
Tunuslu Hayreddin Paşa
تونسلى خير الدين پاشاHayreddin Paşa·Hayreddin et-Tûnusî·Khéreddine
Tunuslu Hayreddin Paşa, Tunus'ta başvekillik yaptıktan sonra 1878-1879 yıllarında Osmanlı sadrazamlığına getirilen ıslahatçı devlet adamıdır.
Tunuslu Hayreddin Paşa Kimdir?
15 dk okumaTunuslu Hayreddin Paşa, Kafkasya'da doğdu ve 1890 yılının ocak ayında İstanbul'da öldü. Doğum yılı kaynaklarda farklı verilir. Ailesini Kafkasya'daki bir Rus harekâtı sırasında kaybettiği, küçük yaşta köle olarak İstanbul'a getirildiği ve nakîbüleşraf Kıbrıslı Tahsin Bey tarafından satın alındığı kaydedilir.
Hayatının ilk dönemi Tunus'ta geçti. 1830 yılında Tunus'a götürüldü, Ahmed Paşa'nın sarayında yetişti ve askerlik mesleğinde yükseldi. 1857 ile 1862 yılları arasında bahriye müdürlüğü yaptı, 1861 yılında ilan edilen anayasayla kurulan Meclis-i Ekber'in ilk başkanı oldu. 1869 yılında Tunus'un dış borçlarını düzenlemek için kurulan Milletlerarası Maliye Komisyonu'nun başkanlığına getirildi. 21 Ekim 1873 tarihinde Tunus'un en yüksek idarî makamı olan reîs-i müdîrânlığa tayin edildi ve 21 Temmuz 1877 tarihindeki istifasına kadar bu görevde kaldı.
İkinci dönemi Osmanlı merkezinde geçti. 1878 yılının ağustos ayında II. Abdülhamid tarafından İstanbul'a davet edildi; kendisine vezaret rütbesi verildi, Meclis-i Âyân üyeliğine ve yeni kurulan Maliye Komisyonu başkanlığına getirildi. İki ay sonra, 4 Aralık 1878 tarihinde sadrazamlığa tayin edildi. Sekiz aya yakın süren sadareti 29 Temmuz 1879 tarihindeki istifasıyla sona erdi.
Arapça kaleme aldığı Akvemü'l-Mesâlik adlı eseri, on dokuzuncu yüzyıl İslam dünyasının siyasî düşünce metinleri arasında sayılır. Kitapta Avrupa devletlerinin gücünü adalet ve hürriyete dayalı siyasî kurumlara bağladı ve bu kurumların İslam ülkelerinde de kurulabileceğini savundu. Sadaretten ayrıldıktan sonra İstanbul'da kaldı ve 1882 yılında yapılan ikinci sadaret teklifini kabul etmedi.
Tunus valisi Ahmed Paşa'nın bir adamı tarafından İstanbul'dan Tunus'a götürüldü.
Doğumu ve Kökeni
01 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa'nın hayatının ilk yıllarına ait bilgiler sınırlıdır. Kafkasya'da doğduğu ve ailesini bölgedeki bir Rus harekâtı sırasında kaybettiği kaydedilir. Kaynaklar Abhaz kökenli olduğunu belirtir.
Doğum yılı konusunda kaynaklar ayrışır. Bir kısmı 1820, bir kısmı 1823 yılını verir; 1830 yılında Tunus'a götürüldüğünde on üç yaşında olduğunu söyleyen kayıt ise daha erken bir yıla işaret eder. Kesin bir tarih üzerinde birleşme yoktur.
Küçük yaşta köle olarak İstanbul'a getirildi. Nakîbüleşraf ve Anadolu kazaskeri Kıbrıslı Tahsin Bey tarafından satın alındı ve onun Kanlıca'daki yalısında yetişti.
İstanbul'da geçirdiği bu yıllar Türkçesinin ve ilk eğitiminin temelini oluşturdu. Bununla birlikte hayatının büyük bölümü Arapça konuşulan bir ülkede geçtiği için Türkçe yazı diline hâkim olmadığı, sonraki dönemde kaydedilen bir husustur.
1830 yılında Tunus valisi Ahmed Paşa'nın bir adamı tarafından Tunus'a götürüldü. Tunus, o tarihte Osmanlı Devleti'ne bağlı, ancak Hüseynî ailesinin irsen yönettiği özel statülü bir eyaletti.
Ailesi hakkında kayıt bulunmaz. Babasının ve annesinin adı kaynaklarda geçmez; Kafkasya'dan köle olarak getirilen çocukların aile bilgileri genellikle tutulmazdı.
Tunus'ta Yetişmesi
02 / 19 · 1 dkTunus'a götürüldükten sonra Ahmed Paşa'nın sarayında memlük olarak yetiştirildi. Memlük düzeni, satın alınan gençlerin saray içinde eğitilip devlet hizmetine hazırlanması usulüdür ve Tunus yönetiminde on dokuzuncu yüzyıl boyunca uygulandı.
Özel hocalardan Arapça ve İslamî ilimler alanında eğitim aldı. Kısa sürede Ahmed Paşa'nın ve dönemin en yetkili idarecisi olan Hazinedar Mustafa Paşa'nın güvenini kazandı.
Askerlik mesleğine girdi ve hızla yükseldi. 1846 yılında miralay, 1850 yılında mirliva ve süvari kuvvetleri kumandanı oldu. 1855 yılında feriklik rütbesi verildi.
Yenilikçi fikirlerle ilk teması 1840 yılında oldu. Ahmed Paşa'nın modern bir ordu kurmak için açtığı Bardo Harbiye Mektebi'nde görevli Fransız subaylarla tanıştı; yeni sistemleri ve Fransızcayı öğrenmeye çalıştı.
