
Tarhuncu Ahmed Paşa
طرخونجى احمد پاشاTarhuncu Sarı Ahmed Paşa·Sarı Ahmed Ağa
Tarhuncu Ahmed Paşa, 1652-1653 yıllarında IV. Mehmed'in sadrazamlığını yapan ve Osmanlı maliyesinde ilk bütçe denemesini yürüten devlet adamıdır.
Tarhuncu Ahmed Paşa Kimdir?
16 dk okumaTarhuncu Ahmed Paşa, Arnavutluk'un kuzeyindeki Mat yöresinde doğdu ve 21 Mart 1653 tarihinde İstanbul'da öldü. Doğum yılı kesin olarak bilinmez; kaynaklar 1592 civarını verir. Enderun'da yetişti, vezir kapılarında kethüdalık yaptı, Diyarbekir beylerbeyliği ve Mısır valiliğinin ardından 20 Haziran 1652 tarihinde sadrazamlığa getirildi.
Sadareti dokuz ay sürdü ve bütünüyle devlet maliyesinin düzeltilmesi üzerine kuruldu. Göreve geldiğinde hazine yıllardır açık veriyor, kapıkulu ulufesi zamanında ödenemiyor, Girit Savaşı'nın masrafı her yıl büyüyordu. Maliye kalemlerine devletin bütün gelir ve giderlerini kalem kalem çıkarttırdı, sonucu bir lâyiha halinde padişaha sundu. Bu defter, gelirle giderin karşılıklı gösterildiği ve açığın rakamla ifade edildiği ilk Osmanlı bütçe denemesi sayılır ve kaynaklarda Tarhuncu Bütçesi adıyla anılır.
Defterin ardından uygulamaya geçti. Saray, tersane, tophane, cebehane ve ahır masraflarında kısıntıya gidildi, gümrük gelirleri yeniden düzenlendi, rüşvetin yasaklandığına dair emirler taşraya gönderildi ve mal varlığı görev gelirini aşan görevlilerden hazineye ödeme istendi. Bu uygulamalar merkezdeki kalem erbabı, ocak ileri gelenleri ve saray çevresinde geniş bir muhalefet doğurdu. 21 Mart 1653 tarihinde, Nevruz günü saraya çağrıldığında mühür geri alındı ve aynı gün boğularak idam edildi. Naaşı Üsküdar'da Karacaahmet Mezarlığı'nın Miskinler mevkiine defnedildi.
Arnavutluk'un kuzeyindeki Mat yöresinde doğdu. Doğum yılı kesin değildir, kaynaklar 1592 civarını tahmin olarak verir.
Doğumu ve Kökeni
01 / 19 · 1 dkTarhuncu Ahmed Paşa, Arnavutluk'un kuzeyinde bulunan Mat yöresinde doğdu. Arnavut kökenli olduğu bütün kaynaklarda ortaktır. Bölge, on altıncı yüzyılın sonunda Osmanlı idaresi altındaydı ve devşirme uygulamasının yapıldığı yerler arasındaydı.
Doğum yılı kesin olarak bilinmez. Kaynaklar 1592 yılı civarını tahmin olarak verir. Ölümünde yaşının altmışı geçmiş olduğunun kaydedilmesi bu tahmini destekleyen veridir. Anne ve babasının adı kaynaklarda geçmez; devşirme yoluyla saraya alınan görevlilerde bu durum kural sayılacak kadar yaygındır, çünkü kayıt kişinin devşirildiği yer ve tarihle başlar, ailesiyle ilgili bilgi tutulmaz.
Kaynaklarda adı iki lakapla birlikte anılır. Bunlardan Sarı, hizmetinin ilk yıllarında kullanıldığı belirtilen sıfattır ve kayıtlarda Sarı Ahmed Ağa biçiminde geçer. Tarhuncu lakabı ise sadrazamlığından sonra yaygınlaştı ve tarih kitaplarında bu adla yer aldı.
Devşirme, Osmanlı Devleti'nin Rumeli ve Anadolu'daki hristiyan tebaadan belirli aralıklarla çocuk toplayıp devlet hizmetine yetiştirmesi düzeninin adıdır. Toplananlar önce Türkçe öğrenmeleri için Anadolu'da ailelerin yanına verilir, ardından yeteneklerine göre Acemi Ocağı'na ya da doğrudan saraya alınırdı. On yedinci yüzyılın ilk yarısında Arnavutluk, bu yolla merkez teşkilatına en çok görevli veren bölgelerden biriydi. Aynı dönemde yetişen ve sonradan sadaret makamına gelen birçok isim de aynı bölgeden gelmiştir.
Enderun'da Yetişmesi
02 / 19 · 1 dkSaraya alındıktan sonra Enderun'da yetiştirildi. Enderun, padişahın hizmetinde bulunacak görevlilerin ve taşraya gönderilecek idarecilerin eğitildiği saray içi mektepti. Burada okuma yazma, din bilgisi, hat, hesap ve devlet usulü öğretiliyor, aynı zamanda sarayın farklı odalarında görev verilerek uygulama tecrübesi kazandırılıyordu.
Enderun'un eğitim düzeni oda esasına dayanıyordu. Küçük odalardan başlayan görevli, kıdemine ve gösterdiği kabiliyete göre üst odalara geçiyor, en yukarıda has odaya ulaşıyordu. Her basamakta ayrı bir hizmet alanı ve ayrı bir ücret vardı. Belirli bir kıdeme gelenler dışarıya bir görevle çıkarılır, buna saraydan çıkma denirdi.
Bu düzenin en belirgin sonucu, hesap ve kayıt işlerine yatkın görevlilerin erken fark edilip mali kalemlere yönlendirilmesiydi. Tarhuncu Ahmed'in sonraki kariyerinde hazine, tahsilat ve muhasebe işlerinde görevlendirilmesi bu birikimle ilişkilendirilir. Sadareti sırasında bütçe defterini bizzat takip edebilmesi ve maliye kâtiplerinin hazırladığı raporları kendi eliyle yeniden düzenlemesi de aynı temelin sonucu sayılır.
