bölgelerine ayrıldı. Bu kanun 1992 yılına kadar yürürlükte kaldı.

Köy öğretmeni yetiştirmek için 1927-1928 öğretim yılında Kayseri Zincidere'de ve Denizli'de üç yıl süreli iki Köy Muallim Mektebi açıldı. Beklenen sonucu vermeyen bu okullar 1932 ve 1933 yıllarında kapatıldı. 1936 yılında Kültür Bakanı Saffet Arıkan ve İlköğretim Genel Müdür Vekili İsmail Hakkı Tonguç'un öncülüğünde Eskişehir Mahmudiye'de ilk köy eğitmen kursu açıldı; köylü gençler kısa süreli kurslarla köy okullarına eğitmen olarak gönderildi. Bu uygulama 1940'ta kurulan Köy Enstitüleri'nin öncüsü oldu.

Cumhuriyet'in ilk öğretim yılında ülkede yaklaşık beş bin ilkokul, 340-350 bin dolayında ilkokul öğrencisi ve 10 bini aşkın ilkokul öğretmeni vardı. 1940-1941 öğretim yılında ilkokul sayısı 10 bini, öğrenci sayısı 955 bini, öğretmen sayısı 20 bini aştı. Darülfünun 1933 yılında kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.

Harf İnkılabı

29 / 64 · 1 dk

Yeni Türk alfabesine geçişin ilk adımı rakamlarda atıldı. 20 Mayıs 1928 tarihli 1288 sayılı kanunla resmî dairelerde uluslararası rakamların kullanılması zorunlu kılındı. Aynı günlerde, 23 Mayıs 1928 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Maarif Vekâleti bünyesinde bir Dil Encümeni kuruldu. Encümen 26 Haziran 1928 tarihinde Ankara'da çalışmaya başladı ve alfabe taslağını 12 Temmuz 1928 tarihinde tamamladı. Kurucu üyeleri arasında Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Emin Erişirgil, İhsan Sungu, Avni Başman, Ragıp Hulusi Özdem, Ahmet Cevat Emre ve İbrahim Grantay bulunuyordu. Taslak 1 Ağustos 1928 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda Mustafa Kemal'e sunuldu.

Yeni harfler kamuoyuna 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul'da, Gülhane Parkı'nın Sarayburnu ucunda düzenlenen Cumhuriyet Halk Fırkası gecesinde duyuruldu. Mustafa Kemal bu konuşmada halka yeni harflerle yazılmış bir metni okuttu ve alfabenin kısa sürede öğrenilmesini istedi. 11 Ağustos'ta Cumhurbaşkanlığı çevresi ile milletvekillerine, 15 Ağustos'ta üniversite hocaları ve edebiyatçılara yeni harfler tanıtıldı; Ağustos ayının sonunda Dolmabahçe'de geniş katılımlı toplantılar yapıldı. Ağustos ve Eylül aylarında Mustafa Kemal Anadolu illerini dolaşarak meydanlarda kara tahta başında harfleri bizzat öğretti. Ekim 1928'de devlet memurları yeni harflerden sınava alındı.

1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edildi ve 3 Kasım 1928 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, Latin esasından alınan 29 harfi Türk harfleri adıyla kabul etti; Türkçenin sesleri için ç, ş, ğ, ı, ö ve ü harfleri eklendi.

Geçiş kademeli bir takvime bağlandı. 1 Aralık 1928'den itibaren gazete, dergi, levha, tabela, ilan ve sinema yazıları yeni harflerle basılacaktı. Devlet dairelerinde uygulama ve Türkçe kitapların basımı için son tarih 1 Ocak 1929 idi. Halkın eski harflerle yazılmış dilekçeleri 1 Haziran 1929'a kadar kabul edildi; tapu kayıtları, nüfus ve evlenme cüzdanları ile askerî belgeler bu tarihten sonra yeni harflerle düzenlendi. Devlet dairelerindeki eski harfli basılı defter ve cetvellerin kullanımı Haziran 1930'a kadar sürebildi. Okullarda Türkçe öğretim yalnızca yeni harflerle yapıldı. Nüfus sayımlarına göre okuma yazma oranı 1927'de yüzde 10,5 iken 1935'te yüzde 20,4'e yükseldi.

Millet Mektepleri ve Okuma Yazma Seferberliği

30 / 64 · 1 dk

Yeni harflerle okuma yazma öğretmek için kurulan Millet Mektepleri'nin talimatnamesi 11 Kasım 1928 tarihinde Bakanlar Kurulu'nda kabul edildi ve 24 Kasım 1928 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Aynı gün Mustafa Kemal'e Millet Mektepleri Başöğretmeni unvanı verildi. Dershaneler 1 Ocak 1929 tarihinde bütün yurtta açıldı. Uygulamanın kurulmasında Maarif Vekili Mustafa Necati'nin önemli payı oldu.

Mektepler iki tür dershaneden oluşuyordu. A dershaneleri, ne eski ne yeni harfleri bilenlere yönelikti ve dört ay sürüyordu; burada okuma yazma, dil bilgisi ve basit hesap öğretiliyordu. B dershaneleri eski harfleri bilenler için iki aylık bir programdı; hesap ve ölçüler, sağlık bilgisi ve yurt bilgisi dersleri veriliyordu. Dersler haftada altı saatti. Dershaneler şehirlerde de köylerde de açıldı.

İlk öğretim yılı olan 1928-1929 döneminde 20 binin üzerinde dershane açıldı. Kaynaklar bu yıl kayıt yaptıranların sayısını bir milyonun biraz üzerinde verir; belge alanların sayısı 597.010 olarak kaydedildi. Yalnızca İstanbul'da Şubat 1929'a kadar 2.655 dershane açılmış ve 104 binden fazla kişi kayıt yaptırmıştı; bunların yarıdan fazlası kadındı.

Millet Mektepleri'nin en yoğun çalıştığı dönem 1928 ile 1935 arasıdır. Başvekâlet İstatistik Umum Müdürlüğü'nün 1935 tarihli yayınına göre bu yedi yılda toplam 60.373 A ve B dershanesi açıldı, 2.486.845 kişi derslere katıldı ve 1.358.001 kişi sınavları geçerek belge aldı. Dershanelerin yaklaşık üçte ikisi köylerdeydi. Belge alanların toplam sayısı başka kaynaklarda 1,2 milyon ile 1,9 milyon arasında değişen rakamlarla verilir. Başvurular ilk yıldan sonra hızla azaldı. Dershanelerin yanında okuma alışkanlığını sürdürmek için Halk Okuma Odaları açıldı.

Kurslar 1936 yılından itibaren Ulus Okulları adıyla anıldı; sonraki yıllarda akşam okulları ve halk dershaneleri adıyla sürdürüldü. Millet Mektepleri, Harf İnkılabı'nın halka yayılmasında en geniş etkili araç oldu.

1907

Manastır'daki Üçüncü Ordu karargâhına atandı.

Türk Tarih Tezi ve Tarih Çalışmaları

31 / 64 · 1 dk

Cumhuriyet döneminde tarih çalışmaları Mustafa Kemal'in yakın ilgisiyle örgütlendi. İlk toplu eser, Türk Ocakları bünyesinde kurulan Türk Tarihi Tetkik Heyeti'nin hazırladığı Türk Tarihinin Ana Hatları oldu. 1930 yılında basılan 606 sayfalık bu kitap yalnızca 100 adet çoğaltıldı ve görüş alınmak üzere yurt içindeki bilim insanlarına dağıtıldı. Afet İnan, Tevfik Bıyıklıoğlu, Yusuf Akçura ve Reşit Galip hazırlayanlar arasındaydı.

Türk Ocakları'nın Nisan 1931'de kapanmasının ardından heyet, 15 Nisan 1931 tarihinde Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adıyla bağımsız bir dernek olarak kuruldu. Kurucu üye sayısı 16 idi; ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu oldu. Cemiyet 1931 yılında liseler için dört ciltlik bir Tarih kitabı hazırladı ve kitaplar Maarif Vekâleti yayını olarak okullarda okutulmaya başlandı. Cemiyet 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adını aldı. Kurumun bilimsel dergisi Belleten 1937 yılında yayımlanmaya başladı. Mustafa Kemal 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetinde İş Bankası'ndaki hisselerinin gelirinden bu kuruma pay ayırdı.

Birinci Türk Tarih Kongresi 2-11 Temmuz 1932 tarihleri arasında Ankara Halkevi'nde toplandı. Kongreye ağırlıkla tarih öğretmenleri ve üniversite hocaları katıldı; yeni tarih kitaplarının esasları ve öğretim yöntemleri tartışıldı. Kongrede Zeki Velidi Togan gibi bazı bilim insanları sunulan görüşlere itiraz etti. İkinci Türk Tarih Kongresi 20-25 Eylül 1937 tarihleri arasında İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda yapıldı ve yabancı bilim insanlarının da katıldığı uluslararası bir toplantı niteliği taşıdı.

Bu çalışmaların ortak çerçevesi Türk Tarih Tezi olarak adlandırılır. Teze göre Türklerin anayurdu Orta Asya'dır; Türkler burada, bir iç denizin çevresinde erken bir uygarlık kurmuştur. İç denizin iklim değişikliğiyle kurumasının ardından Türkler batıya, güneye ve doğuya göç etmiş; Çin, Hindistan, Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve Ege dünyasına uygarlığı taşımıştır. Tez, Anadolu'nun eski halklarından Hititler ile Mezopotamya'daki Sümerleri Türk kökenli sayar ve Türklerin brakisefal kafa yapısına sahip bir ırk olduğunu ileri sürer. Tez, Türklerin dünyanın en eski milletlerinden biri olduğunu ve Anadolu'nun binlerce yıllık Türk yurdu olduğunu savunur. Türk Tarihinin Ana Hatları ve 1931 tarihli lise kitapları bu çerçevede yazıldı; Afet İnan'ın 1939 yılında Cenevre'de tamamladığı doktora çalışması da bu yaklaşımı antropolojik ölçümlerle destekleme amacını taşıyordu.

Dil Çalışmaları ve Güneş-Dil Teorisi

32 / 64 · 1 dk

Harf İnkılabı'nın ardından dil çalışmaları kurumsal bir yapıya kavuşturuldu. Türk Dili Tetkik Cemiyeti 12 Temmuz 1932 tarihinde Mustafa Kemal'in talimatıyla kuruldu. Kurucu üyeleri dönemin milletvekili ve edebiyatçılarından Samih Rifat, Ruşen Eşref Ünaydın, Celal Sahir Erozan ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu idi. Cemiyetin amacı Türk dilinin özleşmesi ve gelişmesi için bilimsel çalışmalar yapmaktı.

Birinci Türk Dil Kurultayı 26 Eylül 1932 tarihinde İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda açıldı ve 5 Ekim 1932'ye kadar sürdü. Kurultayda dilin tarihi, Türkçenin başka dillerle ilişkisi ve özleştirme yöntemleri ele alındı; çalışma programı belirlendi. Bunu halk ağzından söz derleme ve eski metinlerden söz tarama seferberliği izledi. Derleme ve tarama sonuçları yayımlandı; 1935 yılında Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu ile Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu basıldı. Bu kılavuzlar Arapça ve Farsça kökenli sözlerin yerine önerilen Türkçe karşılıkları içeriyordu. İkinci Türk Dil Kurultayı 18-23 Ağustos 1934 tarihleri arasında toplandı; aynı yıl cemiyetin adı Türk Dili Araştırma Kurumu oldu.

Üçüncü Türk Dil Kurultayı 24-31 Ağustos 1936 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapıldı. Kurultayda kurumun adı Türk Dil Kurumu olarak değiştirildi ve bugünkü yapısının temeli atıldı. Bu kurultayın başlıca gündemi Güneş-Dil Teorisi oldu.

Güneş-Dil Teorisi, bütün dillerin kökeninde Türkçenin bulunduğunu ileri süren bir dil kuramıdır. Kurama göre ilk insan, güneşe duyduğu hayranlıkla ilk anlamlı sesi çıkarmış; bu ses ağ hecesi olmuş ve bütün diller bu kök sesten türeyerek gelişmiştir. Kuramın çıkış noktası, Avusturyalı dilci Hermann F. Kvergić'in 1935 yılında hazırlayıp Mustafa Kemal'e gönderdiği bir çalışmadır. Mustafa Kemal konuyla yakından ilgilendi ve kuram 1935 sonu ile 1936 başında kurum çevresinde geliştirildi. Kuram 1936 kurultayında sunuldu; 1936-1938 yılları arasında Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ders olarak okutuldu. Mustafa Kemal'in ölümünden sonra kuram üzerindeki çalışmalar sürdürülmedi ve 1942 kurultayında gündeme alınmadı.

Mustafa Kemal vasiyetinde İş Bankası'ndaki hisselerinin gelirinden Türk Dil Kurumu'na pay ayırdı. Kurum 1983 yılında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na bağlandı.

Halkevleri ve Kültür Kurumları

33 / 64 · 1 dk

Halkevleri, Cumhuriyet Halk Fırkası'na bağlı halk eğitimi ve kültür kurumları olarak 19 Şubat 1932 tarihinde açıldı. Kuruluşlarından önce, 10 Nisan 1931 tarihinde Türk Ocakları kendini feshetmişti; Halkevleri büyük ölçüde bu derneklerin bina ve üyelerini devraldı. İlk gün 14 il merkezinde halkevi açıldı.

Her halkevi dokuz şube halinde örgütlendi: dil, edebiyat ve tarih; güzel sanatlar; temsil; spor; sosyal yardım; halk dershaneleri ve kurslar; kütüphane ve neşriyat; köycülük; müze ve sergi. Halkevlerinde okuma yazma ve yabancı dil kursları açıldı, konferanslar verildi, tiyatro oyunları sahnelendi, halk müziği ve halk oyunları derlendi, köy gezileri düzenlendi ve yerel dergiler çıkarıldı. Sayıları hızla arttı: 1932'de 14 olan halkevi sayısı 1933'te 55'e, 1935'te 103'e çıktı ve 1938'de 200'ü aştı. Halkevi kurulamayan küçük yerleşimler için 1940 yılından itibaren halkodaları açıldı. 1950 yılında 478 halkevi ve 4.322 halkodası bulunuyordu. Halkevleri 8 Ağustos 1951 tarihinde kabul edilen 5830 sayılı kanunla kapatıldı ve malları hazineye devredildi.

Müzik eğitimi alanında ilk kurum, 1 Eylül 1924 tarihinde Ankara Cebeci'de açılan Musiki Muallim Mektebi oldu. Okulun amacı ortaokullara müzik öğretmeni yetiştirmekti; ilk müdürü Osman Zeki Üngör'dü. Okul zaman içinde öğretmen yetiştirmenin yanında sanatçı yetiştiren bir kuruma dönüştü.

1935 yılında Alman besteci Paul Hindemith Türkiye'ye davet edildi. Hindemith 1935 ile 1937 arasında birkaç kez Ankara'ya geldi ve müzik hayatının kurulmasına ilişkin ayrıntılı raporlar hazırladı. Raporlarında bir konservatuvar, bir öğretmen okulu ve bir tiyatro okulundan oluşan bir yapı önerdi. Bu öneriler doğrultusunda Ankara Devlet Konservatuvarı 1936 yılında Musiki Muallim Mektebi bünyesinde kuruldu; 6 Mayıs 1936 tarihinde yapılan giriş sınavı kuruluş günü olarak kabul edilir ve öğretim 1 Kasım 1936 tarihinde başladı. Tiyatro ve opera bölümlerinin kurulması için Hindemith'in önerisiyle Alman rejisör Carl Ebert getirildi. Konservatuvarın kuruluş kanunu 1940 yılında kabul edildi; ilk mezunlarını 1941 yılında verdi. Kurum 1982 yılında Hacettepe Üniversitesi'ne bağlandı.

20 Haziran 1907

Kolağası rütbesine yükseldi.

Toplumsal İnkılaplar ve Kadın Hakları

34 / 64 · 1 dk

Kıyafet alanındaki ilk düzenleme şapkaydı. Mustafa Kemal Ağustos 1925'te Kastamonu ve İnebolu gezisinde şapka giydi ve konuşmalarında bunun gerekçesini anlattı. 25 Kasım 1925'te 671 sayılı Şapka Kanunu kabul edildi. 30 Kasım 1925'te 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; şeyhlik, dervişlik gibi unvanlar yasaklandı.

Zaman ve ölçü birimleri uluslararası sisteme geçirildi. 26 Aralık 1925'te kabul edilen kanunlarla hicri ve rumi takvimler yerine miladi takvim, alaturka saat yerine uluslararası saat benimsendi; uygulama 1 Ocak 1926'da başladı. 26 Mart 1931'de kabul edilen Ölçüler Kanunu ile okka, arşın ve endaze gibi eski birimlerin yerini metre, kilogram ve litre aldı. 27 Mayıs 1935'te hafta tatili cumadan pazara alındı.

Kadınların siyasi hakları kademeli olarak tanındı. 3 Nisan 1930'da kabul edilen Belediye Kanunu ile kadınlar belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazandı. 26 Ekim 1933'te Köy Kanunu'nda yapılan değişiklikle muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerinde aynı hak tanındı. 5 Aralık 1934'te anayasa ve seçim kanununda yapılan değişiklikle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. 8 Şubat 1935 seçimlerinde 17 kadın milletvekili TBMM'ye girdi; 1936'daki ara seçimle bu sayı 18'e çıktı.

Bu düzenlemeler, Medeni Kanun'un getirdiği hukuki eşitliği kamusal alana taşıdı. Türkiye, kadınlara ulusal düzeyde seçme ve seçilme hakkını birçok Avrupa ülkesinden önce tanıyan ülkeler arasına girdi. Toplumsal inkılaplar bir bütün olarak günlük hayatın takvimden kıyafete kadar bütün alanlarını Batı dünyasıyla aynı ölçülere getirmeyi amaçlıyordu.

Kadın Hakları

35 / 64 · 1 dk

Cumhuriyet döneminde kadınların hukuki ve siyasi haklarını genişleten düzenlemeler, kadın örgütlerinin talepleriyle birlikte yürüdü. Haziran 1923'te Nezihe Muhiddin'in öncülüğünde İstanbul'da Darülfünun konferans salonunda toplanan kadınlar, Kadınlar Halk Fırkası adıyla bir parti kurmak için başvurdu. Başvuru yaklaşık sekiz ay sonra, Şubat 1924'te, yürürlükteki 1909 tarihli seçim kanununun kadınlara siyasi hak tanımadığı gerekçesiyle reddedildi. Kurucular bunun üzerine 7 Şubat 1924 tarihinde Türk Kadınlar Birliği adlı derneği kurdu; başkanlığa Nezihe Muhiddin getirildi. Birlik 1925 yılında Türk Kadın Yolu dergisini çıkardı. Aynı yıl Nezihe Muhiddin ve Halide Edib, kadınların siyasi haklarına dikkat çekmek için milletvekilliğine aday olduklarını açıkladı; adaylıklar hukuken kabul edilmedi. Nezihe Muhiddin 1927 yılında birliğin yönetiminden ayrıldı; sonraki dönemde başkanlığı Latife Bekir yürüttü.

