
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa
نوشهرلى داماد ابراهيم پاشاDamad İbrâhim Paşa·Nevşehirli Damad İbrahim Paşa
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, 1718-1730 yılları arasında III. Ahmed'in sadrazamı olarak Lale Devri adıyla anılan dönemi yöneten Osmanlı devlet adamıdır.
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Kimdir?
18 dk okumaNevşehirli Damat İbrahim Paşa, 1662 yılı civarında Karaman eyaletine bağlı Muşkara köyünde doğdu ve 1 Ekim 1730 tarihinde İstanbul'da öldürüldü. Babası, İzdin voyvodalığı yapmış sipahi Ali Ağa'dır. 9 Mayıs 1718 tarihinde sadrazamlığa getirildi ve on iki yıldan fazla süren görevi, Osmanlı tarihinin en uzun sadaretlerinden biri oldu.
Sadareti, sonradan Lale Devri adıyla anılan döneme denk gelir. Bu dönem, Pasarofça Antlaşması ile başlayıp Patrona Halil İsyanı ile sona eren on iki yıllık bir aralıktır. İbrahim Paşa'nın temel tercihi Batı sınırında barışı korumak, kaynakları iç düzene ve imara ayırmaktı. Avusturya ve Venedik ile barış imzalandı, Avrupa başkentlerine elçiler gönderildi, çeviri heyetleri kuruldu, İstanbul'da ilk Türkçe matbaa açıldı, kütüphaneler ve çeşmeler yapıldı, Kağıthane deresi çevresinde Sadabad düzenlendi.
Aynı yıllarda doğuda İran cephesi açıldı. Safevi Devleti'nin çökmesinden sonra Osmanlı kuvvetleri Kafkasya ve Batı İran'da geniş bir alanı ele geçirdi, ancak 1730 yılında Nadir Kulı Han'ın karşı harekâtıyla kazanılan yerlerin önemli bölümü kaybedildi. Cephedeki geri çekilme, İstanbul'da uzun süredir biriken hoşnutsuzlukla birleşti. 28 Eylül 1730 tarihinde başlayan ayaklanma üç gün içinde sadrazamın hayatına ve III. Ahmed'in saltanatına son verdi. Devlete kazandırdığı kurumlar, memleketinde kurduğu şehir ve İstanbul'daki eserleri geride kaldı.
Muşkara köyünde doğdu; babası sipahi Ali Ağa'dır. Bazı kaynaklar 1660 yılını verir.
Doğumu ve Kökeni
01 / 20 · 1 dkİbrahim Paşa, kaynakların çoğunluğuna göre 1662 yılı civarında, Karaman eyaletinin Niğde sancağına bağlı Ürgüp kazasının Muşkara köyünde doğdu. Bazı kaynaklar doğum yılı olarak 1660 tarihini verir; gün ve ay bilinmemektedir.
Babası, sipahi Ali Ağa'dır. Ali Ağa, Yunanistan'daki İzdin kasabasının voyvodalığında bulunmuş, taşrada devlet gelirlerinin toplanmasıyla görevli bir kişidir. Ailenin, Beydilli koluna bağlı Boynuinceli aşiretinden geldiği kaydedilir. Annesinin adı kaynaklarda geçmez.
Muşkara, doğduğu yıllarda Kapadokya'nın kayalık arazisinde küçük bir yerleşimdi. Nüfusu birkaç yüz kişiyi geçmiyordu; kalenin eteğinde toplanmış, tarım ve hayvancılıkla geçinen bir köydü. Bu köy, altmış yıl sonra sadrazam olan hemşehrisinin imar programıyla kasabaya, ardından şehre dönüşecek ve adı Nevşehir olacaktı.
Çocukluğu ve ilk eğitimi hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Kaynaklarda, medrese eğitimi aldığına ve Arapça ile Farsça bildiğine dair kayıtlar bulunur. Sonraki yıllarda kalem hizmetlerinde hızla yükselmesi ve tarih yazımına gösterdiği ilgi, gençliğinde iyi bir yazı ve edebiyat eğitimi aldığı yönündeki değerlendirmeleri destekler.
Ailenin durumu orta hâlliydi. Babasının taşra görevleri, saraya yakın çevrelerle bağ kurmayı kolaylaştıracak bir konum sağlamıyordu. İbrahim, İstanbul'a bir hâmi ya da aile bağlantısı olmadan, iş aramak üzere geldi ve yükselişini bulunduğu kadroların içinde adım adım kurdu.
İstanbul'a Gelişi ve Saray Hizmeti
02 / 20 · 1 dkİbrahim, 1689 yılında iş bulmak amacıyla İstanbul'a geldi. O sırada yirmi yedi yaşındaydı. Devlet, İkinci Viyana Kuşatması'nın ardından başlayan uzun savaşın ortasındaydı; hazine dardı, taşradan başkente göç yoğundu.
Saraya, önce helvahane teşkilatında bir görevle girdi. Ardından baltacılar ocağına geçti. Bu ocak, sarayın iç hizmetlerini gören, odun taşımaktan haremin güvenliğine kadar geniş bir görev alanı bulunan bir birimdi. Baltacılar arasında okuma yazma bilen ve yazı işlerinde kullanılabilecek kişiler, kalem hizmetlerine kaydırılırdı.
İbrahim de bu yolu izledi. Yazı ve hesap işlerindeki yeteneği fark edildi ve darüssaade ağasının yazı işlerini yürüten kâtiplik görevine getirildi. Darüssaade ağalığı, o yıllarda haremin yönetimi yanında geniş bir vakıf ağının denetimini de elinde tutuyordu. Bu makamın yazı işleri, devletin mali ve idari yazışmalarını yakından tanımayı sağlıyordu.
Bu görev, İbrahim'in kariyerinde belirleyici oldu. Saray içindeki güç ilişkilerini, kalem düzenini ve vakıf muhasebesini burada öğrendi. Aynı zamanda sarayın üst kadrolarıyla doğrudan temas kurdu.
