
Öküz Mehmed Paşa
اوكوز محمد پاشاDamat Mehmed Paşa·Öküz Kara Mehmed Paşa·Kulkıran Mehmed Paşa·Kara Mehmed Paşa
Öküz Mehmed Paşa, 1614-1616 ve 1619 yıllarında iki kez sadrazamlık yapan, Mısır'da vergi düzenini değiştiren ve Ulukışla külliyesini yaptıran devlet adamıdır.
Öküz Mehmed Paşa Kimdir?
16 dk okumaÖküz Mehmed Paşa, iki ayrı dönemde sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Birinci sadareti 17 Ekim 1614 ile 17 Kasım 1616 tarihleri arasında I. Ahmed döneminde, ikinci sadareti 18 Ocak 1619 ile 23 Aralık 1619 tarihleri arasında Genç Osman döneminde geçti.
İstanbul'un Karagümrük semtinde doğdu. Babasının aynı semtte öküz nalbantlığı yaptığı kaydedilir; Öküz lakabı bu meslekten gelir ve kaynaklara göre daha çok muhalifleri tarafından kullanılmıştır. Saraya alınarak yetiştirildi, iç kiler kethüdalığı ve silahdarlık görevlerinde bulundu, 1607 yılında vezirlik rütbesiyle Mısır beylerbeyiliğine gönderildi.
Mısır'daki dört buçuk yıllık valiliği kariyerinin en çok kaydedilen bölümüdür. Vergi tahsilatındaki aracı kademeleri kaldırdı, halktan çeşitli adlar altında toplanan yükleri sona erdirdi ve buna karşı çıkan ocak mensuplarına karşı sert tedbirler aldı. Bu uygulamaları sebebiyle Kulkıran lakabıyla anıldı.
1611 yılında başkente çağrıldı, aynı yılın ekim ayında kaptanıderyalığa getirildi ve I. Ahmed'in kızı Gevherhan Sultan ile nikâhlanarak Damat unvanını aldı. Nasuh Paşa'nın idam edilmesi üzerine 17 Ekim 1614 tarihinde vezîriâzamlığa yükseldi.
Birinci sadaretinin ana konusu doğu cephesiydi. 1616 yılında Revan önlerine varan ordunun kuşatması sonuç vermedi ve kuşatma kaldırıldı; sadrazam bu sefer sebebiyle azledildi. İkinci sadaretinde sikke düzenlemesi yaptı ve İran ile yürütülen müzakerelerin sonucunu bağlayan antlaşmayı tamamladı.
Kaptanıderya Güzelce Ali Paşa ile anlaşmazlığa düşünce 23 Aralık 1619 tarihinde görevden alındı, malları müsadere edildi ve Halep beylerbeyiliğine gönderildi. Halep'te öldü ve orada sağlığında yaptırdığı türbeye gömüldü.
Saraya alınarak eğitime başladığı kaydedilir; doğum yılı bilinmemektedir.
Doğumu ve Kökeni
01 / 20 · 1 dkÖküz Mehmed Paşa'nın doğum yılı bilinmez. Kaynaklarda kesinleşmiş bir doğum kaydı yoktur; hayatının ilk yılları hakkındaki bilgiler saraya alınmasıyla başlar.
Doğum yeri konusunda kaynaklar birleşir: İstanbul'un Karagümrük semtinde dünyaya geldi. Karagümrük, surların iç tarafında, Edirnekapı ile Fatih arasında kalan eski bir mahalledir. Kendisi de sonraki yıllarda buraya cami, çeşme ve mektepten oluşan bir hayrat bıraktı.
Kökeni konusunda kaynaklar Türk asıllı olduğunu kaydeder. Bu, on yedinci yüzyıl başındaki vezîriâzamlar arasında yaygın bir durum değildir; aynı dönemde makama gelenlerin büyük bölümü devşirme ya da saray hizmetine taşradan alınmış kişilerdi.
Babası Karagümrük'te öküz nalbantlığı yapıyordu. Nalbant, hayvanların tırnaklarına nal çakan zanaatkârdı; öküz nalbantlığı ise koşum ve yük hayvanlarına bakan ayrı bir koldu. Babasının adı kaynaklarda farklı verilir: vakfiyesinde Ali olarak geçerken Osmanlı tarihlerinde çoğunlukla başka bir isimle kaydedilir.
Öküz lakabı doğrudan bu meslekten gelir. Bu lakabın Oğuz adının değişmiş biçimi olduğu yolundaki açıklama kaynaklarda kabul görmez. Kaynaklar lakabın daha çok muhalifleri tarafından kullanıldığını belirtir. Ayrıca Kara lakabıyla da anılır.
Hayatının geri kalanında taşıdığı diğer iki sıfat sonradan kazanıldı: Mısır'daki uygulamaları sebebiyle Kulkıran, hanedanla evliliği sebebiyle Damat.
Saraya Girişi ve Yetişmesi
02 / 20 · 1 dkKaynaklar 1567 yılında saraya alınarak eğitime başladığını kaydeder. Bu tarihte saray içindeki eğitim düzeni, Enderun odaları esasına dayanıyordu.
Enderun, padişahın hizmetinde bulunacak görevlilerin ve taşraya gönderilecek idarecilerin yetiştirildiği saray içi mektepti. Öğrenci burada okuma yazma, din bilgisi, hat, hesap ve devlet usulü öğrenir, aynı zamanda sarayın farklı odalarında görev alarak uygulama tecrübesi kazanırdı. Odalar arasında kıdem sırasına göre geçiş yapılır, en yukarıda has oda bulunurdu.
Saray içindeki görevleri arasında iç kiler kethüdalığı sayılır. Kiler, sarayın yiyecek ve içecek işlerinin yürütüldüğü bölümdü; kethüda bu bölümün idaresinden sorumlu görevliydi. Bu makam, saray hizmetinde ilerlemenin bilinen basamaklarındandı.