Medeni haklar alanındaki dönüşüm 17 Şubat 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu ile gerçekleşti. Kanun tek eşliliği, resmî nikâhı, boşanmada ve mirasta eşitliği getirdi; kadının tanıklığını erkekle eşit saydı.

Siyasi haklar üç adımda tanındı. 3 Nisan 1930 tarihinde kabul edilen Belediye Kanunu ile kadınlar belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazandı. 26 Ekim 1933 tarihinde Köy Kanunu'nda yapılan değişiklikle muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerinde aynı hak tanındı. 5 Aralık 1934 tarihinde Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ve Mebus Seçimi Kanunu'nda yapılan değişikliklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. 8 Şubat 1935 tarihinde yapılan genel seçimde 17 kadın milletvekili Meclis'e girdi; 1936'daki ara seçimle sayı 18'e çıktı. Türkiye böylece kadınlara ulusal düzeyde siyasi hakları Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerden önce tanıyan ülkeler arasına girdi.

Türk Kadınlar Birliği, 18-24 Nisan 1935 tarihlerinde İstanbul'da toplanan Uluslararası Kadınlar Birliği'nin 12. Kongresi'ne ev sahipliği yaptı. Barış konusunun öne çıktığı kongreye hükûmet konaklama ve ulaşım desteği verdi. Birlik 10 Mayıs 1935 tarihinde yaptığı kongrede, Başkan Latife Bekir'in Türk kadınının bütün haklarının tanındığını ve birliğe artık ihtiyaç kalmadığını belirten önergesiyle kendini feshetti.

Soyadı Kanunu ve Unvanların Kaldırılması

36 / 64 · 1 dk

2525 sayılı Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edildi, 2 Temmuz 1934 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı ve 2 Ocak 1935 tarihinde yürürlüğe girdi. Kanunun birinci maddesi her Türk'ün öz adından başka bir soyadı taşımasını zorunlu kıldı. Söyleyişte, yazışta ve imzada öz adın önde, soyadının sonda kullanılması esası getirildi.

Kanun soyadı seçiminde sınırlar koydu. Rütbe ve memuriyet adları, aşiret adları, yabancı ırk ve millet adları ile genel ahlaka uygun olmayan, iğrenç veya gülünç sözler soyadı olarak alınamayacaktı. Soyadı seçme görevi ve hakkı evlilik birliğinin reisi sayılan kocaya verildi; kocanın ölümü ya da vesayet altında bulunması hâlinde bu hak karıya geçiyordu. Bu hükmün kocaya öncelik veren cümlesi 2011 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Reşit ve ayırt etme gücüne sahip kişiler soyadlarını serbestçe seçebildi. Soyadı olmayanlar ile soyadını değiştirmek isteyenlere kanunun yayımından itibaren iki yıl süre tanındı; bu süre içinde soyadlar nüfus kütüklerine işlendi ve işlemler pul resminden muaf tutuldu. Uyuşmazlıkları çözme ve kendiliğinden soyadı seçmeyenlere ad verme yetkisi, ana kütüğün bulunduğu yerin en büyük mülki amirine bırakıldı.

Mustafa Kemal'e Atatürk soyadı, 24 Kasım 1934 tarihinde Meclis'in kabul ettiği 2587 sayılı kanunla verildi. 17 Aralık 1934 tarihli 2622 sayılı kanunla bu soyadının başkaları tarafından alınması yasaklandı.

Soyadı düzenlemesini tamamlayan adım, 26 Kasım 1934 tarihinde kabul edilen ve 29 Kasım 1934 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun oldu. Kanunla ağa, hacı, hafız, hoca, molla, efendi, bey, beyefendi, paşa, hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırıldı; kadın ve erkek vatandaşların kanun karşısında ve resmî belgelerde yalnızca adlarıyla anılması hükme bağlandı. Sivil rütbeler ile resmî nişan ve madalyalar kaldırıldı, harp madalyaları bunun dışında tutuldu; Türklerin yabancı devlet nişanı taşıması yasaklandı. Askerî rütbelerde müşir yerine mareşal, ferik ve liva yerine general, denizde amiral unvanları benimsendi. Günlük hitapta Bay ve Bayan sözleri kullanılmaya başlandı.

Şubat 1908

İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne 322 numarayla üye oldu.

Takvim, Saat, Ölçü ve Hafta Tatili

37 / 64 · 2 dk

Zaman ve ölçü birimlerinin uluslararası sisteme geçirilmesi 1925 ile 1935 arasında dört kanunla tamamlandı.

İlk adım 26 Aralık 1925 tarihinde atıldı. Aynı gün kabul edilen ve 2 Ocak 1926 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan iki kanundan 697 sayılı Günün Yirmi Dört Saate Taksimine Dair Kanun, günün gece yarısında başlamasını ve saatlerin sıfırdan yirmi dörde kadar sayılmasını hükme bağladı. Böylece güneşin batışını esas alan alaturka saat terk edildi. 698 sayılı Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili Hakkında Kanun ise resmî devlet takviminde uluslararası takvim başlangıcını kabul etti: 31 Kanunuevvel 1341 gününü izleyen gün 1 Ocak 1926 sayıldı. Hicri kameri takvimin dinî günlerin belirlenmesi gibi özel hallerde kullanılmasına devam edildi; kameri ayların başlangıcını rasathane belirleyecekti.

İkinci adım rakamlardı. 20 Mayıs 1928 tarihinde kabul edilen 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun, devlet, vilayet ve belediye dairelerinin bütün yazı ve hesap işlemlerinde uluslararası rakamların kullanılmasını zorunlu kıldı. Kanun 1 Haziran 1929 tarihinde yürürlüğe girdi; özel kişiler arasındaki işlemlerde uygulamayı Haziran 1931'e kadar yaymak için hükûmete yetki verildi. Bu kanun Harf İnkılabı'ndan birkaç ay önce çıktı ve ona zemin hazırladı.

Üçüncü adım ölçülerdi. 26 Mart 1931 tarihinde kabul edilen ve 4 Nisan 1931 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 1782 sayılı Ölçüler Kanunu, Türkiye'de kullanılacak ölçüler için ondalık metre sistemini kabul etti. Uzunlukta metre, ağırlıkta kilogram, hacimde litre esas alındı; ölçü örnekleri Fransa'da Sevr'de korunan uluslararası prototiplerden alınacaktı. Sözleşme, fatura ve ticaret defterlerinde başka ölçü kullanılması yasaklandı. Kanun 1 Ocak 1933 tarihinde yürürlüğe girdi. Böylece bölgeden bölgeye değişen okka, arşın, endaze ve çeki gibi eski birimler kalktı.

Hafta tatili iki aşamada düzenlendi. 2 Ocak 1924 tarihli 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun, nüfusu on bini aşan şehirlerdeki iş yerlerinde haftada bir gün tatili zorunlu kılmış ve bu günü cuma olarak belirlemişti. 27 Mayıs 1935 tarihinde kabul edilen ve 1 Haziran 1935 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile hafta tatili pazar gününe alındı. Tatil, 35 saatten az olmamak üzere cumartesi günü saat 13.00'te başlayacaktı. Aynı kanun 29 Ekim'i ulusal bayram olarak belirledi ve genel tatil günlerini listeledi.

Kıyafet Düzenlemeleri

38 / 64 · 1 dk

Kıyafet alanındaki düzenlemeler 1925 yılında şapkayla başladı. Mustafa Kemal 23-31 Ağustos 1925 tarihleri arasında Kastamonu ve çevresine bir gezi yaptı. 24 Ağustos'ta Kastamonu'ya elinde şapkayla girdi ve gezi boyunca şapka giydi. Ağustos ayının sonunda İnebolu Türk Ocağı'nda yaptığı konuşmada, medeni kıyafetin milletin bir parçası olduğunu anlattı ve şapkanın başlık olarak kabulünü savundu. Bu konuşma Şapka Nutku olarak anılır.

Geziden hemen sonra, 2 Eylül 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla devlet memurlarının şapka giymesi kararlaştırıldı; din görevlisi olmayanların cübbe ve sarık gibi dinî kıyafetlerle dolaşması yasaklandı. 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun 25 Kasım 1925 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi ve 28 Kasım 1925 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Kanun, milletvekilleri ile devlet memur ve hizmetlilerinin Türk milletinin giydiği şapkayı giymesini zorunlu kıldı ve halkın da buna aykırı bir alışkanlığı sürdürmesini yasakladı. Fes böylece resmî başlık olmaktan çıktı. Kanuna karşı bazı illerde gösteriler oldu. Birkaç gün sonra, 30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; şeyhlik, dervişlik, müritlik gibi unvanlar yasaklandı.

İkinci düzenleme din görevlilerinin kıyafetini konu aldı. 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun 3 Aralık 1934 tarihinde kabul edildi ve 13 Aralık 1934 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Birinci maddeye göre, hangi din ve mezhebe bağlı olurlarsa olsunlar din görevlilerinin mabet ve ayin dışında ruhani kıyafet taşımaları yasaklandı. Hükûmet, her din ve mezhepten uygun göreceği yalnızca bir din görevlisine mabet dışında da bu kıyafeti taşıması için geçici izin verebilecekti. Bu hüküm kanunun yayımından altı ay sonra, 13 Haziran 1935 tarihinde yürürlüğe girdi.

Aynı kanun izcilik ve spor kuruluşları, dernekler, kulüpler ve okulların ancak nizamname ve talimatnamelerle belirlenmiş kıyafet ve işaretleri taşıyabileceğini hükme bağladı. Türkiye'de bulunan Türklerin ve yabancıların yabancı ülkelerin siyaset, askerlik ve milis örgütleriyle ilgili kıyafet ve işaretlerini taşıması yasaklandı. Yabancı diplomatların kıyafeti uluslararası teamüle bırakıldı. Kanunun uygulanmasını göstermek için bir nizamname çıkarılması öngörüldü. Şapka Kanunu ve Kisve Kanunu birlikte, günlük kıyafeti dinî ve sınıfsal işaretlerden ayıran düzenlemeler olarak Cumhuriyet'in inkılap kanunları arasında sayılır.

Ekonomi Politikası

39 / 64 · 1 dk

Ekonomi politikasının ilk çerçevesi, Lozan görüşmelerinin kesildiği dönemde toplanan İzmir İktisat Kongresi'nde çizildi. Kongre 17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihleri arasında çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi temsilcilerinin katılımıyla yapıldı. Yerli hammaddeye dayalı sanayi kurulması, millî bankacılığın geliştirilmesi ve yabancı tekellerden korunma gibi ilkeler Misak-ı İktisadi adıyla benimsendi.

1920'lerde özel girişimi destekleyen bir karma ekonomi izlendi. Türkiye İş Bankası 26 Ağustos 1924'te Mustafa Kemal'in talimatıyla kuruldu; ilk genel müdürü Celal Bayar'dı. Köylünün üzerindeki en ağır yük olan aşar vergisi 1925'te kaldırıldı. 1 Temmuz 1926'da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu ile Türk kara sularında taşımacılık Türk vatandaşlarına bırakıldı. 1927'de Teşvik-i Sanayi Kanunu ile sanayi yatırımlarına muafiyet ve ayrıcalıklar tanındı. Yabancı şirketlerin elindeki demiryolları satın alındı ve yeni hatlar yapıldı.

1929 dünya ekonomik bunalımı politikayı devletçilik yönüne çevirdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kuruluş kanunu 11 Haziran 1930'da kabul edildi; banka 3 Ekim 1931'de faaliyete geçti. Devlet sanayi yatırımlarını yürütmek için 1933'te Sümerbank, madencilik ve enerji için 1935'te Etibank kuruldu.

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1934'te yürürlüğe kondu ve 1934-1938 yıllarını kapsadı. Plan, dokuma, kâğıt, cam, kimya ve demir çelik alanlarında yaklaşık yirmi tesis öngörüyordu; hazırlanmasında Sovyet uzmanlarının raporlarından yararlanıldı ve Sovyet kredisi kullanıldı. Kayseri Bez Fabrikası Eylül 1935'te, Nazilli Basma Fabrikası Ekim 1937'de açıldı. Karabük Demir Çelik Fabrikaları'nın temeli 1937'de atıldı.

Mustafa Kemal 1925'te Ankara'da kurduğu Orman Çiftliği'ni ve diğer çiftliklerini 1937'de hazineye bağışladı. Bu çiftlikler, modern tarım yöntemlerinin uygulandığı örnek işletmeler olarak tasarlanmıştı.

23 Temmuz 1908

İkinci Meşrutiyet ilan edildi.

Dış Politika

40 / 64 · 1 dk

Dış politikanın temel ilkesi, Mustafa Kemal'in "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözüyle özetlendi. Lozan'dan sonra öncelik, çözümsüz kalan meselelerin barışçı yolla sonuçlandırılması ve komşularla iyi ilişkiler kurulmasıydı.

Musul meselesi Lozan'da İngiltere ile ikili görüşmelere bırakılmıştı. Milletler Cemiyeti'nin kararının ardından 5 Haziran 1926'da Türkiye, İngiltere ve Irak arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Musul Irak sınırları içinde kaldı; Türkiye'ye Musul petrol gelirinden yirmi beş yıl boyunca yüzde 10 pay verilmesi kararlaştırıldı. Türkiye daha sonra bu payı toplu bir ödeme karşılığında devretti.

Yunanistan ile ilişkiler 1930'lu yılların başında düzeltildi. Türkiye 1932'de Milletler Cemiyeti'ne üye oldu. 9 Şubat 1934'te Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalandı; antant, Balkan sınırlarının karşılıklı güvence altına alınmasını amaçlıyordu.

Boğazlar rejimi, Avrupa'da silahlanmanın artması üzerine yeniden ele alındı. 20 Temmuz 1936'da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan'daki Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, Boğazların askerden arındırılmış statüsü sona erdi ve Türkiye Boğazlarda asker bulundurma hakkını geri aldı. Sözleşme 9 Kasım 1936'da yürürlüğe girdi.

Doğuda 8 Temmuz 1937'de Tahran'da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı imzalandı; pakt, tarafların birbirinin iç işlerine karışmamasını ve saldırmazlığı öngörüyordu.

Hatay meselesi son yıllarının başlıca dış politika konusuydu. Fransa'nın Suriye mandasının sona erecek olması üzerine Türkiye, 1921 Ankara Antlaşması'yla özel statü tanınan İskenderun Sancağı için harekete geçti. Milletler Cemiyeti 1937'de Sancak'a ayrı bir statü tanıdı. 3 Temmuz 1938'de Türkiye ile Fransa arasında askerî anlaşma yapıldı ve 5 Temmuz 1938'de Türk birlikleri Sancak'a girdi. 2 Eylül 1938'de Hatay Devleti kuruldu. Hatay Meclisi, Atatürk'ün ölümünden sonra, 29 Haziran 1939'da Türkiye'ye katılma kararı aldı.

İç Siyaset: Muhalefet Partileri ve Olaylar

41 / 64 · 1 dk

Cumhuriyet'in ilk yıllarında çok partili hayat iki kez denendi. Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar'ın kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 17 Kasım 1924'te kuruldu. Aynı ay İsmet Paşa başbakanlıktan ayrıldı ve 22 Kasım 1924'te Fethi Okyar hükûmeti kuruldu.

13 Şubat 1925'te Şeyh Said Ayaklanması başladı ve doğu illerine yayıldı. Fethi Okyar 3 Mart 1925'te istifa etti; yeni hükûmeti İsmet Paşa kurdu. TBMM 4 Mart 1925'te Takrir-i Sükûn Kanunu'nu kabul etti; kanun hükûmete geniş yetkiler verdi ve İstiklal Mahkemeleri yeniden kuruldu. Ayaklanma Mart sonunda bastırıldı, Şeyh Said Nisan 1925'te yakalandı ve yargılandı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 5 Haziran 1925'te hükûmet kararıyla kapatıldı. Takrir-i Sükûn Kanunu 1927'de uzatıldı ve 4 Mart 1929'da yürürlükten kalktı.

Haziran 1926'da Mustafa Kemal'in İzmir ziyareti öncesinde bir suikast girişimi ortaya çıkarıldı. Girişimin sorumluları ile bazı eski İttihat ve Terakki mensupları İzmir ve Ankara'da İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı; bir bölümü idam edildi, bir bölümü beraat etti.

İkinci çok partili deneme 1930'da yapıldı. Mustafa Kemal'in isteğiyle Fethi Okyar 12 Ağustos 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurdu. Parti 1930 belediye seçimlerine katıldı ve beklenenin üzerinde ilgi gördü. Fethi Okyar, partinin Cumhurbaşkanı ile karşı karşıya gelme ihtimalini gerekçe göstererek 17 Kasım 1930'da partiyi feshetti.

23 Aralık 1930'da Menemen'de bir grup şeriat talebiyle ayaklandı ve olaya müdahale eden yedek subay öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay ile iki bekçiyi öldürdü. Olay bölgede sıkıyönetim ilan edilmesine yol açtı; sorumlular askerî mahkemede yargılandı. Bu tarihten sonra Atatürk döneminde yeni bir muhalefet partisi kurulmadı.

Başbakanları ve Hükûmetler

42 / 64 · 1 dk

TBMM'nin açılışından Cumhuriyet'in ilanına kadar yürütme organı İcra Vekilleri Heyeti idi ve başkanı meclis tarafından seçiliyordu. Mustafa Kemal, meclisin açılışından 24 Ocak 1921'e kadar bu heyetin başkanlığını yürüttü. Ardından Fevzi Çakmak 24 Ocak 1921 - 9 Temmuz 1922, Rauf Orbay 12 Temmuz 1922 - 4 Ağustos 1923 ve Fethi Okyar 14 Ağustos 1923 - 27 Ekim 1923 tarihleri arasında İcra Vekilleri Heyeti Reisi olarak görev yaptı.

Cumhuriyet'in ilanıyla kabine sistemine geçildi; başbakan cumhurbaşkanı tarafından atanıyor ve meclisten güvenoyu alıyordu. Mustafa Kemal'in cumhurbaşkanlığı döneminde üç kişi başbakanlık yaptı.

İsmet İnönü 30 Ekim 1923'te ilk Cumhuriyet hükûmetini kurdu ve 22 Kasım 1924'e kadar görevde kaldı. Fethi Okyar 22 Kasım 1924'te hükûmeti devraldı; Şeyh Said Ayaklanması sırasında 3 Mart 1925'te istifa etti. İsmet İnönü aynı gün yeniden hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve 1 Kasım 1937'ye kadar aralıksız başbakanlık yaptı. Bu on iki yıllık dönem, inkılapların büyük bölümünün yapıldığı ve devletçi ekonomi politikasının uygulandığı yıllardır.

İnönü'nün görevden ayrılmasının ardından Celal Bayar 1 Kasım 1937'de başbakan oldu. Bayar, Atatürk'ün ölümü sırasında görevdeydi; İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra da 25 Ocak 1939'a kadar başbakanlığı sürdürdü.