On dört yıl süren bu dönemde İstanbul, Karlofça Antlaşması'nın ardından ağır bir bunalım yaşadı. Vergiler arttı, ordu içinde hoşnutsuzluk yayıldı. Bu ortam, 1703 yılında Edirne Vak'ası adıyla bilinen ayaklanmaya ve saltanat değişikliğine yol açtı. İbrahim'in yükselişi de bu değişiklikle başladı.
III. Ahmed'in Yakın Çevresinde
03 / 20 · 1 dkEdirne Vak'ası sonucunda II. Mustafa tahttan indirildi ve 22 Ağustos 1703 tarihinde kardeşi III. Ahmed tahta çıktı. Yeni padişah, kendisine güvenebileceği bir kadro kurmak zorundaydı; tahta bir ayaklanmayla çıkmıştı ve İstanbul'daki asker gruplarının gücünü yakından görmüştü.
İbrahim, bu dönemde şehzadenin ve sonra padişahın yazı işlerini yürüten sır kâtipliği görevine getirildi. Sır kâtibi, padişahın özel yazışmalarını kaleme alan, mühimme dışındaki gizli evrakı hazırlayan kişidir. Görev, hükümdarla gündelik ve doğrudan temas gerektirir.
Bu yakınlık, sonraki on beş yıl boyunca İbrahim'in en büyük sermayesi oldu. Çeşitli görevlerde bulundu, zaman zaman gözden düşüp taşraya gönderildi, ancak her seferinde saraya döndü. Kaynaklar, padişahın ona duyduğu güvenin süreklilik gösterdiğini kaydeder.
1715-1718 yılları arasında süren Avusturya ve Venedik savaşı, kariyerinin dönüm noktası oldu. Mora'nın geri alınmasının ardından Avusturya savaşa girdi; Petervaradin ve Belgrad yenilgileriyle Osmanlı ordusu ağır kayıp verdi. Sadrazamlar hızla değişti.
Bu koşullarda İbrahim, 3 Ekim 1716 tarihinde sadaret kaymakamlığına atandı. Bu makam, sadrazam sefere çıktığında İstanbul'da devlet işlerini yürüten vekilliktir. Görev süresince başkentin idaresini, iaşesini ve mali işlerini yönetti; sefer bölgesiyle yazışmaları yürüttü. Bu iki yıllık vekillik, kısa süre sonra sadaret mührünü almasının doğrudan hazırlığı oldu.
İstanbul'a geldi ve saray hizmetine girdi; helvahane ve baltacılar ocağında görev aldı.
Fatma Sultan ile Evliliği ve Damatlığı
04 / 20 · 1 dk22 Şubat 1717 tarihinde, III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan ile evlendi. Fatma Sultan 22 Eylül 1704 tarihinde Topkapı Sarayı'nda doğmuştu ve evlilik sırasında on üç yaşındaydı; İbrahim ise ellili yaşlarındaydı.
Fatma Sultan'ın bu ikinci evliliğiydi. İlk eşi, 1713-1716 yılları arasında sadrazamlık yapan ve Petervaradin Muharebesi'nde ölen Şehid Ali Paşa'ydı. Hanedan kadınlarının devlet adamlarıyla evlendirilmesi, Osmanlı düzeninde köklü bir uygulamaydı; damatlık, sadaret yolundaki bir devlet adamı için hem yükselme hem de bağlılık göstergesiydi.
Bu evlilikle İbrahim Paşa, adının önüne kalıcı olarak yerleşecek olan damat unvanını aldı. Osmanlı tarihinde aynı unvanı taşıyan başka sadrazamlar da bulunduğundan, kaynaklarda genellikle doğduğu şehrin adıyla birlikte Nevşehirli Damat İbrahim Paşa biçiminde anılır.
Fatma Sultan, sadaret yıllarında saray içinde etkili bir konumda kaldı. Vakıf kurdu, İstanbul'da yapılara adını verdi; Şehzadebaşı'ndaki darülhadis ve kütüphane, kaynaklarda kendisi ile eşinin ortak girişimi olarak anılır. Kağıthane ve Boğaziçi'ndeki düzenlemelerin bir bölümü onun adına yapıldı.
Çiftin çocukları arasında Mehmed Bey anılır. Ayrıca İbrahim Paşa'nın önceki evliliğinden çocukları olduğu kaydedilir. Kızlarından biri, kaptanıderyalık yapan Kaymak Mustafa Paşa ile evlendi; bir diğeri sadaret kethüdası Mehmed Paşa ile evlendi. Bu iki damat, 1730 yılındaki ayaklanmada onunla aynı akıbeti paylaştı. Fatma Sultan, eşinin ölümünden iki yıl üç ay sonra, 4 Ocak 1733 tarihinde öldü.
Sadrazamlığa Getirilişi
05 / 20 · 1 dk1718 yılının ilkbaharında devlet, Avusturya ile savaşın en zor evresindeydi. Belgrad kaybedilmiş, ordunun durumu ağırlaşmış, hazine tükenmişti. Aynı anda Venedik ile Akdeniz'de savaş sürüyordu. Barış görüşmelerinin hazırlıkları başlamıştı.
İbrahim Paşa, sadaret kaymakamı olarak bu sürecin merkezindeydi. Padişahın sefer bölgesine gittiği dönemde İstanbul'un yönetimini yürüttü, iaşe ve mali düzeni sağladı. Kaynaklar, savaşın sürdürülemeyeceğini ve barışın kaçınılmaz olduğunu padişaha açıkça anlatan devlet adamlarının başında onun geldiğini kaydeder.
9 Mayıs 1718 tarihinde sadaret mührü kendisine verildi. Böylece kendisinden önceki üç yılda dört kez el değiştiren makam, on iki yıldan fazla sürecek bir istikrar dönemine girdi.
Göreve gelir gelmez iki iş üstlendi. Birincisi, savaşın sona erdirilmesiydi. İngiltere ve Hollanda'nın arabuluculuğunda yürüyen görüşmelerde Osmanlı heyetine talimat verdi; toprak kaybını kabul etmek pahasına barış imzalanmasını savundu. İkincisi, hazinenin toparlanmasıydı; savaş harcamalarının kesilmesiyle bütçe açığı kapatılmaya çalışıldı.
