Hak, ödev, mutluluk

Toplumsal mücadele güç ile gerçekleştirilir ve az önce değişik biçimlerde adlandırılışına değindiğimiz öznenin en "bilinçsiz" olanı bile toplumsal mücadelede ağlaşanın ve düşkünün değil, kararlılıkla haykıranın ve dikilenin yanında yer alma, ilkini üzüntü ve acıma ile elinden tutup kaldırma, ikincisiyle umuda ve coşkuya kapılıp omuz omuza olma eğilimindedir.
Nerdeyse her gün, içinde mi, ortasında mı, bütün tiksindirici ağırlığıyla üstümüze çöktüğüne göre altında mı yaşadığımızı bilemediğimiz şu alçak düzenin bir başka yüzünü gösteriyor. Her birimiz ayrı ayrı ve hepimiz birden ondan kurtulmadan yaşamanın, bir yandan, katlanılması olağanüstü güç bir onursuzluk anlamına geldiğini, bir yandan da o kurtuluşun pek kolay olmadığını anlıyoruz.
Anlıyor ve mücadeleyi, devrimi, sosyalizmi bir ödev olarak kabul etme eğilimi gösteriyoruz. Bu tür bir kabulün, izleyebildiğim kadarıyla, dünyanın hiçbir bölgesinde biz doğulularda olduğu kadar belirleyici yahut öteki renkleri silici bir eğilim olmadığını sanıyorum. Doğrudur, bir yanıyla görevdir; işçilerin, emekçilerin görevidir, tarihsel olarak böyledir. Ama hepsi bu kadar değil. Kemal Paşa’nın “fikirlerimin babası” dediği Ziya Gökalp’in "hak yok, vazife vardır" sözlerinde dile gelerek cumhuriyetin ilk kuşaklarını etkilemiş olduğu anlamda değil. Devrim, sosyalizm, bu yolda mücadele ödevimiz değildir sadece, hakkımızdır da...
… Haberin devamı aşağıdaki özgün kaynağında.