Dönem boyunca hükûmetlerin tamamı Cumhuriyet Halk Fırkası'ndan çıktı. Cumhurbaşkanı aynı zamanda partinin genel başkanıydı; hükûmet programları parti kongrelerinde belirlenen ilkelere göre hazırlandı. Kabine değişiklikleri, dönemin siyasi dönüm noktalarıyla örtüşür: 1924'te muhalefet partisinin kuruluşu, 1925'te ayaklanma, 1937'de ekonomi politikasındaki yön değişikliği.

Nisan 1909

31 Mart Olayı üzerine İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusu'nda kurmay başkanlığı yaptı; ordu 24 Nisan'da şehre girdi.

Cumhuriyetçilik İlkesi

43 / 64 · 1 dk

Cumhuriyetçilik, egemenliğin bir kişiye ya da hanedana değil millete ait olduğu, devlet başkanının ve yasama organının seçimle belirlendiği yönetim biçimini esas alır. Atatürk ilkeleri içinde devletin şeklini belirleyen ilke budur; diğer ilkeler bu çerçevenin içinde işler.

İlkenin hukuki temeli 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nun birinci maddesinde atıldı: egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı, 29 Ekim 1923'te devletin şeklinin cumhuriyet olduğu anayasaya yazıldı. 20 Nisan 1924 tarihli Anayasa da devletin bir cumhuriyet olduğunu ilk maddesinde tekrarladı. Cumhuriyetçilik, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın 1927 kurultayında kabul edilen nizamnamede yer alan dört ilkeden biriydi. 10 ile 18 Mayıs 1931 tarihleri arasında toplanan üçüncü kurultayda kabul edilen parti programı altı ilkeyi birlikte saydı; cumhuriyetçilik bu programda da ilk sıradaydı. 5 Şubat 1937'de yapılan anayasa değişikliğiyle ikinci maddeye Türkiye Devleti'nin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçı olduğu hükmü eklendi.

Atatürk, 19 Haziran 1926'da İzmir'de Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte şöyle demişti: "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." Bu söz, rejimin kişilere değil kurumlara dayandığı düşüncesini özetler. Atatürk'ün 1927'de okuduğu Nutuk'un sonundaki Gençliğe Hitabe de Cumhuriyet'i koruma görevini gençliğe emanet eder.

Uygulamada cumhuriyetçilik, devlet başkanının Meclis tarafından belirli süre için seçilmesi olarak somutlaştı. Atatürk 1923, 1927, 1931 ve 1935 yıllarında TBMM tarafından dört kez seçildi. Milletvekili seçimleri dört yılda bir yapıldı. Kadınlara 1930'da belediye, 1934'te milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanınması, seçmen tabanını genişletti. 1924 ve 1930 yıllarında muhalefet partilerinin kurulmasına izin verilmesi, çok partili cumhuriyet yönünde iki deneme olarak kaydedildi; ikisi de kısa sürdü. Cumhuriyetçilik ilkesi, 1961 ve 1982 anayasalarında da devletin değiştirilemez niteliği olarak korundu.

Milliyetçilik İlkesi

44 / 64 · 1 dk

Atatürk milliyetçiliği, milleti ortak vatan, ortak dil, ortak kültür ve birlikte yaşama iradesiyle tanımlar; din ve ırk esasına dayanmaz. Ülke sınırları içinde yaşayan herkesi vatandaşlık bağıyla millete dahil sayar. Yayılmacı akımlardan ve Turancılıktan ayrılır; hedefi Misak-ı Millî sınırları içinde bağımsız ve bütün bir devlettir.

İlkenin hukuki ifadesi 1924 Anayasası'nda yer aldı: Türkiye halkı, din ve ırk farkı gözetilmeksizin vatandaşlık bakımından Türk sayıldı. Milliyetçilik, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın 1927 nizamnamesindeki dört ilkeden biriydi; 1931 programında altı ilke arasında yer aldı ve 5 Şubat 1937'de anayasanın ikinci maddesine girdi.

Atatürk, 1930 yılında Afet İnan'ın hazırladığı ve kendi el yazısıyla yazdığı bölümleri içeren Vatandaş İçin Medeni Bilgiler kitabında milleti şöyle tanımladı: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." Bu tanım, milleti kuruluş iradesine ve vatandaşlığa bağlar. Cumhuriyet'in onuncu yılında, 29 Ekim 1933'te okuduğu nutkun son cümlesi de aynı çerçevede yorumlanır: "Ne mutlu Türküm diyene!"

Uygulamada milliyetçilik, önce bağımsızlık savaşının dayanağı oldu; Misak-ı Millî'nin 28 Ocak 1920'de kabulü ve Lozan'da sınırların belirlenmesi bu çerçevede gerçekleşti. Cumhuriyet döneminde ilke, kültür ve dil alanına yöneldi. 1 Kasım 1928'de yeni Türk harfleri kabul edildi. Türk tarihini kaynaklarından araştırmak için 1931'de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, Türkçenin gelişmesi için 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. 1934'te Soyadı Kanunu kabul edildi. Ekonomide yerli üretimin ve millî bankacılığın desteklenmesi de aynı ilkeyle ilişkilendirildi.

Dış politikada milliyetçilik, başka devletlerin egemenliğine saygı ve karşılıklılık esasıyla birlikte yürütüldü. 1931 seçim beyannamesinde yer alan "Yurtta sulh, cihanda sulh" ifadesi bu anlayışın özeti olarak kabul edilir. Balkan Antantı (1934) ve Sadabat Paktı (1937) bu çizginin ürünleridir.

Halkçılık İlkesi

45 / 64 · 1 dk

Halkçılık, yönetimin halka dayanmasını, bütün vatandaşların kanun önünde eşit olmasını ve hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık tanınmamasını ifade eder. İlke, toplumu birbirine karşı sınıflardan değil birbirini tamamlayan meslek gruplarından oluşan bir bütün olarak görür; sınıf mücadelesi yerine toplumsal dayanışmayı esas alır. Bu yaklaşımda Ziya Gökalp'in görüşlerinin etkisi vardır.

İlkenin ilk yazılı belgesi, Mustafa Kemal'in 13 Eylül 1920'de Meclis'e sunduğu Halkçılık Programı'dır. Program, Meclis'in yetkisinin ve iradesinin halka dayandığını ilan ediyordu ve 20 Ocak 1921'de kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nun temelini oluşturdu. Bu kanunun birinci maddesi egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu belirttikten sonra şöyle devam eder: "İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir." Halkçılık, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın 1927 nizamnamesindeki dört ilke arasındaydı; partinin adındaki "halk" sözcüğü de bu ilkeye işaret eder. 1931 programı halkçılığı, kanun önünde eşitlik ve meslek gruplarının dayanışması olarak tanımladı. 5 Şubat 1937'de ilke anayasaya girdi.

Uygulamada halkçılık, Osmanlı döneminden kalan hukuki ayrıcalıkların kaldırılmasıyla somutlaştı. 3 Mart 1924'te halifeliğin kaldırılması ve hanedan üyelerinin yurt dışına çıkarılması, siyasi ayrıcalığın sonu oldu. 17 Şubat 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, kadın ve erkeği miras, boşanma ve tanıklıkta eşit saydı. 1934'te kabul edilen Soyadı Kanunu ile herkes için aynı esaslara bağlı bir kimlik düzeni kuruldu. Kadınlara 1930'da belediye, 1934'te milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.

Eğitim alanında 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu bütün okulları tek çatı altında topladı; 1 Ocak 1929'da açılan Millet Mektepleri yetişkinlere okuma yazma öğretti. Halkevleri, 1932'den itibaren kültür ve eğitim çalışmalarını halka ulaştırmak amacıyla açıldı. Ekonomide köylünün üzerindeki aşar vergisinin 1925'te kaldırılması da halkçılık çerçevesinde değerlendirilen uygulamalardandır.

1910

Fransa'da Picardie manevralarını gözlemci olarak izledi.

Devletçilik İlkesi

46 / 64 · 1 dk

Devletçilik, özel girişimi esas kabul etmekle birlikte, ülkenin genel çıkarlarının gerektirdiği işlerde, özellikle sanayi ve altyapıda devletin ekonomiye fiilen katılmasını öngörür. Atatürk ilkeleri içinde iktisadi alanı düzenleyen ilke budur. İlke, özel mülkiyeti kaldırmayı amaçlayan sistemlerden de, devletin ekonomiden tamamen çekildiği anlayıştan da ayrı tutulur; ölçülü ve zamana bağlı bir devlet müdahalesini ifade eder.

İlkenin fikri hazırlığı 17 Şubat ile 4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanan İzmir İktisat Kongresi'nde yapıldı. Atatürk kongrenin açış konuşmasında siyasi ve askerî zaferlerin iktisadi zaferlerle taçlandırılmadığı takdirde devamlı olamayacağını söyledi. 1920'li yıllarda özel girişimi destekleyen bir çizgi izlendi. 1929 dünya ekonomik bunalımı, özel sermayenin yetersizliği ve sanayileşmenin gecikmesi, devletin doğrudan yatırımcı olmasını gündeme getirdi.

Devletçilik, 10 ile 18 Mayıs 1931 tarihleri arasında toplanan Cumhuriyet Halk Fırkası Üçüncü Büyük Kurultayı'nda kabul edilen programla partinin ilkeleri arasına girdi; 1927 nizamnamesindeki dört ilkeye inkılapçılıkla birlikte eklenen iki ilkeden biridir. Program, ferdî çalışma ve faaliyeti esas tutmakla birlikte milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde devletin fiilen ilgilenmesini öngördü. 5 Şubat 1937'de ilke anayasanın ikinci maddesine girdi.

Uygulamada devletçilik, 1930'lu yıllarda kurulan devlet bankaları ve sanayi planlarıyla somutlaştı. 1933'te sanayi yatırımlarını yürütmek için Sümerbank, 1935'te madencilik ve enerji alanı için Etibank kuruldu. 17 Nisan 1934'te yürürlüğe giren Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, dokuma, kâğıt, cam, kimya ve demir çelik alanlarında yaklaşık yirmi tesisin devlet eliyle kurulmasını öngördü; başlangıçta 44 milyon lira ayrılan plan bütçesi sonradan 100 milyon liraya çıkarıldı. Yabancı şirketlerin elindeki demiryolları satın alındı, yeni hatlar devlet tarafından yapıldı.

Devletçilik, dönemin kaynaklarında geçici bir zorunluluk olarak da sunuldu: özel sermaye güçlenince devletin yatırımcı rolünün daralması bekleniyordu. İlke, 1950'lerden sonra karma ekonomi tartışmalarının temel kavramlarından biri olmayı sürdürdü.

Laiklik ve İnkılapçılık İlkeleri

47 / 64 · 1 dk

Laiklik, din ile devlet işlerinin ayrılmasını, devletin hukuk ve eğitim düzenini dinî kurallara değil akla ve bilime dayandırmasını, aynı zamanda vatandaşların vicdan ve ibadet özgürlüğünün korunmasını ifade eder. Türkçedeki terim Fransızca laïcité sözcüğünden gelir. İnkılapçılık ise yapılan inkılapları korumayı ve toplumu çağın gereklerine göre yenilemeye açık olmayı anlatır; kalıplaşmış bir düzeni değil sürekli ilerlemeyi hedefler.

Laikliğe giden adımlar 1924'te başladı. 3 Mart 1924'te halifelik ve Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı, eğitim tek çatı altında toplandı. 17 Şubat 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, aile ve miras hukukunu dinî esaslardan ayırdı. 30 Kasım 1925'te kabul edilen 677 sayılı kanunla tekke ve zaviyeler kapatıldı. 10 Nisan 1928'de devletin dininin İslam olduğu hükmü anayasadan çıkarıldı. Laiklik, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın 1927 nizamnamesindeki dört ilkeden biriydi; 1931 programında altı ilke arasında yer aldı ve 5 Şubat 1937'de anayasanın ikinci maddesine girdi. İnkılapçılık ise 1931 programıyla eklendi ve aynı değişiklikle anayasaya yazıldı.

Atatürk, 30 Ağustos 1925'te Kastamonu'da yaptığı konuşmada şöyle dedi: "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır." Konuşma, aynı yıl çıkarılan tekke ve zaviyelerin kapatılması kanununun habercisi oldu. İnkılapçılık anlayışı ise 29 Ekim 1933 tarihli Onuncu Yıl Nutku'ndaki şu cümlede ifade bulur: "Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız."

Uygulamada iki ilke birlikte işledi. 25 Kasım 1925 tarihli 671 sayılı Şapka Kanunu kıyafeti, 26 Aralık 1925'te kabul edilen miladi takvim ve uluslararası saat zaman ölçüsünü, 1 Kasım 1928'de kabul edilen yeni harfler yazıyı değiştirdi. Hukukta İsviçre, İtalya ve Almanya kaynaklı kanunlar uyarlandı. Din hizmetleri Diyanet İşleri Reisliği'ne bağlandı; ibadet serbestliği korundu. 1982 Anayasası, bu dönemde çıkarılan bazı kanunları inkılap kanunları olarak ayrı bir koruma altına aldı.

İnkılapçılık, dönem içinde yapılan değişikliklerin bir defalık olmadığını, toplumun kendini yenileme yeteneğinin sürdürülmesi gerektiğini ifade eder. Bu anlamda ilke, diğer beş ilkenin zaman içinde uygulanma yöntemini belirler.

Nutuk

48 / 64 · 1 dk

Nutuk, Mustafa Kemal'in Millî Mücadele'nin ve Cumhuriyet'in kuruluşunun tarihini kendi kaleminden anlattığı eseridir. Metnin hazırlanmasına 1927 yılının başında Ankara'da Çankaya'da başlandı; çalışma 1927 yazında İstanbul'da tamamlandı ve yaklaşık üç ay sürdü. Metnin bir bölümünü Mustafa Kemal kendi el yazısıyla yazdı, bir bölümünü kâtiplere dikte etti. Yakın çevresi bu dönemde günlerce süren yoğun bir çalışma temposundan söz eder. Anlatı, Millî Mücadele'nin belgelerine, telgraflara ve yazışmalara dayandırıldı.

Metin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi binasında toplanan Cumhuriyet Halk Fırkası İkinci Büyük Kongresi'nde bizzat Mustafa Kemal tarafından okundu. Okuma altı gün sürdü; her gün sabah ve öğleden sonra iki oturum yapıldı ve toplam süre 36 saat 33 dakika olarak kaydedildi. Bazı kaynaklar süreyi birkaç dakika farkla verir.

Nutuk, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışla başlar ve 1927 yılına kadar gelir. Samsun'daki durumun tasviri, Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri, Meclis'in açılışı, Kurtuluş Savaşı'nın safhaları, saltanatın kaldırılması, Lozan, Cumhuriyet'in ilanı, halifeliğin kaldırılması ve muhalefetle ilişkiler belgeleriyle anlatılır. Metin, 20 Ekim 1927 günü okunan Gençliğe Hitabe ile sona erer.

Mustafa Kemal eserin telif hakkını Türk Tayyare Cemiyeti'ne bağışladı ve ilk baskıyı bu cemiyet yaptırdı. İlk baskı Arap harfleriyle iki cilt halinde çıktı: birinci cilt Nutuk metnini, ikinci cilt Muhteviyata Ait Vesaik adıyla belgeleri içeriyordu. 100.000 adet basılan bu baskının ilk 2.000 adedi kenarları yaldızlı lüks baskı olarak hazırlandı. Kitabın üzerinde 1927 tarihi bulunur; basım ve ciltleme işleri ise 1928 yılının Temmuz ayına kadar sürdü. Bu sebeple ilk basım yılı kaynaklarda 1927 ile 1928 arasında değişir.

Harf İnkılabı'ndan sonra Nutuk ilk kez 1934 yılında Maarif Vekâleti'nce Devlet Matbaası'nda üç cilt halinde Latin harfleriyle basıldı; üçüncü cilt belgelere ayrıldı. Türk Dil Kurumu 1963 yılında metni günümüz Türkçesine aktararak Söylev adıyla yayımladı. Eser 1928 yılında Almancaya, 1929 yılında Fransızca ve İngilizceye çevrildi; Rusça çevirisi 1929 ile 1934 arasında yayımlandı. Nutuk, Millî Mücadele tarihinin birinci elden temel kaynağı olarak okunmaya devam etmektedir.

Eylül 1911

İstanbul'da Genelkurmay karargâhına atandı.

Geometri Kitabı ve Vatandaş İçin Medeni Bilgiler

49 / 64 · 1 dk

Mustafa Kemal Atatürk'ün son yıllarında kaleme aldığı iki kitap, dil ve yurttaşlık eğitimine doğrudan katkısını gösterir.

Geometri adlı kitap 1936-1937 kışında İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda yazıldı. Kitap 1937 yılında Kültür Bakanlığı tarafından 44 sayfalık bir kılavuz olarak bastırıldı; ilk baskıda yazar adı yer almadı. Amaç, o güne kadar Arapça ve Farsça terimlerle öğretilen geometrinin Türkçe terimlerle anlatılmasıydı. Kitapta önerilen terimlerin büyük bölümü bugün de kullanılmaktadır: üçgen, dörtgen, açı, açıortay, boyut, uzay, yüzey, çap, yarıçap, teğet, eğik, türev, düşey, yatay, eşkenar, ikizkenar, artı, eksi, çarpı, toplam, oran, orantı, alan, çember, yay ve varsayı bunlar arasındadır. Müselles yerine üçgen, zaviye yerine açı gibi karşılıklar böylece dile girdi.

Atatürk 13 Kasım 1937 tarihinde Sivas'ta lise ziyaretinde bir geometri dersine katıldı. Tahtaya kalkan öğrencinin eski terimlerle güçlük çektiğini görünce dersi yeni terimlerle kendisi anlattı ve paralel doğrular arasındaki açıları ile Pisagor teoremini tahtada gösterdi. Bu ziyaretin ardından okul kitaplarının yeni terimlerle yazılması hızlandı. Kitap 1971 yılında Türk Dil Kurumu tarafından, Agop Dilaçar'ın önsözüyle ve bu kez yazar adı belirtilerek yeniden basıldı.

Vatandaş İçin Medeni Bilgiler 1930 yılında yayımlandı. Kitap Afet İnan'ın adıyla çıktı; Afet İnan o dönemde Ankara'da Musiki Muallim Mektebi'nde tarih ve yurt bilgisi öğretmeniydi ve kitap ders notlarından yola çıkılarak hazırlandı. Metnin önemli bir bölümünü Atatürk bizzat yazdı ya da yazdırdı. Millet, devlet, cumhuriyet, hürriyet ile vatandaşın hakları ve görevleri gibi konuları içeren bölümler onun el yazısıyla kaleme alınmıştı; Tevfik Bıyıklıoğlu'nun katkıları ve çevirilerden yararlanıldı. Kitap, Talim ve Terbiye Dairesi'nin 1931 tarihli kararıyla ortaokul ve liselerde yurt bilgisi ders kitabı olarak okutuldu.

