What Does göz Mean?
Görme organı; basar, ayn, çeşm, dide isim
Bazı deyimlerde, görme ve bakma
Gözden geçirmek. Gözden kaybolmak. Göz önünde. Gözü keskin.
► oda
Şu fakir mahallede bir göz evim olsaydı / Nasıl sevinç içinde çıkardım şu yokuşuZiya Osman Saba
Bakış, görüş
Bu sefer alacaklı gözüyle baktım.
► kaynak (I)
Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu?Tarık Buğra
Delik, boşluk
İğnenin gözü.
Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır.Sait Faik Abasıyanık
► çekmece
Masanın gözleri.
Terazi kefesi
► nazar
İnsanı gözle yiyip bitirirler.Ömer Seyfettin
Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı
Gözüm canım efendim.
Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri
Göz aşısı.
► hane
Dama tahtasında altmış dört göz vardır.
Bazı yaraların uç bölümü
Çıbanın gözü.
: çıkarına düşkün kimselerin arkadaşlığı işi bitinceye kadardır.
: yaptığın işlerde uyanık davranmazsan çok kötü durumlarla karşılaşır, gözünü dört açmak zorunda kalırsın.
: yoksulluk insanı öldürmez ama türlü türlü üzüntü ve sıkıntı içinde yıpratır.
: yoksul insanla ilgilenmek ancak ona yardım etmekle olur.
: kişinin tek düşüncesi, yaşaması için gerekli olan şeyi elde etmektir.
: tutkulu olduğu konuda insan doyumsuzdur, yetinmek bilmez.
: çok acıkmak:<i> 'Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti.' -</i>S. F. Abasıyanık.
: öfkelenerek veya kızarak ağır sözler söyledi.
: iş sahipleri denetimlerini sürekli yaparlarsa işler yolunda gider.
: ana babalar çocuklarına, mal sahipleri de mallarına iyi bakarlarsa iyi sonuçlar alınır.
: çalışanlarını gereği gibi yöneten ve çalıştıran kişi iyi bir yöneticidir, sözünün eri olan kimse de yiğittir.
: belirtileri meydanda olan yaşlılık ve izleri ortada duran üzüntü ne yapılsa gizlenemez.