Ardından has oda hizmetinde bulundu ve 1606 yılında silahdarlığa yükseldi. Silahdar, padişahın silahlarını taşıyan ve ona en yakın duran has oda görevlisiydi. Saray hiyerarşisinde en üst birkaç makamdan biriydi ve buradan doğrudan vezirliğe ve beylerbeyiliğe çıkılırdı.
Saraydan çıkma denilen bu geçiş 1607 yılında gerçekleşti. Kubbe vezirliği rütbesiyle Mısır beylerbeyiliğine tayin edildi.
Saray içinde geçen uzun yıllar, taşra tecrübesi olmadan doğrudan en büyük eyaletlerden birinin başına geçmesi anlamına geliyordu. Bu, on altıncı yüzyıl sonundan itibaren giderek yaygınlaşan bir kariyer çizgisiydi.
Mısır Beylerbeyiliği
03 / 20 · 1 dkMısır beylerbeyiliğine 1607 yılının nisan ayında tayin edildi ve görevi dört buçuk yıl sürdü.
Mısır, Osmanlı eyaletleri arasında ayrı bir yere sahipti. Salyaneli düzende yönetiliyordu: yıllık geliri toplandıktan sonra eyalet masrafları düşülüyor, kalan bölüm irsaliye adıyla İstanbul'a gönderiliyordu. Bu para merkez hazinesinin en düzenli kalemlerinden biriydi. Mekke ve Medine'ye gönderilen yıllık tahsisatın kaynağı da Mısır gelirleriydi.
Yeni vali göreve deniz yoluyla, İskenderiye limanından gitti. Mısır valileri karaya çıktıklarında keşşaf adı verilen yerel tahsil görevlileri tarafından karşılanırdı. Teamüle göre vali, bu görevlilerden derecelerine göre keşşafiye adı altında ödeme alır ve onları görevlerinde bırakırdı.
Mehmed Paşa bu ödemeyi almadı. Kaynaklar bu şekilde vazgeçilen tutarın yüz bin altını geçtiğini kaydeder. Bu tek başına bir gelirden vazgeçme değil, tahsilat zincirinin bütününü değiştirmenin ilk adımıydı.
Mısır'da vergi, mültezimler eliyle toplanıyordu. Bu görevlilerin üstünde keşşaflar, onların da maiyetinde silahlı gruplar vardı. Her kademe kendi ödemesini bir alt kademeden çıkarıyor, en altta vergi mükellefi çeşitli adlar altında ek yükler ödüyordu.
Valinin ilk işi bu zinciri kısaltmak oldu. Mültezimleri doğrudan eyalet divanına bağladı, aradaki kademeyi kaldırdı ve halktan toplanan ek yükleri sona erdirdi.
Kubbe vezirliği rütbesiyle Mısır beylerbeyiliğine tayin edildi.
Mısır'daki Düzenlemeler ve Kulkıran Lakabı
04 / 20 · 1 dkVergi zincirinin kısaltılması, aradan çıkarılan kademelerin gelirini doğrudan etkiledi. Mısır'daki eyalet askerini oluşturan ocaklardan bir bölümü, kaldırılan ek yüklerin geri konmasını istedi.
İtiraz ayaklanmaya dönüştü. Vali, ayaklanmaya katılmayan diğer ocakların askerlerini kullanarak harekete geçti; olayların önde gelen isimleri yakalandı, ayaklanan ocakların mensupları sürgüne gönderildi. Kaynaklar bu şekilde birkaç bin kişilik bir kuvvetin askerlikten çıkarıldığını kaydeder. Olayların tarihini kaynakların bir kısmı 1609 yılına koyar.
Bu uygulamalar sebebiyle Mısır'da Kulkıran lakabıyla anıldı. Kul, burada eyaletin maaşlı asker sınıfını ifade ediyordu.
Vergi düzenlemelerinin ardından mali işlere geçildi. Eyalet hazinesinin gelir ve gider kalemleri elden geçirildi. Aynı dönemde bir para düzenlemesi de yapıldı: eksik, bozuk ve kırpık sikkeler tedavülden kaldırıldı ve dolaşımdaki paranın ayarı düzeltildi.
İmar tarafında Kahire'deki kale duvarları yeniden yaptırıldı. Mısır valileri, Kahire'de yükseltilmiş bir alan üzerindeki kalede oturuyordu ve buranın surları uzun süredir bakımsızdı. Kalenin içinde eyalet askeri için kışlalar inşa ettirildi; böylece askerin dağınık düzende değil kışlalarda bulunması sağlandı.
Devrin kaynakları bu görev dönemini geniş biçimde kaydeder. Aynı yıllarda Mekke'de ve hac yolu üzerindeki güzergâhlarda su getirtme ve kale onarımı işleri de yürütüldü.
Mısır'daki hizmetleri başkentte takdirle karşılandı ve 1611 yılında İstanbul'a çağrıldı.
Başkente Dönüşü ve Damatlık
05 / 20 · 1 dk1611 yılında Mısır görevinden alınarak İstanbul'a çağrıldı. Başkente kara yoluyla döndü. İkameti için Atmeydanı'ndaki İbrahim Paşa Sarayı tahsis edildi; bu yapı, Kanuni Sultan Süleyman'ın vezîriâzamı İbrahim Paşa'dan kalan ve sonraki yüzyıllarda da devlet adamlarının kullanımına verilen büyük bir saraydı.
Başkente dönüşünde padişahın kızı Gevherhan Sultan'a namzet gösterildi. Nikâh 1612 yılının ocak ayında kıyıldı. Gevherhan Sultan, I. Ahmed ile Kösem Sultan'ın kızıydı ve nikâh sırasında küçük yaştaydı.
Bu evlilikle Damat unvanını aldı. Osmanlı düzeninde hanedan kadınlarıyla evlenen devlet adamları bu sıfatı taşırdı; unvan bir makam değil, akrabalık bildiren bir sıfattı. Hanedan kadınlarının vezirlerle evlendirilmesi, on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda düzenli olarak uygulanan bir yöntemdi ve üst düzey görevlileri saraya bağlıyordu.