Sadaret yıllarının en belirgin özelliği, kadronun kalıcı olmasıdır. İbrahim Paşa, kilit görevlere kendi yakın çevresini ve akrabalarını getirdi. Kaptanıderyalık, sadaret kethüdalığı, defterdarlık ve İstanbul kaymakamlığı gibi makamlar uzun süre aynı isimlerde kaldı. Bu tercih, yönetimde süreklilik sağladı; buna karşılık dışarıda kalan gruplarda birikmiş bir hoşnutsuzluk yarattı ve sadaretinin sonunda bu hoşnutsuzluk açığa çıktı.
Pasarofça Antlaşması ve Barış Siyaseti
06 / 20 · 1 dkSadrazam olmasından iki ay sonra, 21 Temmuz 1718 tarihinde Pasarofça Antlaşması imzalandı. Antlaşma, Sırbistan'daki Pasarofça kasabasında, İngiltere ve Hollanda'nın arabuluculuğunda hazırlandı. Osmanlı Devleti bir yanda Avusturya, diğer yanda Venedik ile ayrı metinler imzaladı.
Avusturya ile yapılan metinde Belgrad, Kuzey Sırbistan, Banat ve Eflak'ın batı kesimi Avusturya'ya bırakıldı. Venedik ile yapılan metinde ise Mora Yarımadası Osmanlı Devleti'nde kaldı; buna karşılık Dalmaçya kıyısında ve Arnavutluk sahilinde Venedik'e bırakılan yerler oldu. Antlaşmaların yirmi dört yıl süreli olması kararlaştırıldı.
Sonuç, Avrupa cephesinde toprak kaybıydı. Buna karşılık Mora'nın elde tutulması, savaşın başındaki kazancın korunması anlamına geliyordu. Aynı yıl Avusturya ile bir ticaret antlaşması da imzalandı ve iki ülke arasındaki ticaret düzene bağlandı.
Pasarofça, İbrahim Paşa'nın dış siyasetinin çerçevesini belirledi. Batı sınırında savaşa girilmedi; anlaşmazlıklar diplomasi yoluyla çözüldü. Avrupa devletleriyle ilişkiler elçilikler üzerinden yürütüldü. Bu tercih, on iki yıl boyunca korundu.
Barışın somut karşılığı maliyede görüldü. Savaş harcamalarının durmasıyla bütçe düzeldi; kaynaklar, 1721 yılında bütçe açığının kapandığını kaydeder. Serbest kalan kaynaklar imar, kültür ve saray harcamalarına aktarıldı.
Bu siyasetin eleştirilen yönü, ordunun ihmal edilmesiydi. Uzun barış döneminde yeniçeri ocağının düzeni bozuldu, esnaflıkla uğraşan asker sayısı arttı. Doğuda savaş başladığında ordunun durumu bu ihmali açığa çıkardı.
Edirne Vak'ası sonucunda III. Ahmed tahta çıktı.
Maliye ve İç Yönetim
07 / 20 · 1 dkİbrahim Paşa'nın sadaretinin ilk yılları, savaş ekonomisinden barış ekonomisine geçişle geçti. Öncelik, hazinenin toparlanmasıydı.
İlk adım harcamaların kısılmasıydı. Sefer masrafları kalktı, ordunun mevcudu azaltıldı. Kaynaklar, üç yıl içinde bütçe açığının kapandığını ve hazinede birikim oluştuğunu kaydeder. Sadaretinin sonlarına doğru bu birikimin önemli bir bölümü doğu cephesindeki savaşa harcandı.
Gelir tarafında, malikâne düzeni yaygınlaştırıldı. Bu düzende vergi kaynakları, kaydıhayat şartıyla ve peşin bir bedel karşılığında kişilere veriliyordu. Devlet, peşin ödemeyle anlık nakit ihtiyacını karşılıyordu. Uygulama kısa vadede hazineye kaynak sağladı; uzun vadede vergi gelirlerinin belirli bir kesimin elinde toplanmasına yol açtığı yönünde eleştirilmiştir.
İstanbul'un iaşesi, sadaretin sürekli işlerinden biriydi. Başkentin tahıl, et ve odun tedariki düzene bağlandı; narh uygulamaları sıkı takip edildi. Buna karşılık dönemin sonlarına doğru sikkenin değer kaybetmesi ve fiyatların yükselmesi, halk arasında hoşnutsuzluk yarattı.
Taşrada nüfus ve vergi kayıtlarının yenilenmesine önem verildi. Cizye tahsilatında düzenleme yapıldı. Aşiretlerin iskânı konusunda çalışmalar yürütüldü; kendi memleketi çevresinde yürütülen iskân faaliyeti bu programın parçasıdır.
Sanayi ve üretim alanında birkaç girişim öne çıkar. Tekfur Sarayı'nda çini imalathanesi kuruldu, İznik ve Kütahya atölyeleri desteklendi. İstanbul'da kumaş dokuma tezgâhları açıldı. Matbaanın kâğıt ihtiyacı için Yalova'da kâğıt imalathanesi kuruldu. İstanbul'da sık görülen yangınlara karşı, yeniçeri ocağına bağlı tulumbacı birliği oluşturuldu; bu birlik, düzenli itfaiye teşkilatının başlangıcı sayılır.
Lale Devri: Kültür ve Şehir Hayatı
08 / 20 · 1 dk1718-1730 yılları arasındaki dönem, tarih yazımında Lale Devri adıyla anılır. Bu adlandırma dönemin kendi adı değildir. Tarihçi Ahmed Refik Altınay'ın 1913 yılında yayımlanan kitabıyla yaygınlaştı ve sonradan yerleşti.
Dönemin belirgin yönü, saray ve çevresinin şehir hayatına açılmasıdır. Boğaziçi ve Haliç kıyılarında yalılar, köşkler ve bahçeler yapıldı. Kağıthane deresi çevresi, mesire alanı olarak düzenlendi. Lale yetiştiriciliği moda hâline geldi; soğan fiyatları yükseldi, cins adları kayda geçirildi ve 1726 yılında lale fiyatlarına narh konuldu.
