
Reşid Mehmed Paşa
رشيد محمد پاشاMehmed Reşid Paşa
Reşid Mehmed Paşa, II. Mahmud döneminde 1829 ile 1833 arasında sadrazamlık yapan, Konya Muharebesi'nde esir düşen Osmanlı devlet adamıdır.
Reşid Mehmed Paşa Kimdir?
15 dk okumaReşid Mehmed Paşa, kaynakların bir kısmına göre 1780 yılı civarında Kafkasya'da doğdu ve 1836 yılında Diyarbekir'de öldü. Kaynaklar kökenini Gürcü ya da Çerkes olarak kaydeder. Küçük yaşta köle olarak alındı, sonra Koca Hüsrev Paşa'nın konağına verildi ve orada yetişti.
Kariyeri iki alanda yürüdü: taşra valilikleri ve ordu komutanlığı. 1820 yılında Yanya'daki ayaklanmanın bastırılmasında görev aldı, ardından Rumeli'de Yunan ayaklanmasına karşı yürütülen harekâtın başına geçti. Misolonki'nin 1826 yılında alınması ve 1827 yılında Atina'daki kalenin teslim alınması onun komutasında gerçekleşti.
28 Ocak 1829 tarihinde, Rusya ile savaş sürerken sadrazamlığa getirildi. Tayininde, kendisini yetiştirmiş olan ve o sırada serasker bulunan Koca Hüsrev Paşa'nın girişimi etkili oldu. Sadareti sırasında ordunun başında bulundu; 1829 yılının haziran ayında Külevçe'de yenildi ve savaş 14 Eylül 1829 tarihinde imzalanan Edirne Antlaşması ile sona erdi.
Savaştan sonra Arnavutluk ve Bosna'da merkezî yönetimin yeniden kurulmasıyla görevlendirildi. 1832 yılında Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın kuvvetlerine karşı yürütülen harekâtın başına geçti; 21 Aralık 1832 tarihinde Konya ovasındaki muharebede yaralı olarak esir düştü. 17 Şubat 1833 tarihinde sadaretten alındı, sonraki yıllarda Sivas ve Diyarbekir valiliklerinde bulundu ve 1836 yılında Diyarbekir'de öldü.
Kaynakların bir kısmına göre Kafkasya'da doğdu; kökeni Gürcü ya da Çerkes olarak kaydedilir.
Doğumu ve Kökeni
01 / 19 · 1 dkKaynaklar doğum yılını 1780 yılı civarı olarak verir. Doğum yeri Kafkasya olarak kaydedilir; kökeni konusunda kaynaklar ayrışır ve Gürcü ya da Çerkes asıllı olduğu belirtilir. Bu ayrışma, on dokuzuncu yüzyıl başında Kafkasya'dan gelen kişilerin kayıtlarında sık görülür.
Doğum yılı için verilen tarih ile ölümünde altmış yaşlarında olduğu yolundaki kayıt tam olarak bağdaşmaz; iki bilgi arasında birkaç yıllık bir fark bulunur. Kaynaklar bu farkı gidermez, bu yüzden künyede yıl yaklaşık olarak verilmiştir.
Küçük yaşta köle olarak alındı. Kaynaklar ilk sahibinin Hacı Mustafa Efendi adlı bir kişi olduğunu, sonra Koca Hüsrev Paşa'ya satıldığını kaydeder. Kul kökenli devlet adamlarının Osmanlı yönetiminde üst kademelere çıkması, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında hâlâ görülen bir yoldu.
Adının başındaki Reşid, kendisine sonradan verilen isimdir. Devşirme ya da kul kökenli görevlilerin hizmete alınırken yeni bir ad almaları yerleşik uygulamaydı; bu isim, kişinin bütün resmî kayıtlarında kullanılırdı.
Ailesi hakkında bilgi bulunmaz. Anne ve babasının adı kayıtlarda geçmez; kardeşleriyle ilgili bir kayda rastlanmaz. Buna karşılık kendi çocuklarından iki oğlunun adı kaynakların bir kısmında Emin ve İbrahim olarak geçer.
Koca Hüsrev Paşa'nın Konağında Yetişmesi
02 / 19 · 1 dkKoca Hüsrev Paşa'nın konağına verildikten sonra orada yetiştirildi. Osmanlı düzeninde bir paşa konağı, aynı zamanda bir eğitim ve kadro yetiştirme kurumuydu: konakta yetişen kişiler okuma yazma, yazışma usulü, muhasebe ve idare bilgisi edinir, sonra sahiplerinin himayesinde devlet görevlerine yerleştirilirdi.
Koca Hüsrev Paşa bu yolun en bilinen örneklerinden birini kurdu. Kendisi de kul kökenliydi ve kariyeri altmış yıla yayıldı; iki kez kaptanıderya, iki kez serasker oldu, çok sayıda eyalette valilik yaptı. Konağında yetiştirdiği kişileri devletin üst kademelerine yerleştirmesi, kendi nüfuzunun temel dayanağıydı.
Kaynaklar, onun zekâsı ve kabiliyetiyle sahibinin dikkatini çektiğini ve bu sayede hızla yükseldiğini kaydeder. Bu ilişki, sonraki yıllarda da sürdü; 1829 yılında sadrazamlığa getirilmesinde Hüsrev Paşa'nın girişimi belirleyici oldu.