Nikâhın küçük yaşta kıyılması ve düğünün yıllar sonra yapılması bu düzenin bilinen uygulamasıydı. Aynı yıllarda I. Ahmed'in diğer kızları da devlet adamlarıyla nikâhlandı.
Damatlık, sonraki yıllarda konumunu doğrudan etkiledi. Nasuh Paşa'nın idamının ardından sadaret makamına getirilmesinde bu bağın rolü kaynaklarda belirtilir.
Divan toplantılarına ikinci vezir sıfatıyla katıldı. İkinci vezirlik, vezîriâzamdan sonra gelen kubbe veziriydi ve sadaret makamına en yakın konumdu.
Kaptanıderyalığı ve Akdeniz Seferleri
06 / 20 · 1 dkBaşkente dönüş yolundayken, Kayserili Halil Paşa'nın yerine kaptanıderya tayin edildiğine dair ferman kendisine ulaştı. Tayin 1611 yılının ekim ayındadır.
Kaptanıderya, donanmanın komutanı ve Cezayir eyaletinin beylerbeyiydi. Tersane işleri, gemi yapımı ve deniz seferleri onun sorumluluğundaydı; aynı zamanda divan üyesiydi.
1612 ve 1613 sefer mevsimlerinde donanmayla iki defa Akdeniz'e çıktı. Bu yıllarda Osmanlı sahilleri, Malta ve Toskana'ya bağlı gemilerin baskınlarına açıktı. Baskınların hedefi ticaret gemileri ve kıyı yerleşimleriydi.
İkinci sefer, Silifke yakınlarındaki Ağa Limanı'na yapılan saldırı üzerine başlatıldı. Donanma Kıbrıs, Trablusşam, Sayda ve Beyrut çevresinde dolaştı ve sahil güvenliğini sağlamaya çalıştı.
Aynı sefer sırasında Ma'noğlu Fahreddin meselesi ele alındı. Fahreddin, Lübnan dağlarındaki Dürzî emiriydi; merkeze göndermesi gereken hazineyi zamanında ve tam olarak sevketmiyordu. Kaynaklar seferin sonucunu onun itaatinin sağlanması olarak kaydeder.
Dönüş sırasında donanmadan ayrılan bir kadırga grubu Ege'de karşılaştığı gemilerle yaptığı çarpışmada kayıp verdi. Kaynaklar bu olayı ayrıntılarında farklı aktarır; ortak nokta, ticaret gemilerinde büyük zayiat olduğudur.
Bu olay üzerine 1613 yılında kaptanıderyalıktan alındı ve makam yeniden Kayserili Halil Paşa'ya verildi. Ancak ikinci vezirliğini korudu ve divandaki yerinde kaldı. Aynı dönemde sadaret kaymakamlığı da yaptı.
İskenderiye'ye çıkışında keşşafiye ödemesini almayarak Mısır'daki tahsilat zincirinde değişikliğe girişti.
Birinci Sadrazamlığa Getirilişi
07 / 20 · 1 dk17 Ekim 1614 tarihinde Sadrazam Nasuh Paşa azledildi ve aynı gün idam edildi. Boşalan sadaret makamına, ikinci vezir ve padişah damadı olan Mehmed Paşa getirildi.
Nasuh Paşa üç yıl iki ay sadrazamlık yapmıştı. Görevi sırasında Safevî Devleti ile 1612 yılında imzalanan ve kendi adıyla anılan antlaşmayı bağlamış, aynı dönemde Avusturya ile barış teyit edilmişti. Sadaretinin son aylarında hakkında birden çok iddia ortaya atılmış ve padişahın güveni sarsılmıştı.
Yeni sadrazamın önündeki en acil mesele doğu sınırıydı. Nasuh Paşa Antlaşması, Safevî tarafının her yıl belirli miktarda ipek göndermesini öngörüyordu. Bu yükümlülük yerine getirilmedi. Aynı sırada İran'a elçi olarak gönderilen İncili Mustafa Çavuş'tan da haber alınamadı.
Bu iki gelişme üzerine barış durumu sona erdirildi ve doğu seferine karar verildi. Sefer görevi sadrazama verildi; serdâr-ı ekrem sıfatıyla ordunun başına geçti.
Serdâr-ı ekrem, padişah sefere çıkmadığında ordunun tamamına komuta eden vezîriâzamın unvanıydı. Bu sıfatla sefere çıkan sadrazam, padişahın yetkilerinin önemli bir bölümünü ordu içinde kullanırdı.
Hazırlıklar başkentte yapıldı. Ordu 1615 yılının ilkbaharında Üsküdar'a geçti ve doğu yönünde hareket etti. Hareket tarihi kaynaklarda 1615 yılının nisan ve mayıs aylarına konur.
Doğu Seferi ve Revan Kuşatması
08 / 20 · 1 dkOrdu Üsküdar'dan hareket ettikten sonra, İncili Çavuş ile İran elçisinin anlaşma teklifi ve hediyelerle Van'a ulaştığı haberi geldi. Sefer yine de ertelenmedi.
Hareket mevsimi ilerlediği için askerî harekâta o yıl başlanmadı. Sadrazam kışı Halep'te geçirdi; ordunun birlikleri Anadolu'nun çeşitli merkezlerinde kışladı.
1616 yılının nisan ayında Halep'ten hareket edildi. Maraş, Halep, Trablus ve Adana kuvvetleri burada orduya katıldı; yol boyunca Anadolu, Rumeli, Diyarbekir ve Erzurum askerleri de katıldı. Ordu Erzurum ve Kars güzergâhından Revan önlerine ulaştı.
Kuşatma öncesinde ağır topların ve kale kuşatmasına mahsus silahların taşınmaması yönünde bir karar alınmıştı. Bu karar, Revan'ın toprak kale olduğu ve kolayca teslim alınacağı görüşüne dayanıyordu. Görüş yeniçeri ağası Muslu Ağa'ya aittir.