Edebiyat ve resimde yeni bir çizgi doğdu. Şair Nedim, dönemin İstanbul'unu ve mesire hayatını doğrudan anlatan şiirler yazdı ve İbrahim Paşa'ya kasideler sundu. Minyatür sanatında Levni, klasik üslubun dışına çıkan portre ve tören sahneleriyle dönemin en tanınan nakkaşı oldu. Surname-i Vehbi adlı eserde, 1720 yılında yapılan on beş gün süren şehzade sünnet düğünü ayrıntısıyla resmedildi.
Mimaride Batı etkileri görülmeye başladı. Çeşme ve sebil yapımı yaygınlaştı; III. Ahmed Çeşmesi bu üslubun en bilinen örneğidir. Yapılarda barok süslemenin ilk işaretleri belirdi.
Dönemin bu yüzü, çağdaşları arasında da eleştirildi. Saray ve devlet ricalinin harcamaları, savaş ve fiyat artışlarının yaşandığı yıllarda halk arasında tepki topladı. Bu tepki, dönemin sonundaki ayaklanmanın gerekçeleri arasında ilk sırada anıldı. Buna karşılık aynı dönemde kurulan kütüphaneler, matbaa, çeviri heyetleri ve imalathaneler, kültürel açıdan kalıcı sonuçlar doğurdu.
Sadabad ve Kağıthane Düzenlemesi
09 / 20 · 1 dkSadabad, İbrahim Paşa'nın imar programının en çok anılan yapısıdır. Kağıthane deresinin Haliç'e döküldüğü alanda, 1722 yılında kuruldu.
Yapım işi doğrudan sadrazamın gözetiminde yürütüldü. İnşaat haziran ayında başladı ve altmış gün gibi kısa bir sürede tamamlandı; açılış 31 Temmuz 1722 tarihinde yapıldı. Bu hız, dönemin kaynaklarında ayrıca kaydedilmiştir.
Düzenleme yalnızca bir kasırdan ibaret değildi. Derenin yatağı mermer kaplama bir kanala alındı; bu kanala Cetvel-i Sim adı verildi. Kanal boyunca havuzlar, çağlayanlar ve bunların üzerinde seyir köşkleri yapıldı. Kasr-ı Neşat adlı köşk ve bir çeşme aynı program içinde tamamlandı.
Sadabad çevresinde devlet ricaline ait yüzü aşkın köşk ve yalı yapıldı. Alan, İstanbul halkının da kullandığı bir mesire yerine dönüştü. Dönemin şiirinde, özellikle Nedim'in dizelerinde Sadabad tekrarlanan bir konudur.
Bu düzenleme, sadaretin sembolü hâline geldi; hem övgünün hem eleştirinin toplandığı yer oldu. 1730 yılındaki ayaklanmada isyancıların ilk hedeflerinden biri Sadabad ve çevresindeki köşkler oldu; yapıların büyük bölümü yıkıldı.
Alan, sonraki padişahlar döneminde yeniden düzenlendi. Bugün ilk yapılardan ayakta kalan bir şey yoktur; Kağıthane semtinin adı ve Sadabad adlandırması, bu düzenlemenin hatırasını taşır. Aynı program içinde Boğaziçi'nde ve Üsküdar'da da köşk ve bahçe düzenlemeleri yapıldı; bunların bir bölümü Fatma Sultan adına kaydedildi.
III. Ahmed'in yazı işlerini yürüten sır kâtipliği görevine getirildi.
Elçilikler ve Batı ile Temas
10 / 20 · 1 dkİbrahim Paşa'nın dış siyasetinin ayırt edici yönü, Avrupa başkentlerine gözlem amaçlı elçiler göndermesidir. O tarihe kadar Osmanlı elçilikleri belirli bir iş için gidilen geçici görevlerdi; bu dönemde elçiden, gittiği ülkenin kurumlarını ve tekniğini inceleyip rapor yazması da istendi.
En tanınan örnek, Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa elçiliğidir. 1720 yılında Paris'e gönderilen elçi, bir yılı aşkın süre Fransa'da kaldı ve 1721 yılının sonlarında İstanbul'a döndü. Gözlemlerini kaleme aldığı sefaretname, saray ve devlet ricali arasında geniş biçimde okundu.
Sefaretnamede saraylar, bahçeler, rasathane, hastane, kâğıt ve dokuma imalathaneleri, matbaa ve tiyatro anlatıldı. Metin, Osmanlı okuruna Avrupa'nın kurumlarını doğrudan aktaran ilk ayrıntılı çalışmalardan biridir.
Elçinin oğlu Mehmed Said Efendi de heyette bulundu. Paris'te gördüğü matbaa üzerine çalıştı ve İstanbul'a dönünce bu tekniğin Osmanlı harfleriyle uygulanması için girişimde bulundu. Matbaanın kuruluşunda İbrahim Müteferrika ile birlikte hareket eden isim odur.
Aynı yıllarda Viyana, Moskova ve Lehistan'a da elçiler gönderildi. Rusya ile İran toprakları üzerinde ortaya çıkan anlaşmazlık, 1724 yılında İstanbul'da imzalanan antlaşmayla çözüldü; Safevi Devleti'nden kopan Kafkasya toprakları iki devlet arasında paylaşıldı ve olası bir savaş önlendi.
Bu temaslar, kalıcı elçilik kurumuna geçişin hazırlığı sayılır. Osmanlı Devleti'nin Avrupa başkentlerinde sürekli elçilik açması ise ancak yüzyılın sonunda gerçekleşti.
Matbaanın Kurulması
11 / 20 · 1 dkİstanbul'da Türkçe basım yapan ilk matbaa, İbrahim Paşa'nın sadareti sırasında kuruldu. Girişimin iki ismi, Macaristan kökenli İbrahim Müteferrika ile Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin oğlu Mehmed Said Efendi'dir.
Said Efendi, babasıyla birlikte gittiği Paris'te matbaayı yerinde inceledi. Dönüşünde Müteferrika ile birlikte çalışarak Osmanlı harfleriyle basım yapacak bir tesis için hazırlık yaptı. Müteferrika, girişimin gerekçelerini anlatan bir risale kaleme aldı.