Himaye ilişkisi tek yönlü değildi. Yetiştirilen kişinin yükselmesi, yetiştirenin merkezdeki gücünü artırıyordu. On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında devlet kadrolarının önemli bölümü bu tür konak ağlarıyla dolduruldu.
Bu ağın işleyişi, sonraki dönemde eleştiri konusu oldu. Kadroların liyakate göre değil himayeye göre dağıtılması, Tanzimat döneminde gündeme gelen memuriyet düzenlemelerinin gerekçelerinden biri sayılır. Onun kariyeri, bu düzenin son büyük örneklerindendir.
İlk Görevleri ve Yükselişi
03 / 19 · 1 dkDevlet hizmetinde ilerlemesi, sahibinin himayesiyle başladı. Kaynaklar 1808 yılında kendisine mirimiranlık rütbesi verildiğini kaydeder. Mirimiran, beylerbeyi düzeyinde bir rütbedir ve sancak ya da eyalet yönetimine atanabilmenin şartıydı.
İlk görevleri taşrada geçti. Menteşe ve Tulça gibi sancaklarda bulundu; bu görevler, vergi tahsilatı, asayiş ve asker toplama işlerini kapsıyordu. Taşrada geçirilen yıllar, merkez teşkilatına girmeden önce idarî tecrübe kazandıran olağan basamaktı.
1820 yılında Yanya'daki ayaklanmanın bastırılmasında görevlendirildi. Yanya valisi Tepedelenli Ali Paşa, merkezden bağımsız bir yönetim kurmuş ve üzerine ordu gönderilmişti. Harekât, aynı yıllarda başlayan Yunan ayaklanmasıyla iç içe geçti.
1821 yılında vezirlik rütbesine yükseltildi ve valilik verildi. Kaynaklar bu valiliğin yeri konusunda ayrışır; bir kısmı Konya'yı, bir kısmı Kütahya'yı gösterir. Ardından Tırhala ve Vidin valiliklerinde bulundu.
1824 yılında Rumeli beylerbeyliğine getirildi ve seraskerlik görevi verildi. Serasker, bir cephedeki bütün kuvvetlerin komutanıdır. Bu tayinle, Yunan ayaklanmasına karşı yürütülen harekâtın bütününden sorumlu hale geldi ve adı bundan sonra askerî işlerle anılır oldu.
Bu yükseliş, on dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde taşra kadrolarının nasıl doldurulduğunu gösterir. Rütbe önce verilir, görev sonra bulunurdu; bir devlet adamı kısa aralıklarla farklı eyaletlere gönderilir ve her tayinde yeni bir maiyet kurardı.
Mirimiranlık rütbesi verildi; taşra görevlerine bu rütbeyle başladı.
Yunan Ayaklanması ve Rumeli Seraskerliği
04 / 19 · 1 dk1821 yılında Mora'da başlayan ayaklanma, kısa sürede Rumeli'nin batısına ve Ege adalarına yayıldı. Osmanlı yönetimi, harekâtı iki koldan yürüttü: Mora yarımadasında ve Batı Yunanistan'da. Onun sorumluluk alanı ikinci koldu.
4 Temmuz 1822 tarihinde Peta'da, Yunan kuvvetleri karşısında sonuç alındı. Muharebe, ayaklanmanın ilk yıllarındaki dengeyi Osmanlı lehine çeviren olaylardan biri sayılır.
Aynı yılın sonunda Misolonki önüne gelindi. 25 Ekim 1822 tarihinde başlayan kuşatma sonuç vermedi ve yıl sonunda kaldırıldı. Kaynaklar, planlanan genel hücumun önceden haber alınmasının kuşatmanın başarısızlığında etkili olduğunu kaydeder.
1824 yılında Rumeli beylerbeyi ve serasker olarak harekâtın bütününden sorumlu hale geldi. Ayaklanma o tarihte üçüncü yılındaydı ve Osmanlı yönetimi kendi kuvvetleriyle sonuç alamamıştı. Bu sebeple Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan yardım istendi.
Mısır valisi, oğlu İbrahim Paşa komutasında Avrupa usulünde eğitilmiş bir ordu gönderdi. Bu kuvvet Mora'ya çıkarıldı ve kuvvetin bir bölümü seraskerin emrine verildi. İki ordunun birlikte çalışması, ayaklanmanın askerî olarak bastırılmasında belirleyici oldu; aynı iş birliği, birkaç yıl sonra iki taraf karşı karşıya geldiğinde tersine bir sonuç doğuracaktı.
Misolonki Kuşatması
05 / 19 · 1 dkMisolonki, Korint körfezinin kuzey kıyısında, sığ bir lagünün kenarında kurulmuş bir kasabaydı. Ayaklanmanın Batı Yunanistan'daki merkezi ve deniz yoluyla ikmal edilebilen bir direniş noktasıydı. Kasabanın alınması, bölgedeki harekâtın anahtarı sayılıyordu.
Üçüncü kuşatma 1825 yılının nisan ayında başladı. Kaynaklar kuşatma için toplanan kuvveti otuz beş bin dolayında verir. Kasaba topçu ateşine tutuldu, ancak sığ lagün deniz yoluyla ikmali mümkün kıldığı için kuşatma uzadı.
1825 yılının sonunda Mısır kuvvetlerinden destek istendi. İbrahim Paşa komutasındaki birlikler kuşatmaya katıldı ve lagün üzerindeki ikmal hattı kesildi. Kuşatmanın seyri bundan sonra değişti; kasabadaki erzak tükendi.