Kuşatma başladığında bu eksiklik ortaya çıktı. Kaynaklar kuşatmanın elli beş gün sürdüğünü ve büyük güçlük çekildiğini kaydeder. Çarpışmalarda yeniçeri ağası Muslu Ağa ile Tekeli Mehmed Paşa öldü.
Mevsimin ilerlemesi ve askerin kuşatmayı sürdürmedeki isteksizliği üzerine kuşatma kaldırıldı ve Erzurum'a çekilme kararı alındı. Kaynakların bir kısmı, karşı tarafın barış görüşmesi teklifiyle zaman kazandığını da kaydeder.
Çekilme güç şartlarda gerçekleşti. Ordunun Erzurum'a ulaşmasının ardından sadrazam görevden alındı.
Birinci Sadaretin Sonu
09 / 20 · 1 dkAzil kararı 1616 yılının kasım ayında verildi. Sadaret mührü Kaptanıderya Kayserili Halil Paşa'ya verildi. Azil tarihi kaynaklarda 17 Kasım 1616 olarak geçer; kararın sefer bölgesindeki sadrazama ulaşması ve görev devri ise sonraki haftalara yayıldı.
Azlin gerekçesi kuşatmanın sonuçsuz kalmasıdır. Kaynaklar özellikle kuşatma malzemesinin taşınmaması kararını öne çıkarır. Kararın kendisine değil yeniçeri ağasına ait olması, sorumluluğu ortadan kaldırmadı: serdâr-ı ekrem sıfatıyla seferin bütün sonuçlarından sorumlu tutulan kişi sadrazamdı.
Birinci sadareti iki yıl bir ay sürdü. Bu süre, on yedinci yüzyıl başı için ortalamanın üstündedir; aynı dönemde sadaret makamı çoğunlukla bir iki yılda el değiştiriyordu.
Mâzul olarak başkente döndü ve bir süre Boğaz'ın Anadolu yakasındaki İstavroz Bahçesi'nde oturdu. Mâzul, görevden alınmış ama rütbesi korunmuş devlet adamını ifade ediyordu; bu kişiler yeni bir tayin beklerken çoğunlukla başkent dışında ikamet ettirilirdi.
Bu dönemde Aydın valiliğiyle görevlendirildi. Batı Anadolu'daki bu görev sırasında Kuşadası'ndaki yapı topluluğunu inşa ettirdi ve bölgedeki ticaretin gelişmesine yönelik düzenlemeler yaptı.
Revan kuşatmasının sonuçsuz kalması, doğu cephesindeki savaşın devamı anlamına geldi. Savaş, halefi Kayserili Halil Paşa döneminde de sürdü ve ancak 1618 yılında bir antlaşmayla durduruldu.
Mısır'da vergi düzenlemelerine karşı çıkan ocakların ayaklanması bastırıldı; olayları kaynakların bir kısmı bu yıla koyar. Kulkıran lakabı bu uygulamalardan gelir.
Saltanat Değişiklikleri ve Sadaret Kaymakamlığı
10 / 20 · 1 dk22 Kasım 1617 tarihinde I. Ahmed öldü. Bu ölüm, Osmanlı veraset düzeninde bir değişikliğin uygulandığı ilk andır.
O tarihe kadar taht babadan oğula geçiyordu. Saray ileri gelenleri bu defa ekberiyet, yani hanedanın en büyük erkek üyesinin tahta çıkması esasını uyguladılar. Böylece I. Ahmed'in oğlu yerine kardeşi I. Mustafa tahta çıkarıldı.
I. Mustafa'nın saltanatı üç ay kadar sürdü. 26 Şubat 1618 tarihinde tahttan indirildi ve yerine I. Ahmed'in oğlu, on beş yaşındaki Osman tahta çıkarıldı. Yeni padişah tarihte Genç Osman adıyla anılır.
Genç Osman'ın padişah olarak yaptığı ilk önemli tayinlerden biri, 9 Temmuz 1618 tarihinde sadaret kaymakamlığına Mehmed Paşa'yı getirmesi oldu. Kaymakam, sadrazamın başkentte bulunmadığı dönemlerde onun yerine bakan görevliydi; Sadrazam Kayserili Halil Paşa doğu cephesinde serdâr olarak bulunuyordu.
Doğu cephesinde ise gelişmeler olumsuzdu. Halil Paşa 1618 yılında Tebriz'e girdi, ancak ilerleyişi sırasında Pul-i Şikeste mevkiinde ağır bir yenilgiye uğradı. Bunun ardından 26 Eylül 1618 tarihinde Serav Antlaşması imzalandı.
Antlaşma, 1603 yılından beri süren savaşı sona erdirdi. Sadrazamın cephedeki başarısızlığı üzerine 18 Ocak 1619 tarihinde mühür geri alındı ve Mehmed Paşa ikinci defa sadrazamlığa getirildi.
İkinci Sadrazamlığı
11 / 20 · 1 dkİkinci sadareti 18 Ocak 1619 tarihinde başladı ve on bir ay sürdü. Bu dönem, Genç Osman'ın saltanatının ilk yıllarına rastlar.
Göreve geldiğinde savaş durmuş, antlaşma imzalanmıştı. Bu yüzden sadaretin ana konusu sefer değil, maliye ve dış ilişkiler oldu.
İlk başlık paraydı. Sikke tashihi, yani dolaşımdaki paranın ayarının düzeltilmesi işine girişti. Ayarı düşük ve kırpık sikkelerin piyasada bulunması, ödemelerin gerçek değerini düşürüyor ve ulûfe ödemelerinde huzursuzluk yaratıyordu. Aynı işi Mısır valiliği sırasında da yapmıştı; oradaki tecrübe bu düzenlemenin dayanağı sayılır.
Kaynaklar bu düzenlemenin hazineyi bir ölçüde rahatlattığını kaydeder. Para ayarının korunması, on yedinci yüzyıl boyunca sadrazamların düzenli olarak karşılaştığı bir meseledir ve çoğunlukla ocak ödemeleriyle birlikte gündeme gelir.