Fikrî yönünü belirleyen iki isim, dönemin Tunuslu âlimleri Mahmûd Kābâdû ve İbrahim er-Riyâhî'dir. İlk ıslahat düşüncelerini bu iki âlimden aldığı kaydedilir.
Avrupa ile doğrudan teması 1846 yılında başladı. Ahmed Paşa'nın yaveri sıfatıyla Paris'i ziyaret etti. Bu ziyaret, sonraki yıllarda Avrupa kurumlarını yakından incelemesinin başlangıcı oldu.
Askerlik ve saray hizmetinin yanı sıra idarî işlerde de görevlendirildi. Tunus yönetiminde memlük kökenli görevlilerin askerî ve sivil işleri birlikte yürütmesi olağandı; bu düzen, sonraki yıllarda hem orduda hem maliyede görev almasını kolaylaştırdı.
Paris Yılları
03 / 19 · 1 dk1853 ile 1857 yılları arasında Paris'te kaldı. Görevi, Tunuslu Mahmûd b. Ayyâd Paşa'ya karşı açılan davada Tunus'u temsil etmekti.
Dava, Tunus hazinesinden çıkan büyük bir meblağın takibiyle ilgiliydi. Fransız mahkemelerinde yürütülen süreci Tunus'un menfaatlerine uygun biçimde sonuçlandırdı.
Bu dört yıl, Avrupa medeniyetini yakından tanıma fırsatı verdi. Fransızcasını ilerletti, Fransız idarî ve hukukî kurumlarının işleyişini yerinde gördü.
Paris'te edindiği gözlemler sonraki eserinin dayanağı oldu. Avrupa devletlerinin gücünün kurumsal düzene dayandığı yönündeki değerlendirmesi bu yıllarda şekillendi.
Paris'teki başarısı üzerine 21 Ocak 1857 tarihinde Tunus bahriye müdürlüğüne tayin edildi. Tunus'a dönerek 8 Mayıs 1857 tarihinde görevine başladı.
Bahriye müdürlüğü, Tunus yönetiminin en önemli makamlarından biriydi. Ülke Akdeniz ticaretinin kavşağındaydı ve limanların işleyişi doğrudan gelirle bağlantılıydı. Bu görevde 23 Kasım 1862 tarihine kadar kaldı ve donanmayı yenileme çalışmaları yürüttü.
Dava süresince Tunus hükümetiyle sürekli yazışma halinde kaldı. Bu yazışmalar, Avrupa başkentlerinde bir ülkenin çıkarlarının nasıl temsil edileceği konusunda ilk uygulamalı deneyimi oldu.
Aynı yıllarda Avrupa'daki basın ve yayın düzenini de yakından izledi. Kamuoyunun devlet kararları üzerindeki etkisi, sonraki eserinde üzerinde durduğu konulardan biri haline geldi.
Ahmed Paşa'nın açtığı Bardo Harbiye Mektebi'nde görevli Fransız subaylarla tanıştı; yeni askerî sistemleri ve Fransızcayı öğrenmeye başladı.
Ahdü'l-emân ve Anayasa Çalışmaları
04 / 19 · 1 dkTunus'ta 10 Eylül 1857 tarihinde ahdü'l-emân ilan edildi. Belge, Osmanlı Tanzimat ve Islahat fermanlarındaki esasları içeriyordu: bütün halka can ve mal güvenliği, vergi adaleti, din ve dil hürriyeti.
Hayreddin Paşa, bu belgeyle başlayan modernleşme hareketinin en etkin isimlerinden biri oldu. Siyasî ve içtimaî düzenin yeniden kurulmasını savunan grubun içinde yer aldı.
1860 yılında Tunus anayasasını hazırlayan komisyona üye seçildi. Anayasa ertesi yıl yürürlüğe girdi ve Tunus, kendi anayasasını ilan eden ilk İslam ülkeleri arasına girdi.
Anayasayla kurulan Meclis-i Ekber'e önce üye oldu, ardından bu istişarî meclisin başkanlığına getirildi. Beylik Meclis-i Hass'ının da üyesiydi.
Hukukî düzenlemelerde etkin rol oynadı. Konsolosluk mahkemeleri komisyonunda çalıştı ve askerlik kanununu hazırlayan komisyona başkanlık etti.
23 Kasım 1862 tarihinde bahriye müdürlüğünden ve Meclis-i Ekber başkanlığından istifa etti. İstifada, dış borçlanma girişimini ve Hazinedar Mustafa Paşa'nın izlediği siyaseti onaylamamasının etkili olduğu belirtilir. Bundan sonra 1869 yılına kadar önemli bir resmî görev almadı; yalnızca İstanbul'a ve bazı Avrupa başkentlerine geçici vazifelerle gönderildi.
Maliye Komisyonu Başkanlığı
05 / 19 · 1 dkTunus'un 1863 ve 1865 yıllarındaki dış borçlanmaları maliyeyi iflasa sürükledi. Borç servisi, yıllık gelirlerin yarısına yaklaşmıştı.
Bu tabloya bir başka gelişme eklendi. Ağır vergilere tepki olarak doğan 1864 isyanı, reform dönemini kesintiye uğrattı. Düzeni sağlamak için Osmanlı hükümeti Büyük Ali Haydar Efendi'yi fevkalâde komiser sıfatıyla Tunus'a gönderdi.
Hayreddin Paşa aynı dönemde ikinci kez İstanbul'a gönderildi ve Tunus ile Osmanlı merkezi arasındaki ilişkileri düzenleyen emr-i sâmîyi getirdi. Bu belgeyle padişahın Tunus üzerindeki hakları, Hüseynî ailesinin hukuku ve ülkenin yönetim biçimi tespit ediliyordu.