Saraydan çıktıktan sonra kapıkulu süvari bölüklerine geçti. Kapıkulu süvarileri, maaşlı merkez ordusunun atlı sınıfıydı ve sefer dışında da İstanbul'da bulunurdu. Bu bölüklerde görev almak, saray dışındaki kariyerin ilk basamağıydı ve bir vezir kapısına kethüda olarak girmenin yolunu açıyordu.
Vezir Kapılarında Kethüdalık
03 / 19 · 1 dkKariyerinin belirleyici basamağı kethüdalıktır. Kethüda, bir vezirin ya da yüksek görevlinin kapı halkını, gelirlerini ve yazışmasını yöneten kişiydi. Bu görev, sahibi adına para toplamak, hesap tutmak ve merkezle ilişkiyi yürütmek anlamına geliyordu; bu yüzden kethüdalık, mali işlere yatkın görevlilerin yükselme yoluydu.
Kaynakların bir kısmına göre 1631, bir kısmına göre 1633 yılında Silahdar Bosnalı Musa Ağa'nın kethüdalığına getirildi. Musa Ağa saray hizmetinden yetişmiş, sonradan vezirlik ve Mısır valiliği yapmış bir görevliydi. Bu dönemde Sarı Ahmed Ağa adıyla tanındığı kaydedilir.
Aynı yıllarda hem merkezde hem taşrada kethüdalık ilişkisi, devlet adamı yetiştirmenin başlıca yolu haline gelmişti. Bir kapıda yetişen görevli, efendisinin yükselmesiyle birlikte kendisi de rütbe alıyor, efendisi düşerse aynı düşüşü paylaşabiliyordu.
Sonraki hizmeti Hezarpâre Ahmed Paşa'nın kapısında geçti. Hezarpâre Ahmed Paşa, Sultan İbrahim döneminin son sadrazamıdır ve 1648 yılındaki ayaklanma sırasında öldürülmüştür. Bu olay, kethüdalık yaptığı kapının dağılması anlamına geliyordu.
Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi ve yerine yedi yaşındaki IV. Mehmed'in tahta çıkması, merkezdeki bütün dengeleri değiştirdi. Yeni düzende taşraya gönderilecek görevliler arasında yer aldı ve beylerbeyilik rütbesiyle merkezden ayrıldı. Vezir kapılarında geçirdiği yıllar, sadaretinde uygulayacağı yöntemin kaynağıdır: gelir ve gider kalemlerinin ayrıntılı takibi ile hesap sorma alışkanlığı.
Girit'e çıkarma yapıldı ve Venedik ile savaş başladı; savaş yirmi dört yıl sürdü.
Diyarbekir Beylerbeyiliği ve Mısır Valiliği
04 / 19 · 1 dkMerkezden ayrıldıktan sonra Diyarbekir beylerbeyiliğine getirildi. Diyarbekir, doğu sınırının güvenliğinden sorumlu büyük eyaletlerden biriydi ve İran cephesindeki hareketlerde ordunun toplanma merkezlerinden sayılıyordu. Eyaletin gelir kalemleri geniş, tımar düzeni karmaşıktı.
Buradan Mısır valiliğine nakledildi. Tayin 1649 yılında yapıldı. Görevden alınma yılı kaynaklarda ayrışır: bir kısım kaynak 1650, bir kısmı 1651 yılını verir.
Mısır, Osmanlı eyaletleri arasında ayrı bir yere sahipti. Salyaneli eyalet düzeninde yönetiliyor, yıllık geliri toplandıktan sonra masrafları düşülüp kalan bölümü İstanbul'a irsaliye adıyla gönderiliyordu. Bu para, merkez hazinesinin en düzenli gelir kalemlerinden biriydi. Aynı zamanda Haremeyn'e, yani Mekke ve Medine'ye gönderilen yıllık tahsisatın kaynağı da Mısır gelirleriydi.
Mısır valiliği, mali işlerde tecrübe kazandıran ve aynı zamanda büyük servet biriktirmeye imkân veren bir görevdi. Valilerin merkeze gönderdiği irsaliyenin eksik çıkması sık görülen bir sorundu ve valilerin azil sebeplerinin başında geliyordu.
Bu görevin sadaretine hazırlık niteliği taşıdığı kabul edilir. Merkez hazinesinin taşra gelirlerine ne ölçüde bağlı olduğunu, irsaliyenin nasıl toplandığını ve tahsilat zincirinin nerede aksadığını doğrudan gördü. Sadrazamlığında ilk el attığı konunun taşra gelirlerinin düzenli tahsili olması, bu tecrübeyle açıklanır. Mısır'dan ayrıldıktan sonra bir süre görev almadı ve İstanbul dışında bulundu.
Sadrazamlığa Getirilişi
05 / 19 · 1 dk1652 yılında merkezî yönetim dört yıldır sürekli el değiştiriyordu. Sultan İbrahim'in 1648 yılında tahttan indirilmesinin ardından tahta çıkan IV. Mehmed on yaşındaydı ve devlet işleri saray içindeki gruplar arasında yürütülüyordu. 1651 yılının eylül ayında Kösem Sultan'ın öldürülmesiyle valide sultanlık ve fiilî karar yetkisi Turhan Sultan'a geçti.
Aynı dönemde sadaret makamı hızla el değiştirdi. Melek Ahmed Paşa, 21 Ağustos 1651 tarihindeki esnaf ayaklanmasının ardından görevden alındı. Ayaklanmanın sebebi, ulufe ödemelerinin gecikmesi ve piyasaya ayarı düşük sikke sürülmesiydi. Yerine Abaza Siyavuş Paşa getirildi; onun görevi de bir ayı geçmedi. 27 Eylül 1651 tarihinde makama gelen Gürcü Mehmed Paşa ileri yaştaydı ve mali sorunlara çözüm üretemedi.