Kuşatma altındakiler 1826 yılının nisan ayında dışarı çıkma denemesi yaptı ve kasaba düştü. Kaynaklar kuşatmanın bir yıl kadar sürdüğünü ve iki tarafın da ağır kayıp verdiğini kaydeder. Kuşatma sırasında yaralandığı belirtilir.
Misolonki'nin düşüşü Avrupa kamuoyunda geniş yankı buldu ve ayaklanmaya dış destek verilmesi tartışmasını hızlandırdı. Bu tartışma, iki yıl içinde İngiltere, Fransa ve Rusya'nın ortak müdahalesine ve Navarin'de Osmanlı ile Mısır donanmalarının imha edilmesine giden süreci başlattı. Askerî bakımdan kazanılan sonuç, siyasi bakımdan tersine döndü.
Atina ve Akropolis
06 / 19 · 1 dkMisolonki'den sonra harekât doğuya, Atina yönüne kaydırıldı. Osmanlı kuvvetleri 1826 yılının temmuz ayında şehre ulaştı ve Akropolis'teki kaleyi kuşattı. Antik yapıların bulunduğu kayalık tepe, yüzyıllar boyunca kale olarak kullanılmıştı ve şehrin savunmasının merkeziydi.
Kuşatma on ay sürdü. Kale, deniz yoluyla ulaşan yardımlarla direndi. Yunan tarafı kuşatmayı kırmak için birkaç kez yardım kuvveti gönderdi.
24 Nisan 1827 tarihinde, Atina'nın güneyindeki kıyı bölgesinde yapılan muharebede yardım kuvveti dağıtıldı. Bu sonuç, kaledekilerin dışarıdan destek alma ihtimalini ortadan kaldırdı.
Kale, görüşmeler sonucunda teslim alındı. Kaynaklar, kaledekilerin çıkışına izin verilmesi karşılığında teslimin sağlandığını kaydeder. Böylece Atina ve çevresi Osmanlı yönetimine döndü.
Bu sonuç, ayaklanmanın askerî olarak bastırılmasının son aşamasıydı. Ancak aynı yılın ekim ayında Navarin limanında İngiliz, Fransız ve Rus donanmalarının Osmanlı ve Mısır donanmalarını imha etmesi tabloyu tersine çevirdi. Bir yıl sonra Rusya savaş ilan etti ve Yunanistan meselesi artık askerî değil diplomatik bir mesele haline geldi. Atina'da elde edilen sonuç, 1829 yılındaki Edirne Antlaşması ile hükümsüz kaldı.
Kuşatma sırasında Osmanlı kuvvetleri şehrin alt kesimini denetim altında tuttu. Akropolis'in su ihtiyacı kaya içindeki kaynaklardan karşılanıyordu; bu durum, kuşatmanın uzamasının başlıca sebeplerinden biri olarak kaydedilir.
Yanya'daki ayaklanmanın bastırılmasında görevlendirildi.
Sadrazamlığa Getirilişi
07 / 19 · 1 dkRusya, Navarin'deki olayın ardından 1828 yılında savaş ilan etti ve haziran ayında Tuna'yı geçti. Aynı yılın sonbaharında Varna'nın kaybedilmesi üzerine sadrazam değişti; 26 Ekim 1828 tarihinde göreve gelen Darendeli Topal İzzet Mehmed Paşa üç ay kadar makamda kaldı.
28 Ocak 1829 tarihinde sadaret mührü kendisine verildi. Tayininde, kendisini yetiştirmiş olan ve o sırada seraskerlik makamında bulunan Koca Hüsrev Paşa'nın girişimi belirleyici oldu. Bu tercih, Yunan ayaklanmasında elde ettiği askerî sonuçlarla da gerekçelendirildi.
Devraldığı tablo ağırdı. Yeniçeri Ocağı 1826 yılında kaldırılmış, yerine kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye henüz üç yaşındaydı ve savaşa hazır değildi. Donanma Navarin'de imha edilmişti. Hazine, on yıla yakın süren isyan harekâtıyla yıpranmıştı.
Sadrazamın aynı zamanda ordu komutanı olarak cepheye gönderilmesi, dönemin uygulamasıydı. Bu düzenleme, merkezde seraskerin fiilî yönetici olarak kalmasını da beraberinde getirdi. Kaynaklar, savaş yıllarında İstanbul'daki asıl karar merciinin serasker olduğunu kaydeder.
Görev süresi 28 Ocak 1829 ile 17 Şubat 1833 tarihleri arasında dört yıl sürdü. Bu sürenin tamamı savaş ve isyan harekâtıyla geçti; kapsamlı bir iç düzenleme yapılmadı. Sadareti, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı tarihinde bir sadrazamın büyük bölümünü cephede geçirdiği son örneklerdendir.
1828-1829 Rus Savaşı
08 / 19 · 1 dkSavaş iki cephede yürüdü: Balkanlar'da Tuna hattı ve Kafkasya'da doğu sınırı. Sadrazam olarak Tuna cephesindeki ordunun başına geçti. Kaynaklar emrindeki kuvveti kırk bin ile kırk beş bin arasında verir.
Harekâtın ilk aşamasında sonuç alındı. 1829 yılının mayıs ayında Pravadi önünde Rus kuvvetleri geri püskürtüldü. Pravadi, Varna ile Şumnu arasındaki hattı denetleyen bir mevkiydi ve Rus ordusunun güneye inişini engelliyordu.