Borçları düzenlemek ve birleştirmek için 1869 yılında Milletlerarası Maliye Komisyonu kuruldu. Komisyonda Fransız, İngiliz ve İtalyan üyeler vardı; başkanlığa Hayreddin Paşa getirildi.
Komisyon, Tunus gelirlerinin bir bölümünü doğrudan alacaklıların denetimine bağlıyordu. Bu düzen, borcun ödenmesini garantiye alırken ülkenin malî bağımsızlığını da sınırlıyordu.
Bu tayinle 1877 yılına kadar sürecek aktif siyasî hayatı başladı. 18 Ocak 1870 tarihinde kendisine vezîr-i mübâşir unvanı verildi. 1871 yılında, Tunus valisi Muhammed Sâdık Paşa'ya valilik tevcih fermanını almak üzere İstanbul'a gitti ve Osmanlı yöneticileriyle görüşmeler yaptı.
Tunus Başvekilliği: İdarî ve Malî Islahat
06 / 19 · 1 dkÜç vali döneminde otuz altı yıl boyunca aralıksız reîs-i müdîrânlık yapan Hazinedar Mustafa Paşa azledildi. Bu göreve 21 Ekim 1873 tarihinde Hayreddin Paşa tayin edildi.
Reîs-i müdîrânlık, Tunus yönetiminin en yüksek makamıdır ve Tunus kaynaklarında vezîr-i ekber olarak anılır. Tayinle birlikte vezîr-i mübâşir unvanı kaldırıldı, Maliye Komisyonu başkanlığı bırakıldı ve hariciye müdürlüğü görevi ilave olarak verildi.
Görev süresinin ana konusu malî düzendi. Yıllık gelirlerin yarısına yaklaşan dış borçların ödenmesi ve sağlam bir maliye siyaseti izlenmesi, bütün düzenlemelerin önkoşulu olarak ele alındı.
Merkezî yönetim yeniden düzenlendi, mahallî idareler tanzim edildi. Tunuslular ile yabancılar arasındaki davalara bakan mahkeme kuruldu ve dinî mahkemeler yeniden teşkilatlandırıldı.
Tarım alanında düzenleme yapıldı; ortakçılık esasına dayanan hammâs düzeni tanzim edildi. İhracatı artırıcı tedbirler alındı ve demiryolu yapımı hızlandırıldı.
Dış siyasette izlediği çizgi, Tunus'taki İngiliz, Fransız ve İtalyan menfaatlerini dengede tutmaktı. Borçların düzenli ödenmesine verdiği önemin sebebi, yabancı müdahalesinin önünü kesmekti. Aynı çerçevede Osmanlı Devleti ile sıkı iş birliğini savundu; Tunus'un özel statüsünü ancak bu bağın koruyabileceğini düşünüyordu.
Mahmûd b. Ayyâd Paşa davasında Tunus'u temsil etmek üzere Paris'e gitti.
Tunus Başvekilliği: Eğitim ve Vakıflar
07 / 19 · 1 dkEğitim, başvekillik döneminin ikinci ana başlığıdır. Tunus'un en eski öğretim kurumu olan Zeytûne Medresesi'nde reform yapılmasını sağladı.
Devlet basımevi ıslah edildi ve yeni bir genel kütüphane kuruldu. Basımevi ve kütüphane, yeni eğitim düzeninin altyapısını oluşturuyordu.
En kalıcı eseri, 1875 yılında açılan el-Medresetü's-Sâdıkıyye'dir. Lise seviyesinde ve modern anlamda öğretim yapan bu okul, sonraki kuşaklarda Tunus'un seçkin aydınlarının yetiştiği kurum oldu.
Okulun kuruluşunda, azledilen Hazinedar Mustafa Paşa'nın müsadere edilen malları kullanıldı. Böylece eski bir idarecinin serveti, yeni eğitim düzeninin kaynağına dönüştürüldü.
Vakıf düzeni de elden geçirildi. Reformların gereğine inanan yakın mesai arkadaşı Muhammed Bayram'ı Cem'iyyâtü'l-evkāf başkanlığına getirdi; vakıflar yeniden düzenlendi ve gelirleri artırıldı.
Eğitim ve vakıf düzenlemelerinin ortak mantığı, kaynağı ülke içinde bulunan kalıcı kurumlar kurmaktı. Dış borçla finanse edilen projelerin ülkeyi bağımlı hale getirdiği tecrübesi, bu tercihin arkasındaki gerekçedir.
Vakıf gelirlerinin düzene sokulması, eğitim harcamalarının kaynağını da güvence altına alıyordu. Okul, kütüphane ve basımevi giderlerinin sürekli bir gelire bağlanması, bu düzenlemenin pratik karşılığıdır.
Eğitim alanındaki işlerin ortak yönü, yeni okulun eski medreseyle birlikte ayakta tutulmasıdır. Zeytûne Medresesi kapatılmadı, ders düzeni yenilendi; yeni okul ise ayrı bir kurum olarak açıldı.
Başvekillikten İstifası
08 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa 21 Temmuz 1877 tarihinde reîs-i müdîrânlıktan istifa etti. İstifa, iç ve dış baskıların birlikte ağırlaşmasının sonucudur.
Kaynaklar birkaç sebep sıralar. Bahriye müdürü Mustafa b. İsmâil'in Tunus beyi nezdinde yürüttüğü olumsuz propaganda bunların başında gelir.
İkinci sebep ekonomiktir. Son iki yılda iyi ürün alınamaması hazineyi boşaltmış, borçların ödenmesinde güçlük doğmuştu.