Atatürk'ün el yazısı metinleri, 1969 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından Afet İnan'ın hazırladığı Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazıları adlı kitapta tıpkıbasımlarıyla birlikte yayımlandı. Bu yayın, kitabın hangi bölümlerinin Atatürk'ün kaleminden çıktığını belgeler. Medeni Bilgiler, Atatürk'ün millet, egemenlik ve vatandaşlık anlayışını doğrudan kendi ifadeleriyle yansıtan başlıca kaynaklardan biri sayılır.

Zabit ve Kumandan ile Hasbihal ve Diğer Yazıları

50 / 64 · 1 dk

Mustafa Kemal'in yayımlanan ilk kitapları askerî konulardadır. Selanik'te kurmay subay olarak görev yaptığı yıllarda Takımın Muharebe Talimi (1908) ve Cumalı Ordugâhı (1909) adlı kitapçıkları çıktı. Cumalı Ordugâhı, 1909 yazında Makedonya'da Köprülü ile İştip arasındaki Cumalı bölgesinde yapılan on günlük süvari manevrasına ilişkin gözlemlerini içerir; Kolağası Mustafa Kemal manevranın safhalarını, verilen emirleri ve komuta hatalarını değerlendirdi. Eser 12 Eylül 1909 tarihinde tamamlandı ve 39 sayfa metin ile yedi krokiden oluşuyordu. Bunları Tabiye Tatbikat Seyahati (1911) ve Bölüğün Muharebe Talimi (1912) izledi. 1916 yılında Tabiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih adlı kitapçığı yayımlandı.

Zabit ve Kumandan ile Hasbihal, bu eserler arasında en tanınmış olanıdır. Kitap 1914 yılında, Mustafa Kemal Sofya'da ataşemiliter olarak görev yaparken yazıldı. Yakın arkadaşı Nuri Conker'in aynı yıl İstanbul'da yayımlanan Zabit ve Kumandan adlı kitabına bir cevap ve tamamlayıcı olarak kaleme alındı. Eserde Trablusgarp ve Balkan savaşlarındaki yenilgilerin nedenleri üzerinde durulur; subay ve komutanlarda aranan nitelikler ele alınır. İnisiyatif kullanma, sorumluluk alma, fedakârlık, askerin güvenini kazanma ve emirlerin açık yazılması gibi konular işlenir. Yazar, ordunun başarısızlıklarının kaynağını komuta kademesindeki eksikliklerde arar. Kitapta toplum hayatına ve kadının toplumdaki yerine ilişkin gözlemler de yer alır.

Eser ancak Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda, 1918 yılında İstanbul'da Minber Matbaası'nda basılabildi. Latin harfleriyle yeni baskısı 1956 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yapıldı; sonraki yıllarda Nuri Conker'in kitabıyla birlikte karşılıklı sayfalar halinde de yayımlandı.

1918 yılında Karlsbad'da tedavi gördüğü sırada tuttuğu notlar, ölümünden sonra Karlsbad Hatıraları adıyla kitaplaştırıldı. Konuşmaları ve demeçleri ise Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri adlı derlemede toplandı. Derleme, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde Nimet Arsan tarafından hazırlandı; birinci cilt 1945, ikinci cilt 1952, üçüncü cilt 1954 yılında yayımlandı. Ciltler Meclis konuşmalarını, yurt gezilerindeki söylevleri ve gazetecilere verilen demeçleri 1906'dan 1938'e kadar kapsar. 1964 yılında çıkan dördüncü cilt Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri adını taşır. Derleme sonraki yıllarda Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yeniden yayımlandı ve bugün Atatürk'ün sözlerinin kaynak gösterilmesinde temel başvuru eseri olarak kullanılmaktadır.

Yurt Gezileri ve Halkla Teması

51 / 64 · 1 dk

Mustafa Kemal, Cumhuriyet'in ilanından önce ve cumhurbaşkanlığı boyunca ülkeyi düzenli olarak dolaştı. Bu geziler yönetimin kararlarını halka doğrudan anlatmanın ve yerel sorunları yerinde görmenin başlıca aracı oldu. Yolculukların büyük bölümü özel trenle yapıldı; demiryolunun ulaşmadığı yerlere otomobille, kıyı kentlerine gemiyle gidildi.

İlk büyük gezi 14 Ocak 1923'te Ankara'dan başladı. Eskişehir, İzmit, Bursa ve İzmir'i kapsayan bu Batı Anadolu gezisinde 7 Şubat 1923'te Balıkesir Zağnos Paşa Camii'nde minbere çıkıp bir hutbe okudu; gezi Mart ayında Adana, Mersin ve Tarsus ile sürdü. 1924 sonbaharında 51 gün süren bir yolculuğa çıktı: 30 Ağustos 1924'te Dumlupınar'da Meçhul Asker Anıtı'nın temelini attı, Hamidiye kruvazörüyle 15 Eylül 1924'te Trabzon'a ulaştı; Rize, Giresun, Ordu ve Samsun'u ilk kez gördü. Aynı gezide Erzurum'a giderek depremin yol açtığı yıkımı yerinde inceledi.

23 Ağustos 1925'te Kastamonu'ya vardı; 27 Ağustos 1925'te İnebolu Türk Ocağı'nda şapka konusundaki konuşmasını yaptı. 1928 yazında yeni harfleri tanıtmak için yola çıktı: 23 Ağustos 1928'de Tekirdağ'da kara tahta başına geçerek yeni harfleri kendisi öğretti, ardından Bursa, Çanakkale, Gelibolu, Sinop, Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Kayseri'ye gitti.

En uzun gezi 18 Kasım 1930'da Kayseri'de başladı ve kısa aralarla Mart 1931'e kadar sürdü. Sivas, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon, Kırklareli, Edirne, Bursa, İzmir, Aydın, Denizli, Balıkesir, Antalya, Mersin, Malatya, Adana ve Konya bu güzergâh üzerindeydi. Gezinin amacı ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu yerinde görmekti. Son büyük gezi 12 Kasım 1937'de Doğu'ya yapıldı: Sivas, Malatya, Diyarbakır ve Elazığ'dan sonra 17 Kasım 1937'de Pertek'te Singeç Köprüsü'nü açtı, Adana ve Mersin üzerinden Ankara'ya döndü. 19-24 Mayıs 1938'deki Mersin ve Adana ziyareti, hastalığına rağmen yaptığı son yurt gezisi oldu.

Bu gezilerde halkla konuşma biçimi belli bir kalıba oturdu: istasyonlarda ve meydanlarda kısa hitaplar, halkevi ve belediye salonlarında görüşmeler, Tekirdağ'da olduğu gibi kara tahta başında ders, esnaf ve çiftçiyle yüz yüze soru cevap. Konuşmaları gazetelerde yayımlandı ve Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri derlemesine girdi.

27 Kasım 1911

Binbaşı rütbesine yükseldi.

Spor ve Gençlik

52 / 64 · 1 dk

Türkiye'de sporun ulusal düzeyde örgütlenmesi Cumhuriyet'in ilanından önce başladı. 22 Mayıs 1922'de kurulan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı ülkenin ilk merkezi spor kuruluşudur; ilk başkanı Galatasaray'ın kurucusu Ali Sami Yen oldu ve spor federasyonları bu çatı altında kuruldu. 18 Şubat 1936'da İttifak'ın yerini Türk Spor Kurumu aldı. 29 Haziran 1938'de kabul edilen 3530 sayılı Beden Terbiyesi Kanunu ile spor işleri Başbakanlığa bağlı Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğü'ne devredildi; bu yapı bugünkü Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın öncülüdür.

19 Mayıs'ın bayram oluşu kademeli gerçekleşti. Samsun'a çıkış günü 1926'dan itibaren Gazi Günü olarak kutlandı; 24 Mayıs 1935'te İstanbul Fenerbahçe Stadı'ndaki törenle Atatürk Günü adını aldı. 20 Haziran 1938 tarihli 3466 sayılı kanunla 19 Mayıs resmi olarak Gençlik ve Spor Bayramı ilan edildi. Atatürk kanunun kabulünü gördü; ancak bayram adıyla yapılan ilk kutlama 1939'da, ölümünden sonra gerçekleşti. 1981'de bayramın adına "Atatürk'ü Anma" ifadesi eklendi.

Atatürk'ün kişisel ilgisi birkaç dalda belgelidir. Binicilik askerlik yıllarından gelen alışkanlığıydı; Ankara Ulus'taki Zafer Anıtı onu Sakarya adlı atının üzerinde gösterir. Ankara Hipodromu 1936'da hizmete girdi ve Cumhuriyet Bayramı geçit törenleri ile at yarışlarına sahne oldu. Yüzmeyi son yıllarında İstanbul Florya'da sürdürdü: mimar Seyfi Arkan'ın projesiyle 1935'te yapılan Florya Deniz Köşkü 14 Ağustos 1935'te teslim edildi; Atatürk burada halkın yüzdüğü plajda denize girdi ve köşkü yaz aylarında çalışma yeri olarak kullandı. Köşke son gelişi 28 Mayıs 1938'dir.

Güreşle ilgisi 1936 Berlin Olimpiyatları'nda görünür oldu. Greko-Romen stil 61 kiloda altın madalya kazanan Yaşar Erkan, Türkiye'ye ilk olimpiyat şampiyonluğunu getirdi; Atatürk sporcunun Naçar olan soyadını Erkan olarak değiştirdi. Atatürk'e mal edilen ve kaynağı gösterilemeyen spor sözleri bu maddede yer almaz; sporla ilgili görüşleri için 1 Kasım tarihli Meclis açış konuşmaları ve Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri derlemesi esas alınır.

Müzik, Sanat ve Kültür Hayatı

53 / 64 · 1 dk

Müzik kurumları Cumhuriyet'in ilk yılında kuruldu. Osmanlı saray bandosu Mızıka-yı Hümayun'un devamı olan topluluk 27 Nisan 1924'te Ankara'ya taşındı ve Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti adını aldı; şefi Osman Zeki Üngör'dü. Haziran 1932'de bando ile orkestra ayrıldı ve orkestra Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası adını aldı; bugünkü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası bu kurumun devamıdır. Ortaöğretime müzik öğretmeni yetiştirmek için 1 Eylül 1924'te Ankara'da Musiki Muallim Mektebi kuruldu ve 1 Kasım 1924'te 12 öğrenciyle öğretime başladı. 1925'ten itibaren yetenekli gençler devlet bursuyla Avrupa'ya gönderildi.

Atatürk 1 Kasım 1934'te Meclis'i açış konuşmasında güzel sanatlar içinde en önce ele alınması gerekenin Türk musikisi olduğunu söyledi. Bu yönde Alman besteci Paul Hindemith danışman olarak davet edildi; 6 Nisan 1935'te Türkiye'ye ilk gelişini yaptı ve 1937'ye kadar süren ziyaretlerinde müzik yaşamının kurulmasına ilişkin raporlar hazırladı. Tiyatro ve opera bölümlerini kurmak için 1936'da Carl Ebert Ankara'ya geldi. Giriş sınavları 6-12 Mayıs 1936'da yapıldı ve 6 Mayıs 1936 Ankara Devlet Konservatuvarı'nın kuruluş tarihi kabul edildi; öğretim 1 Kasım 1936'da başladı.

İlk sahnelenen Türk operası da bu döneme aittir. Ahmed Adnan Saygun'un bestelediği, Münir Hayri Egeli'nin librettosunu yazdığı Özsoy, konusu Atatürk tarafından verilerek İran Şahı'nın ziyareti için hazırlandı ve 19 Haziran 1934'te Ankara Halkevi'nde Atatürk ile Rıza Şah'ın önünde temsil edildi.

Görsel sanatlarda ilk müze 20 Eylül 1937'de açıldı. Atatürk'ün direktifiyle Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi resim ve heykel müzesine dönüştürüldü; İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Türkiye'nin bu alandaki ilk müzesidir ve bugün Tophane'de hizmet vermektedir. Ankara'da 18 Temmuz 1930'da ziyarete açılan Etnografya Müzesi ise Cumhuriyet'in ilk müze binasıdır.

Atatürk'ün kendi müzik zevki Rumeli türkülerine dönüktü. Vardar Ovası, Alişimin Kaşları Kare ve Manastır'ın Ortasında Var Bir Havuz sevdiği türküler arasında sayılır; dönemin ses sanatçısı Safiye Ayla'yı dinlediği bilinir. Kurumsal müzik politikası ise çok sesli müzik eğitimi üzerine kuruldu.

Kütüphanesi ve Okuma Alışkanlığı

54 / 64 · 1 dk

Atatürk'ün özel kütüphanesi bugün iki yerde korunur: Ankara'daki Anıtkabir'de ve Çankaya'daki eski köşkte. Anıtkabir Derneği'nin hazırladığı 24 ciltlik Atatürk'ün Okuduğu Kitaplar dizisi 3.997 kitabı kapsar; bu sayı yalnızca üzerinde okuma izi bulunan, yani altı çizilmiş ya da kenarına not düşülmüş kitapları sayar, okuduğu kitapların gerçek sayısı daha yüksektir. Anıtkabir'deki Çalışma Ofisi ve Özel Kitaplık bölümünde bu kitapların 3 binden fazlası vitrinlerde sergilenir. Kitaplık 2005'te yeniden düzenlendi, dizi sonradan sayısal ortamda erişime açıldı.

Koleksiyonda tarih kitapları ilk sırayı, dil ve edebiyat ikinci sırayı alır. Türkçe ve Osmanlı Türkçesi başta olmak üzere Fransızca, İngilizce ve başka dillerde kitaplar bulunur; yabancı dildeki kitapların en büyük bölümü Fransızcadır, Romence, Yunanca ve Latince gibi dillerde az sayıda eser de vardır. Katalogda yer alan 3.997 kitabın 2.151'i Anıtkabir'de, 1.741'i Çankaya'da kayıtlıdır. Bu kitaplar Nutuk'un yazımı ile Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nun çalışmaları sırasında başvuru kaynağı olarak kullanıldı; tarih ve dil konularındaki notlar bu çalışmaların izlerini taşır.

Okuma biçimi kitapların kendisinde görülür. Önemli bulduğu satırların altını çizdi, sayfa kenarlarına kendi el yazısıyla notlar düştü, çeşitli işaretlerle bölümleri ayırdı. Bu izler sonradan yayımlanan dizide sayfa sayfa gösterildi; dizi yalnızca kitap adlarını değil, Atatürk'ün el yazısı notlarını, çizdiği satırları ve sayfa işaretlerini de içerir. Okuma alışkanlığı cephede ve yolculuklarda da sürdü; İstanbul Darülfünunu Kütüphanesi'nden getirttiği kitaplar bugün İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde ayrı bir bölüm olarak tanımlanmıştır.

Kitapların bir bölümü Çankaya'daki Atatürk Müze Köşkü'nde, büyük bölümü Anıtkabir'dedir. Anıtkabir'deki çalışma odası bölümünde kitaplığın yanında Atatürk'ün çalışma masası ve kişisel eşyaları da sergilenir; kitaplık düzeni dışında bu bölümdeki eşyaların tümü özgün parçalardır.

22 Aralık 1911

Trablusgarp Savaşı'nda Tobruk Muharebesi'nde görev aldı; İtalyan kuvvetlerine karşı başarı kazanıldı.

Çankaya Köşkü ve Günlük Hayatı

55 / 64 · 1 dk

Çankaya, 1921'den ölümüne kadar Atatürk'ün Ankara'daki konutu ve çalışma yeri oldu. Kentin güneyindeki bağlar arasında bulunan ev aslında Kasapyan ailesinin bağ eviydi. 1921 yılında Ankara Müftüsü Rifat Efendi'nin öncülüğünde toplanan bağışla Bulgurluzade Tevfik Efendi'den 4.500 liraya alındı ve Mustafa Kemal'e armağan edildi; Mayıs 1921'de buraya yerleşti. Annesi Zübeyde Hanım ve 1923-1925 arasında eşi Latife Hanım da bu evde yaşadı. Ev 1924'te mimar Vedat Tek tarafından onarıldı: ikinci bir kat, giriş bölümü ve bir kule eklendi. Bu bina bugün Atatürk Müze Köşkü adıyla korunur ve 1950'de ziyarete açıldı.

Konut ve çalışma ihtiyacı büyüdükçe yakınına yeni bir köşk yapıldı. Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister'in 1930'da tasarladığı yapının inşasına 1931'de başlandı, 1932'de tamamlandı ve dış cephesinin renginden dolayı Pembe Köşk adıyla anıldı. Atatürk 1932'den ölümüne kadar bu köşkü kullandı. Köşk 2014'e kadar cumhurbaşkanlarının konutu olarak kaldı; 2018'den bu yana Cumhurbaşkanı Yardımcılığı'na tahsislidir.

Çankaya, devlet konuklarının kabul edildiği yerdi. Irak Kralı Faysal 6 Temmuz 1931'de Ankara'ya vardığı gün öğleden sonra köşkte kabul edildi; İran Şahı Rıza Pehlevi 16 Haziran 1934'te Ankara'ya geldi ve onuruna köşkte yemek verildi. Afgan Kralı Amanullah Han Mayıs 1928'de, Yunanistan Başbakanı Venizelos Ekim 1930'da Ankara'da ağırlanan öteki konuklar arasındadır.

Çalışma düzeninin bilinen bir öğesi akşam sofralarıdır. Bu sofralara bilim insanları, yazarlar, milletvekilleri ve yakın arkadaşları çağrılırdı; Türk dili ve Türk tarihi başta olmak üzere kamu meseleleri burada uzun uzun tartışılırdı. Yemek odasının bir köşesinde kara tahta ve tebeşir, servisin yanında not almak için kalem ve kâğıt bulunurdu. Bu görüşmeler yalnızca yemek değil, dil ve tarih çalışmalarının yürütüldüğü bir çalışma ortamı olarak kayıtlara geçti.

Atatürk Orman Çiftliği

56 / 64 · 1 dk

Ankara'nın batısında, bugün Yenimahalle sınırlarında kalan çiftlik 5 Mayıs 1925'te Atatürk'ün kişisel girişimiyle Orman Çiftliği adıyla kuruldu. Arazi parça parça satın alındı; başlangıçta 52 bin dönüm kadar olan alan sonraki yıllarda 102 bin dönüme ulaştı. Toprak büyük ölçüde bataklık ve çorak araziydi; sıtma kaynağı olan bataklıklar kanallarla kurutuldu, ağaçlandırma yapıldı ve tarla tarımı başlatıldı. Çiftliğin amacı Ankara çevresinde modern tarımın yapılabileceğini göstermek ve başkente süt, sebze ve meyve gibi ürünler sağlamaktı.

Çiftlikte zamanla bir dizi işletme kuruldu: pastörize süt fabrikası ve süt ürünleri, şarap ve meyve suyu imalathaneleri, bira fabrikası. 1932'de yapımına karar verilen bira fabrikası çiftlikte yetiştirilen arpayı değerlendirmek ve fabrika artıklarıyla hayvan beslemek üzere kuruldu; fabrikanın hamamı 1937'de mimar Ernst Egli tarafından yapıldı. Bira fabrikası sonraki yıllarda Tekel'e devredildi. Ankaralıların yüzme ve dinlenme yeri olan Marmara ve Karadeniz havuzları da bu dönemde açıldı. 1933'te tarım zararlılarını tanıtmak için başlayan küçük hayvan koleksiyonu, Necdet Pençe'nin planladığı 32 hektarlık hayvanat bahçesine dönüştü ve 1940'ta bu biçimiyle hizmete girdi.