Rus ordusunun başında General Diebitsch bulunuyordu. Diebitsch, kale kuşatmalarıyla zaman kaybetmek yerine Osmanlı ordusunu açık arazide karşılamayı tercih etti ve kuvvetlerini bu doğrultuda topladı.
Osmanlı ordusunun donanımı ve eğitimi, kurulalı üç yıl olan yeni ordunun sınırları içindeydi. Kapıkulu ocaklarının kaldırılmasıyla oluşan boşluk henüz doldurulmamıştı; subay kadrosu ve talim düzeni yeni kuruluyordu.
Rusya'nın hedefi, Balkan dağlarını aşarak Edirne'ye ulaşmak ve barışı zorlamaktı. Osmanlı tarafının hedefi ise cepheyi Tuna ile Balkanlar arasındaki hatta tutmaktı. Bu iki hedef, 1829 yılının haziran ayında Külevçe'de karşı karşıya geldi ve savaşın seyri burada belirlendi.
Cephenin coğrafyası da belirleyiciydi. Tuna ile Balkan dağları arasındaki bölge kalelerle donatılmıştı ve savunma bu kalelere dayanıyordu. Kalelerin kuşatılması yerine açık arazide karar aranması, savaşın seyrini birkaç muharebeye bağladı.
Külevçe Yenilgisi ve Edirne Antlaşması
09 / 19 · 1 dk11 Haziran 1829 tarihinde Külevçe'de yapılan muharebede Osmanlı ordusu yenildi. Kaynaklar Rus kuvvetinin yirmi sekiz bin dolayında olduğunu, bunun yaklaşık on sekiz bininin muharebeye girdiğini kaydeder. Osmanlı ordusu topçusunun ve ağırlıklarının büyük bölümünü kaybetti.
Yenilgi, cephenin çökmesine yol açtı. Rus ordusu Balkan geçitlerini aşarak güneye indi ve 1829 yılının ağustos ayında Edirne'ye ulaştı. Başkent ile ordu arasındaki hat kesilmiş, savunulacak bir hat kalmamıştı.
Barış görüşmeleri Edirne'de yapıldı. Antlaşma 14 Eylül 1829 tarihinde imzalandı. Rusya, Tuna'nın denize döküldüğü bölgede ve Karadeniz kıyısında toprak kazandı, Kafkasya'da bazı kaleleri elinde tuttu ve boğazlar ticaret gemilerine açıldı.
Antlaşmanın siyasi sonuçları askerî sonuçlarından ağır oldu. Eflak ve Boğdan'ın özerkliği genişletildi ve iki voyvodalık Rusya'nın fiilî denetimine girdi. Sırbistan'a daha önce vaat edilen özerklik yeniden teminat altına alındı. Yunanistan'ın özerkliği kabul edildi; bu madde, üç yıl içinde bağımsız bir krallığın kurulmasına giden yolu açtı.
Böylece Misolonki ve Atina'da askerî olarak elde edilen sonuç geçersiz kaldı. Kaynaklar, savaşın sadrazamın komutasında yürütülmüş olmasının onun sonraki değerlendirmelerinde ağırlık taşıdığını belirtir; buna karşılık ordunun durumu ve donanmanın imha edilmiş olması da aynı değerlendirmede anılır.
Vezirlik rütbesine yükseltildi ve valilik verildi; kaynaklar valiliğin yeri konusunda ayrışır.
Arnavutluk'ta Merkezî Yönetimin Kurulması
10 / 19 · 1 dkSavaştan sonra Rumeli'nin batısında merkezî yönetimin yeniden kurulmasıyla görevlendirildi. Arnavutluk'un dağlık kesimlerinde yerel beyler, uzun süredir kendi kuvvetlerini ve gelir düzenlerini elinde tutuyordu. Bu yapı, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra merkezin kurmak istediği yeni düzene uymuyordu.
Harekât 1830 yılında yürütüldü. Merkezi Manastır'da kurulan yönetim, bölgedeki beyleri bir araya toplayan bir toplantı düzenledi ve toplantıda beylerin önemli bölümü ortadan kaldırıldı. Kaynaklar olayda hayatını kaybedenlerin sayısını yüzlerle ifade eder.
Bu yöntem, merkezî yönetimin taşradaki ayan ve bey yapısını tasfiye ederken kullandığı uygulamalardan biriydi. Aynı dönemde Anadolu'da da benzer tasfiyeler yapıldı; hedef, vergi ve asker toplama yetkisinin doğrudan merkeze bağlanmasıydı.
Harekâtın ardından bölgede eyalet düzeni yeniden kuruldu ve vergi tahsilatı merkezî kadrolara bağlandı. Kaynaklar, aynı dönemde Manastır'daki bir kilisenin yeniden inşasına izin verilmesi meselesinin de onun yönetimi sırasında görüşüldüğünü kaydeder.
Arnavutluk harekâtı, sadaretinin savaş dışında kalan tek büyük idarî işiydi. Bölgedeki düzenin merkeze bağlanması, II. Mahmud döneminin temel siyasetiydi ve bu siyasetin uygulanmasında ordu komutanlığı ile valilik yetkilerinin aynı kişide toplanması olağan bir yöntemdi.
Bosna Harekâtı
11 / 19 · 1 dkArnavutluk'takine benzer bir mesele Bosna'da ortaya çıktı. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ve yeni ordu düzenine geçilmesi, Bosna'daki yerel ileri gelenler arasında tepkiyle karşılandı. Buna, Rus savaşından sonra bölgenin doğusunda yapılan sınır düzenlemeleri eklendi.