Üçüncüsü dış ilişkilerle ilgilidir. Doksanüç Harbi sırasında Osmanlı Devleti'ne yaptığı yardımın Tunus'taki konsoloslar tarafından iyi karşılanmadığı kaydedilir.
Dördüncüsü bir imtiyaz meselesidir. Jenduba ile Tunus arasındaki demiryolu hattının imtiyazını Fransa'ya vermemesi, bu ülkenin desteğini kaybetmesine yol açtı.
Anayasanın yeniden yürürlüğe konması ve bir meclis açılması yönündeki düşüncesi Tunus beyi nezdinde rağbet görmemişti. Görevden ayrıldıktan sonra mallarının müsadere edileceğinden endişe duydu ve bir süre Fransa'da kaldı.
İstifanın arka planında, reform programının dayandığı malî imkânın daralması vardı. Borç ödemelerinin aksaması, hem iç düzenlemeleri hem dış ilişkileri doğrudan etkiliyordu.
Görevden ayrılışıyla birlikte Tunus'taki ıslahat dönemi de kesintiye uğradı. Ülke dört yıl sonra Fransa'nın işgaline uğradı ve himaye idaresi altına girdi.
İstanbul'a Davet Edilmesi
09 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa'nın adı İstanbul'da Medeniyye tarikatı şeyhi Muhammed Zâfir Efendi vasıtasıyla duyuldu. Şeyh, paşanın şahsiyetini, ıslahatçı yönünü ve Akvemü'l-Mesâlik adlı kitabını II. Abdülhamid'e anlattı.
Padişah 1878 yılının ağustos ayında kendisini İstanbul'a davet etti. Davet, Doksanüç Harbi'nin ve 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması'nın hemen ardına rastlar; devlet ağır bir savaş ve toprak kaybının sonuçlarıyla uğraşıyordu.
İstanbul'a gelişi 1878 yılının ekim ayındadır. Kendisine vezaret rütbesi verildi.
İlk görevi Meclis-i Âyân üyeliğidir. Ardından yeni kurulan Maliye Komisyonu başkanlığına getirildi; Tunus'ta aynı adı taşıyan bir komisyonun başkanlığını yapmış olması bu tayinin gerekçesidir.
Tayinin arkasındaki beklenti, Tanzimat düzeninde yetişmiş ve malî işlerde tecrübeli bir devlet adamı kazanmaktı. Paşanın İslamî düşünceye bağlılığı ve ıslahatçı karakteri, devletin sıkışık durumunda yeni bir imkân olarak görüldü.
Bu tayinlerden iki ay sonra sadrazamlığa getirildi. İstanbul'a gelişiyle sadareti arasında geçen süre bu kadardır; merkezî bürokrasiyi tanımak için ayrılan zaman kısa kaldı.
Davetin bir başka yönü, Tunus meselesinin Osmanlı merkezindeki ağırlığıdır. Fransa'nın Kuzey Afrika'daki nüfuzu artıyordu ve Tunus'u en iyi tanıyan devlet adamının merkezde bulunması, bu konuda da imkân sayıldı.
Tunus bahriye müdürlüğüne tayin edildi.
Sadrazamlığa Getirilişi
10 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa 4 Aralık 1878 tarihinde sadrazamlığa tayin edildi. Bu tarih, Osmanlı Devleti'nin Berlin Antlaşması sonrası düzenlemeleri yürüttüğü döneme rastlar.
Sadaret makamına Tunus'tan gelen bir devlet adamının getirilmesi, merkezî bürokrasi açısından alışılmış bir durum değildi. Kariyerinin tamamı Tunus'ta ve Avrupa'da geçmişti; İstanbul'daki kalem ve nezaret kadrolarıyla önceden bağı yoktu.
Dil, göreve başlarken karşılaştığı ilk güçlüktür. Türkçeyi az bildiği ve yazı diline hâkim olmadığı kaydedilir. Islahat lâyihalarını önce Arapça kaleme aldı, sonra Türkçeye tercüme ettirdi.
Görev süresi sekiz aya yakındır; 4 Aralık 1878 ile 29 Temmuz 1879 tarihleri arasını kapsar.
Sadaretin gündemi, savaş sonrası meselelerden oluşuyordu. Berlin Antlaşması'nın çözülmemiş maddeleri, devletlerin nüfuz mücadelesi, maliye ve idarî düzen başlıca konulardı.
Kendisinin gündeme getirdiği konular ise farklıydı. Devlet idaresinin yeniden düzene sokulması, memurların belirli bir sisteme bağlanması, mahkemelerin yeniden tanzimi ve taşra yönetiminin düzenlenmesi üzerinde durdu.
Tayin, merkezî bürokraside farklı karşılandı. Kalem ve nezaret kadrolarında yetişmiş devlet adamları arasında, dışarıdan gelen bir ismin sadaret makamına getirilmesi tartışma konusu oldu.
Bununla birlikte göreve başlarken elinde yazılı bir program vardı. Tunus'ta uygulanan düzenlemeler ve Akvemü'l-Mesâlik'te ortaya konan görüşler, bu programın dayanağını oluşturuyordu.
Sadareti: Dış Meseleler ve Maliye
11 / 19 · 1 dkSadaretinin dış gündemi, Doksanüç Harbi'nin ve Berlin Antlaşması'nın çözülmemiş meselelerinden oluşuyordu. Sınır tespiti, tazminat ve boşaltma işleri bu başlık altındadır.
Aynı dönemde Mısır meselesi gündeme geldi. Hidiv İsmâil Paşa 1879 yılında azledildi; azil, Mısır'ın dış borçları ve Avrupa devletlerinin bu borçlar üzerindeki denetim talepleriyle bağlantılıdır.