Çiftliğin adı üç dönem geçirdi: 1925-1938 arasında Orman Çiftliği, 1938-1950 arasında Gazi Orman Çiftliği, 1950'den sonra Atatürk Orman Çiftliği.

Atatürk 11 Haziran 1937 tarihli mektubuyla Orman Çiftliği'ni öteki çiftlikleriyle birlikte hazineye bağışladı. Çiftlikler 1938'de kurulan Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu'na devredildi. 1950'de kabul edilen 5659 sayılı kanunla çiftlik Atatürk Orman Çiftliği adını aldı ve Tarım Bakanlığı'na bağlı tüzel kişilikli bir müdürlük haline geldi; kanun 1 Nisan 1950'de yürürlüğe girdi.

Bugün çiftlik aynı kanunla kurulan müdürlük çatısı altında Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı olarak varlığını sürdürür; süt ve süt ürünleri kendi adıyla satılmaya devam eder, arazisinin bir bölümü ise yıllar içinde başka kamu kullanımlarına ayrılmıştır.

Son Yılları ve Ölümü

57 / 64 · 1 dk

Atatürk 1937'de Orman Çiftliği başta olmak üzere çiftliklerini hazineye bağışladı. Aynı yılın sonunda İsmet İnönü başbakanlıktan ayrıldı ve 1 Kasım 1937'de Celal Bayar hükûmeti kuruldu. Dış politikada Hatay meselesi bu dönemde yakından takip ettiği başlıca konuydu.

Sağlığı 1938 yılının ilk yarısında bozuldu. Yapılan muayenelerde karaciğer hastalığı teşhis edildi. Hükûmetin satın aldığı Savarona yatına 1 Haziran 1938'de çıktı ve yaklaşık iki ay burada kaldı. Sağlığının ağırlaşması üzerine Temmuz 1938 sonunda Dolmabahçe Sarayı'na taşındı ve son aylarını burada geçirdi.

5 Eylül 1938'de vasiyetini yazdı. Vasiyetinde İş Bankası'ndaki hisselerinin gelirinden Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'na pay ayırdı; yakınları için de düzenlemeler yaptı. 29 Ekim 1938 Cumhuriyet Bayramı törenlerine katılamadı.

Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05'te Dolmabahçe Sarayı'nda öldü. Ölüm nedeni, hekimlerin imzaladığı resmî raporda karaciğer sirozu olarak kaydedildi. Elli yedi yaşındaydı. Ölümü aynı gün hükûmet bildirisiyle duyuruldu; ülke genelinde yas ilan edildi ve saatler o andan itibaren sarayda 09.05'te durduruldu.

TBMM 11 Kasım 1938'de İsmet İnönü'yü ikinci Cumhurbaşkanı seçti. Atatürk'ün 29 Ekim 1923'ten 10 Kasım 1938'e kadar süren cumhurbaşkanlığı, Türkiye tarihinin en uzun cumhurbaşkanlığı dönemidir. Ölüm yıl dönümü her yıl 10 Kasım'da saat 09.05'te saygı duruşuyla anılır.

Ocak 1912

Derne'deki çatışmalarda gözünden yaralandı.

Cenaze ve Anıtkabir

58 / 64 · 1 dk

Atatürk'ün naaşı Dolmabahçe Sarayı'nda katafalka konuldu ve İstanbul halkı günler boyunca önünden geçerek saygı gösterdi. 19 Kasım 1938'de yapılan törenle naaş Dolmabahçe'den alındı ve Yavuz zırhlısına nakledildi. Yavuz, naaşı İzmit'e taşıdı; oradan özel trenle Ankara'ya gönderildi.

Tren 20 Kasım 1938'de Ankara'ya ulaştı ve naaş TBMM önünde katafalka konuldu. 21 Kasım 1938'de yapılan devlet töreninde ordu birlikleri, devlet erkânı ve halk yer aldı; on yedi ülke tören için heyet gönderdi. Naaş aynı gün Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre yerleştirildi. Anıtkabir tamamlanana kadar on beş yıl burada kaldı.

Kalıcı anıt mezar için 1941'de uluslararası bir proje yarışması açıldı. Yarışmaya Türkiye, İtalya, Almanya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan 49 proje katıldı; 1942'de Emin Onat ile Orhan Arda'nın projesi seçildi. Anıtkabir'in temeli 9 Ekim 1944'te Ankara'daki Rasattepe'de atıldı; tepe sonradan Anıttepe adını aldı. İnşaat, İkinci Dünya Savaşı yıllarının güçlükleri sebebiyle uzun sürdü ve dört aşamada 1953'te tamamlandı.

Atatürk'ün naaşı, ölümünün on beşinci yıl dönümünde, 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesi'nden alınarak Anıtkabir'e nakledildi ve törenle defnedildi. Anıtkabir yaklaşık 750 bin metrekarelik bir alan üzerinde kurulmuştur; anıt bloku ile çevresindeki Barış Parkı'ndan oluşur. Bugün Türkiye'nin en çok ziyaret edilen anıtlarından biridir ve resmî törenlerin merkezidir.

Anıtkabir'in Yapımı ve Mimarisi

59 / 64 · 2 dk

Atatürk'ün 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetinde defin yeri hakkında hüküm yoktu. Ölümünden sonra kurulan komisyon 5 Ocak 1939'da toplandı; Çankaya, Etnografya Müzesi, Ankara Kalesi, Gençlik Parkı ve Orman Çiftliği gibi öneriler değerlendirildi. 17 Ocak 1939'daki son toplantıda Trabzon milletvekili Mithat Aydın'ın önerdiği Rasattepe büyük çoğunlukla kabul edildi; tepe sonradan Anıttepe adını aldı. Kamulaştırma kararı 7 Temmuz 1939'da alındı.

Uluslararası proje yarışması 1 Mart 1941'de ilan edildi, son teslim günü 2 Mart 1942 idi. Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, Çekoslovakya, Fransa ve İsviçre'den 49 proje geldi. Paul Bonatz, Ivar Tengbom ve Károly Weichinger'in de bulunduğu jüri, Türk mimarlar Emin Onat ve Orhan Arda'nın projesini birinci seçti. Temel 9 Ekim 1944'te Başbakan Şükrü Saraçoğlu'nun katıldığı törenle atıldı.

İnşaat dört aşamada yürütüldü. Ekim 1944'ten 1945'e kadar süren birinci aşamada arazi düzlendi ve Aslanlı Yol'un istinat duvarları yapıldı. Eylül 1945'te başlayan ikinci aşama mozole ve yardımcı yapıları kapsadı ve Ağustos 1950'de bitti; zemin incelemeleri üzerine yığma sistemden betonarme iskelete geçildi. Eylül 1950'de başlayan üçüncü aşamada yollar, Aslanlı Yol, tören meydanı ve mozolenin taş kaplamaları yapıldı. Dördüncü aşamada Şeref Holü'nün döşemesi, tonozlar ve süsleme işleri tamamlandı. Kasım 1950'de kurulan inceleme komisyonunun önerisiyle proje sadeleştirildi: kabartmalı üst kat kaldırıldı, Şeref Holü'nün 28 metre olan yüksekliği düşürüldü. İnşaat 1 Eylül 1953'te bitti; naaş 10 Kasım 1953'te buraya nakledildi.

Anıtkabir yaklaşık 750 bin metrekarelik alan üzerindedir; bunun 120 bin metrekaresi Anıt Bloku, 630 bin metrekaresi çeşitli ülkelerden gönderilen fidanlarla kurulan Barış Parkı'dır. Ziyaretçi 262 metre uzunluğundaki Aslanlı Yol'dan girer; yolun iki yanında Hitit üslubunda yapılmış 24 aslan heykeli bulunur, hepsi Hüseyin Anka Özkan'ın eseridir. Girişteki kadın ve erkek heykel grupları da ona aittir. Alanı on kule çevreler: İstiklal, Hürriyet, Mehmetçik, Müdafaa-i Hukuk, Zafer, Barış, 23 Nisan, Misak-ı Millî, İnkılap ve Cumhuriyet kuleleri. Mozoleye çıkan merdivenlerin iki yanında iki büyük kabartma yer alır: sağda İlhan Koman'ın Sakarya Meydan Muharebesi, solda Zühtü Müridoğlu'nun Başkomutanlık Meydan Muharebesi kabartması. Kule kabartmalarında Nusret Suman, Zühtü Müridoğlu ve Hakkı Atamulu çalıştı.

Şeref Holü 17 metre yüksekliğindedir; karşısındaki nişte duran 40 tonluk yekpare kırmızı mermer lahit Osmaniye yakınlarındaki ocaklardan getirildi, asıl mezar odası bunun altındadır. Yapıda yalnızca Türkiye taşları kullanıldı: sarı traverten Çankırı Eskipazar'dan, beyaz traverten Kayseri Pınarbaşı ile Polatlı ve Haymana'dan, siyah ve kırmızı taşlar Kayseri'den, mermerler Hatay, Adana, Afyonkarahisar, Bilecik ve Çanakkale'den geldi.

Dünyadaki Atatürk Anıtları ve Adını Taşıyan Yerler

60 / 64 · 1 dk

Atatürk'ün heykel ve anıtları Türkiye dışında birçok ülkede bulunur. Bunların bir bölümü Çanakkale Savaşları'nın ortak anısına, bir bölümü ise iki ülke ilişkilerinin simgesi olarak dikildi.

Avustralya ve Yeni Zelanda'daki anıtlar karşılıklı bir anlaşmanın ürünüdür. Türkiye 1985'te Gelibolu'daki Arıburnu koyunun adını Anzak Koyu olarak resmen tanıdı; buna karşılık Avustralya'nın başkenti Canberra'da Anzac Parade üzerinde Atatürk Anıtı yapıldı ve 25 Nisan 1985'te açıldı. Anıt, Türk bayrağının hilalini yansıtan yarım daire biçimli duvar ve heykeltıraş Hüseyin Gezer'in bronz büstünden oluşur; Gelibolu toprağı içeren bir kapsül taşır. Yeni Zelanda'da Wellington'ın güney kıyısındaki Tarakena Körfezi'ne bakan sırtta mimar Ian Bowman'ın tasarladığı anıt 26 Nisan 1990'da açıldı; mermer hilal, büst ve Anzak Koyu'ndan getirilen toprak içerir. Yer, Gelibolu yarımadasına benzerliği nedeniyle seçildi.

Öteki kıtalarda da anıtlar vardır. Şili'nin başkenti Santiago'da heykeltıraş Şadi Çalık'ın bronz kabartması Cumhuriyet'in 50. yılında, 29 Ekim 1973'te Cerro Navidad Parkı'na yerleştirildi. Meksiko'da Paseo de la Reforma üzerindeki heykel Azerbaycanlı heykeltıraş Sait Rüstem'in eseridir ve Cumhuriyet'in 80. yılında, 29 Ekim 2003'te açıldı. Roma'da EUR semtindeki parkta Carraralı heykeltıraş Luciano Massari'nin yaptığı anıt 10 Kasım 2005'te açıldı; kaidesinde "Yurtta barış, dünyada barış" sözünün İtalyancası yazılıdır. Kazakistan'ın başkenti Astana'da bronz ve granitten heykel 8 Ekim 2009'da, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de Türkiye Büyükelçiliği önündeki parkta bulunan anıt ise 17 Mayıs 2010'da açıldı.

Türkiye'de Atatürk adını taşıyan kurum ve yapılar sayılamayacak kadar çoktur; her ilde adını taşıyan okul, cadde, bulvar ve anıt vardır. İstanbul Yeşilköy Havalimanı 29 Temmuz 1985'te Atatürk Havalimanı adını aldı ve 6 Nisan 2019'a kadar tarifeli yolcu uçuşlarına hizmet verdi. İstanbul'daki 77 bin kişilik Atatürk Olimpiyat Stadı 31 Temmuz 2002'de açıldı ve 2005 ile 2023 UEFA Şampiyonlar Ligi finallerine ev sahipliği yaptı. Erzurum'daki Atatürk Üniversitesi, Fırat üzerindeki Atatürk Barajı ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adını taşıyan kurumların en bilinenleri arasındadır. Ankara'nın ana ekseni Atatürk Bulvarı, Ankara ve İstanbul'daki Atatürk Kültür Merkezleri ve çok sayıda stadyum, hastane ve park da onun adını taşır.

6 Mart 1912

Derne'deki Osmanlı kuvvetlerinin komutanlığına getirildi.

10 Kasım Anma Geleneğinin Tarihi

61 / 64 · 1 dk

10 Kasım anmaları Atatürk'ün ölümünden bir yıl sonra başladı. İlk anma töreni 10 Kasım 1939'da, naaşın geçici olarak bulunduğu Ankara Etnografya Müzesi'nde yapıldı. Tören saat 09.05'te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Meclis Başkanı Abdülhalik Renda ve Başbakan Refik Saydam'ın katılımıyla kabir başında saygı duruşuyla başladı; aynı gün yurdun her yerinde, okullarda ve üniversitelerde anma toplantıları düzenlendi, program Matbuat Umum Müdürlüğü aracılığıyla gazetelere duyuruldu. 1940'lı yıllarda 10 Kasım resmi yayınlarda Millî Matem günü olarak anıldı.

Naaşın 10 Kasım 1953'te Anıtkabir'e nakli anma geleneğine bugünkü merkezini kazandırdı. O gün naaş, Etnografya Müzesi'nden 136 asteğmenin çektiği top arabasıyla Anıtkabir'e götürüldü ve ölümünün 15. yıl dönümünde yeni kabrine konuldu. Bu tarihten sonra devlet töreni her yıl Anıtkabir'de yapılır: Cumhurbaşkanı'nın başkanlığındaki devlet erkânı Aslanlı Yol'dan geçerek mozoleye çıkar, saat 09.05'te saygı duruşunda bulunur ve Anıtkabir Özel Defteri'ne yazılır. 1960'tan itibaren 10-16 Kasım arası Atatürk Haftası olarak adlandırıldı ve anma bir haftaya yayıldı.

Saat 09.05, ölüm raporunda kayıtlı saattir. Bu saatte ülke genelinde sirenler çalar, trafik durur, iki dakikalık saygı duruşu yapılır; bayraklar saygı duruşundan sonra yarıya indirilir. Anıtkabir'deki bayraklar yalnızca bu gün yarıya iner. Okullarda 10 Kasım programları Millî Eğitim Bakanlığı'nın her yıl gönderdiği yazıyla düzenlenir; Atatürk'ün hayatının anlatıldığı, şiirlerin okunduğu ve Atatürk köşelerinin hazırlandığı bu törenler İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başlar. Törenlerin biçimi bugün Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği ile belirlenir. Sirenle duyurulan saygı duruşunun tam olarak hangi yıl başladığı kaynaklarda kesin biçimde verilmez; 1939'daki ilk anmada saygı duruşunun saat 09.05'te yapıldığı ise kayıtlıdır.

Mirası

62 / 64 · 1 dk

Mustafa Kemal Atatürk'ün mirası, kurduğu devlet ve bu devletin dayandığı ilkelerle tanımlanır. Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edildi; saltanatın ve halifeliğin kaldırılması, öğretimin birleştirilmesi, Medeni Kanun, Latin harflerine dayanan yeni Türk alfabesi, kadınlara seçme ve seçilme hakkı ve Soyadı Kanunu gibi düzenlemeler on beş yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde yapıldı. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık ilkeleri 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası programında yer aldı, 1937 yılında anayasaya girdi.

Kurduğu kurumlar bugün de çalışmaktadır. Türk Tarih Kurumu 15 Nisan 1931, Türk Dil Kurumu 12 Temmuz 1932 tarihinde onun girişimiyle kuruldu. Vasiyetinde İş Bankası'ndaki hisselerinin yıllık gelirini bu iki kuruma bıraktı. 1925 yılında Ankara'da kurduğu çiftliği 1937 yılında hazineye bağışladı; bu arazi bugün Atatürk Orman Çiftliği adıyla anılır.

Dış politikada, 20 Nisan 1931 tarihli seçim beyannamesinde yer alan "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi 1961 ve 1982 anayasalarında devletin temel ilkeleri arasına alındı. Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos 29 Ekim 1930 tarihinde Ankara'daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katıldı ve 12 Ocak 1934 tarihli mektubuyla Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi. İran Şahı Rıza Pehlevi Haziran 1934'te Türkiye'yi ziyaret etti.

Adı çok sayıda kuruma verildi. Erzurum'da 1957 yılında kurulan Atatürk Üniversitesi, 1983 yılında kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile ona bağlı Atatürk Araştırma Merkezi, Fırat Nehri üzerinde 1992 yılında işletmeye açılan Atatürk Barajı bunlar arasındadır. Türkiye'nin her ilinde adını taşıyan okul, cadde, meydan ve anıt bulunur.

UNESCO 20. Genel Konferansı 27 Kasım 1978 tarihinde, doğumunun yüzüncü yılı olan 1981'i Atatürk Yılı ilan etti. Karar metninde uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çalışan bir devlet adamı olduğu ve UNESCO'nun görev alanlarında yenilikler gerçekleştirdiği belirtildi. Türkiye'de kutlamalar 5 Ocak 1981 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde açıldı.

Hakkında Yazılanlar ve Anma

63 / 64 · 1 dk

Atatürk 10 Kasım 1938 sabahı saat 09.05'te Dolmabahçe Sarayı'nda öldü. Dokuz hekimin imzaladığı ölüm raporunda neden siroz olarak kaydedildi. Naaşı 19 Kasım 1938 tarihinde İstanbul'da düzenlenen törenle Ankara'ya gönderildi; 21 Kasım 1938 tarihinde Ankara'daki devlet töreninin ardından Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre konuldu. Anıtkabir'in temeli 9 Ekim 1944 tarihinde atıldı; projesi Emin Onat ve Orhan Arda'ya aittir. Naaş, ölümünün on beşinci yılında, 10 Kasım 1953 tarihinde Anıtkabir'e nakledildi. İsmet İnönü'nün kabri de 1973 yılından bu yana Anıtkabir'dedir.

Her yıl 10 Kasım günü saat 09.05'te ülke genelinde sirenler çalar ve iki dakikalık saygı duruşu yapılır. Bayraklar yarıya indirilir, Anıtkabir'de devlet töreni düzenlenir, okullarda ve kurumlarda anma programları yapılır. Anıtkabir millî bayramlarda ve 10 Kasım günlerinde resmî törenlere ev sahipliği yapar; yıl boyunca ziyarete açıktır.

Hatırasının korunması kanunla düzenlenmiştir. 25 Temmuz 1951 tarihinde kabul edilen ve 31 Temmuz 1951 tarihinde yürürlüğe giren 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun, hatırasına alenen hakaret eden veya söven kişiler için bir yıldan üç yıla kadar; heykel, büst, anıt ve kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kişiler için bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörür. Bu suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kişi asıl fail gibi cezalandırılır. Suçun iki veya daha çok kişi tarafından toplu olarak, umuma açık yerlerde ya da basın yoluyla işlenmesi cezayı yarı oranında artırır; tahribat zor kullanılarak yapılmışsa ceza bir kat artırılır. Kovuşturma şikâyete bağlı değildir.