Ayaklanma Hüseyin Gradaşçeviç'in önderliğinde gelişti ve 1831 yılında bölgenin büyük bölümünü denetim altına aldı. Ayaklanmanın talebi, Bosna'nın merkezden ayrılması değil, yeni düzenin bölgede uygulanmaması ve yerel yönetimin korunmasıydı.
Harekât 1831 ve 1832 yıllarında yürütüldü. Ordu Travnik yönüne sevk edildi. Bölgedeki bütün ileri gelenler ayaklanmayı desteklemiyordu; Hersek tarafındaki bazı beylerin merkez yanında yer alması, harekâtın sonucunda etkili oldu.
Ayaklanma 1832 yılında bastırıldı. Bosna'da eyalet düzeni yeniden kuruldu ve merkezî yönetimin kadroları göreve başladı. Bu sonuç, II. Mahmud döneminin taşra siyasetinin Rumeli'deki son büyük uygulamasıdır.
Bosna harekâtı ile Arnavutluk harekâtı arasında iki yıl vardır ve ikisi de aynı sadaret döneminde yürütülmüştür. Bu iki iş, sadrazamın görev süresinin büyük bölümünü İstanbul dışında geçirmesine yol açtı. Merkezdeki işlerin serasker Koca Hüsrev Paşa tarafından yürütülmesi de bu sebeple sürdü.
Mısır Meselesi ve Anadolu Harekâtı
12 / 19 · 1 dkMısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Yunan ayaklanmasında verdiği destek karşılığında Suriye valiliğini istiyordu. Talebin karşılanmaması üzerine 1831 yılında oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusu Suriye'ye yürüdü.
Mısır ordusu Avrupa usulünde eğitilmiş, düzenli bir kuvvetti. Suriye'yi geçtikten sonra Toroslar'ı aşarak Anadolu'ya girdi. Merkezî yönetim, karşısına çıkarılacak bir orduyu toparlamakta zorlandı; yeni ordunun kadrosu Rus savaşında ağır kayıp vermişti.
Mısır kuvvetlerine karşı yürütülen harekâtın planlaması İstanbul'da serasker tarafından yapıldı. 1832 yılının ilkbaharında Anadolu serdârlığına bir başka komutan tayin edildi; aynı yılın ortasında sadrazam, ordunun başına geçmek üzere görevlendirildi.
Ordu Konya ovasında toplandı. Konya, Anadolu'nun ortasında, başkente giden yolun üzerindeydi; burada verilecek sonuç, İstanbul'un önündeki son engeli belirleyecekti.
İki ordu arasındaki fark mevcutta değil düzendeydi. Kaynaklar Mısır ordusunun yirmi yedi bin dolayında düzenli askerden oluştuğunu, Osmanlı tarafında ise muharebeye giren düzenli birlik sayısının çok daha az olduğunu kaydeder. Osmanlı ordusunun büyük bölümü yeni kurulmuş birliklerden ve taşradan toplanan kuvvetlerden oluşuyordu.
Mevsim de harekâtın aleyhineydi. Aralık ayında Orta Anadolu'da hava şartları ağırdı ve iki ordu da uzun bir yürüyüşün ardından ovaya ulaşmıştı. Osmanlı tarafı için ikmal hattı kısaydı, buna karşılık birliklerin bir bölümü muharebe alanına yeni katılmıştı.
Mora'da Yunan ayaklanması başladı ve kısa sürede Rumeli'nin batısına yayıldı.
Konya Muharebesi ve Esareti
13 / 19 · 1 dkMuharebe 21 Aralık 1832 tarihinde Konya'nın kuzeyinde, başkente giden yolun iki yanında yapıldı. Arazi batıda tepelerle, doğuda bataklıkla sınırlıydı. Gün boyunca yoğun sis vardı; sis, görüşü kapattığı için topçu ateşinin isabetini düşürdü ve birlikler arasındaki bağlantıyı zorlaştırdı.
Öğle saatlerinde Osmanlı topçusu ateşe başladı. İbrahim Paşa, Osmanlı hattının sol kanadında süvari ile piyade arasında oluşan boşluğu fark etti ve ihtiyat kuvvetlerini bataklık kenarından bu boşluğa sürdü. Sis içinde ortaya çıkan bu hareket, Osmanlı hattında karışıklık yarattı.
Sadrazam, dağılmaya başlayan birliklerin arasına girerek düzeni yeniden kurmaya çalıştı. Sis yüzünden kendi kuvvetlerinden ayrı düştü, kuşatıldı ve yaralı olarak esir alındı. Komutanın kaybı, ordudaki çözülmeyi hızlandırdı.
Kaynaklar Osmanlı kayıplarını üç bin ölü ve beş binden fazla esir olarak verir; kırk altı top da ele geçirildi. Mısır tarafının kaybı iki yüz altmış iki ölü ve beş yüz otuz yaralı olarak kaydedilir.
Yenilgiden sonra İstanbul yolu açıldı. II. Mahmud Avrupa devletlerinden yardım istedi; olumlu karşılık yalnızca Rusya'dan geldi ve Rus donanması boğaza geldi. Anlaşmazlık 1833 yılında Kütahya'da yapılan uzlaşmayla geçici olarak çözüldü; Mısır valisine Suriye ve Adana'nın yönetimi bırakıldı.