Devletlerin nüfuz mücadelesi, sadaretin her başlığına yansıdı. Berlin Antlaşması sonrasında Osmanlı topraklarında büyük devletlerin doğrudan müdahale imkânı genişlemişti.
Maliye, iç gündemin merkezindeydi. Savaş borçları, dış alacaklıların talepleri ve gelirlerin artırılması meselesi, Tunus'ta uğraştığı sorunların benzeriydi.
Gelirlerin artırılmasına dair düşüncelerini yazılı olarak ortaya koydu. Vergi düzeninin yeniden kurulması ve tahsilatın denetlenmesi bu düşüncelerin esasıdır.
Yabancı elçiliklerle memurlar arasında menfaate dayalı ilişkilerin önlenmesini de gündeme getirdi. Ona göre dış baskıya karşı en etkili tedbir, borçların düzenli ödenmesi ve devlet kadrolarının dışarıya bağımlı hale gelmemesiydi.
Bir başka başlık, Berlin Antlaşması'nın öngördüğü düzenlemelerin uygulanmasıydı. Sınır komisyonlarının çalışması ve boşaltılacak yerlerin teslimi, sekiz aylık görev süresinin önemli bölümünü doldurdu.
Malî tedbirlerin bir bölümü, Tunus'ta denenmiş yöntemlerin merkeze uyarlanmasıydı. Gelir kalemlerinin tek elde toplanması ve harcamaların yazılı kurala bağlanması bunların başında gelir.
Sadareti: Bâbıâli ve Saray
12 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa'nın sadaret makamına dair belirli bir programı vardı. Sadaretin saray karşısındaki yetki ve sorumluluklarının güçlendirilmesini istedi.
Bu doğrultuda bir kanun tasarısı hazırlattı. Tasarı, Meclis-i Vükelâ'nın yetki ve görevlerini tanımlıyor, nâzırların sadrazama karşı sorumlu olmasını öngörüyordu.
İkinci teklifi anayasayla ilgiliydi. Anayasanın değiştirilmesini ve 1878 yılının şubat ayında tatil edilen Meclis-i Meb'ûsan'ın yeniden toplantıya çağrılmasını önerdi. Savunduğu düzen, parlamento ile nâzırların karşılıklı sorumluluğuna dayanıyordu.
Teklifler kabul görmedi. II. Abdülhamid meclisin ikinci kez toplanmasını benimsemedi ve hazırlanan kanun tasarısı kesinleşmedi.
Aynı dönemde Mâbeyn-i Hümâyun'da ve devlet adamları arasında muhalifleri arttı. Dönemin şeyhülislâmı Esad Efendi ile de görüş ayrılığına düştü.
Anlaşmazlık fiilî bir duruma dönüştü: sadrazam dokuz gün Bâbıâli'ye gelmedi. Bu sürenin ardından istifasını verdi. Böylece Bâbıâli'nin konumunu güçlendirme ve nâzırlara müteselsil sorumluluk getirme girişimi sonuçsuz kaldı.
Tekliflerin ortak noktası, yetkinin yazılı kurallara bağlanmasıydı. Sadrazamın ve nâzırların görev alanının belirlenmesi, ona göre idarenin düzenli işlemesinin şartıydı.
Kaynaklar, bu tekliflerin merkezî yönetimde kabul görmeme sebebini tek bir başlığa bağlamaz. Hem makamlar arası yetki dengesi hem de dönemin siyasî şartları birlikte sayılır.
Tunus'ta ahdü'l-emân ilan edildi; belge can ve mal güvenliği, vergi adaleti, din ve dil hürriyeti vaat ediyordu.
İstifası ve Sonraki Yılları
13 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa 29 Temmuz 1879 tarihinde sadrazamlıktan istifa etti. Görev süresi sekiz aya yakındır.
İstifasına rağmen İstanbul'dan ayrılmadı. II. Abdülhamid kendisinden yararlanmayı sürdürdü: ıslahat lâyihaları hazırlattı ve özel komisyonlarda görev verdi.
Bir ara Paris büyükelçiliğine ya da Trablusgarp valiliğine tayin edileceğine dair söylentiler çıktı. Bu tayinlerin hiçbiri gerçekleşmedi.
Fransa'nın 1881 yılında Tunus'u işgal etmesi, onu yeniden gündeme getirdi. Ülkeyi ve bölgeyi en iyi tanıyan devlet adamı olarak Osmanlı Devleti'nin Tunus siyasetinde etkili oldu.
30 Kasım 1882 tarihinde kendisine ikinci kez sadaret teklif edildi. Teklifi, ıslahat programının kabul edilmesi ve uygulanması şartına bağladı; bu şart karşılanmadığı için görevi kabul etmedi.
Son yıllarını İstanbul'da geçirdi. Kuruçeşme semtinde oturdu ve azlinden sonra padişaha sunduğu lâyihalarda ortaya koyduğu görüşleri bir program haline getirdi. Bu görüşlerin bir bölümü, sonraki sadrazamlar döneminde uygulanabildi.
Hazırladığı lâyihalar, sadaretten sonraki yılların asıl işi oldu. Bu metinlerde idare, maliye, adalet ve taşra yönetimine dair görüşlerini ayrıntılı biçimde yazdı.
Lâyihaların bir bölümünü önce Arapça kaleme aldı, sonra Türkçeye tercüme ettirdi. Bu usul, göreve geldiği ilk günden itibaren sürdürdüğü çalışma biçimiydi.