Hazine açığı, Girit Savaşı'nın yedinci yılında taşınamaz hale gelmişti. Donanma masrafı, kapıkulu ulufesi ve saray harcamaları toplanan gelirin üstüne çıkıyordu. Saray çevresi, maliyeyi bilen ve sert tedbir alabilecek bir isim arıyordu.
Mühr-i hümayun 20 Haziran 1652 tarihinde Tarhuncu Ahmed Paşa'ya verildi. Kaynakların bir kısmında tayin tarihi 19 Haziran 1652 olarak geçer. Göreve gelirken maliyeyi düzeltme sözü verdiği ve bu sözün tayininin başlıca gerekçesi olduğu kaydedilir.
Makama geldiğinde önünde üç iş vardı: hazineye giren parayı artırmak, çıkanı azaltmak ve ikisi arasındaki farkı ilk kez rakamla ortaya koymak. Sadaretinin dokuz ayı bu üç başlıkta geçti ve sonunda aynı başlıklar görevden alınmasının da sebebi oldu.
Devraldığı Mali Tablo
06 / 19 · 1 dkOn yedinci yüzyıl ortasında Osmanlı hazinesinin temel sorunu, gelirlerin sabit kalırken giderlerin sürekli büyümesiydi. Uzun süren Girit Savaşı her yıl donanma, asker ve mühimmat masrafı doğuruyordu. Venedik donanmasının Ege'deki hareketleri, Girit'teki orduya yapılan sevkiyatı güçleştiriyor ve masrafı daha da artırıyordu.
Gider tarafının en büyük kalemi kapıkulu ocaklarının ulufesiydi. Ocak mevcutları kayıtlarda gerçekte olduğundan yüksek görünüyor, bulunmayan kişiler adına ödeme yapılıyordu. Yeniçeri, acemi oğlanları, bostancı ve baltacı ulufeleriyle saray masraflarının toplamı, taşradan gelen gelirin belirgin biçimde üstündeydi.
Gelir tarafında cizye, avarız ve mukataa gelirleri yer alıyordu. Bu kalemlerin tahsilatı savaş yılları boyunca aksadı. Mukataaların iltizama verilmesinde peşin alınan bedeller, ilerideki yılların gelirini bugünden harcama sonucunu doğuruyordu.
Açığı kapatmak için önceki yıllarda başvurulan yöntem, sikkenin ayarını düşürmekti. Bu yol 1651 yılında denenmiş ve piyasada büyük karışıklığa yol açarak esnaf ayaklanmasıyla sonuçlanmıştı. Tarhuncu Ahmed Paşa bu yönteme başvurmadı; kaynaklar, ayar düşürmeyi doğrudan reddettiğini kaydeder.
Geriye iki yol kalıyordu: geliri artırmak ve gideri kısmak. İkisinin de yapılabilmesi için önce gerçek rakamların bilinmesi gerekiyordu. Devletin toplam gelirinin ve toplam giderinin ne olduğu, o güne kadar tek bir defterde karşılıklı gösterilmiş değildi. Sadaretinin ilk işi bu defterin hazırlanması oldu.
Kethüdalığını yaptığı Hezarpâre Ahmed Paşa'nın sadareti sona erdi; Sultan İbrahim tahttan indirildi ve yedi yaşındaki IV. Mehmed tahta çıktı.
Bütçe Defterinin Hazırlanması
07 / 19 · 1 dkGöreve geldikten sonra maliye kalemlerine devletin bütün gelir ve gider kalemlerinin çıkarılması emrini verdi. Bu iş için maliye kâtiplerinden bir kurul oluşturuldu. Kurul, taşra eyaletlerinden gelen cizye, avarız ve mukataa gelirlerini kalem kalem topladı; karşısına ocak ulufelerini, saray masraflarını ve sefer giderlerini yazdı.
Çalışmanın yürütülme biçimi kaynaklarda ayrıntılı olarak anlatılır. Maliye kâtipleri hazırladıkları raporu defterdara sundu, defterdar çıkan sonucu sadrazama verdi, sadrazam da raporları yeniden ele alarak bir lâyiha halinde padişaha takdim etti. Rakamların sadrazamın kendi elinden geçmesi, o güne kadarki muhasebe usulünden ayrılan yanıdır.
Defterin asıl yeniliği, gelir ve giderin karşılıklı gösterilmesi ve aradaki farkın açık olarak yazılmasıdır. Önceki muhasebe kayıtları belirli kalemlerin hesabını tutuyor, ancak devletin toplam durumunu tek bir tabloda vermiyordu. Bu çalışma ile açık, tahmin olarak değil rakam olarak ortaya kondu.
İkinci yeniliği, geçmiş yılın hesabını kapatmakla yetinmeyip gelecek yıl için tahmin yapmasıdır. Lâyihada, alınacak tedbirlerle açığın nasıl kapatılabileceği de gösterildi. Bu yönüyle çalışma, sonraki dönemde denk bütçe anlayışının ilk örneği olarak değerlendirilir.
Sadaretinde biri hazine açığı ve donanma masrafları üzerine olmak üzere maliye erkânının katıldığı meclisler toplandı. Bu toplantılarda alınan kararlar, defterdeki rakamların uygulamaya çevrilmesini amaçlıyordu.
Tarhuncu Bütçesinin Rakamları
08 / 19 · 1 dkHazırlanan lâyihanın rakamları kaynaklarda iki ayrı hesap biriminde verilir. Akçe üzerinden yapılan hesapta devletin geliri 500.712.502 akçe, gideri 676.106.387 akçe, açık ise 175.393.885 akçe olarak gösterilir. Bu rakamlar, sadaretinin son yılına denk gelen mali yılın muhasebesini kapsar.