İzin süreci iki aşamada yürüdü. 1727 yılının temmuz ayında III. Ahmed'in fermanı çıktı; ayrıca Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi'nin fetvası alındı. Fetva, dinî ilimlere dair kitapların basılmaması şartını içeriyordu; matbaanın izin alanı sözlük, tarih, coğrafya, matematik ve askerlik gibi konularla sınırlandı.
Matbaa, Müteferrika'nın Yavuzselim semtindeki evinde kuruldu. İlk kitap, Vankulu Mehmed Efendi'nin Arapça sözlük çevirisi olan ve Vankulu Lügati adıyla bilinen eserdir; basımı 1729 yılının başında tamamlandı. Kitap iki cilt hâlinde ve o dönem için yüksek sayılan bir tirajla basıldı.
İbrahim Paşa, girişimi başından itibaren destekledi. Fermanın çıkması, kâğıt tedariki için Yalova'da imalathane kurulması ve basılan kitapların dağıtımı onun sadareti döneminde gerçekleşti.
Müteferrika'nın yönetiminde, ölümüne kadar on yedi eser yirmi üç cilt hâlinde basıldı. Matbaa, sonraki yıllarda uzun aralıklarla çalıştı. Buna rağmen kuruluş, Osmanlı kültür tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir ve İbrahim Paşa'nın sadaretinin en kalıcı sonuçlarından sayılır.
Tercüme Heyetleri ve Kütüphaneler
12 / 20 · 1 dkSadareti sırasında yürütülen bir başka program, eserlerin Türkçeye çevrilmesidir. 1725 yılında, âlim ve kâtiplerden oluşan otuz iki kişilik bir heyet kuruldu. Kaynaklar bu heyeti, dönemin bir akademisi olarak niteler.
Heyetin işi, Arapça ve Farsça eserleri Türkçeye kazandırmaktı. Çeviri programının merkezinde tarih ve coğrafya vardı. Aynî'nin Arapça tarihi ile Hondmir'in Farsça tarihi Türkçeye çevrildi. Ayrıca astronomi ve tıp alanında çeviriler yapıldı.
Çeviri işi, dönemin kültür siyasetinin parçasıydı. İbrahim Paşa, tarih yazımına da önem verdi; devletin resmî tarihçiliği düzenli biçimde sürdürüldü, vakanüvis kadrosu güçlendirildi. Raşid Mehmed Efendi ve ardından Küçükçelebizade Asım Efendi bu görevde bulundu ve dönemin en ayrıntılı kaynaklarını bıraktı.
Kütüphane kurmak, bu programın diğer ayağıydı. Şehzadebaşı'nda yaptırdığı külliye içinde bir kütüphane ve darülhadis açıldı; açılış töreni 23 Mayıs 1720 tarihinde, devlet ricali ve ulemanın katılımıyla yapıldı. Kütüphanenin ve darülhadisin vakfiyesi ise dokuz yıl sonra, 1729 yılının mayıs ayında düzenlendi.
Nevşehir'de kurduğu külliye içinde de bir kütüphane yer aldı. Buradaki kütüphane, darülhadis, mektep ve çeşme için ayrı bir vakfiye hazırlandı; belge 1729 yılının nisan ayına tarihlidir ve Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde kayıtlıdır.
Dönemin kütüphane anlayışında yeni olan, kitapların yalnızca bir medreseye bağlı olmaması ve kendi binası, görevlisi ve gelir kaynağı bulunan bağımsız kurumlar hâline gelmesidir. Bu anlayış, sonraki yüzyılda yaygınlaştı.
III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan ile evlendi ve damat unvanını aldı.
Nevşehir'in Kuruluşu
13 / 20 · 1 dkİbrahim Paşa'nın memleketi Muşkara, sadareti sırasında baştan sona yeniden kuruldu. Bu imar programı, Osmanlı tarihinde bir sadrazamın doğduğu yerleşimi şehre dönüştürdüğü en belirgin örnektir.
Programın merkezinde bir külliye vardı. Külliye cami, medrese, kervansaray, mektep, imaret ve hamamdan oluşuyordu; ayrıca iki çeşme yapıldı. Yapı topluluğu 1726 yılında tamamlandı. Cami, klasik Osmanlı mimarisinin devamı sayılmakla birlikte süslemesinde barok üslubun ilk işaretlerini taşır.
Külliyenin çevresinde konut alanları düzenlendi, sokaklar açıldı, su yolları getirildi. Çevre bölgelerden nüfus getirilerek yerleştirildi; iskân programı, aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmesi çalışmalarıyla birlikte yürütüldü. Yerleşime vergi kolaylıkları tanındı.
Muşkara adı kaldırıldı ve yerleşime Nevşehir adı verildi. Ad, yeni şehir anlamına gelir. Yerleşim, kaza merkezi hâline getirildi ve idari yapı buna göre düzenlendi.
Şehrin geçimi için vakıflar kuruldu. Kervansaray, hamam ve dükkânlardan elde edilen gelirler külliyenin giderlerine ayrıldı. Bu vakıf düzeni, kurumların sadrazamın ölümünden sonra da işlemesini sağladı.
Bugün Nevşehir, bir il merkezidir ve şehrin çekirdeğini bu külliye oluşturur. Cami, kurşun kaplı kubbesi sebebiyle halk arasında Kurşunlu Cami adıyla da bilinir. Yapı topluluğu, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılarak korunmaktadır. Şehrin adı ve merkezî yapıları, İbrahim Paşa'nın en somut ve en uzun ömürlü eseridir.
Doğu Cephesi: İran Seferleri
14 / 20 · 1 dkBatıda korunan barış, doğuda bozuldu. Sebep, İran'daki Safevi Devleti'nin çökmesiydi. 1722 yılında Afgan kuvvetleri İsfahan'ı ele geçirdi ve Safevi hanedanının merkezî otoritesi dağıldı.
Bu boşluk, iki komşuyu harekete geçirdi. Rusya kuzeyden Hazar kıyılarına indi; Osmanlı Devleti ise batıdan ve Kafkasya'dan ilerledi. Harekât 1723 yılında başladı. Tiflis alındı, ardından Revan, Nahçıvan, Gence ve Tebriz Osmanlı denetimine girdi. Batı İran'da Hemedan ve Kirmanşah ele geçirildi.