Ölümü ve Defni
14 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa 1890 yılının ocak ayında İstanbul'da öldü. Ölüm tarihi kaynaklarda ayrışır: bir kısmı 29 Ocak, bir kısmı 30 Ocak 1890 tarihini verir.
Eyüp'te Bostan İskelesi'nde bulunan Şah Sultan İmareti'nin bahçesine defnedildi. Semt, Osmanlı devlet adamlarının defnedildiği başlıca yerlerdendi.
Mezarı uzun süre unutuldu. Yapılan araştırmalar sonucunda yeri 2012 yılında yeniden tespit edildi.
Kemikleri 1968 yılında Tunus'a götürüldü. Nakil, Tunus'un bağımsızlığından sonra ülkenin kuruluş dönemi düşünürlerine gösterilen ilginin bir sonucudur.
Böylece hayatının iki ülkeye yayılan seyri, mezarında da karşılığını buldu: İstanbul'da defnedildi, yetiştiği ve en uzun görev yaptığı ülkeye yetmiş sekiz yıl sonra nakledildi.
Ölümünde altmış yaşları civarındaydı; doğum yılı kesin bilinmediği için yaşı da kaynaklara göre değişir. Ardında bir kitap, bir okul ve Osmanlı merkezine sunduğu bir dizi ıslahat lâyihası bıraktı.
Ölümünden sonra fikirleri unutulmadı. Akvemü'l-Mesâlik'in mukaddimesi farklı dillerde basılmaya devam etti ve yirminci yüzyılda da okundu.
Tunus'ta adı, ülkenin çağdaşlaşma tarihinin kurucu isimleri arasında anıldı. Kemiklerinin nakli de bu ilginin sonucudur.
Akvemü'l-Mesâlik
15 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa'nın adıyla anılan eseri Akvemü'l-Mesâlik fî Ma'rifeti Ahvâli'l-Memâlik'tir. Arapça kaleme alındı ve 1868 yılında Tunus'ta basıldı.
Kitabın en çok üzerinde durulan bölümü mukaddimesidir. Müellif bu bölümü aynı yıl Paris'te Fransızca olarak da yayımladı; metin 1875 yılında ikinci baskısını yaptı.
Mukaddime ayrı ayrı baskılarla yayıldı. Arapça olarak 1868 yılında Tunus'ta, 1876 yılında İstanbul'da, 1881-1882 yıllarında İskenderiye'de, sonraki dönemde Tunus ve Beyrut'ta basıldı.
Türkçe tercümesi Abdurrahman Süreyyâ Efendi tarafından yapıldı ve 1879 yılında İstanbul'da bastırıldı. İngilizce çevirisi ise önce 1874 yılında Atina'da, sonra Cambridge'de yayımlandı.
Eserin gövdesinde Avrupa devletlerinin siyasî, iktisadî ve askerî özellikleri anlatılır. Müellif, Avrupa'nın iklimi, dini ya da toprağı sayesinde üstün duruma gelmediğini belirtir.
Mukaddimede ileri sürülen tez şudur: maddî kudret eğitime, eğitim ise siyasî müesseselere dayanır. Avrupa'nın gücünün ve refahının esasını adalet ve hürriyete dayalı kurumlar oluşturur; bunların en önemlileri parlamento, parlamentoya karşı sorumlu hükümet ve hür basındır.
Eserin yazılış amacı, İslam ülkelerinin içinde bulunduğu durumu anlatmak ve pratik teklifler ileri sürmektir. Müellif, şeriatın değişen şartlara ve içtimaî zaruretlere uygun olarak açıkça yasaklanmayan her şeye izin verdiğini belirtir ve bunun çağdaşlaşmaya imkân tanıdığını ileri sürer.
Anayasayla kurulan Meclis-i Ekber'e üye oldu, ardından başkanlığına getirildi.
Düşünceleri ve Islahat Programı
16 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa'nın düşüncesinin merkezinde adalet ve hukukun üstünlüğü vardır. Kanun hükümlerinin istisnasız herkese eşit uygulanmasını, bütün ıslahatların temeli saydı.
Anayasanın uygulanmaya konulmasını ıslahatların birinci şartı olarak gördü. Mebuslar ve âyan meclislerinin toplanmasını, yetkisi ve sorumluluğu belirlenmiş bir nâzırlar heyetinin kurulmasını istedi.
Memur düzenine ayrı bir yer verdi. Memurların kabiliyet ve liyakatlerine göre tayin edilmesini, azil endişesi taşımadan görev yapmalarını ve ceza ile mükâfat sisteminin geliştirilmesini gerekli gördü.
Taşra idaresinin düzenlenmesi ve vilâyet meclislerinin kurulması programının önemli başlıklarındandır. Ona göre vilâyet meclisleri, millet meclisinin temelini oluşturacaktı. Genel emniyet için zabıta ve jandarma kuvvetlerinin ıslahını da şart saydı.
Parlamento ile basın kurumlarını İslam'ın meşveret esasıyla uzlaştırdı. Parlamentonun, klasik İslam siyaset düşüncesinde ehlü'l-hal ve'l-akd denilen âlim ve âyan topluluğunun yerini tuttuğunu savundu; böylece Avrupa'dan kurum alınmasının mümkün ve gerekli olduğunu ileri sürdü.
Gayrimüslim tebaa konusunda ise sınırlı bir hürriyet önerdi. Bu görüşünü, imparatorluğun sosyal yapısı ve ayrılıkçı eğilimlerle gerekçelendirdi. Programının tamamı, dış müdahaleyi önlemek ve devleti kendi kaynaklarıyla ayakta tutmak amacına bağlıdır.