Azli ve Serbest Bırakılması
14 / 19 · 1 dkEsir düşmesi, sadaret makamının fiilen boşalması anlamına geliyordu. Muharebeden yaklaşık iki ay sonra, 17 Şubat 1833 tarihinde sadaretten alındı. Yerine, daha önce de aynı makamda bulunmuş olan Mehmed Emin Rauf Paşa getirildi.
Esareti uzun sürmedi. Kütahya'da yürütülen görüşmeler sırasında serbest bırakıldı. Osmanlı ile Mısır arasındaki uzlaşma, esirlerin iadesini de kapsıyordu.
Azil kararı, muharebenin sonucuna dayandırıldı. Kaynaklar, kararın alınmasında merkezdeki dengelerin de payı olduğunu kaydeder; savaş yıllarında İstanbul'daki fiilî yönetici konumundaki serasker, kendi yetiştirmesi olan sadrazamın makamdan alınmasına engel olmadı.
Bu tablo, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı yönetiminde himaye ilişkisinin sınırlarını gösterir. Bir devlet adamının yükselişini sağlayan bağ, sonucu olumsuz bir askerî harekâttan sonra onu koruyacak kadar güçlü değildi.
Sadareti dört yıl bir ay sürdü ve bu sürenin tamamı savaş ya da isyan harekâtıyla geçti. Kapsamlı bir malî ya da idarî düzenleme yapılmadı. Kaynaklar onun devlet hayatındaki yerini, sadaret makamındaki icraatı üzerinden değil, komuta ettiği harekâtlar üzerinden değerlendirir.
Azil kararının bir başka sonucu, sadaret makamının savaş yönetiminden ayrılmasıydı. Bundan sonraki dönemde sadrazamlar orduların başına geçmedi; askerî komuta seraskerlik makamında toplandı ve bu ayrım Tanzimat döneminde kalıcı hale geldi.
Sivas ve Diyarbekir Valilikleri
15 / 19 · 1 dkAzlinden sonra taşra görevlerine döndü. 1833 yılında Sivas valiliğine getirildi. Sivas, Orta Anadolu ile doğu arasındaki yolların kavşağındaki büyük bir eyaletti.
Ardından Maden ve 1834 yılının ekim ayından itibaren Diyarbekir valiliğinde bulundu. Diyarbekir eyaleti, güneydoğuda geniş bir alanı kapsıyordu ve merkezî yönetimin bölgedeki en önemli üssüydü. Aynı dönemde Rakka tarafındaki idare de kendisine bağlandı.
Bu görevlerdeki işi, Arnavutluk ve Bosna'da yürüttüğü işin doğudaki karşılığıydı. Bölgedeki aşiret ve emirlik yapılarının merkezî yönetime bağlanması hedefleniyordu. Kaynaklar 1835 ve 1836 yıllarında bölgedeki aşiretler ve mahallî emirlikler üzerine yürütülen harekâtları kaydeder.
Bu harekâtların en bilineni, kuzey Irak'taki Soran Emirliği üzerine yapılanıdır. Emirliğin merkezî yönetime bağlanması, bölgedeki mahallî hanedanların tasfiyesi sürecinin parçasıdır.
Doğudaki bu görevler, sadaretinden sonraki üç yılını kapsar. Merkeze dönmedi ve yeniden sadarete getirilmedi. Aynı dönemde onu yetiştirmiş olan Koca Hüsrev Paşa merkezdeki nüfuzunun zirvesindeydi; 1837 yılında seraskerlikten alınması ise onun ölümünden sonra gerçekleşti.
Bu görevlerde yürüttüğü iş, vergi ve asker toplama yetkisinin doğrudan eyalet kadrolarına bağlanmasıydı. Aynı yıllarda merkezî yönetim, taşrada mahallî hanedanların yerine maaşlı memur düzenini kurmaya çalışıyordu; doğu vilayetleri bu değişimin en geç uygulandığı bölgelerdendi.
Peta'da Yunan kuvvetleri karşısında sonuç alındı.
Ölümü ve Defni
16 / 19 · 1 dk1836 yılında Diyarbekir'de öldü. Kaynaklar ölüm ayını farklı verir; bir kısmı ekim, bir kısmı kasım ayını gösterir. Ölüm sebebi olarak sıtma kaydedilir.
Ölümünde altmış yaşlarında olduğu belirtilir. Bu kayıt, doğum yılı için verilen 1780 tarihiyle tam olarak bağdaşmaz; iki bilgi arasında birkaç yıllık fark bulunur ve kaynaklar bu farkı gidermez.
Kaynakların bir kısmı Diyarbekir'de İçkale bölgesindeki caminin haziresine defnedildiğini kaydeder. İçkale, şehrin surlarla çevrili en eski kesimidir ve eyalet yönetiminin merkezi buradaydı.
Geride iki oğlu kaldığı belirtilir; kaynakların bir kısmı adlarını Emin ve İbrahim olarak verir. Ailesinin sonraki kuşakları hakkında kayıt bulunmaz.
Ölümü, II. Mahmud döneminin son yıllarına denk gelir. Üç yıl sonra padişah öldü ve Tanzimat Fermanı ilan edildi. Onu yetiştirmiş olan Koca Hüsrev Paşa, bu tarihte sadaret makamını devraldı ve 1855 yılına kadar yaşadı. Böylece himaye ilişkisinin iki tarafından yetiştirilen önce, yetiştiren sonra öldü.