Hakkındaki kaynakların başında kendi anlatısı olan Nutuk gelir. 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası İkinci Büyük Kongresi'nde, Ankara'daki Meclis binasında altı günde, toplam 36 saat 33 dakikada okundu ve 19 Mayıs 1919'dan 1927'ye kadarki dönemi anlatır. Sözlerini ve yazılarını derleyen Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri adlı eser 1906-1938 yıllarını kapsar. Manevi kızı Afet İnan'ın tarih çalışmaları ilk kuşak kaynaklar arasındadır. UNESCO'nun 1981'i Atatürk Yılı ilan etmesiyle yurt içinde ve dışında sempozyumlar, yayınlar ve anma etkinlikleri düzenlendi.

Ekim 1912

Uşi Antlaşması ile Trablusgarp Savaşı sona erdi; Balkan Savaşı için yurda döndü.

Aynı Yıllarda Dünya

64 / 64 · 1 dk

1919: Versay Barış Antlaşması 28 Haziran 1919'da imzalandı; Birinci Dünya Savaşı'nın Almanya ile barış düzeni kuruldu.

1920: Milletler Cemiyeti 10 Ocak 1920'de kuruldu. Türkiye 1932'de üye oldu.

1922: İtalya'da Benito Mussolini Ekim 1922'de başbakan oldu; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği 30 Aralık 1922'de kuruldu.

1929: New York borsasının Ekim 1929'da çökmesiyle Büyük Buhran başladı; dünya ekonomisinde uzun süreli daralma yaşandı.

1931: Japonya, 18 Eylül 1931'deki Mukden Olayı'nın ardından Mançurya'yı işgal etti.

1933: Adolf Hitler 30 Ocak 1933'te Almanya şansölyesi oldu.

1936: İspanya İç Savaşı 17 Temmuz 1936'da başladı ve 1939'a kadar sürdü.

1938: Münih Anlaşması 30 Eylül 1938'de imzalandı; Südetler bölgesi Almanya'ya bırakıldı.

Kronoloji

208 olay
  • 19. yüzyıl
  • Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Doğum günü kesin bilinmez; resmî kabul 19 Mayıs 1881'dir.

  • Babası Ali Rıza Efendi öldü; bazı kaynaklar ölüm yılını 1893 olarak verir.

  • Selanik Askeri Rüştiyesi'ne girdi. Kemal adını bu okulda aldı.

  • Manastır Askeri İdadisi'ne girdi.

  • Manastır Askeri İdadisi'nden mezun oldu.

  • İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye girdi.

  • 20. yüzyıl
  • Harbiye'den piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu; Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'ye kabul edildi.

  • Şam'daki Beşinci Ordu emrine verildi; 30. Süvari Alayı'nda görev yaptı.

  • Erkan-ı Harbiye'den kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.

  • Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu.

  • Manastır'daki Üçüncü Ordu karargâhına atandı.

  • Kolağası rütbesine yükseldi.

  • İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne 322 numarayla üye oldu.

  • İkinci Meşrutiyet ilan edildi.

  • 31 Mart Olayı üzerine İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusu'nda kurmay başkanlığı yaptı; ordu 24 Nisan'da şehre girdi.

  • Fransa'da Picardie manevralarını gözlemci olarak izledi.

  • İstanbul'da Genelkurmay karargâhına atandı.

  • Binbaşı rütbesine yükseldi.

  • Trablusgarp Savaşı'nda Tobruk Muharebesi'nde görev aldı; İtalyan kuvvetlerine karşı başarı kazanıldı.

  • Derne'deki çatışmalarda gözünden yaralandı.

  • Derne'deki Osmanlı kuvvetlerinin komutanlığına getirildi.

  • Uşi Antlaşması ile Trablusgarp Savaşı sona erdi; Balkan Savaşı için yurda döndü.

  • Gelibolu'daki Bolayır Kolordusu karargâhına atandı.

  • Bolayır Muharebesi Bulgar kuvvetlerine karşı başarısızlıkla sonuçlandı.

  • İkinci Balkan Savaşı'nda Osmanlı ordusu Edirne'yi geri aldı.

  • Sofya ataşemiliterliğine atandı.

  • Yarbay rütbesine yükseldi.

  • 19. Tümen komutanlığına atandı; Sofya'dan ayrıldı.

  • İtilaf kuvvetleri Gelibolu'ya çıktı; Arıburnu'nda 19. Tümen ile karşı taarruz yönetti.

  • Albay rütbesine yükseldi.

  • Anafartalar Grubu Komutanlığına getirildi.

  • Conkbayırı'nda yönettiği taarruzla İtilaf kuvvetleri sırttan atıldı.

  • İkinci Anafartalar Muharebesi; İtilaf kuvvetlerinin son büyük taarruzu durduruldu.

  • Çanakkale Cephesi'nden ayrıldı. İtilaf kuvvetleri 19-20 Aralık'ta Arıburnu ve Suvla'yı boşalttı.

  • Mirliva rütbesine yükseldi, paşa unvanını aldı.

  • 16. Kolordu komutanlığına atandı; kolordu Mart 1916'da Diyarbakır'a nakledildi.

  • 16. Kolordu Muş'u Rus kuvvetlerinden geri aldı.

  • 16. Kolordu Bitlis'i geri aldı.

  • İkinci Ordu Komutanlığına getirildi.

  • Yıldırım Orduları Grubu bünyesinde Yedinci Ordu Komutanlığına atandı.

  • Ordunun ve ülkenin durumunu anlatan raporunu Enver Paşa ve Talat Paşa'ya gönderdi.

  • Falkenhayn ile anlaşmazlık üzerine Yedinci Ordu Komutanlığından ayrıldı.

  • Veliaht Vahdettin'in Almanya gezisine refakat etti; heyet 4 Ocak 1918'de döndü.

  • Viyana ve Karlsbad'da tedavi gördü.

  • Yeniden Yedinci Ordu Komutanlığına atandı; Filistin Cephesi'ne gitti.

  • İngiliz taarruzu başladı; Yedinci Ordu 19-25 Eylül arasında Nablus'tan Şeria'ya çekildi.

  • Mondros Mütarekesi imzalandı.

  • Adana'da Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığını devraldı.

  • Yıldırım Orduları Grubu lağvedildi.

  • İstanbul'a döndü; aynı gün İtilaf donanması İstanbul'a geldi.

  • Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atandı.

  • Yunan ordusu İzmir'e çıktı; Batı Anadolu'da işgal başladı.

  • Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrıldı.

  • 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a çıktı; Millî Mücadele'nin başlangıcı kabul edilir.

  • Havza Genelgesi ile işgallere karşı mitingler düzenlenmesini istedi.

  • Amasya Genelgesi telgrafla ülkeye duyuruldu; Sivas'ta millî kongre toplanması kararlaştırıldı.

  • Aydın Muharebesi (27 Haziran - 4 Temmuz); şehir Yunan işgaline girdi.

  • Erzurum Kongresi toplandı; Mustafa Kemal kongre ve Temsil Heyeti başkanı seçildi.

  • Sivas Kongresi toplandı (4-11 Eylül); Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.

  • Temsil Heyeti ile birlikte Ankara'ya geldi.

  • Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı Misak-ı Millî'yi kabul etti.

  • İtilaf Devletleri İstanbul'u resmen işgal etti; Meclis-i Mebusan dağıldı.

  • Anadolu Ajansı kuruldu.

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara'da açıldı; Mustafa Kemal Meclis Başkanı seçildi.

  • Bursa Yunan işgaline girdi.

  • İstanbul Hükûmeti Sevr Antlaşması'nı imzaladı; TBMM antlaşmayı tanımadı.

  • Mustafa Kemal'in Halkçılık Programı Meclis'te okundu; 1921 Anayasası'nın temeli oldu.

  • Doğu Cephesi'nde Kâzım Karabekir komutasındaki ordu Kars'ı aldı.

  • Ermenistan ile Gümrü Antlaşması imzalandı; TBMM'nin ilk antlaşması.

  • Çerkes Ethem'in Kuva-yı Seyyare'si düzenli orduya karşı geldi; kuvvetleri dağıtıldı, Ethem Yunan tarafına sığındı.

  • Birinci İnönü Muharebesi (6-11 Ocak) kazanıldı.

  • Teşkilât-ı Esasiye Kanunu kabul edildi.

  • TBMM Antep'e Gazi unvanı verdi; bazı kaynaklar 6 Şubat tarihini verir.

  • On aydan uzun süren savunmanın ardından Antep Fransız kuvvetlerine teslim oldu.

  • Londra Konferansı açıldı (21 Şubat - 12 Mart); İtilaf Devletleri Ankara Hükûmeti'ni ilk kez muhatap aldı, konferans sonuçsuz dağıldı.

  • İstiklal Marşı TBMM'de kabul edildi.

  • Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı.

  • İkinci İnönü Muharebesi (23 Mart - 1 Nisan) kazanıldı.

  • İkinci İnönü sırasında Yunan güney kolu Dumlupınar'ın (24 Mart) ardından Afyonkarahisar'ı işgal etti; muharebeden sonra boşalttı.

  • Güney Cephesi Komutanı Refet Paşa'nın Aslıhanlar ve Dumlupınar taarruzları sonuç vermedi; batıdaki kuvvetler İsmet Paşa komutasında birleştirildi.

  • Mustafa Kemal, İsmet Paşa'ya "milletin makûs talihini de yendiniz" telgrafını gönderdi.

  • Londra'da imzaladığı ikili anlaşmalar TBMM tarafından reddedilen Hariciye Vekili Bekir Sami Bey istifa etti.

  • Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (10-24 Temmuz); ordu Sakarya'nın doğusuna çekildi.

  • Kütahya Yunan işgaline girdi; ardından ordunun Sakarya'nın doğusuna çekilmesi kararlaştırıldı.

  • Eskişehir Yunan işgaline girdi.

  • TBMM gizli oturumunda Başkomutanlık görüşüldü; Mustafa Kemal görevi Meclis yetkilerinin korunması şartıyla kabul edeceğini bildirdi.

  • Başkomutanlık Kanunu ile Başkomutan oldu.

  • Tekâlif-i Milliye Emirleri yayımlandı (7-8 Ağustos); ordunun ihtiyaçları halktan karşılandı.

  • Sakarya Meydan Muharebesi başladı; 13 Eylül'de zaferle sonuçlandı.

  • TBMM, Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı verdi.

  • Başkomutanlık yetkisi ilk kez üç ay uzatıldı.

  • Kafkas Sovyet cumhuriyetleriyle Kars Antlaşması imzalandı; doğu sınırı kesinleşti.

  • Fransa ile Ankara Antlaşması imzalandı; Güney Cephesi kapandı.

  • Ankara Antlaşması gereği Fransız kuvvetleri Antep'i boşalttı.

  • Ukrayna Sovyet Cumhuriyeti ile Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması Ankara'da imzalandı.

  • Fransız kuvvetleri Adana'yı boşalttı; Güney Cephesi fiilen kapandı.

  • Başkomutanlık yetkisi ikinci kez üç ay uzatıldı.

  • Başkomutanlık yetkisi üçüncü kez üç ay uzatıldı.

  • Başkomutanlık yetkisi süresiz hale getirildi.

  • Büyük Taarruz başladı.

  • Afyonkarahisar kurtarıldı.

  • Dumlupınar'da Başkomutan Meydan Muharebesi kazanıldı.

  • Başkomutan takip emrini verdi: "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!"; Uşak kurtarıldı.

  • Yunan generalleri Trikupis ve Digenis Uşak yakınlarında esir alındı; Eskişehir kurtarıldı.

  • Aydın kurtarıldı.

  • Manisa kurtarıldı.

  • Türk ordusu İzmir'e girdi.

  • Mustafa Kemal İzmir'e geldi.

  • Bursa kurtarıldı.

  • İzmir'de büyük yangın başladı; günlerce sürdü ve şehrin geniş bir bölümünü yok etti.

  • Bandırma kurtarıldı.

  • Erdek ve Biga kurtarıldı; Batı Anadolu'daki Yunan işgali sona erdi.

  • Mudanya'da ateşkes görüşmeleri başladı; Türk heyetine İsmet Paşa başkanlık etti.

  • Mudanya Mütarekesi imzalandı.

  • Refet Paşa, Doğu Trakya'yı teslim almak üzere Ankara Hükûmeti temsilcisi olarak İstanbul'a geldi.

  • TBMM saltanatı kaldırdı.

  • Son padişah Vahdettin bir İngiliz gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı.

  • Batı Anadolu gezisine çıktı; Eskişehir, İzmit, Bursa, İzmir ve Balıkesir'i dolaştı.

  • Balıkesir Zağnos Paşa Camii'nde minbere çıkıp hutbe okudu.

  • İzmir İktisat Kongresi açıldı (17 Şubat - 4 Mart).

  • Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

  • Halk Fırkası kuruldu; sonradan Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı.

  • Ankara başkent ilan edildi.

  • Cumhuriyet ilan edildi; 158 oyla ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

  • Halifelik kaldırıldı; Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi; Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı.

  • 1924 Anayasası kabul edildi.

  • Makam-ı Hilafet Mızıkası Ankara'ya taşındı; topluluk Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti adını aldı.

  • Türkiye İş Bankası kuruldu.

  • Dumlupınar'da Meçhul Asker Anıtı'nın temelini attı ve Büyük Zafer'in ikinci yıl dönümü konuşmasını yaptı.

  • Ankara'da Musiki Muallim Mektebi kuruldu; 1 Kasım 1924'te öğretime başladı.

  • Hamidiye kruvazörüyle Trabzon'a geldi; Karadeniz gezisinde Rize, Giresun, Ordu ve Samsun'u ilk kez ziyaret etti.

  • Samsun'da öğretmenlerle konuştu; 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' sözü bu konuşmadadır.

  • Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu; 5 Haziran 1925'te kapatıldı.

  • Şeyh Said Ayaklanması başladı; 4 Mart'ta Takrir-i Sükûn Kanunu kabul edildi.

  • Türk Tayyare Cemiyeti (bugünkü Türk Hava Kurumu) kuruldu.

  • Ankara'da Orman Çiftliği kuruldu.

  • İnebolu Türk Ocağı'nda şapka konusundaki konuşmasını yaptı; Kastamonu gezisi 23 Ağustos'ta başlamıştı.

  • Şapka Kanunu kabul edildi; 30 Kasım'da tekke ve zaviyeler kapatıldı.

  • Miladi takvim ve uluslararası saat kabul edildi; 1 Ocak 1926'da yürürlüğe girdi.

  • Türk Medeni Kanunu kabul edildi; 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi.

  • İzmir'de suikast girişimi ortaya çıkarıldı; sorumlular İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı.

  • İngiltere ve Irak ile Ankara Antlaşması imzalandı; Musul meselesi kapandı.

  • İstanbul Sarayburnu'nda Heinrich Krippel'in yaptığı ilk Atatürk heykeli açıldı.

  • Ertuğrul yatıyla İstanbul'a geldi; 1919'dan sonra kente ilk gelişiydi ve 30 Eylül'e kadar kaldı.

  • Nutuk'u CHF İkinci Büyük Kongresi'nde okumaya başladı (15-20 Ekim).

  • 288 oyla ikinci kez Cumhurbaşkanı seçildi.

  • Ankara Ulus'ta Zafer Anıtı açıldı.

  • Anayasadan devletin dininin İslam olduğu ibaresi çıkarıldı.

  • Afgan Kralı Amanullah Han Ankara'ya geldi; Türkiye Cumhuriyeti'ni ziyaret eden ilk devlet başkanıdır.

  • İstanbul Sarayburnu'nda yeni Türk harflerini halka tanıttı.

  • Tekirdağ'da yeni harfleri kara tahta başında öğretti; harf gezisi Bursa, Çanakkale, Sinop, Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Kayseri ile sürdü.

  • Harf İnkılabı: yeni Türk alfabesi kanunla kabul edildi.

  • Millet Mektepleri Başöğretmeni unvanını aldı; bu tarih sonradan Öğretmenler Günü oldu.

  • Millet Mektepleri açıldı.

  • Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.

  • Cumhuriyet'in ilk müze binası Ankara Etnografya Müzesi ziyarete açıldı.

  • Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu; 17 Kasım 1930'da kendini feshetti.

  • Yunanistan Başbakanı Venizelos Ankara'ya geldi; 27-31 Ekim arasındaki ziyarette üç antlaşma imzalandı.

  • Kayseri'de başlayan uzun yurt gezisine çıktı; gezi kısa aralarla Mart 1931'e kadar sürdü.

  • Menemen Olayı; öğretmen yedek subay Kubilay öldürüldü.

  • Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (Türk Tarih Kurumu) kuruldu.

  • 289 oyla üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçildi.

  • Irak Kralı Faysal Ankara'ya geldi ve Çankaya'da kabul edildi.

  • Ankara ve 13 ilde ilk Halkevleri açıldı.

  • Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti'nde bando ile orkestra ayrıldı; orkestra Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası adını aldı.

  • Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) kuruldu.

  • Türkiye Milletler Cemiyeti'ne üye oldu.

  • Cumhuriyet'in onuncu yılında Onuncu Yıl Nutku'nu okudu.

  • Ankara'da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.

  • Balkan Antantı Atina'da imzalandı.

  • İran Şahı Rıza Pehlevi Ankara'ya geldi; ziyaret 2 Temmuz'a kadar sürdü.

  • İlk Türk operası Özsoy Ankara Halkevi'nde Atatürk ve Rıza Şah'ın önünde temsil edildi.

  • Soyadı Kanunu kabul edildi.

  • Meclis açış konuşmasında güzel sanatlar içinde en önce Türk musikisinin ele alınması gerektiğini söyledi.

  • TBMM'nin çıkardığı kanunla Atatürk soyadını aldı.

  • Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.

  • 386 oyla dördüncü kez Cumhurbaşkanı seçildi.

  • Paul Hindemith müzik kurumlarını düzenlemek için danışman olarak Türkiye'ye ilk gelişini yaptı.

  • Ankara'da Türkkuşu uçuş okulu açıldı.

  • İstanbul'da Florya Deniz Köşkü tamamlanıp Atatürk'e teslim edildi.

  • Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nın yerine Türk Spor Kurumu kuruldu.

  • Ankara Devlet Konservatuvarı kuruldu; öğretim 1 Kasım 1936'da başladı.

  • Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.

  • Yaşar Erkan Berlin Olimpiyatları'nda güreşte Türkiye'nin ilk olimpiyat altın madalyasını kazandı.

  • İngiltere Kralı VIII. Edward İstanbul'a geldi; Atatürk onu Dolmabahçe rıhtımında karşıladı.

  • Laiklik ve diğer altı ilke anayasaya girdi.

  • Orman Çiftliği'ni ve öteki çiftliklerini hazineye bağışladı.

  • Sadabat Paktı Tahran'da imzalandı.

  • İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi'nde açıldı.

  • Celal Bayar hükûmeti kuruldu.