Kaynakların bir kısmında aynı hesap yük birimiyle verilir. Bir yük yüz bin akçeye karşılık gelir. Bu hesapta taşra eyaletlerinden gelen cizye, avarız ve mukataa bedelinden oluşan gelir 5.329 yük, yeniçeri ocağı, acemi oğlanları ocakları, bostancı ve baltacı ulufeleri ile saray masraflarının toplamı 6.872 yük olarak öngörülür; açık yaklaşık 1.600 yüktür.
İki hesabın rakamları birbirinden farklıdır, çünkü farklı mali yıllara aittir ve kalem kapsamları aynı değildir. Ortak olan sonuç, giderin geliri belirgin biçimde aştığı ve açığın toplam gelirin dörtte biri ile üçte biri arasında bir orana ulaştığıdır.
Defterde gelir kalemleri arasında cizye en büyük paya sahiptir. Cizye, gayrimüslim tebaadan alınan yıllık vergidir ve tahsilatı nakit yapıldığı için hazinenin en güvenilir kaynağı sayılıyordu. Avarız, olağanüstü hallerde toplanan ve zamanla düzenli hale gelen vergiydi. Mukataa ise devlet gelirlerinin belirli süreyle kişilere verilmesinden doğan kalemdi.
Gider tarafında en büyük kalem ulufe ödemeleriydi. Bunu saray masrafları, tersane ve donanma giderleri ile sefer harcamaları izliyordu.
Gelir Arttırma ve Tahsilat Tedbirleri
09 / 19 · 1 dkAçığın kapatılması için başvurduğu ilk yol, mevcut gelirlerin eksiksiz toplanmasıydı. Taşrada tahsil edilip merkeze gönderilmeyen kalemlerin takibi sıkılaştırıldı. Mukataa bedellerinin ödenmesinde gecikme yapan mültezimler üzerine gidildi.
Gümrük gelirleri ayrı bir başlık olarak ele alındı. Gümrük, dış ticaretten alınan ve nakit toplanan bir gelirdi; savaş yıllarında deniz ticaretinin aksaması bu kalemi düşürmüştü. Gümrük kayıtlarının yeniden düzenlenmesi ve tahsilatın artırılması için tedbir alındı.
İkinci yol, mal varlığı görev gelirini aşan devlet görevlilerinden hazineye ödeme istenmesiydi. Kalem erbabı, emin ve kâtip sınıfından servet sahibi olanlara, bu servetin bir bölümünü hazineye vermeleri bildirildi. Uygulama, görevlilerin gelir kaynaklarının incelenmesiyle birlikte yürütüldü. Kaynaklar bu yolla hazineye önemli miktarda para girdiğini kaydeder.
Üçüncü yol yeni vergilerdi. Değirmen ve hane üzerinden alınan vergiler bu dönemde gündeme geldi. Bu kalemler, hazineye kaynak sağlamakla birlikte doğrudan halkı, askerî sınıfı ve ilmiye mensuplarını etkilediği için tepki topladı.
Selefi Gürcü Mehmed Paşa döneminde yapılan bazı tayinlerin iptal edilmesi de gündeme geldi. Bu tayinlerin karşılığında alınan bedellerin hazineye aktarılması istendi. Girişim tamamlanamadı; kaynaklar, saraydan gelen müdahale sonucu iptal işleminin geri alındığını belirtir. Uygulamaların toplamı, hazineye kaynak sağlarken merkezdeki görevli sınıfını karşısına aldı.
Mısır valiliğine getirildi.
Saray ve Ocak Masraflarının Kısılması
10 / 19 · 1 dkGider tarafında yürütülen çalışma, kurumların masraflarının kalem kalem incelenmesi esasına dayandı. Saray, tersane, donanma, istabl-ı âmire, cebehane ve tophane giderleri ayrı ayrı ele alındı ve her birinde kısıntıya gidildi.
Saray masrafları en hassas başlıktı. Mutfak, kiler, harem tahsisatı ve saray görevlilerinin ücretleri, hazinenin doğrudan ödediği kalemlerdi. Bu kalemlerin denetime açılması, saray içindeki görevlileri ve harem çevresini doğrudan etkiledi.
İstabl-ı âmire, saray ahırlarının ve at teşkilatının adıdır. Sefer zamanı ordunun nakliye ihtiyacını karşılayan bu birimin masrafı yüksekti. Tophane top döküm, cebehane ise silah ve mühimmat üretim yeriydi. Bu kurumların harcamaları savaş sebebiyle sürekli artıyordu ve kısıntı yapılması askerî hazırlığı doğrudan ilgilendiriyordu.
Tersane ve donanma masrafları başlı başına bir mesele oldu. Girit'e sevkiyat yapan ve Ege'de Venedik donanmasıyla karşılaşan filonun ihtiyaçları sürekliydi. Sadrazamın bu kaleme koyduğu sınır, kaptanıderyalık makamı ve tersane erkânıyla arasında gerginlik doğurdu. Kaynaklar, azlinin arka planında tersane ve donanma harcamaları konusunda verilen sözlerin yerine getirilememesinin bulunduğunu belirtir.
Kısıntıların ortak özelliği, hazinenin en büyük gider kalemlerine ve aynı zamanda merkezdeki en güçlü çevrelere dokunmasıydı. Mali açıdan zorunlu sayılan bu tedbirler, uygulandıkları her alanda yeni bir muhalefet odağı oluşturdu.
Rüşvetle Mücadele ve Görevlilerin Denetimi
11 / 19 · 1 dkSadaretinin üçüncü başlığı, tayin ve tahsilat işlerinde rüşvetin önlenmesiydi. Devlet görevlilerine, iş görürken rüşvet ve hatır gözetilmemesi konusunda kesin emirler gönderildi. Emirler merkezle sınırlı kalmadı, taşra görevlilerine de ulaştırıldı.