Ölümü, sadaretinden üç yıl sonra ve merkezden uzakta gerçekleşti. Sadaretten alınan devlet adamlarının taşra valiliklerine gönderilip orada ölmesi, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında sık görülen bir sondu; idam ve sürgün yerine emeklilik ve taşra görevi usulü yerleşmişti.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
17 / 19 · 1 dkKaynaklar onu, kendisine verilen işi doğrudan uygulayan ve büyük bölümünü cephede geçiren bir devlet adamı olarak tarif eder. Kariyerinin neredeyse tamamı askerî harekât ve taşra idaresiyle geçti; merkez teşkilatında kalem hizmeti ya da diplomatik görev almadı.
Yönetim anlayışının merkezinde merkezî otoritenin kurulması vardı. Yanya, Arnavutluk, Bosna ve doğu vilayetlerindeki görevlerinin ortak yönü, yerel güç odaklarının tasfiye edilmesi ve vergi ile asker toplama yetkisinin merkeze bağlanmasıdır. Bu, II. Mahmud döneminin temel siyasetiydi.
Uyguladığı yöntem sert oldu. Manastır'daki toplantıda beylerin ortadan kaldırılması, dönemin taşra tasfiyelerinin en bilinen örneklerinden biridir. Kaynaklar olayı tarih ve sonuç düzeyinde kaydeder; bu yöntemin merkezî yönetimin genel uygulaması olduğunu da belirtir.
Askerî bakımdan, komuta ettiği harekâtların sonuçları ayrışır. Yunan ayaklanmasında hedeflenen sonuçları elde etti; Rus savaşında ve Mısır kuvvetleri karşısında ise yenildi. İki yenilgide de karşısındaki ordunun düzenli ve talimli olması, kendi ordusunun ise yeni kurulmuş olması kaynaklarda öne çıkarılır.
Kişisel hayatı hakkında bilgi sınırlıdır. Kul kökenli olması sebebiyle ailesine dair kayıt yoktur; iki oğlunun adı dışında aile bilgisi bulunmaz.
Mirası ve Tarihteki Yeri
18 / 19 · 1 dkReşid Mehmed Paşa'nın tarihteki yeri, üç askerî harekât üzerinden değerlendirilir: Yunan ayaklanmasına karşı yürütülen harekât, 1828-1829 Rus savaşı ve Mısır kuvvetlerine karşı Anadolu'daki harekât.
Birincisinde hedeflenen sonuç elde edildi. Misolonki 1826 yılında alındı, Atina'daki kale 1827 yılında teslim alındı ve ayaklanma askerî olarak bastırıldı. Ancak Navarin'deki olay ve ardından gelen Rus savaşı, bu sonucu geçersiz kıldı; Yunanistan 1832 yılında bağımsız bir krallık olarak kuruldu.
İkincisi ve üçüncüsü yenilgiyle sonuçlandı. Külevçe yenilgisi Rus ordusunun Edirne'ye ulaşmasına ve ağır şartlı bir antlaşmaya, Konya yenilgisi ise Mısır meselesinin devletin varlığını tehdit eden bir krize dönüşmesine yol açtı. İki yenilgi de, yeni kurulan ordunun henüz düzenli bir Avrupa ordusuyla ya da onun usulünde eğitilmiş bir kuvvetle baş edemediğini gösterdi.
İdarî bakımdan mirası, Arnavutluk ve Bosna'da merkezî yönetimin kurulması ile doğu vilayetlerindeki mahallî yapıların tasfiyesidir. Bu işler, II. Mahmud döneminin taşra siyasetinin uygulanmış halidir.
Kariyeri aynı zamanda bir düzenin son örneklerindendir. Bir paşa konağında yetişen kul kökenli bir kişinin sadaret makamına kadar yükselmesi, Tanzimat sonrasında yerini mektepli ve kalemden yetişen memur tipine bıraktı. Onu yetiştiren Koca Hüsrev Paşa ile birlikte, bu düzenin son iki büyük temsilcisi sayılırlar.
Misolonki'nin birinci kuşatması başladı; kuşatma yıl sonunda sonuçsuz kaldırıldı.
Aynı Yıllarda Dünya
19 / 19 · 1 dk1829: Edirne Antlaşması ile Osmanlı Rus savaşı sona erdi; aynı yıl İngiltere'de Katoliklerin siyasi haklarını tanıyan yasa çıktı.
1830: Fransa'da Temmuz Devrimi ile hanedan değişti; aynı yıl Fransa Cezayir'i işgal etti.
1830: Belçika, Hollanda'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.
1831: Lehistan'daki ayaklanma Rus ordusu tarafından bastırıldı.
1832: Londra Konferansı ile Yunanistan Krallığı kuruldu ve tahta Bavyeralı Otto geçti.
1833: Kütahya'da yapılan uzlaşmayla Mısır meselesi geçici olarak çözüldü; aynı yıl Rusya ile Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı.
1834: Britanya İmparatorluğu'nda köleliği kaldıran yasa yürürlüğe girdi.
1836: Doğu Anadolu ve kuzey Irak'ta mahallî emirliklerin merkezî yönetime bağlanması sürdü.
Kronoloji
34 olay- 18. yüzyıl
Kaynakların bir kısmına göre Kafkasya'da doğdu; kökeni Gürcü ya da Çerkes olarak kaydedilir.