Tunus ve Osmanlı Dönemlerinin Karşılaştırılması
17 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa'nın kariyeri iki ayrı ülkede ve iki ayrı ölçekte geçti. Tunus'taki görevleri kırk yılı aşar; Osmanlı merkezindeki sadareti sekiz aydır.
Tunus'ta uygulama imkânı buldu. Bahriye müdürlüğü, Meclis-i Ekber başkanlığı, Maliye Komisyonu başkanlığı ve reîs-i müdîrânlık, birbirini tamamlayan görevlerdi; dört yıl süren başvekilliğinde idarî, malî, hukukî ve eğitimle ilgili düzenlemeleri birlikte yürüttü.
Osmanlı merkezinde aynı imkânı bulamadı. Sadaretinin süresi kısa kaldı, hazırladığı kanun tasarısı kesinleşmedi ve meclisin yeniden toplanması yönündeki teklifi kabul görmedi.
Farkın bir sebebi ölçektir. Tunus, tek merkezden yönetilebilen ve nüfusu sınırlı bir ülkeydi; Osmanlı Devleti ise üç kıtaya yayılmış, çok katmanlı bir bürokrasiye sahipti.
İkinci sebep konumdur. Tunus'ta kendi yetiştirdiği kadroyla çalıştı; İstanbul'da ise merkezî bürokrasi açısından dışarıdan gelen bir isimdi ve dil güçlüğü bu durumu ağırlaştırdı.
Buna karşılık iki dönemin düşünce çizgisi aynıdır. Her iki ülkede de dış borcun düzenli ödenmesini, kurumların yazılı kurallara bağlanmasını ve eğitime kaynak ayrılmasını savundu. Akvemü'l-Mesâlik'te ortaya koyduğu görüşlerle uygulamadaki tercihleri birbirini doğrular.
Tarihteki Yeri
18 / 19 · 1 dkHayreddin Paşa, on dokuzuncu yüzyılda İslam dünyasının durumu üzerine düşünen ve çözüm üreten devlet adamları arasında sayılır. Devlet adamlığı ile fikir adamlığını birlikte yürüttü.
Fikirleri kendi döneminde geniş bir çevrede ilgi gördü. Cemâleddîn-i Efgānî ve Muhammed Abduh gibi isimlerle aynı tartışma alanında anıldı; İstanbul'da da yayın çevrelerinde okundu.
Mısırlı Rifâa et-Tahtâvî ve Lübnanlı Butrus el-Bustânî ile birlikte, İslam dünyasının ilk modernleşme taraftarları arasında değerlendirilir. Ortak tezleri, Avrupa kurumlarının seçilerek alınabileceğidir.
Tunus'taki mirası somuttur. 1875 yılında kurduğu el-Medresetü's-Sâdıkıyye, ülkenin sonraki kuşak aydınlarının yetiştiği kurum oldu ve Tunus modernleşmesinin merkezlerinden biri sayıldı.
Osmanlı tarihindeki yeri ise sadaretinin süresiyle sınırlı kalmaz. Bâbıâli'nin yetkilerinin yazılı kurallara bağlanması yönündeki teklifi, sonraki dönemde tekrar gündeme gelen bir tartışmadır.
Adı bugün iki ülkenin tarihinde birlikte anılır. Tunus'un çağdaşlaşma tarihinde kurucu isimlerden biri, Osmanlı tarihinde ise dışarıdan gelip sadaret makamına ulaşan ve kendi ıslahat programını yazılı olarak ortaya koyan bir devlet adamı olarak yer alır.
Kariyerinin bütünü, on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı coğrafyasındaki idarî hareketliliğin de örneğidir. Bir eyalette yetişen devlet adamının merkeze gelip sadaret makamına ulaşması, imparatorluk düzeninin son döneminde görülen bir yoldur.
Bahriye müdürlüğünden ve Meclis-i Ekber başkanlığından istifa etti.
Aynı Yıllarda Dünya
19 / 19 · 1 dk1861: Tunus kendi anayasasını yürürlüğe koydu.
1869: Süveyş Kanalı açıldı ve Akdeniz'in doğu havzası dünya ticaretinin ana yolu haline geldi.
1870: Fransa ile Prusya arasında savaş çıktı ve ertesi yıl Alman İmparatorluğu kuruldu.
1876: Osmanlı Devleti'nde Kanun-i Esasi ilan edildi ve ilk meclis toplandı.
1878: Berlin Antlaşması imzalandı ve Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki sınırları yeniden çizildi.
1879: Mısır'da Hidiv İsmâil Paşa azledildi.
1881: Fransa Tunus'u işgal etti ve ülkede himaye idaresi kuruldu.
1882: İngiltere Mısır'ı işgal etti.
1889: Paris'te dünya sergisi açıldı ve Avrupa'nın sanayi gücü sergilendi.
Kronoloji
36 olay- 19. yüzyıl
Tunus valisi Ahmed Paşa'nın bir adamı tarafından İstanbul'dan Tunus'a götürüldü.
Ahmed Paşa'nın açtığı Bardo Harbiye Mektebi'nde görevli Fransız subaylarla tanıştı; yeni askerî sistemleri ve Fransızcayı öğrenmeye başladı.
Miralaylığa yükseldi ve Ahmed Paşa'nın yaveri sıfatıyla Paris'i ziyaret etti.
Mirliva ve süvari kuvvetleri kumandanı oldu.
Mahmûd b. Ayyâd Paşa davasında Tunus'u temsil etmek üzere Paris'e gitti.
Feriklik rütbesi verildi.
Tunus bahriye müdürlüğüne tayin edildi.
Tunus'a dönerek bahriye müdürlüğü görevine başladı.
Tunus'ta ahdü'l-emân ilan edildi; belge can ve mal güvenliği, vergi adaleti, din ve dil hürriyeti vaat ediyordu.