Denetim iki yönlü yürütüldü. Bir yandan tayinlerde alınan bedeller incelendi, öte yandan yüksek görevlilerin hanelerine giren paranın kaynağı araştırıldı. Kalem erbabı ve eminler, gelirlerinin görevleriyle uyumu bakımından sorgulandı.
Uygulamada caydırıcılık amacıyla açık infazlara başvurulduğu kaydedilir. Kaynaklar, meydanlarda yapılan bu uygulamaların rüşvet alan görevlileri hedef aldığını belirtir. Verilen hükümlerin sayısı ve kimleri kapsadığı konusunda kaynaklar arasında farklılık vardır.
Rüşvetin yaygınlığı, dönemin yönetim düzeninin yapısıyla ilgiliydi. Görevler kısa süreli veriliyor, görevli süresini uzatmak ya da yeni bir yere geçmek için merkezdeki kişilere ödeme yapıyor, bu ödemeyi de bulunduğu yerin gelirinden çıkarıyordu. Zincirin her halkası bir sonrakine yükü aktarıyordu.
Denetimin doğrudan sonucu, merkezdeki kâtip ve emin sınıfının sadrazama karşı bir blok haline gelmesi oldu. Bu sınıf, defterleri tutan ve tahsilatı yürüten kesimdi; desteği olmadan hiçbir mali tedbirin uygulanma imkânı yoktu. Sadaretinin son aylarında karşılaştığı engellerin önemli bölümü bu çevreden geldi.
Girit Savaşı, Donanma ve Tersane
12 / 19 · 1 dkSadareti, Girit Savaşı'nın sekizinci yılına denk geldi. Savaş 1645 yılında adaya yapılan çıkarmayla başlamış, adanın büyük bölümü alınmasına rağmen Kandiye Kalesi'nin direnmesi yüzünden bitirilememişti. Venedik, üstünlüğü denizde arıyordu.
Venedik donanması Ege'de ve Çanakkale Boğazı çıkışında hareket halindeydi. Girit'teki Osmanlı ordusuna asker, erzak ve mühimmat gönderilmesi bu sebeple hem güç hem pahalı hale gelmişti. Sevkiyatın aksaması, adadaki kuşatmanın uzamasına yol açıyordu.
Donanmanın hazırlanması, hazinenin en büyük mevsimlik gider kalemiydi. Her ilkbaharda gemilerin donatılması, tayfa toplanması, kürekçi temini ve levazım tedariki için toplu ödeme gerekiyordu. Bu ödemenin zamanında yapılamaması seferin gecikmesi anlamına geliyordu.
Sadrazamın bütçe hedefiyle donanmanın ihtiyacı bu noktada karşı karşıya geldi. Kısıntı kararları tersane erkânı tarafından harekâtı aksatan tedbirler olarak değerlendirildi. Kaynaklar, donanma ve tersane masrafları için verilen sözlerin karşılanamamasını azlin doğrudan sebepleri arasında sayar.
Azil ve idam kararının verildiği gün tersanede bulunuyor olması da bu ilişkiyi gösterir. Sadrazamlığının son işlerinden biri, donanmanın sefere çıkması için gereken hazırlığın tamamlanmasıydı.
Girit Savaşı onun ölümünden sonra on altı yıl daha sürdü. Kandiye Kalesi 1669 yılında, Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa'nın sadaretinde alındı ve savaş o zaman sona erdi.
İstanbul'da esnaf ayaklanması çıktı ve Melek Ahmed Paşa görevden alındı; yerine Abaza Siyavuş Paşa getirildi.
1652 İstanbul Yangını ve Piyasa Sıkıntısı
13 / 19 · 1 dkSadaretinin beşinci ayında İstanbul'da büyük bir yangın çıktı. Yangın 20 Kasım 1652 tarihinde Esir Hanı çevresinde başladı ve şiddetli rüzgârla birlikte hızla yayıldı.
Ateş, Tavukpazarı ve Çarşıkapı yönünde ilerleyerek kapalı çarşı bölgesine ulaştı. Kaynaklar Çarşıkapı, Gedikpaşa, Çemberlitaş, Mahmutpaşa, Beyazıt ve Mercan çevresinin zarar gördüğünü kaydeder. Yanan yerler arasında han, hamam, dükkân ve konaklar bulunuyordu.
Yangının mali sonucu ağır oldu. Zarar gören alan, şehrin ticaret merkeziydi ve buradan alınan kira, gümrük ve pazar gelirleri hazineye ve vakıflara akıyordu. Yıkım, bu gelirlerin bir bölümünü kesti; aynı zamanda esnafın sermayesini yok etti.
Aynı dönemde başkentte nakit sıkıntısı derinleşti. Ödemelerin karşılanabilmesi için kısa vadeli borçlanmaya başvuruldu. Mum eminliği gibi bazı gelir kalemleri, peşin ödeme karşılığında kişilere verildi. Bu uygulamalardan biri, imtiyazı alan kişi ile saray görevlileri arasında anlaşmazlık çıkması üzerine sonuçsuz kaldı ve alınması beklenen para hazineye girmedi.
Yangın ve nakit darlığı, bütçe çalışmasının hedeflerini doğrudan etkiledi. Gelirlerin artırılması için alınan tedbirlerin sonuç vermesi zaman isterken, hazine yeni ve beklenmedik bir yükle karşılaştı. Bu tablo, sadrazamın merkezdeki desteğinin zayıflamasını hızlandırdı.
IV. Mehmed ve Turhan Sultan ile İlişkisi
14 / 19 · 1 dkSadareti boyunca tahtta IV. Mehmed bulunuyordu. Padişah 1642 yılında doğmuş, 1648 yılında yedi yaşında tahta çıkmıştı. Sadrazamın göreve geldiği tarihte on yaşındaydı ve devlet işlerinde karar mercii değildi.