İkinci başlık İran ile ilişkilerdi. Serav Antlaşması'nın imzalanmasından sonra iki taraf arasındaki hükümlerin bağlanması gerekiyordu. Bu iş ikinci sadaretinde tamamlandı.
Aynı yıl İstanbul'da geniş katılımlı bir divan toplantısı yapıldı ve İran şahının gönderdiği elçi, nâme ve hediyelerle kabul edildi. Elçilik heyetleri, iki devlet arasındaki antlaşmaların uygulamaya geçtiğinin göstergesi sayılırdı.
Başkentte donanma ve Akdeniz meseleleri de gündeme geldi; bu konu sadaretinin sonunu hazırlayan anlaşmazlığın da çıkış noktası oldu.
İran ile Antlaşmanın Bağlanması
12 / 20 · 1 dk1603 yılında başlayan Osmanlı Safevî savaşı, on beş yıl boyunca aralıklarla sürdü. Bu sürede iki taraf arasında iki ayrı antlaşma yapıldı ve ikisi de uzun ömürlü olmadı.
Birincisi 1612 yılında Nasuh Paşa sadaretinde imzalanan antlaşmadır. Bu düzenleme sınırları 1555 yılındaki Amasya Antlaşması çizgisine döndürüyor ve karşı tarafa yıllık ipek yükümlülüğü getiriyordu. Yükümlülüğün yerine getirilmemesi savaşın yeniden başlamasının gerekçesi oldu.
İkincisi 26 Eylül 1618 tarihli Serav Antlaşması'dır. Antlaşma Kayserili Halil Paşa'nın sadaretinde, Pul-i Şikeste yenilgisinin ardından imzalandı ve yıllık ipek miktarını azaltarak savaşı durdurdu.
Öküz Mehmed Paşa'nın ikinci sadaretinde yapılan iş, bu müzakerelerde varılan sonuçların esas alındığı antlaşmanın bağlanmasıydı. İşlem 29 Eylül 1619 tarihinde tamamlandı.
Bu ayrım kaynaklarda karışır. Serav Antlaşması'nın imzalanması ile bir yıl sonraki bağlanma işlemi zaman zaman aynı olay sayılır. Antlaşmanın kendisi 1618 yılına, tamamlanması ise 1619 yılına aittir.
Düzenlemenin sonucu, doğu sınırında yaklaşık on üç yıl sürecek bir sükûnet oldu. Savaş 1623 yılında Bağdat'ın elden çıkmasıyla yeniden başladı ve ancak 1639 yılındaki Kasr-ı Şirin Antlaşması ile uzun süreli bir çözüme bağlandı.
Dört buçuk yıl süren Mısır beylerbeyiliğinin ardından İstanbul'a çağrıldı.
Güzelce Ali Paşa ile Anlaşmazlık ve Azli
13 / 20 · 1 dk1619 yılında Kaptanıderya Güzelce Ali Paşa, Akdeniz'de ele geçirdiği gemileri ve yükleriyle birlikte başkente döndü. Getirilenler padişaha sunuldu ve karşılığında ödüllendirildi.
Sadrazam bu işleme itiraz etti. İtirazın dayanağı, ele geçirilen malların Osmanlı Devleti ile ticaret ahidnamesi bulunan devletlerin tüccarlarına ait olmasıydı. Ahidname, yabancı devlet tebaasına ticaret ve hukuk alanında tanınan şartları belirleyen belgeydi; bu belgelere bağlı ticaretin korunması sadrazamın sorumluluğundaydı.
İkinci itiraz mali nitelikteydi. Sadrazam, kaptanıderyanın Venedik'ten alınan ödemelerin önemli bir bölümünü hazineye aktarmadığını bildirdi. Venedik elçisi de divana gelerek devletinin şikâyetini sundu.
Mesele sadrazamın istediği yönde sonuçlanmadı. Ele geçirilen malların deniz hukukuna uygun olduğu yönünde görüş alındı ve şikâyet karşılıksız kaldı.
Anlaşmazlık büyüdü. Kaptanıderya hazineye yeni gelir sağlama ve saraya daha fazla katkı yapma taahhüdünde bulundu. Bu tablo karşısında padişah kararını verdi.
23 Aralık 1619 tarihinde Öküz Mehmed Paşa sadrazamlıktan azledildi. Mühür Güzelce Ali Paşa'ya verildi.
Yeni sadrazam hazineye kaynak bulmak için eski devlet adamlarının mallarına el koyma yoluna gitti. Selefinin bütün malları müsadere edildi. Ardından Halep beylerbeyiliğiyle başkentten uzaklaştırıldı.
İki sadaretinin toplam süresi üç yıl birkaç gündür.
Halep Beylerbeyiliği ve Ölümü
14 / 20 · 1 dkAzlinden sonra Halep beylerbeyiliğine gönderildi. Halep, Suriye'nin kuzeyindeki büyük eyalet merkeziydi; İran ve Hicaz yollarının kesiştiği noktada bulunması sebebiyle hem ticarî hem askerî bakımdan önemliydi.
Görevi, mallarının müsadere edilmiş olması sebebiyle ağır mali sıkıntı içinde geçti. Aynı dönemde hastaydı. Kaynaklar, bir buçuk yıl süren beylerbeyiliği boyunca beylerbeyi divanına ancak birkaç defa çıkabildiğini ve bayram yemeklerine katılamadığını kaydeder.
Görevlerinin yürütülmesinde ona, o sırada Halep'te muhassıl-ı emvâl olarak bulunan tarihçi Hasanbeyzâde Ahmed Paşa ile kendi kethüdası yardımcı oldu. Muhassıl-ı emvâl, bir bölgedeki devlet gelirlerinin toplanmasıyla görevli memurdu.