Tunus anayasasını hazırlayan komisyona üye seçildi.
Anayasayla kurulan Meclis-i Ekber'e üye oldu, ardından başkanlığına getirildi.
Bahriye müdürlüğünden ve Meclis-i Ekber başkanlığından istifa etti.
Tunus'ta ağır vergilere tepki olarak isyan çıktı; Osmanlı hükümeti Büyük Ali Haydar Efendi'yi fevkalâde komiser sıfatıyla gönderdi.
İkinci kez İstanbul'a gönderildi ve Tunus ile Osmanlı merkezi arasındaki ilişkileri düzenleyen emr-i sâmîyi getirdi.
Akvemü'l-Mesâlik fî Ma'rifeti Ahvâli'l-Memâlik Tunus'ta basıldı; mukaddimesi aynı yıl Paris'te Fransızca olarak yayımlandı.
Tunus'un dış borçlarını düzenlemek için kurulan Milletlerarası Maliye Komisyonu'nun başkanlığına getirildi.
Kendisine vezîr-i mübâşir unvanı verildi.
Tunus valisi Muhammed Sâdık Paşa'ya valilik tevcih fermanını almak üzere İstanbul'a gitti.
Tunus'un en yüksek idarî makamı olan reîs-i müdîrânlığa tayin edildi; hariciye müdürlüğü de uhdesine verildi.
Muhammed Bayram'ı Cem'iyyâtü'l-evkāf başkanlığına getirdi ve vakıf düzenini yeniden kurdu.
Lise seviyesinde modern öğretim yapan el-Medresetü's-Sâdıkıyye açıldı.
İç ve dış baskılar sonucu reîs-i müdîrânlıktan istifa etti; bir süre Fransa'da kaldı.
Berlin Antlaşması imzalandı.
II. Abdülhamid tarafından İstanbul'a davet edildi.
İstanbul'a geldi; kendisine vezaret rütbesi verildi, Meclis-i Âyân üyeliğine ve Maliye Komisyonu başkanlığına getirildi.
Sadrazamlığa tayin edildi.
Mısır Hidivi İsmâil Paşa azledildi; sadaretin dış gündeminin başlıca konularından biri oldu.
Meclis-i Vükelâ'nın yetki ve görevlerini tanımlayan kanun tasarısını hazırlattı; tasarı kesinleşmedi.
Akvemü'l-Mesâlik'in mukaddimesi Abdurrahman Süreyyâ Efendi'nin tercümesiyle İstanbul'da Türkçe olarak basıldı.
Sadrazamlıktan istifa etti; görev süresi sekiz aya yakındı.
Fransa Tunus'u işgal etti; Osmanlı Devleti'nin Tunus siyasetinde etkili oldu.
Kendisine ikinci kez teklif edilen sadaret görevini, ıslahat programının uygulanması şartı karşılanmadığı için kabul etmedi.
Eyüp'te Bostan İskelesi'ndeki Şah Sultan İmareti'nin bahçesine defnedildi.
İstanbul'da öldü; kaynakların bir kısmı 29 Ocak, bir kısmı 30 Ocak 1890 tarihini verir.
- 20. yüzyıl
Kemikleri Tunus'a nakledildi.
- 21. yüzyıl
İstanbul'daki ilk mezar yeri yapılan araştırmalar sonucunda yeniden tespit edildi.
Sadareti
1 dönem · yaklaşık 1 yılHizmet Ettiği Padişahlar
3 padişah


Eserleri
7 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlık makamının alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Tunuslu Hayreddin Paşa mührü 4 Aralık 1878 tarihinde II. Abdülhamid'den aldı ve sekiz aya yakın süre elinde tuttu. 29 Temmuz 1879 tarihinde istifa ederek mührü iade etti. Kendisine 30 Kasım 1882 tarihinde mühür ikinci kez teklif edildi; ıslahat programının uygulanması şartı karşılanmadığı için kabul etmedi.
Aile Ağacı
3 kişi
Tunuslu Hayreddin PaşaSözleri
Vaadin icrasını görebilmek için Nûh ömrü ve Eyyûb sabrı lâzımdır. Bende ise her ikisi de yoktur.
30 Kasım 1882 tarihinde kendisine ikinci kez teklif edilen sadareti reddederken söylediği kaydedilir; padişahın ıslahat programını tedricen uygulayacağı vaadine verdiği cevaptırÇağdaşları
10 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
9 madde








Yanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruTunuslu Hayreddin Paşa ne zaman sadrazam oldu?
Tunuslu Hayreddin Paşa nereli ve hangi kökendendir?
Tunuslu Hayreddin Paşa Tunus'a nasıl gitti?
Tunuslu Hayreddin Paşa Tunus'ta hangi görevlerde bulundu?
Tunus başvekilliği döneminde hangi ıslahatları yaptı?
el-Medresetü's-Sâdıkıyye nedir?
Akvemü'l-Mesâlik hangi dilde yazıldı?
Akvemü'l-Mesâlik'te hangi görüşler savunulur?
Tunuslu Hayreddin Paşa İstanbul'a nasıl davet edildi?
Sadareti sırasında hangi meselelerle uğraştı?
Tunuslu Hayreddin Paşa neden istifa etti?
İstifasından sonra ne yaptı?
Tunuslu Hayreddin Paşa'nın ıslahat programı neydi?
Tunuslu Hayreddin Paşa ne zaman öldü ve nereye defnedildi?
Tunuslu Hayreddin Paşa ile Barbaros Hayreddin Paşa aynı kişi midir?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q1366613 · Son güncelleme: 27 Eylül 2026