- 19. yüzyıl
Mirimiranlık rütbesi verildi; taşra görevlerine bu rütbeyle başladı.
Yanya'daki ayaklanmanın bastırılmasında görevlendirildi.
Vezirlik rütbesine yükseltildi ve valilik verildi; kaynaklar valiliğin yeri konusunda ayrışır.
Mora'da Yunan ayaklanması başladı ve kısa sürede Rumeli'nin batısına yayıldı.
Peta'da Yunan kuvvetleri karşısında sonuç alındı.
Misolonki'nin birinci kuşatması başladı; kuşatma yıl sonunda sonuçsuz kaldırıldı.
Tırhala valiliğine, ardından Vidin valiliğine getirildi.
Rumeli beylerbeyliğine getirildi ve seraskerlik görevi verildi.
Misolonki önüne gelindi ve üçüncü kuşatma başladı; kuşatma kuvveti kaynaklarda otuz beş bin dolayında verilir.
Mısır valisinin oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetler kuşatmaya katıldı ve deniz yoluyla ikmal kesildi.
Misolonki düştü; kuşatma sırasında yaralandığı kaydedilir.
Atina'ya ulaşıldı ve Akropolis'teki kale kuşatıldı.
Akropolis'teki kale görüşmeler sonucunda teslim alındı.
Atina'nın güneyindeki muharebede Yunan yardım kuvveti dağıtıldı.
Navarin'de Osmanlı ve Mısır donanmaları imha edildi.
Rus orduları Tuna'yı geçti ve savaş Balkanlar'a yayıldı.
Varna'nın kaybedilmesi üzerine sadaret değişti; Darendeli Topal İzzet Mehmed Paşa göreve getirildi.
Sadrazamlığa getirildi; tayininde serasker Koca Hüsrev Paşa'nın girişimi etkili oldu.
Pravadi önünde Rus kuvvetleri geri püskürtüldü.
Külevçe'de General Diebitsch komutasındaki Rus ordusuna yenildi; topçu ve ağırlıkların büyük bölümü kaybedildi.
Rus ordusu Balkan geçitlerini aşarak Edirne'ye ulaştı.
Edirne Antlaşması imzalandı; Yunanistan'ın özerkliği kabul edildi, Eflak ve Boğdan'ın özerkliği genişletildi.
Arnavutluk'ta merkezî yönetimin kurulmasıyla görevlendirildi; Manastır'da toplanan beylerin önemli bölümü ortadan kaldırıldı.
Bosna'da Hüseyin Gradaşçeviç önderliğindeki ayaklanma bölgenin büyük bölümünü denetim altına aldı.
Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusu Suriye'ye yürüdü.
Bosna'daki ayaklanma bastırıldı ve eyalet düzeni yeniden kuruldu.
Mısır kuvvetlerine karşı yürütülen harekâtta ordunun başına geçmek üzere görevlendirildi.
Konya ovasındaki muharebede Osmanlı ordusu yenildi; yaralı olarak esir düştü.
Kütahya'da yapılan uzlaşmayla Mısır meselesi geçici olarak çözüldü ve esaretten serbest bırakıldı.
Sivas valiliğine getirildi.
Sadaretten alındı; yerine Mehmed Emin Rauf Paşa getirildi.
Diyarbekir valiliğine getirildi; bölgedeki mahallî yapıların merkeze bağlanmasıyla görevlendirildi.
Diyarbekir'de sıtmadan öldü; kaynakların bir kısmı ölüm ayını ekim, bir kısmı kasım olarak verir.
Sadareti
1 dönem · yaklaşık 4 yılHizmet Ettiği Padişahlar
1 padişahSavaşlar ve Seferler
6 kayıtAntlaşmalar
1 antlaşmaEserleri
3 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlığın alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Reşid Mehmed Paşa mührü 28 Ocak 1829 tarihinde II. Mahmud'dan aldı ve 17 Şubat 1833 tarihinde makamdan alınmasıyla geri verdi. Sadareti boyunca ordunun başında bulundu; bu sebeple mühür çoğu zaman İstanbul'da değil, sefer ordugâhında bulundu ve merkezdeki işler sadaret kaymakamlığı ile seraskerlik üzerinden yürütüldü.
Aile Ağacı
4 kişi
Reşid Mehmed PaşaÇağdaşları
10 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
8 maddeYanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruReşid Mehmed Paşa hangi yıllarda sadrazamlık yaptı?
Reşid Mehmed Paşa nereli ve kökeni nedir?
Reşid Mehmed Paşa ile Koca Hüsrev Paşa arasındaki ilişki neydi?
Reşid Mehmed Paşa sadrazamlıktan önce hangi görevlerde bulundu?
Misolonki kuşatması nasıl sonuçlandı?
Atina'daki Akropolis kalesi nasıl alındı?
Reşid Mehmed Paşa neden sadrazamlığa getirildi?
Külevçe Muharebesi'nde ne oldu?
Edirne Antlaşması neler getirdi?
Reşid Mehmed Paşa Arnavutluk'ta ne yaptı?
Konya Muharebesi nasıl geçti?
Reşid Mehmed Paşa esaretten nasıl kurtuldu?
Reşid Mehmed Paşa'dan sonra kim sadrazam oldu?
Reşid Mehmed Paşa sadaretten sonra hangi görevlerde bulundu?
Reşid Mehmed Paşa nerede ve ne zaman öldü?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q3123755 · Son güncelleme: 6 Eylül 2026

