Alın yazısı
Balıkçılar Kahvesi'ndeki radyoda bir türkü çalıyor: "Alnıma yazılmış bu kara yazı…" Alın yazısı sözüne takılıyor aklım. Çoğu hikâyenin sonunda duymaz mıyız bu sözü. Biri bir şey anlatır, hikâye üçüncü kez aynı yerde kopmuştur; sonunda "alın yazısı işte" der ve konuşma orada biter. Sanki her şeyi açıklar o söz. Kaderciye teslimiyetçi denir ama aynı hikâyeyi üç kez kurmak da emek ister. Yazının alında olması da büyük dert. İnsan kendi alnını göremez; aynaya baksa bile tersten görür. Alın yazısı, sahibinin okuyamadığı bir dille, başkaları okusun diye yazılmış gibi.
Freud'un ‘Haz İlkesinin Ötesinde’de yan yana koyduğu böyle hayatlar vardır. Koruduğu herkes tarafından sonunda terk edilen hayırsever; her dostluğu ihanetle biten adam; her aşkı aynı evrelerden geçip aynı yerde kopan âşık. Freud bunları talihsizlik ya da kader gibi görmemişti. Dikkatini çeken, kişinin kaderini kendi elleriyle yeniden kurduğunu fark etmemesiydi. İnsan hatırlayamadığı şeyi yaşayarak tekrarlar; hem de her seferinde ilk kez gibi ve her seferinde aynı umutla, bu kez olacak diye. Aynı şeyi tekrar tekrar yaşayan kişi neden öğrenemez? Öğrenebilmesi için neden bir ötekiye ihtiyacı var?
… Haberin devamı aşağıdaki özgün kaynağında.