Hastalığı ilerledi ve Halep'te öldü. Ölüm yılı kaynaklarda ayrışır: bir kısım kaynak 1619, bir kısım kaynak 1621 yılını verir. Azlinin 23 Aralık 1619 tarihinde gerçekleşmesi ve Halep'teki görevinin bir buçuk yıl sürmesi, 1621 yılını gösteren kayıtlarla uyumludur. Eşinin 9 Aralık 1621 tarihinde yeniden evlendirildiği kaydı da aynı yönü işaret eder.
Halep'te sağlığında yaptırdığı, Şeyh Ebûbekir Zâviyesi civarındaki türbeye gömüldü.
Vasiyeti üzerine terekesi kethüdası tarafından İstanbul'da bulunan eşi Gevherhan Sultan'a ulaştırıldı. Dul kalan Gevherhan Sultan 9 Aralık 1621 tarihinde Vezir Receb Paşa ile, onun ölümünden sonra da başka bir devlet adamıyla evlendirildi.
Ulukışla ve Kuşadası Külliyeleri
15 / 20 · 1 dkÖküz Mehmed Paşa'nın bugüne ulaşan en önemli iki eseri, Niğde'nin Ulukışla ilçesindeki ve Aydın'ın Kuşadası ilçesindeki yapı topluluklarıdır. İkisinin de vakfiyesi 1619 yılının kasım ve aralık aylarına tarihlidir; yapıların bu tarihten önce tamamlanmış olması gerekir.
Ulukışla külliyesi, Konya ile Adana arasındaki yol üzerinde kurulmuş bir menzil külliyesidir. Menzil külliyesi, uzun yol güzergâhlarında yolcuların konaklaması, hayvanların bakımı ve güvenliğin sağlanması için kurulan yapı topluluğuydu. Cami, kervansaray, arasta, hamam, mektep, fırın ve kahvehaneden oluşur; kaynaklar burada ayrıca bir imaret ve zaviye bulunduğunu, bu yapıların günümüze ulaşmadığını kaydeder.
Külliyenin arastası, üzeri örtülü bir çarşı koridoruna açılan 24 dükkândan oluşur. Cami kare planlı ve kubbelidir, önünde üç birimli bir son cemaat yeri bulunur. Yapı topluluğu 1969 yılında onarımdan geçti.
Kuşadası külliyesi kale ile liman arasındaki alandadır. Cami, mektep, hamam, han, bezzâzlar çarşısı, fırın, kahvehane, evler, mahzenler, odalar, dükkânlar ve değirmenden oluşuyordu. Bunlardan cami, han ve hamam bugüne ulaştı.
Kesme taşla inşa edilen han, duvarlarının üstündeki mazgal ve dendan dizileriyle kale görünümündedir. İki katlıdır ve biri limana, biri çarşıya açılan iki kapısı vardır.
Her iki külliye de yol güzergâhı üzerinde kurulmuş, ticaretin ve yolculuğun güvenliğini hedefleyen yapılardır.
Kayserili Halil Paşa'nın yerine kaptanıderyalığa tayin edildi.
Diğer Eserleri ve Vakıfları
16 / 20 · 1 dkİki büyük külliyenin dışında, görev yaptığı ve uğradığı hemen her yerde imar ve onarım işleri yürüttü. Kaynaklar hayır eserlerinin listesini verir ve toplamda on civarında cami ve mescit ile çok sayıda vakıf ev, hamam, su kuyusu, su yolu, çeşme, dükkân, fırın, han, mektep ve değirmen yaptırdığını kaydeder.
Doğduğu semt olan Karagümrük'te cami, çeşme ve mektepten oluşan bir hayrat bıraktı. Buradaki cami 1729 yılındaki Balat yangınında tamamen yandı; 1987 yılında aslî ölçülerine uygun olarak yeniden inşa edildi ve ibadete açıldı.
Sakız adasında bir camisi bulunur. Çatalca ve Çanakkale de eserlerinin bulunduğu yerler arasında sayılır.
Mısır'daki görevi sırasında Kahire kalesinin duvarlarını yeniden yaptırdı ve kale içine asker kışlaları inşa ettirdi. Aynı dönemde Mekke'ye ve hac yolu güzergâhlarına su getirtti, yol üzerindeki kaleleri onarttı. Hac yolunun güvenliği ve su ihtiyacı, Osmanlı devlet adamlarının vakıf faaliyetlerinde düzenli olarak yer alan konulardı.
Kuşadası kalesini yaptırarak buraya vakıflar tahsis ettiği de kaydedilir. Vakıflarının kayıtları on sekizinci yüzyılın sonunda yeniden düzenlenmiş ve bir vakfiye defterinde toplanmıştır.
Mevlevî olduğu belirtilir. Mevlevîlik, on yedinci yüzyılda saray ve devlet çevresinde yaygın bir tarikattı; devlet adamlarının bu yola bağlı olması ve mevlevîhânelere vakıf tahsis etmesi sık görülürdü.
Hizmet Ettiği Padişahlar
17 / 20 · 1 dkÖküz Mehmed Paşa iki padişaha sadrazamlık yaptı: I. Ahmed ve Genç Osman. Saray hizmeti ise daha eskiye, on altıncı yüzyılın ikinci yarısına uzanır.
I. Ahmed 1603 yılında, on üç yaşında tahta çıktı ve 22 Kasım 1617 tarihine kadar hüküm sürdü. Saltanatı, Celâlî hareketlerinin ve doğu cephesindeki savaşın yoğun olduğu bir döneme rastlar. Sultanahmet Camii onun döneminde yapıldı ve kardeş katli uygulaması onun kararıyla sona erdi.
Mehmed Paşa'nın yükselişi bu padişahın dönemindedir. Vezirlik rütbesi, Mısır beylerbeyiliği, kaptanıderyalık, damatlık ve birinci sadaret bu saltanata aittir.
I. Ahmed'in ölümünden sonra kısa bir ara dönem yaşandı. Kardeşi I. Mustafa üç ay kadar tahtta kaldı ve 26 Şubat 1618 tarihinde tahttan indirildi.