İki devletin karşı karşıya gelmesi, 1724 yılında İstanbul'da imzalanan antlaşmayla önlendi. Antlaşma, Safevi Devleti'nden kopan toprakların paylaşımını düzenledi: Hazar kıyısındaki Derbend ve Bakü çevresi Rusya'ya, Gürcistan, Şirvan ve Azerbaycan bölgeleri Osmanlı Devleti'ne bırakıldı.
İran'da yönetimi eline alan Afgan hanedanı ile savaş 1726 yılına kadar sürdü. 4 Ekim 1727 tarihinde Hemedan'da bir antlaşma imzalandı. Metin on iki maddeden oluşuyordu; Osmanlı Devleti'nin 1723 yılından beri ele geçirdiği topraklar tanındı, karşı tarafın hükümdarlık unvanı kabul edildi ve karşılıklı ticaret düzenlendi. Zencan, Sultaniye ve Ebher Osmanlı denetimine bırakıldı.
Bu antlaşma uzun ömürlü olmadı. İran'da Safevi hanedanı adına hareket eden Nadir Kulı Han, Afgan yönetimini yendi ve doğu sınırında yeni bir güç olarak ortaya çıktı. Osmanlı kuvvetleri, geniş bir alana yayılmış ve seyrekleşmiş durumdaydı. 1730 yılında başlayan karşı harekât, kısa sürede sonuç verdi ve savaşın kazanımları hızla eridi.
1730 Yılı ve Cephedeki Geri Çekilme
15 / 20 · 1 dk1730 yılının yaz aylarında doğu cephesindeki denge tersine döndü. Nadir Kulı Han komutasındaki kuvvetler batıya doğru ilerledi.
2 Temmuz 1730 tarihinde Nihavend yakınlarında yapılan muharebe kaybedildi ve Hemedan elden çıktı. Ardından 12 Ağustos 1730 tarihinde Tebriz'deki az sayıdaki Osmanlı kuvveti yenildi ve şehir geri alındı. Yedi yılda kazanılan yerlerin önemli bir bölümü birkaç hafta içinde kaybedildi.
Haberler İstanbul'a ulaştığında tepki büyük oldu. Devlet, uzun bir barış döneminden sonra sefer düzenine geçmekte zorlandı. Sefer kararı alındı ve ordunun doğuya hareketi için hazırlık başladı.
Padişah III. Ahmed ve sadrazam, ordunun başında sefere çıkmak üzere ağustos ayında Üsküdar'a geçti. Otağ kuruldu, birlikler toplanmaya başladı. Ancak hareket sürekli ertelendi. Kaynaklar, sadrazamın sefere çıkmakta isteksiz davrandığını ve İran tarafıyla anlaşma yollarının arandığını kaydeder.
Bu bekleme, İstanbul'da güveni sarstı. Ordunun Üsküdar'da hareketsiz beklemesi, cephede kayıplar sürerken sefere çıkılmaması ve aynı dönemde başkentteki harcamaların sürmesi, yaygın bir hoşnutsuzluk yarattı. Yeniçerilerin bir bölümünün ödemelerini alamaması, bu hoşnutsuzluğu askerî tarafa taşıdı.
Eylül ayının sonunda ordu hâlâ Üsküdar'daydı. Başkentte asayişi sağlayacak kuvvetin önemli bölümü karşı yakada bulunuyordu. Ayaklanma, tam bu koşullarda başladı.
Sadrazamlığa getirildi; on iki yıldan fazla sürecek sadareti başladı.
Patrona Halil İsyanı
16 / 20 · 1 dk28 Eylül 1730 tarihinde İstanbul'da ayaklanma başladı. Hareketi başlatan grup küçüktü; kaynaklar başlangıçta birkaç düzine kişiden söz eder. Elebaşı, Arnavutluk kökenli, daha önce levend ve yeniçeri olarak bulunmuş, o sırada esnaflık yapan Patrona Halil'di. Yanında Muslu Beşe ve Emir Ali gibi isimler bulunuyordu.
Grup, Beyazıt çevresinde dükkânları kapattırarak ilerledi. Kısa sürede çarşı esnafı ve yeniçerilerin bir bölümü harekete katıldı. Bir gün içinde şehir merkezindeki denetim kayboldu. Ayaklanmacılar hapishaneleri açtı, cephaneliği ele geçirdi ve Atmeydanı'nda toplandı.
İlk hedeflerden biri, sadaretin sembolü sayılan yapılar oldu. Sadabad ve çevresindeki köşkler yağmalandı ve büyük ölçüde yıkıldı.
Talepler açıktı: sadrazamın ve yakın çevresindeki devlet adamlarının teslim edilmesi isteniyordu. Padişah, Üsküdar'daki ordudan başkente kuvvet getirmeye çalıştı; ancak birlikler harekete geçmedi. Saray, ayaklanmayı bastıracak kuvvetten yoksun kaldı.
Üçüncü gün, saray içinde durum görüşüldü. Ulemadan bir bölümü ve devlet ricalinin ileri gelenleri, isteklerin kabul edilmesi yönünde görüş bildirdi. Padişah bu görüşe uydu.
Ayaklanma, sadrazamın hayatına ve III. Ahmed'in saltanatına son verdikten sonra da bitmedi. Patrona Halil ve arkadaşları, yeni padişah I. Mahmud döneminde bir süre daha devlet işlerine karıştı. Bu durum 25 Kasım 1730 tarihinde sona erdi; Patrona Halil ve yakın adamları sarayda düzenlenen bir toplantıda öldürüldü ve hareket dağıtıldı.
Öldürülmesi ve Sonrası
17 / 20 · 1 dkAyaklanmanın üçüncü gününde padişah, isyancıların istediği kişilerin teslim edilmesine karar verdi. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, kaptanıderya Kaymak Mustafa Paşa ve sadaret kethüdası Mehmed Paşa sarayda gözaltına alındı.