Fiilî karar yetkisi valide sultandaydı. 1651 yılının eylül ayında Kösem Sultan'ın öldürülmesinin ardından bu yetki Turhan Sultan'a geçti. Sadrazamların tayini ve azli, valide sultanın onayı ile saray içindeki ağaların etkisi altında gerçekleşiyordu.
Tarhuncu Ahmed Paşa'nın uygulamaları, saray harcamalarına doğrudan dokunduğu için bu çevreyle ilişkisini zorladı. Saray masraflarının denetlenmesi, harem tahsisatı ve saray görevlilerinin ücretleri gibi kalemleri gündeme getirdi. Selefinin yaptığı tayinlerin iptali girişiminin saraydan gelen müdahaleyle sonuçsuz kalması, bu ilişkinin sınırlarını gösterir.
İlmiye tarafında dengeler bir süre korundu. Bahâî Mehmed Efendi 16 Ağustos 1652 tarihinde ikinci kez şeyhülislâmlığa getirildi ve bu tayin, ulema ile yaşanan gerginliği bir ölçüde yumuşattı. Şeyhülislâm, görevini sadrazamın ölümünden sonra da sürdürdü.
Sadrazam aleyhindeki iddiaların valide sultana ulaştırılması, azil sürecinin belirleyici adımı oldu. Kaynaklar, hazırladığı bütçe lâyihasının gerçekçi bulunmadığı yolunda saraya bilgi verildiğini ve hesabın sağlam bir dayanağı olmadığının ileri sürüldüğünü kaydeder. Bu iddialar, mali tedbirlerden etkilenen çevrelerden geliyordu.
Muhalefetin Büyümesi
15 / 19 · 1 dkSadaretinin son aylarında muhalefet üç ayrı kesimde birleşti. Birincisi, gelirleri incelenen ve hazineye ödeme yapması istenen kalem erbabı ile eminlerdi. Bu kesim, mali kayıtları tutan ve tahsilatı yürüten gruptu.
İkincisi askerî çevrelerdi. Sipahi bölükleri ve ocak ileri gelenleri, ulufe ödemelerindeki düzenleme ve masraf kısıntısı sebebiyle rahatsızdı. Kapıkulu ocaklarının kayıtlarının incelenmesi, ödeme alan kişilerin sayısını doğrudan ilgilendiriyordu.
Üçüncüsü ilmiye mensupları ve esnaftı. Değirmen ve hane üzerinden alınan yeni vergiler, doğrudan halkı ve vergi muafiyeti bulunan kesimleri etkiledi. Yangının ardından ticaret merkezinin zarar görmesi, esnafın tepkisini artırdı.
Muhalefetin ortak yöntemi, saraya ulaşan bilgiyi yönlendirmekti. Kaynaklar, sadrazamın padişahı tahttan indirme niyeti taşıdığı yolunda bir söylentinin yayıldığını kaydeder. On yedinci yüzyıl ortasında bu tür bir iddia, azil için yeterli sayılan en ağır suçlamaydı.
Bütçe lâyihasının rakamlarına yönelik itiraz da aynı dönemde gündeme geldi. Hesabın sağlam bir temele dayanmadığı ileri sürüldü. Rakamların doğruluğu tartışması, esas itibarıyla tedbirlerin uygulanmasını durdurmayı amaçlıyordu.
Donanma ve tersane harcamaları konusunda verilen sözlerin karşılanamaması, muhalefetin elindeki en somut dayanak oldu. Sadaretinin dokuzuncu ayında merkezdeki desteği tükenmiş durumdaydı.
Kösem Sultan öldürüldü; valide sultanlık ve fiilî karar yetkisi Turhan Sultan'a geçti.
Azli ve İdamı
16 / 19 · 1 dkGörevden alınması 21 Mart 1653 tarihinde, Nevruz gününde gerçekleşti. Sadrazam o gün yılbaşı hediyelerini padişaha takdim etmiş, ardından tersanede bulunduğu sırada saraya çağrılmıştı.
Saraya deniz yoluyla, Hasbahçe tarafından girdi. Kendisini darüssaade ağası karşıladı ve sadaret mührü geri alındı. Aynı gün bostancılara teslim edildi ve boğularak idam edildi. Sadareti dokuz ay sürmüştü; kaynaklar süreyi dokuz ay yirmi bir gün olarak verir.
Naaşı saraydan alındı ve Üsküdar'a geçirildi. Kaynaklar, cenazenin ilk efendisi Musa Paşa'nın ailesi tarafından gönderilen bir adam aracılığıyla teslim alındığını kaydeder. Karacaahmet Mezarlığı'nın Miskinler mevkiine defnedildi. Ölümünde yaşının altmışı geçmiş olduğu belirtilir.
Azil gerekçesi olarak kaynaklarda iki husus öne çıkar. Birincisi donanma ve tersane harcamaları konusunda verilen sözlerin yerine getirilememesi, ikincisi padişaha karşı bir hazırlık içinde olduğu yolundaki iddiadır. İkinci iddianın dayanağı gösterilmemiştir ve kaynaklar bunu mali tedbirlerden etkilenen çevrelerin yaydığı bir söylenti olarak kaydeder.
Yerine aynı gün Koca Derviş Mehmed Paşa getirildi. Yeni sadrazam bir yıl yedi ay görevde kaldı ve 28 Kasım 1654 tarihinde görevden ayrıldı. Kaynaklar, iki isim arasında hazine, donanma ve tersane harcamaları konusunda daha önceden anlaşmazlık bulunduğunu belirtir. Bütçe çalışmasının öngördüğü tedbirler idamdan sonra uygulanmadı.