Genç Osman aynı gün, on beş yaşında tahta çıktı. Saltanatı 19 Mayıs 1622 tarihine kadar sürdü. Mehmed Paşa'yı önce sadaret kaymakamlığına, sonra ikinci defa sadrazamlığa getirdi ve 23 Aralık 1619 tarihinde görevden aldı.
Genç Osman'ın saltanatı Osmanlı tarihinde ayrı bir yer tutar: 1622 yılındaki ayaklanmada öldürülen ilk padişahtır. Bu olay, Öküz Mehmed Paşa'nın ölümünden sonra gerçekleşti.
İki saltanat arasındaki geçiş, veraset düzeninde ekberiyet esasının uygulanmaya başlamasıyla da anılır.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
18 / 20 · 1 dkDönem kaynakları ve sonraki tarih çalışmaları, Öküz Mehmed Paşa'yı ağırbaşlı, ciddi ve cömert bir devlet adamı olarak tarif eder. Aynı kayıtlar hükümet başkanlığındaki iktidarını orta derecede değerlendirir.
Yönetim tarzının en belirgin özelliği, mali düzenlemelere yönelmesidir. Mısır'da vergi zincirini kısaltması, sikke ayarını düzeltmesi ve ikinci sadaretinde aynı işi merkezde tekrarlaması bu çizginin parçalarıdır. Her iki düzenlemede de yöntem aynıdır: aradaki kademeleri kaldırmak ve ödemenin gerçek değerini korumak.
Uygulamalarının doğurduğu tepki de aynı yöndedir. Mısır'da kaldırılan ek yükler ocak mensuplarının gelirini azalttı ve ayaklanmaya yol açtı. Merkezdeki anlaşmazlığı ise ticaret ahidnamelerinin korunması ile donanmanın ele geçirdiği malların paylaşımı meselesi doğurdu.
Askerî tarafta durum farklıdır. Revan kuşatması, kuşatma malzemesinin taşınmaması kararı sebebiyle sonuçsuz kaldı. Kararın kaynağı yeniçeri ağasının görüşü olsa da sorumluluk serdâr-ı ekrem sıfatını taşıyan sadrazama ait sayıldı ve azlinin gerekçesi oldu.
Hayır eserlerinin çokluğu kaynakların üzerinde durduğu bir başka özelliktir. Yol güzergâhlarına kurulan menzil külliyeleri, hac yolundaki su ve kale işleri ve doğduğu semte bıraktığı hayrat bu başlıktadır.
On yedinci yüzyıl başının sık değişen sadaret düzeninde iki defa makama gelmiş olması, saray içindeki konumunun ve damatlık bağının sonucudur.
I. Ahmed'in kızı Gevherhan Sultan ile nikâhlandı ve Damat unvanını aldı.
Mirası ve Tarihteki Yeri
19 / 20 · 1 dkÖküz Mehmed Paşa'nın Osmanlı tarihindeki yeri üç başlıkla tanımlanır: Mısır'daki vergi düzenlemeleri, iki dönemlik sadareti ve bıraktığı yapılar.
Mısır valiliği, kariyerinin en çok anılan bölümüdür. Tahsilat zincirinden aracı kademelerin çıkarılması ve halktan toplanan ek yüklerin kaldırılması, eyaletin gelir düzenini doğrudan değiştirdi. Devrin kaynakları bu görev dönemini ayrıntılı olarak kaydeder.
Sadareti ise dönemin genel tablosunu yansıtır. On yedinci yüzyılın ilk çeyreğinde sadaret makamı sık el değiştiriyor, sadrazamların çoğu bir iki yıl içinde azlediliyordu. Aynı kişinin iki defa makama gelmesi de bu düzenin parçasıdır.
Doğu cephesindeki savaş onun sadaretlerinde sona ermedi ama düzenlemeleri bu yönde ilerledi. Revan kuşatmasının sonuçsuz kalması savaşın uzamasına yol açtı; ikinci sadaretinde ise 1618 yılındaki antlaşmanın sonuçları bağlandı ve doğu sınırında bir sükûnet dönemi başladı.
Bugüne ulaşan mirası büyük ölçüde yapılarıdır. Ulukışla ve Kuşadası külliyeleri, on yedinci yüzyıl başındaki menzil ve liman yerleşmelerinin örnekleri olarak ayakta durmaktadır. Kuşadası'ndaki han, uzun yıllar sonra farklı işlevlerle kullanılmaya devam etti.
Karşılaştığı düzenleme sorunları da kendisinden sonraki sadrazamlara devroldu. Sikke ayarının korunması ve tahsilat zincirinin kısaltılması, yüzyıl boyunca tekrar tekrar gündeme gelen konular oldu.
Aynı Yıllarda Dünya
20 / 20 · 1 dk1607: Kuzey Amerika'da Jamestown yerleşimi kuruldu.
1609: İspanya ile Hollanda arasında On İki Yıl Mütarekesi imzalandı; Galileo gökyüzü gözlemleri için teleskobunu kullanmaya başladı.
1610: Fransa Kralı IV. Henri öldürüldü; yerine dokuz yaşındaki XIII. Louis geçti.
1611: İngiltere'de Kral James İncili yayımlandı.
1613: Rusya'da Romanov hanedanı tahta geçti.
1618: Prag'daki olayların ardından Otuz Yıl Savaşları başladı.
1620: Beyaz Dağ Muharebesi yapıldı; Mayflower gemisiyle gelen topluluk Kuzey Amerika'ya yerleşti.
1621: İspanya ile Hollanda arasındaki mütareke sona erdi ve savaş yeniden başladı.
Kronoloji
32 olay- 16. yüzyıl
Saraya alınarak eğitime başladığı kaydedilir; doğum yılı bilinmemektedir.
- 17. yüzyıl
İç kiler kethüdalığından sonra silahdarlığa yükseldi.
İskenderiye'ye çıkışında keşşafiye ödemesini almayarak Mısır'daki tahsilat zincirinde değişikliğe girişti.
Kubbe vezirliği rütbesiyle Mısır beylerbeyiliğine tayin edildi.
