Sönmez bu şafaklarda Fikri Sönmez

Ahmet AYDIN
Yanlış anlaşılmak ve anlaşılmak... Ses olarak uyumu çok yakın olmasına rağmen anlaşılmayı olumsuz yapan bir sözcük. Çok masum bir duruşu olmasına rağmen ete kemiğe büründüğü zaman, kılı kırk yaran yorumlar ve hassasiyetlerin gün yüzüne çıktığı zamandır. Sonrası malum, ayıkla pirincin taşını. Linç kültürünün sıradanlaştığı bir dönemde yanlış anlaşılmaktan hep korkmuşumdur. Bu yazı sadece bir bilgilendirmedir.
Böylesi bir zaman değildi tanıştığımızda. Gürül gürül bir sakalı vardı. İçtiği kadar içkisinden sakalının da payını verirdi. Sigaradan da en çok nasibini alan ciğerlerinden sonra bıyıklarıydı. En çok da ağız dolusu küfrü severdi. Laf atmalarının dönüşlerini beklerdi. Ne zaman bir laf atsa, Orhan Veli ve Oktay Rifat’ın şu şiiri aklıma gelirdi.
Ağaca bir taş attım;
Düşmedi taşım,
Düşmedi taşım.
Taşımı ağaç yedi;
Taşımı isterim,
Taşımı isterim!
Attığı lafın karşılığını bekler, zekâ pırıltılı bir cevap isterdi.
Datça'da sevgili Reşat'ın yerindeydik. Reşat, limonda dinlendirilmiş votkadan yaptığı içkiden ikram ediyordu. Adını “Sarı Kız” koymuştu. Sevgili Can Yücel’le Datça dostluğumuz vardı. Can Yücel Hoca'dan küfür yemek kısmet olmadı ama yiyene afiyet olsun demişliğimiz çoktu.
… Haberin devamı aşağıdaki özgün kaynağında.