Bütçesinin Mali Tarihteki Yeri
17 / 19 · 1 dkHazırlattığı defter, Osmanlı mali tarihinde ayrı bir yere sahiptir. Kaynaklarda Tarhuncu Bütçesi adıyla anılan bu çalışma, devletin gelirini ve giderini karşılıklı gösteren ve açığı rakamla ortaya koyan ilk denemedir.
Önceki muhasebe kayıtları, belirli hazine kalemlerinin yıllık hesabını tutuyordu. Bu kayıtlar geçmişe dönüktü ve devletin toplam durumunu vermiyordu. Tarhuncu Ahmed Paşa'nın lâyihası ise gelecek mali yıl için tahmin içeriyor ve açığın hangi tedbirlerle kapatılacağını gösteriyordu. Bu yönüyle çalışma, denk bütçe fikrinin ilk uygulaması olarak değerlendirilir.
Çalışmanın yöntemi de dikkat çekicidir. Rakamlar tek bir kalemden değil, maliye kâtiplerinden oluşan bir kurul tarafından toplandı; defterdar aracılığıyla sadrazama, oradan padişaha sunuldu. Uzunçarşılı, bu yöntem sebebiyle Tarhuncu Ahmed Paşa'yı devlet maliyesi alanında topladığı istatistik verilere dayanarak ıslahata girişen ilk Osmanlı devlet adamı olarak değerlendirir.
Defterin öngördüğü tedbirler uygulanamadı. Sadrazamın idamından sonra mali düzenleme çalışması durdu ve hazine açığı büyümeye devam etti. Mali alanda kapsamlı bir düzenlemenin yeniden gündeme gelmesi, 1656 yılında Köprülü Mehmed Paşa'nın sadaretiyle mümkün oldu.
Bugün Osmanlı maliye tarihi çalışmalarında bu defter, klasik dönem bütçelerinin karakteristik örneği olarak incelenir. Rakamları, on yedinci yüzyıl ortasında devletin gelir ve gider yapısını gösteren temel kaynaklardan biridir.
Kişiliği, Yönetim Anlayışı ve Mirası
18 / 19 · 1 dkDönem kaynakları Tarhuncu Ahmed Paşa'yı hesap işlerine hâkim, kararını uygulamakta ısrarlı ve ayrıntıyı doğrudan takip eden bir yönetici olarak tarif eder. Maliye kâtiplerinin hazırladığı raporları kendi eliyle yeniden düzenlemesi ve lâyihayı bizzat sunması, bu tarifin dayanağıdır.
Yönetim anlayışının merkezinde rakam vardı. Devletin durumunun tahminle değil hesapla ortaya konması, aldığı bütün tedbirlerin çıkış noktasıdır. Gelir tarafında tahsilatın sıkılaştırılması, gider tarafında kalem kalem kısıntı ve tayin düzeninde rüşvetin önlenmesi, aynı çerçevenin parçalarıdır.
Uygulamalarının yöntemi, dönemin diğer sadrazamlarında da görülen sert tedbirleri içeriyordu. Görevlilerin servetlerinin incelenmesi ve açık infazlara başvurulması bu başlıktadır. Kaynaklar, bu uygulamaların merkezdeki görevli sınıfını kısa sürede karşısına aldığını kaydeder.
Dokuz aylık sadareti, Osmanlı tarihinde kısa görev sürelerinin olağan sayıldığı bir döneme rastlar. 1648 ile 1656 yılları arasında sadaret makamı sekiz yıl içinde çok sayıda el değiştirdi. Bu düzenin sona ermesi, 1656 yılında Köprülü Mehmed Paşa'nın sadareti şarta bağlayarak kabul etmesiyle gerçekleşti.
Adı bugün maliye tarihi çalışmalarında, ilk bütçe denemesiyle birlikte anılır. Girişiminin sonuç vermemesi ile hazırlattığı defterin taşıdığı yenilik arasındaki ilişki, dönemle ilgili tartışmaların ana konularından biridir.
Abaza Siyavuş Paşa'nın yerine Gürcü Mehmed Paşa sadrazamlığa getirildi.
Aynı Yıllarda Dünya
19 / 19 · 1 dk1648: Vestfalya Antlaşması ile Otuz Yıl Savaşları sona erdi ve Avrupa'da yeni bir devletler düzeni kuruldu.
1648: Fransa'da Fronde adı verilen ayaklanmalar başladı; merkezî yönetim beş yıl boyunca sarsıldı.
1649: İngiltere'de iç savaşın ardından Kral I. Charles idam edildi ve cumhuriyet ilan edildi.
1651: İngiltere'de Seyrüsefer Kanunu çıkarıldı; deniz ticaretinde Hollanda ile rekabet sertleşti.
1652: İngiltere ile Hollanda arasında Birinci İngiliz-Hollanda Savaşı başladı.
1652: Hollandalılar Ümit Burnu'nda Kap yerleşimini kurdu; Asya deniz yolu üzerinde kalıcı bir üs ortaya çıktı.
1653: İngiltere'de Oliver Cromwell yönetimi doğrudan eline aldı.
1653: Hindistan'da Tac Mahal'in inşaatı tamamlandı.
Kronoloji
31 olay- 16. yüzyıl
Arnavutluk'un kuzeyindeki Mat yöresinde doğdu. Doğum yılı kesin değildir, kaynaklar 1592 civarını tahmin olarak verir.
- 17. yüzyıl
Silahdar Bosnalı Musa Ağa'nın kethüdalığına getirildi; bu tayin kaynakların bir kısmında 1633 yılına konur. Bu dönemde Sarı Ahmed Ağa adıyla tanındı.
IV. Murad öldü, yerine kardeşi Sultan İbrahim tahta çıktı.
Girit'e çıkarma yapıldı ve Venedik ile savaş başladı; savaş yirmi dört yıl sürdü.