Üçü, sarayda boğularak öldürüldü. Kaynakların çoğunluğu bu olayı 1 Ekim 1730 tarihine yerleştirir; bir kısmı 30 Eylül 1730 tarihini verir. Cesetler ayaklanmacılara teslim edildi ve Atmeydanı'na götürüldü. Sadrazamın naaşı kalabalık tarafından parçalandı ve sokaklarda sürüklendi.
Bu teslim, saltanatı kurtarmaya yetmedi. Aynı gün III. Ahmed tahttan indirildi ve yerine yeğeni Şehzade Mahmud, I. Mahmud adıyla tahta çıktı. III. Ahmed, ömrünün kalan altı yılını sarayda gözetim altında geçirdi ve 1 Temmuz 1736 tarihinde öldü.
İbrahim Paşa'nın ve damatlarının mal varlığına el kondu ve Enderun hazinesine aktarıldı. Bu müsadere kayıtları, dönemin servet yapısı hakkında bugün başvurulan kaynaklardandır.
Naaşının akıbeti hakkında kaynaklar kesin bilgi vermez. Kalıntılarının sonradan toplanarak defnedildiği kaydedilir; kaynakların bir kısmına göre Şehzadebaşı'ndaki kendi külliyesinin haziresine gömülmüştür. Kesin bir mezar kaydı bulunmadığı da belirtilir.
Eşi Fatma Sultan bu olaylardan sonra siyasi etkisini yitirdi ve 4 Ocak 1733 tarihinde öldü; Eminönü'ndeki Yeni Cami'nin yanındaki Turhan Sultan Türbesi'ne defnedildi. Vakıfları ise ayakta kaldı; Nevşehir ve İstanbul'daki kurumlar, kurulan vakıf düzeni sayesinde işlemeye devam etti.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
18 / 20 · 1 dkKaynaklar İbrahim Paşa'yı ölçülü konuşan, çatışmadan kaçınan ve uzlaşmayı tercih eden bir devlet adamı olarak tarif eder. Yükselişi, savaş meydanında değil kalem ve saray hizmetlerinde gerçekleşti; bu geçmiş, yönetim tarzına da yansıdı.
Temel tercihi, dış siyasette çatışmadan kaçınmaktı. Batı sınırında on iki yıl boyunca savaş çıkmadı; anlaşmazlıklar görüşme yoluyla çözüldü. Doğuda savaşa girildiğinde de anlaşma arayışı sürdürüldü. Bu tutum, kaynakların bir kısmında devletin nefes almasını sağlayan bir tercih olarak, bir kısmında ise gerekli askerî hazırlığın ertelenmesi olarak değerlendirilir.
Kültür ve ilim faaliyetlerine kişisel ilgi duyduğu kaydedilir. Tarih yazımını destekledi, çeviri heyetini kurdu, kütüphane vakfetti, matbaanın kurulmasına izin çıkmasını sağladı. Şairleri ve nakkaşları himaye etti; Nedim'in kasideleri bu himayenin sonucudur.
Yönetim kadrosunu kendi yakın çevresinden kurdu. Damatları ve akrabaları kilit makamlarda uzun süre kaldı. Bu tercih, kararların hızlı alınmasını ve siyasetin sürekliliğini sağladı. Buna karşılık makam beklentisi olan geniş bir kesimi dışarıda bıraktı ve sadaretinin sonunda bu kesimin tepkisi ayaklanmaya destek verdi.
Harcamalar konusunda çelişkili bir tablo çizilir. Bir yandan hazine açığının kapatılması ve mali disiplin onun döneminde sağlandı; diğer yandan saray ve devlet ricalinin gösterişli harcamaları aynı yıllarda arttı. Fiyatların yükseldiği ve askerin ödemesini alamadığı bir dönemde bu harcamaların sürmesi, kendi çağdaşları tarafından da eleştirildi ve ayaklanmanın gerekçeleri arasında ilk sırada sayıldı.
Pasarofça Antlaşması imzalandı; Belgrad ve Kuzey Sırbistan Avusturya'ya bırakıldı, Mora elde kaldı.
Mirası ve Tarihteki Yeri
19 / 20 · 1 dkİbrahim Paşa'nın sadareti, Osmanlı tarihinde Batı ile ilişkinin niteliğinin değiştiği ilk dönem olarak değerlendirilir. Avrupa, o güne kadar öncelikle bir cephe olarak görülüyordu; bu yıllarda aynı zamanda gözlemlenecek ve öğrenilecek bir alan olarak ele alındı.
Bu değişimin somut ürünleri sayılabilir. Paris'e gönderilen elçinin raporu, matbaanın kuruluşu, çeviri heyeti, bağımsız kütüphaneler, çini ve kâğıt imalathaneleri, düzenli itfaiye birliği ve çiçek hastalığına karşı aşı uygulamalarının başlaması bu dönemin kayıtlarındadır. Bunların hiçbiri tek başına köklü bir dönüşüm yaratmadı; ancak sonraki yüzyılın reform programlarının başvurduğu ilk örnekler oldu.
Eleştirilen yönü ordudur. Uzun barış döneminde askerî düzenin bozulması, doğu cephesinde açığa çıktı ve ayaklanmanın koşullarını hazırladı. Kaynakların bir kısmı, aynı dönemde askerî alanda da yenilik yapılmış olsaydı sonucun farklı olabileceğini belirtir.
Dönemin adı olan Lale Devri, uzun süre yalnızca eğlence ve israfla anılan bir çerçeve içinde ele alındı. Bu çerçeve, Ahmed Refik Altınay'ın 1913 yılında yayımlanan kitabıyla yerleşti. Sonraki araştırmalar, dönemin kurumsal ve kültürel yönünü öne çıkaran daha ayrıntılı bir değerlendirme yapmaktadır.
En kalıcı eseri, doğduğu köyün yerinde kurduğu şehirdir. Nevşehir bugün bir il merkezidir ve şehrin çekirdeğini 1726 yılında tamamlanan külliye oluşturur. İstanbul'da Şehzadebaşı'ndaki külliyesi, kütüphanesi ve çeşmeleri ayaktadır. Adı, Nevşehir'de bir üniversiteye, cami ve okullara verilmiştir.
