Barışı konuşmaya devam
Barışı konuşmak her zaman barışa en uzak tutumlarla ithamları, yaftaları, suçlanmayı ve dolayısıyla bir ayrımcılığı da beraberinde getirdi. Bir süredir özneler değişse de tutumlar el değiştirmiş görünüyor. Barış isteyenleri düşmanlaştıranlar bu kez başka ama yaklaşımlar benzer. Bunu bugün barış müzakeresini yürüten iktidar başardı.
“Ya içindesinizdir çemberin ya da dışında.” Ya siyahçısınızdır ya beyazcı. Ya makbulsünüzdür ya sakıncalı. Ya uslusunuzdur ve size tanımlanan barışı yüksek sesle, ne olursa olsun savunmalısınız ya da inkârcı, çıkarcı, oyunbozan, inanılmaz ama Cumhuriyet düşmanı, en iyimser tarifiyle de hayalperestlikle suçlanırsınız. Dün “teröristtiniz”, bugün hain olursunuz.
Çemberin kendisi olmak; barışı önce hakkıyla kurmak, sonra sürdürebilmek için barışı kuşatan koruyucu bir çember olmak neden mümkün olmasın oysa?
Barışı konuşmaktan vazgeçemeyiz. Silahların susması yetmez; hukuksuzluk da susmalı.
Cumhuriyetimiz çoktandır bir kelime. Demokrasi de öyle. Fiilen bize yaşatılan rejim tüm baskılarını toplumun farklı kesimlerine farklı yöntemlerle hissettiriyor. Bırakın bir günü, barışa inanabileceğimiz bir anı hissetmemiz bile mümkün değil. Böyleyken başka bir sorun çıkıyor karşımıza: Yapıcı olmak adına yanlışı göstermek isteyen, fikrini söyleyen herkes barış karşıtı ilan ediliyor. Evet, bunu da bu iktidar başardı.
… Haberin devamı aşağıdaki özgün kaynağında.