  • Trenle Doğu gezisine çıktı; Sivas, Malatya, Diyarbakır ve Elazığ'ı ziyaret etti.

  • Diyarbakır'a geldi; Diyarbakır'dan Irak ve İran sınırlarına uzanacak demiryolunun temel töreni bu ziyarette yapıldı.

  • Pertek'te Singeç Köprüsü'nü açtı.

  • Mersin'de askeri geçit törenini izledi; 19-24 Mayıs 1938 Mersin ve Adana ziyareti son yurt gezisi oldu.

  • 3466 sayılı kanunla 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı ilan edildi.

  • 3530 sayılı Beden Terbiyesi Kanunu kabul edildi.

  • Türk birlikleri İskenderun Sancağı'na girdi; 2 Eylül'de Hatay Devleti kuruldu.

  • Vasiyetini yazdı.

  • Saat 09.05'te Dolmabahçe Sarayı'nda öldü.

  • Ankara'da devlet töreni yapıldı; naaşı Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre konuldu.

  • Anıtkabir'in yeri olarak Rasattepe seçildi.

  • İlk 10 Kasım anma töreni Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabir başında saat 09.05'te yapıldı.

  • Anıtkabir proje yarışması ilan edildi; 2 Mart 1942'ye kadar 49 proje katıldı, Emin Onat ile Orhan Arda birinci oldu.

  • Anıtkabir'in temeli Rasattepe'de atıldı.

  • Anıtkabir inşaatı tamamlandı.

  • Naaşı Anıtkabir'e nakledildi.

  • Canberra'da Anzac Parade üzerindeki Atatürk Anıtı açıldı; Türkiye aynı yıl Arıburnu'nu Anzak Koyu adıyla tanıdı.

  • Wellington'da Tarakena Körfezi'ne bakan Atatürk Anıtı açıldı.

Savaşlar ve Seferler

16 kayıt
6Zafer
3Yenilgi
7Sonuçsuz
Tobruk Muharebesiİtalya · Trablusgarp Savaşı içinde, Bingazi bölgesinde.
Osmanlı başarısı
Trablusgarp Savaşıİtalya · Gönüllü olarak gitti; Tobruk ve Derne cephelerinde görev yaptı, 6 Mart 1912'den itibaren Derne komutanıydı. Uşi Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi elden çıktı.
Antlaşmayla sona erdi
Derne Muharebeleriİtalya · 16-17 Ocak 1912'de gözünden yaralandı. Savaş Uşi Antlaşması ile bitti.
Uzun süreli savunma
Balkan SavaşlarıBulgaristan, Sırbistan, Yunanistan, Karadağ · Bolayır Kolordusu karargâhında harekât şubesi müdürü olarak görev yaptı. Rumeli'nin büyük bölümü kaybedildi, Edirne geri alındı.
Yenilgi
Bolayır MuharebesiBulgaristan · Şarköy çıkarmasıyla eşgüdüm sağlanamadı; ağır kayıp verildi.
Yenilgi
Edirne'nin Geri AlınmasıBulgaristan · İkinci Balkan Savaşı sırasında, Bolayır Kolordusu bünyesinde katıldı.
Osmanlı başarısı
Birinci Dünya Savaşıİtilaf Devletleri · Çanakkale, Doğu ve Suriye-Filistin cephelerinde komutanlık yaptı. Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918'de savaştan çekildi.
Mondros Mütarekesi
Çanakkale Cephesiİngiltere, Fransa ve dominyon kuvvetleri · 19. Tümen Komutanı, 8 Ağustos 1915'ten itibaren Anafartalar Grubu Komutanı. İtilaf kuvvetleri Ocak 1916'da yarımadayı boşalttı.
Osmanlı zaferi
Arıburnu MuharebesiAvustralya ve Yeni Zelanda kuvvetleri · 57. Alay ile Conkbayırı yönünde karşı taarruz yönetti.
Çıkarma durduruldu
Anafartalar Muharebeleriİngiltere · Birinci Anafartalar 6-9 Ağustos, İkinci Anafartalar 21 Ağustos 1915; Anafartalar Grubu Komutanı olarak yönetti.
Osmanlı zaferi
Conkbayırı Muharebesiİngiltere ve Yeni Zelanda kuvvetleri · 7-10 Ağustos 1915; 10 Ağustos sabahı yönettiği taarruzla sırt geri alındı.
Osmanlı zaferi
Muş ve Bitlis MuharebeleriRusya · 16. Kolordu Komutanı olarak yönetti; Rus karşı taarruzuyla bölgedeki çatışmalar sonbahara kadar sürdü. Muş 7 Ağustos, Bitlis 8 Ağustos 1916'da geri alındı.
Geri alındı
Nablus Muharebesiİngiltere · 19-25 Eylül 1918, Megiddo taarruzunun parçası; Yedinci Ordu Komutanıydı. Yedinci Ordu Şeria Vadisi'ne çekildi.
Yenilgi
Kurtuluş SavaşıYunanistan ve işgalci İtilaf kuvvetleri · 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışla başladı; 5 Ağustos 1921'de TBMM tarafından Başkomutan seçildi. Mudanya Mütarekesi 11 Ekim 1922, Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923.
Türk zaferi
Sakarya Meydan MuharebesiYunanistan · 23 Ağustos - 13 Eylül 1921; Başkomutan olarak yönetti. Zaferden sonra TBMM tarafından mareşal rütbesi ve gazi unvanı verildi.
Türk zaferi
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan MuharebesiYunanistan · Taarruz 26 Ağustos 1922'de başladı; Başkomutanlık Meydan Muharebesi 30 Ağustos 1922'de kazanıldı. İzmir 9 Eylül 1922'de kurtarıldı.
Kesin Türk zaferi

Antlaşmalar

10 antlaşma
Gümrü AntlaşmasıErmenistan · TBMM Hükûmeti'nin imzaladığı ilk antlaşma. Ermenistan'ın hemen ardından Sovyet yönetimine girmesi sebebiyle yürürlüğe girmedi.
Moskova AntlaşmasıSovyet Rusya · Kars ve Ardahan Türkiye'de kaldı, Batum Gürcistan'a bırakıldı; Nahçıvan'ın Azerbaycan'a bağlı özerk bölge olması kabul edildi.
Kars AntlaşmasıErmenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyet cumhuriyetleri (Sovyet Rusya'nın katılımıyla) · Moskova Antlaşması'nın hükümlerini Kafkas cumhuriyetleri için geçerli kıldı; bugünkü doğu sınırını belirledi.
Ankara AntlaşmasıFransa · Güney Cephesi'ndeki savaşı sona erdirdi, Suriye sınırını çizdi; İskenderun Sancağı'na özel yönetim statüsü tanındı. Ankara Hükûmeti'ni tanıyan ilk İtilaf devleti antlaşması.
Mudanya Mütarekesiİngiltere, Fransa, İtalya (Yunanistan sonradan katıldı) · Kurtuluş Savaşı'nın askerî safhasını kapattı; Doğu Trakya savaşsız Türk yönetimine geçti.
Lozan Barış Antlaşmasıİngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı · Kapitülasyonlar kaldırıldı, sınırlar büyük ölçüde belirlendi, Osmanlı borçları paylaştırıldı; 6 Ağustos 1924'te yürürlüğe girdi.
Ankara Antlaşmasıİngiltere ve Irak · Musul Irak'ta kaldı; Türkiye'ye Musul petrol gelirinden yirmi beş yıl boyunca yüzde 10 pay tanındı.
Balkan AntantıYunanistan, Yugoslavya, Romanya · Atina'da imzalandı; Balkan sınırlarının karşılıklı güvence altına alınmasını amaçladı.
Montrö Boğazlar Sözleşmesiİngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya · Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, Türkiye Boğazlarda asker bulundurma hakkını geri aldı; 9 Kasım 1936'da yürürlüğe girdi.
Sadabat Paktıİran, Irak, Afganistan · Tahran'da imzalanan dörtlü saldırmazlık ve iç işlere karışmama paktı.

Başbakanları

5 başbakan
Fevzi Çakmak24 Ocak 1921 - 9 Temmuz 1922İcra Vekilleri Heyeti Reisi (Cumhuriyet öncesi). Mustafa Kemal bu görevi meclisin açılışından 24 Ocak 1921'e kadar bizzat yürütmüştü.
Rauf Orbay12 Temmuz 1922 - 4 Ağustos 1923İcra Vekilleri Heyeti Reisi (Cumhuriyet öncesi). Büyük Taarruz ve Lozan görüşmeleri döneminde görev yaptı.
Fethi Okyar14 Ağustos 1923 - 27 Ekim 1923; 22 Kasım 1924 - 3 Mart 1925İlk dönemi İcra Vekilleri Heyeti Reisi olarak Cumhuriyet öncesidir. İkinci dönemde başbakan; Şeyh Said Ayaklanması sırasında istifa etti.
İsmet İnönü30 Ekim 1923 - 22 Kasım 1924; 3 Mart 1925 - 1 Kasım 1937Cumhuriyet'in ilk başbakanı. Toplam on üç yılı aşan görev süresinde inkılapların büyük bölümü yapıldı.
Celal Bayar1 Kasım 1937 - 25 Ocak 1939Atatürk'ün son başbakanı; ölümü sırasında görevdeydi, İnönü'nün cumhurbaşkanlığında da bir süre görevi sürdürdü.

Cumhurbaşkanı Seçimleri

4 seçim
29 Ekim 1923 · TBMM · 1. turCumhuriyet'in ilan edildiği gün yapıldı; oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamının oyuyla ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
158 oy · %100
1 Kasım 1927 · TBMM · 1. turIII. Dönem TBMM'de 316 milletvekilinden 288'i oylamaya katıldı; oy birliğiyle seçildi.
288 oy · %100
4 Mayıs 1931 · TBMM · 1. turIV. Dönem TBMM'de 317 milletvekilinden 289'u oylamaya katıldı; oy birliğiyle seçildi.
289 oy · %100
1 Mart 1935 · TBMM · 1. turV. Dönem TBMM'de 399 milletvekilinden 386'sı oylamaya katıldı; oy birliğiyle seçildi. Kadın milletvekillerinin katıldığı ilk cumhurbaşkanı seçimi.
386 oy · %100

Eserleri

17 eser
kurumTürkiye Büyük Millet Meclisi1920 · Ankara · 23 Nisan 1920'de açıldı; Mustafa Kemal ilk Meclis Başkanı seçildi.
kurumAnadolu Ajansı1920 · Ankara · 6 Nisan 1920'de Mustafa Kemal'in talimatıyla kuruldu.
bankaTürkiye İş Bankası1924 · Ankara · 26 Ağustos 1924'te kuruldu; ilk genel müdürü Celal Bayar. Atatürk kurucular arasındaydı.
çiftlikOrman Çiftliği1925 · Ankara · Bataklık arazide kurulan örnek tarım işletmesi; 1937'de hazineye bağışlandı. Bugün Atatürk Orman Çiftliği.
yükseköğretimAnkara Hukuk Mektebi1925 · Ankara · 5 Kasım 1925'te Atatürk tarafından açıldı; Cumhuriyet döneminde sıfırdan kurulan ilk yükseköğretim kurumu.
eğitimMillet Mektepleri1929 · Türkiye geneli · Yeni harflerle okuma yazma öğreten yetişkin okulları; 1 Ocak 1929'da açıldı, Atatürk Başöğretmen oldu.
bankaTürkiye Cumhuriyet Merkez Bankası1930 · Ankara · Kuruluş kanunu 11 Haziran 1930'da kabul edildi; 3 Ekim 1931'de faaliyete geçti.
kurumTürk Tarih Kurumu1931 · Ankara · Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adıyla kuruldu; Atatürk vasiyetinde İş Bankası hisselerinin gelirinden pay ayırdı.
kurumTürk Dil Kurumu1932 · Ankara · 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla kuruldu; ilk kurultay 26 Eylül 1932'de Dolmabahçe'de toplandı.
yapıÇankaya Köşkü (Yeni Köşk)1932 · Ankara · Atatürk 1921'den itibaren Çankaya'daki bağ evinde yaşadı; Clemens Holzmeister'in tasarladığı yeni köşk 1932'de tamamlandı.
yükseköğretimİstanbul Üniversitesi1933 · İstanbul · 1933 Üniversite Reformu ile Darülfünun kapatılarak kuruldu.
kurumSümerbank1933 · Ankara · Devlet sanayi yatırımlarını yürüten banka ve işletme; Kayseri Bez (1935) ve Nazilli Basma (1937) fabrikaları bu kuruma bağlı açıldı.
fabrikaKayseri Bez Fabrikası1935 · Kayseri · Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'nın ilk büyük tesisi; Sovyet kredisi ve teknik desteğiyle yapıldı, Eylül 1935'te açıldı.
bankaEtibank1935 · Ankara · Yer altı kaynaklarının işletilmesi ve enerji yatırımları için kuruldu.
yükseköğretimDil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi1935 · Ankara · Kuruluş kanunu 1935'te kabul edildi; 9 Ocak 1936'da Atatürk'ün katıldığı törenle öğretime başladı.
fabrikaKarabük Demir Çelik Fabrikaları1937 · Karabük · Temeli 1937'de Başbakan İsmet İnönü tarafından atıldı; Türkiye'nin ilk ağır sanayi tesisi.
fabrikaNazilli Basma Fabrikası1937 · Nazilli · Sümerbank'a bağlı tesis; Ekim 1937'de Atatürk'ün katılımıyla açıldı.

İmzası

Resmî imza

Mustafa Kemal Atatürk

Soyadı Kanunu öncesinde resmî belgeleri Gazi Mustafa Kemal adıyla imzalıyordu; 24 Kasım 1934 tarihinde Atatürk soyadını aldığı gün imzaladığı kararnamelerden itibaren K. Atatürk biçimini kullandı. Bugün yaygın olarak görülen stilize imza, 1969 yılında kaligrafi sanatçısı Etem Çalışkan tarafından bu son imzadan çizildi.

Aile Ağacı

15 kişi
Aile ağacı
BabasıARAli Rıza Efendi1839-1893
AnnesiZHZübeyde Hanım1857-1923
EşiLHLatife Hanım
Mustafa Kemal AtatürkMustafa Kemal Atatürk
KızıAİAfet İnan1908-1985
KızıSGSabiha Gökçen1913
KızıZAZehra Aylin1912-1935
KızıRERukiye Erkin1911-1995
OğluATAbdurrahim Tuncak1908-1998
KızıÜAÜlkü Adatepe1932
OğluMDMustafa Demir
Baba ve çocuk bağıAnne ve eş bağıCumhurbaşkanı
Kardeşleri
Kız kardeşiFFatma
KardeşiÖÖmer1883
KardeşiAAhmet1883
Kız kardeşiMAMakbule Atadan1885-1956
Kız kardeşiNNaciye1889-1901

Sözleri

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Nutuk, Gençliğe Hitabe, Ankara, 20 Ekim 1927

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Nutuk, Gençliğe Hitabe, Ankara, 20 Ekim 1927

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Onuncu Yıl Nutku, Ankara, 29 Ekim 1933

Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir.

Onuncu Yıl Nutku, Ankara, 29 Ekim 1933

Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız.

Onuncu Yıl Nutku, Ankara, 29 Ekim 1933

Ne mutlu Türküm diyene!

Onuncu Yıl Nutku, Ankara, 29 Ekim 1933

Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz.

Cumhuriyet Halk Fırkası seçim beyannamesi, 20 Nisan 1931

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.

Sakarya Meydan Muharebesi'nde orduya emir, Ağustos 1921; Nutuk'ta aktarılır

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!

Başkomutan emri, Dumlupınar, 1 Eylül 1922

Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Amasya Genelgesi, 22 Haziran 1919

Ya istiklâl ya ölüm!

Nutuk, 1919 yılı Samsun'a çıkış bölümü; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir.

Samsun'da öğretmenlerle konuşma, 22 Eylül 1924; Hâkimiyet-i Milliye, 25 Eylül 1924

Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.

Muallimler Birliği Kongresi, Ankara, 25 Ağustos 1924

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Anadolu Ajansı'na demeç, İzmir, 19 Haziran 1926; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri III

Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir.

1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu 1. madde, 20 Ocak 1921; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II

Büyük davamız, en medeni ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir.

TBMM beşinci dönem üçüncü yasama yılı açış konuşması, Ankara, 1 Kasım 1937

Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz.

İsmet Paşa'ya telgraf, İkinci İnönü Muharebesi sonrası, 1 Nisan 1921; Nutuk'ta aktarılır

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.

Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, Atatürk'ün el yazısı bölümü, 1930

İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.

Halkçılık Programı (TBMM, 13 Eylül 1920) esas alınarak kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu 1. madde, 20 Ocak 1921

Siyasi, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.

İzmir İktisat Kongresi açış konuşması, İzmir, 17 Şubat 1923; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II

Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır.