Mısır'da vergi düzenlemelerine karşı çıkan ocakların ayaklanması bastırıldı; olayları kaynakların bir kısmı bu yıla koyar. Kulkıran lakabı bu uygulamalardan gelir.
Kahire kalesinin duvarları yeniden yaptırıldı ve kale içine eyalet askeri için kışlalar inşa edildi.
Dört buçuk yıl süren Mısır beylerbeyiliğinin ardından İstanbul'a çağrıldı.
Kayserili Halil Paşa'nın yerine kaptanıderyalığa tayin edildi.
Donanmayla birinci Akdeniz seferine çıktı.
I. Ahmed'in kızı Gevherhan Sultan ile nikâhlandı ve Damat unvanını aldı.
İkinci Akdeniz seferi yapıldı; Kıbrıs, Trablusşam, Sayda ve Beyrut çevresinde sahil güvenliği sağlandı ve Ma'noğlu Fahreddin'in itaati temin edildi.
Ege'de verilen kayıp üzerine kaptanıderyalıktan alındı; ikinci vezirliği korundu ve sadaret kaymakamlığı yaptı.
Nasuh Paşa'nın azledilerek idam edilmesi üzerine birinci defa vezîriâzamlığa getirildi.
İlkbaharda doğu seferi için Üsküdar'dan hareket edildi; hareket tarihi kaynaklarda nisan ve mayıs aylarına konur.
Kışı Halep'te geçirdi; ordunun birlikleri Anadolu'nun çeşitli merkezlerinde kışladı.
Elli beş gün süren kuşatma kaldırıldı ve Erzurum'a çekilme kararı alındı; çarpışmalarda yeniçeri ağası Muslu Ağa ile Tekeli Mehmed Paşa öldü.
Halep'ten hareket edildi; Erzurum ve Kars güzergâhından Revan yönüne ilerlendi.
Ordu Revan önlerine ulaştı ve kuşatma başladı; ağır kuşatma silahları getirilmediği için güçlük çekildi.
Birinci sadaretten azledildi; mühür Kaptanıderya Kayserili Halil Paşa'ya verildi.
I. Ahmed öldü; ekberiyet esası uygulanarak kardeşi I. Mustafa tahta çıkarıldı.
I. Mustafa tahttan indirildi ve Genç Osman tahta çıktı.
Genç Osman tarafından sadaret kaymakamlığına getirildi.
Serav Antlaşması imzalandı; antlaşma Kayserili Halil Paşa'nın sadaretinde yapıldı.
Sikke tashihine girişildi; dolaşımdaki paranın ayarı düzeltilerek hazine bir ölçüde rahatlatıldı.
İran şahının elçisi nâme ve hediyelerle geniş katılımlı bir divan toplantısında kabul edildi.
Kayserili Halil Paşa'nın azli üzerine ikinci defa sadrazamlığa getirildi.
Kayserili Halil Paşa döneminde yürütülen müzakerelerde varılan sonuçların esas alındığı antlaşma bağlandı.
Kuşadası ve Ulukışla külliyelerinin vakfiyeleri düzenlendi; yapıların bu tarihten önce tamamlandığı anlaşılır.
Kaptanıderya Güzelce Ali Paşa ile anlaşmazlık üzerine sadrazamlıktan azledildi; mühür Ali Paşa'ya verildi.
Malları müsadere edildi ve Halep beylerbeyiliğiyle başkentten uzaklaştırıldı; görevi hastalık ve mali sıkıntı içinde geçti.
Halep'te öldü ve sağlığında yaptırdığı türbeye gömüldü; ölüm yılı kaynakların bir kısmında 1619 olarak verilir.
Dul kalan eşi Gevherhan Sultan, Vezir Receb Paşa ile evlendirildi.
Sadareti
2 dönem · yaklaşık 3 yılHizmet Ettiği Padişahlar
2 padişah

Savaşlar ve Seferler
4 kayıtAntlaşmalar
1 antlaşmaEserleri
8 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlık makamının alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Öküz Mehmed Paşa mührü iki defa aldı. Birincisinde, 17 Ekim 1614 tarihinde Nasuh Paşa'nın azledilip idam edilmesi üzerine mühür kendisine verildi; bu mühürle serdâr-ı ekrem sıfatını taşıyarak doğu seferini yönetti ve 1616 yılının kasım ayında Revan kuşatmasının sonuçsuz kalması üzerine mühür Kaptanıderya Kayserili Halil Paşa'ya devredildi. İkincisinde, 18 Ocak 1619 tarihinde aynı Halil Paşa'nın azli üzerine mühür yeniden kendisine verildi. 23 Aralık 1619 tarihinde mühür geri alınarak Kaptanıderya Güzelce Ali Paşa'ya teslim edildi; ardından malları müsadere edilip Halep beylerbeyiliğine gönderildi.
Aile Ağacı
5 kişi
Öküz Mehmed PaşaÇağdaşları
11 kişiİlkler ve Enler
6 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
4 maddeYanlış Bilinenler
7 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruÖküz Mehmed Paşa hangi yıllarda sadrazamlık yaptı?
Öküz Mehmed Paşa nereli ve hangi kökendendir?
Öküz lakabı nereden gelir?
Kulkıran lakabı ne anlama gelir?
Öküz Mehmed Paşa Mısır'da ne yaptı?
Damat unvanını nasıl aldı?
Kaptanıderyalık görevini ne zaman yaptı?
Revan kuşatması neden sonuçsuz kaldı?
Öküz Mehmed Paşa birinci sadaretinden neden azledildi?
Serav Antlaşması'nı Öküz Mehmed Paşa mı imzaladı?
İkinci sadaretinden neden azledildi?
Öküz Mehmed Paşa ne zaman ve nerede öldü?
Ulukışla'daki külliye ne zaman ve niçin yapıldı?
Kuşadası'ndaki külliyeden bugüne ne kaldı?
Öküz Mehmed Paşa hangi padişahlara hizmet etti?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q3820159 · Son güncelleme: 6 Eylül 2026