Kethüdalığını yaptığı Hezarpâre Ahmed Paşa'nın sadareti sona erdi; Sultan İbrahim tahttan indirildi ve yedi yaşındaki IV. Mehmed tahta çıktı.
Beylerbeyilik rütbesiyle taşra görevine gönderildi; Mısır valiliğinden önce Diyarbekir beylerbeyiliğinde bulundu.
Mısır valiliğine getirildi.
Mısır valiliğinden alındı; görevden alınma yılı kaynakların bir kısmında 1651 olarak verilir.
Melek Ahmed Paşa sadrazamlığa getirildi; ulufe ödemeleri ve sikke ayarı üzerine alınan tedbirler tepki topladı.
İstanbul'da esnaf ayaklanması çıktı ve Melek Ahmed Paşa görevden alındı; yerine Abaza Siyavuş Paşa getirildi.
Kösem Sultan öldürüldü; valide sultanlık ve fiilî karar yetkisi Turhan Sultan'a geçti.
Abaza Siyavuş Paşa'nın yerine Gürcü Mehmed Paşa sadrazamlığa getirildi.
Maliye kâtiplerinden bir kurul oluşturuldu ve devletin bütün gelir ile gider kalemlerinin çıkarılması emredildi.
Rüşvet ve hatır gözetilerek iş görülmemesi konusunda merkez ve taşra görevlilerine kesin emirler gönderildi.
Hazine açığı ve donanma masrafları üzerine maliye erkânının katıldığı meclisler toplandı.
Saray, tersane, donanma, istabl-ı âmire, cebehane ve tophane giderlerinde kısıntıya gidildi.
Gümrük gelirlerinin artırılması ve mukataa bedellerinin eksiksiz tahsili için tedbir alındı.
Serveti görev gelirini aşan kalem erbabı ve eminlerden hazineye ödeme yapmaları istendi.
Selefi Gürcü Mehmed Paşa döneminde yapılan bazı tayinlerin iptali girişimi saraydan gelen müdahaleyle sonuçsuz kaldı.
Değirmen ve hane üzerinden alınan yeni vergiler gündeme geldi; uygulama halk, asker ve ilmiye çevresinde tepkiyle karşılandı.
Sadrazamlığa getirildi. Tayin tarihi kaynakların bir kısmında 19 Haziran 1652 olarak geçer.
Bahâî Mehmed Efendi ikinci kez şeyhülislâmlığa getirildi; ilmiye ile yaşanan gerginlik bir ölçüde yumuşadı.
İstanbul'da Esir Hanı çevresinde başlayan yangın Çarşıkapı, Gedikpaşa, Çemberlitaş, Mahmutpaşa, Beyazıt ve Mercan çevresini vurdu.
Gelir ve giderin karşılıklı gösterildiği lâyiha padişaha sunuldu; gelir 500.712.502 akçe, gider 676.106.387 akçe, açık 175.393.885 akçe olarak yazıldı.
Bütçe rakamlarının sağlam bir hesaba dayanmadığı ileri sürüldü ve padişahı tahttan indirme hazırlığı içinde olduğu yolunda söylenti yayıldı.
Naaşı Üsküdar'a geçirilerek Karacaahmet Mezarlığı'nın Miskinler mevkiine defnedildi.
Nevruz günü yılbaşı hediyelerini takdim ettikten sonra tersaneden saraya çağrıldı; darüssaade ağası tarafından karşılanarak sadaret mührü geri alındı.
Bostancılara teslim edilerek boğuldu; sadareti dokuz ay yirmi bir gün sürmüştü.
Yerine Koca Derviş Mehmed Paşa sadrazamlığa getirildi.
Koca Derviş Mehmed Paşa görevden ayrıldı; bütçe lâyihasının öngördüğü tedbirler uygulanmadı.
Köprülü Mehmed Paşa sadrazamlığa getirildi ve mali düzenleme çalışması yeniden gündeme geldi.
Sadareti
1 dönem · yaklaşık 1 yılHizmet Ettiği Padişahlar
3 padişah


Eserleri
4 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlık makamının alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Tarhuncu Ahmed Paşa mührü 20 Haziran 1652 tarihinde IV. Mehmed'den aldı ve dokuz ay elinde tuttu. Mühür, 21 Mart 1653 tarihinde saraya çağrıldığında darüssaade ağası tarafından geri alındı; aynı gün Koca Derviş Mehmed Paşa'ya verildi.
Aile Ağacı
2 kişi
Tarhuncu Ahmed PaşaÇağdaşları
10 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
8 maddeYanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruTarhuncu Ahmed Paşa hangi tarihlerde sadrazamlık yaptı?
Tarhuncu Ahmed Paşa nereli ve hangi kökenden gelir?
Tarhuncu Ahmed Paşa hangi yılda doğdu?
Tarhuncu Bütçesi nedir?
Tarhuncu Bütçesi'nde hangi rakamlar yer alır?
Tarhuncu Ahmed Paşa hazine açığını kapatmak için hangi tedbirleri aldı?
Tarhuncu Ahmed Paşa neden sikkenin ayarını düşürmedi?
Tarhuncu Ahmed Paşa sadrazam olmadan önce hangi görevlerde bulundu?
Tarhuncu Ahmed Paşa Mısır'da ne kadar kaldı?
Tarhuncu Ahmed Paşa neden görevden alındı?
Tarhuncu Ahmed Paşa nasıl ve ne zaman öldü?
Tarhuncu Ahmed Paşa'dan sonra sadrazam kim oldu?
Tarhuncu Ahmed Paşa döneminde İstanbul'da hangi büyük olay yaşandı?
Tarhuncu Ahmed Paşa hangi padişaha hizmet etti?
Tarhuncu Ahmed Paşa'nın bütçesi neden önemli sayılır?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q7685991 · Son güncelleme: 6 Eylül 2026