Aynı Yıllarda Dünya
20 / 20 · 1 dk1718: Pasarofça Antlaşması imzalandı; Avusturya, Orta Avrupa'da en geniş sınırlarına ulaştı.
1721: Rusya, İsveç ile yaptığı Büyük Kuzey Savaşı'nı kazandı ve I. Petro imparator unvanını aldı.
1722: Afgan kuvvetleri İsfahan'ı aldı; İran'da Safevi hanedanının merkezî otoritesi çöktü.
1723: Fransa'da XV. Louis reşit ilan edildi ve naiplik dönemi sona erdi.
1725: Rusya'da I. Petro öldü; başlattığı Batılılaşma programı tartışma konusu oldu.
1727: İngiltere'de II. George tahta çıktı; aynı yıl Isaac Newton öldü.
1728: Vitus Bering, Asya ile Amerika arasındaki boğazdan geçerek keşif seferini tamamladı.
1730: Nadir Kulı Han İran'da öne çıktı ve Osmanlı kuvvetlerini Batı İran'dan geri püskürttü.
Kronoloji
33 olay- 17. yüzyıl
Muşkara köyünde doğdu; babası sipahi Ali Ağa'dır. Bazı kaynaklar 1660 yılını verir.
İstanbul'a geldi ve saray hizmetine girdi; helvahane ve baltacılar ocağında görev aldı.
- 18. yüzyıl
III. Ahmed'in yazı işlerini yürüten sır kâtipliği görevine getirildi.
Edirne Vak'ası sonucunda III. Ahmed tahta çıktı.
Sadaret kaymakamlığına atandı; İstanbul'un yönetimini üstlendi.
III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan ile evlendi ve damat unvanını aldı.
Sadrazamlığa getirildi; on iki yıldan fazla sürecek sadareti başladı.
Pasarofça Antlaşması imzalandı; Belgrad ve Kuzey Sırbistan Avusturya'ya bırakıldı, Mora elde kaldı.
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi elçi olarak Paris'e gönderildi.
On beş gün süren şehzade sünnet düğünü yapıldı; Surname-i Vehbi'de Levni tarafından resmedildi.
Şehzadebaşı'ndaki külliyenin cami ve medresesi törenle açıldı.
Külliye içindeki darülhadis ve kütüphane, devlet ricali ve ulemanın katılımıyla açıldı.
Paris elçilik heyeti İstanbul'a döndü; sefaretname devlet ricali arasında okundu.
Bütçe açığının kapandığı kaydedildi.
Afgan kuvvetleri İsfahan'ı aldı; Safevi Devleti'nin çöküşü doğu sınırında yeni bir durum yarattı.
Kağıthane deresi çevresinde kurulan Sadabad açıldı.
İran harekâtı başladı; Tiflis alındı, ardından Revan, Nahçıvan, Gence ve Tebriz Osmanlı denetimine girdi.
Rusya ile İstanbul'da antlaşma imzalandı; Safevi Devleti'nden kopan Kafkasya toprakları paylaşıldı.
Âlim ve kâtiplerden oluşan otuz iki kişilik tercüme heyeti kuruldu.
Nevşehir'deki külliye tamamlandı; Muşkara adı kaldırılarak yerleşime Nevşehir adı verildi.
Lale fiyatlarına narh konuldu.
Matbaanın kurulması için padişah fermanı ve şeyhülislam fetvası alındı.
Hemedan'da on iki maddelik antlaşma imzalandı; doğudaki kazanımlar tanındı.
Matbaanın ilk kitabı olan Vankulu Lügati basıldı.
Nevşehir'deki darülhadis, kütüphane, mektep ve çeşme için vakfiye düzenlendi.
Nihavend yakınlarındaki muharebe kaybedildi ve Hemedan elden çıktı.
Padişah ve sadrazam sefer için Üsküdar'a geçti; ordunun hareketi tekrar tekrar ertelendi.
Tebriz geri alındı; doğudaki kazanımların önemli bölümü kaybedildi.
Patrona Halil önderliğindeki ayaklanma İstanbul'da başladı.
Damatları Kaymak Mustafa Paşa ve Mehmed Paşa ile birlikte öldürüldü; cesedi Atmeydanı'na götürüldü.
III. Ahmed tahttan indirildi, yerine I. Mahmud tahta çıktı; Lale Devri sona erdi.
Patrona Halil ve yakın adamları öldürüldü, ayaklanma tamamen bastırıldı.
Eşi Fatma Sultan öldü; Yeni Cami yanındaki Turhan Sultan Türbesi'ne defnedildi.
Sadareti
1 dönem · yaklaşık 12 yılHizmet Ettiği Padişahlar
1 padişahSavaşlar ve Seferler
3 kayıtAntlaşmalar
4 antlaşmaEserleri
10 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlık makamının alameti mühr-i hümayundur; padişah adına devlet işlerinin yürütüldüğünü gösterir ve göreve gelen sadrazama padişah tarafından teslim edilir. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa mührü 9 Mayıs 1718 tarihinde III. Ahmed'in elinden aldı ve on iki yıldan fazla elinde tuttu. Mühür, 1730 yılında ayaklanmacıların isteklerinin kabul edilmesiyle geri alındı.
Aile Ağacı
4 kişi
Nevşehirli Damat İbrahim PaşaÇağdaşları
10 kişiİlkler ve Enler
6 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
4 maddeYanlış Bilinenler
7 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruNevşehirli Damat İbrahim Paşa hangi yıllarda sadrazamlık yaptı?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa hangi padişahın döneminde görev yaptı?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa neden Lale Devri ile anılır?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa nerede doğdu?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Nevşehir'i nasıl kurdu?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa döneminde matbaa nasıl kuruldu?
Pasarofça Antlaşması Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın döneminde mi imzalandı?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa döneminde hangi savaşlar yapıldı?
Sadabad nedir ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile ilişkisi nedir?
Patrona Halil İsyanı ne zaman başladı?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa nasıl öldü?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın ölümünden sonra ne oldu?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa kiminle evlendi?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın bugüne kalan eserleri nelerdir?
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın dış siyaseti nasıldı?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q1528120 · Son güncelleme: 6 Eylül 2026