Kastamonu konuşması, 30 Ağustos 1925; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II

Çağdaşları

9 kişi
Vİ
Vladimir İlyiç LeninSovyet Rusya hükûmet başkanı · 1917-19241870 yılında doğdu, 21 Ocak 1924 tarihinde öldü; Ankara Hükûmeti ile Moskova Antlaşması 16 Mart 1921 tarihinde onun döneminde imzalandı
JS
Josef StalinSovyetler Birliği Komünist Partisi genel sekreteri · 1922-19531878 yılında doğdu, 5 Mart 1953 tarihinde öldü; 1924 sonrasında Sovyetler Birliği'nin yöneticisi oldu
WC
Winston ChurchillBirleşik Krallık Amirallik Birinci Lordu, Maliye Bakanı, Başbakan · 1911-1915, 1924-1929, 1940-19451874 yılında doğdu, 1965 yılında öldü; Çanakkale harekâtı sırasında Amirallik Birinci Lordu idi, 1951-1955 arasında ikinci kez başbakanlık yaptı
FD
Franklin D. RooseveltAmerika Birleşik Devletleri başkanı · 1933-19451882 yılında doğdu, 12 Nisan 1945 tarihinde öldü; 4 Mart 1933 tarihinde göreve başladı
EV
Elefterios VenizelosYunanistan başbakanı · 1910-1933 arasında sekiz dönem1864 yılında doğdu, 18 Mart 1936 tarihinde öldü; 29 Ekim 1930 tarihinde Ankara'yı ziyaret etti, 12 Ocak 1934 tarihli mektupla Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi
RŞ
Rıza Şah Pehleviİran şahı · 1925-19411878 yılında doğdu, 1944 yılında öldü; 15 Aralık 1925 tarihinde tahta çıktı, Haziran 1934'te Türkiye'yi ziyaret etti
MG
Mahatma GandhiHindistan Ulusal Kongresi önderi · 1921-19482 Ekim 1869 tarihinde doğdu, 30 Ocak 1948 tarihinde öldü; 1930 yılında Tuz Yürüyüşü'nü düzenledi
AH
Adolf HitlerAlmanya şansölyesi · 1933-19451889 yılında doğdu, 30 Nisan 1945 tarihinde öldü; 30 Ocak 1933 tarihinde şansölye oldu, 2 Ağustos 1934 tarihinden itibaren Führer unvanını taşıdı
BM
Benito Mussoliniİtalya başbakanı · 1922-19431883 yılında doğdu, 28 Nisan 1945 tarihinde öldü; 31 Ekim 1922 tarihinde başbakan oldu, 25 Temmuz 1943 tarihinde görevden alındı

İlkler ve Enler

10 başlık
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı29 Ekim 1923, Türkiye Büyük Millet Meclisi oylaması, 158 oyla oy birliği
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk başkanı24 Nisan 1920 - 29 Ekim 1923
Meclis tarafından Başkomutanlık yetkisi verilen ilk kişi5 Ağustos 1921, 144 sayılı Başkumandanlık Kanunu; yetki 20 Temmuz 1922 tarihinde süresiz uzatıldı
Yeni Türk devletinin verdiği ilk Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı19 Eylül 1921, Sakarya Meydan Muharebesi'nin ardından
Türkiye'nin en eski siyasi partisinin kurucu genel başkanıHalk Fırkası, 9 Eylül 1923; 1924'te Cumhuriyet Halk Fırkası, 1935'te Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı
Dört kez oy birliğiyle cumhurbaşkanı seçilen ilk kişi29 Ekim 1923 (158 oy), 1 Kasım 1927 (288 oy), 4 Mayıs 1931 (289 oy), 1 Mart 1935 (386 oy)
Yalnızca bir kişiye özgü kılınan soyadıAtatürk soyadı 24 Kasım 1934 tarihli 2587 sayılı kanunla verildi; 17 Aralık 1934 tarihli 2622 sayılı kanunla başkalarınca alınması yasaklandı
Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nun kurucusu15 Nisan 1931 ve 12 Temmuz 1932; vasiyetiyle İş Bankası hisselerinin gelirini iki kuruma bıraktı
Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türkiye cumhurbaşkanı12 Ocak 1934, Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Nobel Komitesi'ne mektubu
Doğum yıldönümü UNESCO tarafından yıl ilan edilen Türk devlet adamı27 Kasım 1978 tarihli 20. Genel Konferans kararı ile 1981 Atatürk Yılı

Türkiye Cumhurbaşkanları

12 cumhurbaşkanı · 1923'ten günümüze

Yanlış Bilinenler

20 başlık
YanlışAtatürk'ün doğum tarihi kesin olarak 19 Mayıs 1881'dir.
DoğruKesin olarak bilinen yalnızca 1881 yılı ve Selanik'te doğduğudur. Gün ve ay kayıtlarda yer almaz; 19 Mayıs, kendisinin doğum günü olarak benimsediği tarihtir ve resmî kabul bu tercihe dayanır.
YanlışAtatürk soyadı, 21 Haziran 1934 tarihli Soyadı Kanunu ile verildi.
DoğruSoyadı Kanunu genel bir düzenlemedir. Atatürk soyadı, bu kanundan beş ay sonra, 24 Kasım 1934 tarihinde Meclis'in oy birliğiyle kabul ettiği 2587 sayılı ayrı bir kanunla verildi.
YanlışBursa Nutku, Nutuk'un bir bölümüdür.
DoğruBursa Nutku olarak bilinen metin Nutuk'ta yer almaz. 6 Şubat 1933 tarihinde söylendiği ileri sürülen bu metin ilk kez 1947 yılında yayımlandı; Türk Tarih Kurumu 1966 yılında sözlerin konuşmadan mealen alındığını belirtti. Metnin sahihliği tartışmalı olduğu için bu maddede söz olarak yer almaz.
YanlışLatife Hanım ile evliliği ölümüne kadar sürdü.
DoğruEvlilik 29 Ocak 1923 tarihinde İzmir'de yapıldı ve 5 Ağustos 1925 tarihinde sona erdi. Yaklaşık iki buçuk yıl sürdü; Atatürk sonraki yıllarda bir daha evlenmedi.
YanlışÖlüm saati olan 09.05 sembolik bir seçimdir.
Doğru09.05, resmî ölüm raporunda kayıtlı saattir. 10 Kasım 1938 sabahı Dolmabahçe Sarayı'nda bu saatte öldü; anma törenlerindeki saygı duruşu ve sarayda saatlerin 09.05'te tutulması bu kayda dayanır.
YanlışAtatürk ölümünden hemen sonra Anıtkabir'e defnedildi.
DoğruAnıtkabir 1938'de henüz yoktu. Naaş 21 Kasım 1938 tarihinde Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre konuldu ve on beş yıl burada kaldı. Anıtkabir'e nakil 10 Kasım 1953 tarihinde yapıldı.
YanlışAtatürk'ün öz çocukları vardı.
DoğruÖz çocuğu olmadı. Afet İnan, Sabiha Gökçen ve Ülkü Adatepe gibi manevi evlatlarının eğitimini ve bakımını üstlendi.
YanlışNutuk tek bir günde okundu.
DoğruNutuk 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında altı günde, toplam 36 saat 33 dakikada okundu. Son gün olan 20 Ekim 1927'de Gençliğe Hitabe ile tamamlandı.
Yanlış"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözü Nutuk'ta geçer.
DoğruBu söz, 22 Eylül 1924 tarihinde Samsun'da öğretmenlerle yapılan konuşmada söylendi ve 25 Eylül 1924 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde yayımlandı. Tam biçimi "Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir" şeklindedir.
YanlışMareşal rütbesi Cumhuriyet'in ilanından sonra verildi.
DoğruMareşal rütbesi ve Gazi unvanı, Sakarya Meydan Muharebesi'nin ardından 19 Eylül 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından verildi; Cumhuriyet'in ilanından iki yıl öncedir.
YanlışAtatürk halk oyuyla cumhurbaşkanı seçildi.
DoğruDört seçimin tamamı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapıldı: 29 Ekim 1923, 1 Kasım 1927, 4 Mayıs 1931 ve 1 Mart 1935. Türkiye'de cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi 2007 anayasa değişikliğiyle kabul edildi ve ilk kez 2014 yılında uygulandı.
Yanlış5816 sayılı kanun Atatürk'ün sağlığında çıkarıldı.
DoğruAtatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun, ölümünden on üç yıl sonra, 25 Temmuz 1951 tarihinde kabul edildi ve 31 Temmuz 1951 tarihinde yürürlüğe girdi.
YanlışHarf İnkılabı ile eski harfler bir gecede yasaklandı.
Doğru1 Kasım 1928 tarihli 1353 sayılı kanun kademeli bir takvim getirdi. Gazete ve tabelalar 1 Aralık 1928'den, devlet daireleri ve kitaplar 1 Ocak 1929'dan itibaren yeni harflere geçti; halkın eski harfli dilekçeleri 1 Haziran 1929'a kadar kabul edildi, eski harfli basılı defter ve cetvellerin kullanımı Haziran 1930'a kadar sürebildi.
YanlışTürk kadınına seçme ve seçilme hakkı ilk kez 1934 yılında verildi.
Doğru1934 yalnızca milletvekili seçimlerine ilişkin son adımdır. Kadınlar belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını 3 Nisan 1930 tarihli Belediye Kanunu ile, muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerinde 26 Ekim 1933 tarihli Köy Kanunu değişikliğiyle kazandı. Milletvekili seçme ve seçilme hakkı 5 Aralık 1934 tarihinde tanındı.
YanlışBey, paşa ve efendi gibi unvanlar Soyadı Kanunu ile kaldırıldı.
DoğruSoyadı Kanunu (2525 sayılı, 21 Haziran 1934) yalnızca soyadı alma zorunluluğunu ve soyadı kurallarını düzenler. Ağa, hacı, hoca, efendi, bey, paşa, hanım gibi lakap ve unvanlar ile sivil rütbe, nişan ve madalyalar ayrı bir kanunla, 26 Kasım 1934 tarihli 2590 sayılı kanunla kaldırıldı.
YanlışTürk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu bu adlarla kuruldu.
Doğruİki kurum da tetkik cemiyeti olarak kuruldu. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti 15 Nisan 1931 tarihinde kuruldu ve 1935'te Türk Tarih Kurumu adını aldı. Türk Dili Tetkik Cemiyeti 12 Temmuz 1932 tarihinde kuruldu; adı 1934'te Türk Dili Araştırma Kurumu, 1936'da Türk Dil Kurumu oldu.
YanlışAtatürk, Anıtkabir'in yapılacağı yeri vasiyetinde belirledi.
Doğru5 Eylül 1938 tarihli vasiyette defin yerine ilişkin hüküm yoktur. Yer, ölümünden sonra kurulan komisyonun 17 Ocak 1939 tarihli toplantısında Trabzon milletvekili Mithat Aydın'ın önerisiyle Rasattepe olarak seçildi; tepe sonradan Anıttepe adını aldı.
YanlışHarf İnkılabı 1 Kasım 1928'de bir kanunla aniden ilan edildi.
DoğruKanun sürecin sonudur. Atatürk yeni harfleri 9 Ağustos 1928'de İstanbul Sarayburnu'nda halka tanıttı; 23 Ağustos 1928'de Tekirdağ'dan başlayan gezide Bursa, Çanakkale, Sinop, Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Kayseri'de harfleri kendisi öğretti. 1353 sayılı kanun 1 Kasım 1928'de kabul edildi.
YanlışAtatürk'ün özel kütüphanesindeki kitap sayısı bilinmez ve kitaplar dağılmıştır.
DoğruAnıtkabir Derneği'nin 24 ciltlik Atatürk'ün Okuduğu Kitaplar dizisi, üzerinde altı çizili satır ya da not bulunan 3.997 kitabı tek tek kataloglar. Kitaplar iki yerde korunur: büyük bölümü Anıtkabir'deki özel kitaplıkta, bir bölümü Çankaya'daki Atatürk Müze Köşkü'ndedir.
Yanlış10 Kasım anma törenleri ve saat 09.05 saygı duruşu ölümünden hemen sonra, 1938'de başladı.
Doğruİlk anma töreni bir yıl sonra, 10 Kasım 1939'da Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabir başında saat 09.05'te yapıldı. Törenlerin Anıtkabir'de yapılması naaşın nakledildiği 10 Kasım 1953'ten sonra başladı; 10-16 Kasım Atatürk Haftası uygulaması ise 1960'tan itibaren yerleşti.

Künye

Doğum1881, Selanik (resmi kabul 19 Mayıs 1881)
Ölüm10 Kasım 1938, İstanbul, Dolmabahçe Sarayı (57 yaşında)
Görev29 Ekim 1923 - 10 Kasım 1938
Sıra1. Cumhurbaşkanı
BabasıAli Rıza Efendi
AnnesiZübeyde Hanım
SelefiMakam ilk kez kuruldu
Halefiİsmet İnönü
DefinAnıtkabir, Ankara (10 Kasım 1953)
PartiCumhuriyet Halk Partisi (kurucu genel başkan)
SeçimTBMM oylaması: 1923, 1927, 1931, 1935

Sıkça Sorulan Sorular

20 soru
Atatürk kimdir?
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır. 1881 yılında Selanik'te doğdu, Millî Mücadele'yi yönetti ve 29 Ekim 1923 tarihinde cumhurbaşkanı seçildi. 10 Kasım 1938 tarihinde İstanbul'da öldü; kabri Ankara'da Anıtkabir'dedir.
Atatürk ne zaman doğdu?
1881 yılında Selanik'te doğdu. Doğduğu gün ve ay kesin olarak bilinmez; kendisine sorulduğunda doğum günü olarak 19 Mayıs'ı benimsediğini söyledi. Bu nedenle resmî kayıtlarda ve anmalarda 19 Mayıs 1881 tarihi esas alınır.
Atatürk kaç yaşında öldü?
1881 doğum yılı esas alındığında 10 Kasım 1938 tarihinde öldüğünde 57 yaşındaydı. Ölümü sabah saat 09.05'te Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleşti. Cumhurbaşkanlığı görevi on beş yıl on iki gün sürdü.
Atatürk nasıl öldü?
10 Kasım 1938 tarihinde saat 09.05'te İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda öldü. Dokuz hekimin imzaladığı resmî ölüm raporunda ölüm nedeni siroz olarak kaydedildi. Cenazesi 21 Kasım 1938 tarihinde Ankara'da devlet töreniyle Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre konuldu.
Atatürk'ün anne ve babası kimdir?
Babası 1839 doğumlu Ali Rıza Efendi, annesi 1857 doğumlu Zübeyde Hanım'dır. Aile Selanik'te yaşıyordu. Kardeşlerinden yalnızca Makbule yetişkinliğe ulaştı.
Atatürk'ün eşi kimdir?
Latife Hanım (Latife Uşaklıgil) ile 29 Ocak 1923 tarihinde İzmir'de, Uşakizade Köşkü'nde evlendi. Evlilik 5 Ağustos 1925 tarihinde sona erdi ve karar 12 Ağustos 1925 tarihinde kamuoyuna duyuruldu. Evlilik yaklaşık iki buçuk yıl sürdü. Latife Hanım 17 Haziran 1898 tarihinde İzmir'de doğdu, 12 Temmuz 1975 tarihinde İstanbul'da öldü.
Atatürk'ün çocukları var mıydı?
Öz çocuğu olmadı. Birçok çocuğun eğitimini üstlendi ve manevi evlat edindi; bunlar arasında tarihçi Afet İnan, 1925 yılında evlat edinilen ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen ve 1932 yılında doğan Ülkü Adatepe bulunur. Ülkü Adatepe en küçük manevi kızıdır.
Atatürk kaç kez cumhurbaşkanı seçildi?
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dört kez, her defasında oy birliğiyle seçildi. Seçimler 29 Ekim 1923 (158 oy), 1 Kasım 1927 (288 oy), 4 Mayıs 1931 (289 oy) ve 1 Mart 1935 (386 oy) tarihlerinde yapıldı. Görevi ölümüne kadar sürdü.
Atatürk'ün soyadı ne zaman verildi?
Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edildi ve 2 Ocak 1935 tarihinde yürürlüğe girdi. Atatürk soyadı ise 24 Kasım 1934 tarihinde Meclis'in oy birliğiyle kabul ettiği 2587 sayılı kanunla verildi. 17 Aralık 1934 tarihli 2622 sayılı kanunla bu soyadının başkaları tarafından alınması ve kullanılması yasaklandı.
Atatürk hangi savaşlara katıldı?
Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'nda görev aldı; Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale'de Anafartalar Grubu komutanıydı, ardından Doğu ve Suriye cephelerinde bulundu. Kurtuluş Savaşı'nda Başkomutan olarak Sakarya Meydan Muharebesi'ni (23 Ağustos - 13 Eylül 1921) ve Büyük Taarruz'u (26 Ağustos - 9 Eylül 1922) yönetti.
Atatürk'ün ilkeleri nelerdir?
Altı temel ilke cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılıktır. Bunlar 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası programında yer aldı ve 1937 yılında anayasaya girdi. Millî bağımsızlık, millî egemenlik, millî birlik, çağdaşlık ve akılcılık bütünleyici ilkeler olarak sayılır.
Anıtkabir ne zaman açıldı?
Anıtkabir'in temeli 9 Ekim 1944 tarihinde Ankara'da, eski adı Rasattepe olan Anıttepe'de atıldı. Projesi Emin Onat ve Orhan Arda tarafından hazırlandı ve yapım 1953 yılında tamamlandı. Atatürk'ün naaşı, ölümünün on beşinci yılında, 10 Kasım 1953 tarihinde Etnografya Müzesi'nden Anıtkabir'e nakledildi.
Atatürk'ün kardeşi kimdir?
Yetişkinliğe ulaşan tek kardeşi Makbule Atadan'dır; 1885 yılında Selanik'te doğdu, 18 Ocak 1956 tarihinde Ankara'da öldü. Diğer kardeşleri Fatma, Ahmet ve Ömer küçük yaşta, Naciye ise on iki yaşında öldü. Böylece ailede yalnızca Mustafa ile Makbule hayatta kaldı.
Atatürk hangi okullarda okudu?
Selanik'te Şemsi Efendi Mektebi'nde ilköğrenimine başladı. 1893-1896 yıllarında Selanik Askeri Rüştiyesi'nde, 1896-1898 yıllarında Manastır Askeri İdadisi'nde okudu. 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi ve 10 Şubat 1902 tarihinde mezun oldu; Harp Akademisi'ni 11 Ocak 1905 tarihinde bitirdi.
Nutuk nedir?
Nutuk, Atatürk'ün 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası İkinci Büyük Kongresi'nde, Ankara'daki Meclis binasında okuduğu konuşmanın metnidir. Altı günde toplam 36 saat 33 dakikada okundu ve 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışından 1927 yılına kadarki dönemi anlatır. Metin, 20 Ekim 1927 tarihinde okunan Gençliğe Hitabe ile sona erer.
Atatürk Harf İnkılabı'nı ne zaman yaptı?
Yeni harfler 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul'da Sarayburnu'nda halka duyuruldu. 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edildi ve 3 Kasım 1928 tarihinde yürürlüğe girdi. Geçiş kademeli oldu: gazeteler 1 Aralık 1928'den, devlet daireleri ve kitaplar 1 Ocak 1929'dan itibaren yeni harfleri kullandı.
Atatürk hangi kitapları yazdı?
Askerî eserleri Takımın Muharebe Talimi (1908), Cumalı Ordugâhı (1909), Tabiye Tatbikat Seyahati (1911), Bölüğün Muharebe Talimi (1912), Tabiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih (1916) ve Zabit ve Kumandan ile Hasbihal'dir (1914'te yazıldı, 1918'de basıldı). Nutuk 1927'de okundu ve basıldı. Vatandaş İçin Medeni Bilgiler 1930'da Afet İnan'ın adıyla, Geometri 1937'de yazar adı olmadan yayımlandı.
Atatürk'ün altı ilkesi ne zaman anayasaya girdi?
Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık ilkeleri önce 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası programında yer aldı. 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan anayasa değişikliğiyle Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nun ikinci maddesine girdi. Böylece Türkiye Devleti'nin bu altı vasfı taşıdığı anayasa hükmü oldu.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı ne zaman verildi?
Hak üç aşamada tanındı. 3 Nisan 1930 tarihli Belediye Kanunu ile belediye seçimlerinde, 26 Ekim 1933 tarihli Köy Kanunu değişikliğiyle muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi. 5 Aralık 1934 tarihinde anayasa ve seçim kanununda yapılan değişiklikle milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı; 8 Şubat 1935 seçimlerinde 17 kadın milletvekili Meclis'e girdi, 1936 ara seçimiyle sayı 18 oldu.
Türk Dil Kurumu'nu kim kurdu?
Kurum, Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla kuruldu. Kurucu üyeleri Samih Rifat, Ruşen Eşref Ünaydın, Celal Sahir Erozan ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'dur. Adı 1934'te Türk Dili Araştırma Kurumu, 1936'da Türk Dil Kurumu oldu. Atatürk vasiyetinde İş Bankası hisselerinin gelirinden kuruma pay ayırdı.

Kaynaklar: T.C. Cumhurbaşkanlığı resmî biyografisi (tccb.gov.tr), TBMM Tutanak Dergisi ve albümleri, Yüksek Seçim Kurulu kesin sonuçları, Resmî Gazete · Son güncelleme: 5 Eylül 2026