Minyatür üslubunda portreIII. Mehmed
محمد ثالثEğri Fatihi·Sultan Üçüncü Mehmed Han·Adlî
III. Mehmed, 1595-1603 yılları arasında hüküm süren on üçüncü Osmanlı padişahıdır. Eğri Kalesi'ni fethetti ve Haçova Muharebesi'ni kazandı.
III. Mehmed Kimdir?
20 dk okumaIII. Mehmed, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa'da doğdu ve 22 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da öldü. Babası III. Murad, annesi Safiye Sultan'dır. Sekiz yıl süren saltanatı, Osmanlı Devleti'nin aynı anda üç ayrı krizle boğuştuğu bir döneme denk düşer: batıda Avusturya ile on üç yıl sürecek uzun bir savaş, doğuda Safevî Devleti'nin yeniden güçlenmesi, içeride ise Anadolu'yu boşaltacak ölçüde yayılan Celalî ayaklanmaları. Osmanlı hanedanında sancağa çıkan son şehzade odur. Manisa'da yıllarca sancak beyliği yaptı, yönetim tecrübesi edindi. Ondan sonraki padişahlar bu eğitimden geçmedi ve sarayda büyüdüler; bu yüzden III. Mehmed, iki yönetim anlayışı arasındaki sınır çizgisinde durur. Tahta çıkışı Osmanlı tarihinin en sert kardeş katli uygulamasıyla anıldı. On dokuz kardeşinin aynı gün öldürülmesi, kendi döneminde bile tepki uyandırdı ve uygulamanın sonraki yıllarda terk edilip yerini kafes usulüne bırakmasının gerekçelerinden biri oldu. Askerî açıdan adını Macaristan cephesindeki Eğri seferine borçludur. 1596 yılında Eğri Kalesi'ni almış, ardından 26 Ekim 1596 tarihinde Haçova'da kaybedilmek üzere olan bir muharebeyi zafere çevirmiştir. Bu seferden sonra Osmanlı padişahları uzun süre ordunun başında sefere çıkmadı; ordu artık serdar unvanlı sadrazamlar tarafından yönetildi.
Manisa'da doğdu. Babası III. Murad, annesi Safiye Sultan'dır.
Doğumu, Ailesi ve Şehzadelik Yılları
01 / 20 · 1 dkIII. Mehmed 26 Mayıs 1566 tarihinde, babası III. Murad'ın sancak beyi olarak bulunduğu Manisa'da doğdu. Doğduğu yıl büyük dedesi Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar seferinde öldü ve dedesi II. Selim tahta geçti. Böylece dünyaya geldiği anda hanedanın gelecekteki hükümdarları sırası belirlenmiş oldu.
Annesi Safiye Sultan'dır. Kökeni hakkında en çok tekrarlanan iddia, Venedik'in Korfu valisi Baffo ailesinden geldiği yönündedir; ancak bu iddia belgeyle desteklenmez ve tarihçiler arasında tartışmalıdır. Kesin olan, Safiye Sultan'ın oğlunun saltanatı boyunca sarayda ve devlet işlerinde belirleyici bir ağırlık taşıdığıdır.
Babası 1574 yılında tahta çıkınca Mehmed, şehzade olarak İstanbul'da yaşamaya başladı. Eğitimi saray içinde, dönemin âlimleri gözetiminde sürdü. Hocaları arasında tarihçi ve şeyhülislam Hoca Sadeddin Efendi de vardı; bu isim, sonraki yıllarda Haçova Muharebesi'nin kritik anında padişahın yanında bulunacaktı.
1582 yılında İstanbul'da düzenlenen sünnet düğünü, Osmanlı saray şenliklerinin en görkemlilerinden biri olarak kaydedildi. At Meydanı'nda haftalarca süren şenliklerde loncalar geçit yaptı, hokkabazlar ve ateşbazlar gösteri sundu, yabancı elçiler ağırlandı. Şenliğin sahneleri Surname adı verilen resimli bir kitapta tasvir edildi ve Osmanlı minyatür sanatının önemli örneklerinden biri oldu.
Ertesi yıl, 1583'te Manisa sancak beyliğine gönderildi. Burada geçirdiği yıllar, ona divan işleyişini, tımar dağıtımını ve vergi düzenini yerinde görme imkânı verdi. Manisa'da kendi divanını kurdu, davalara baktı, çevredeki sancaklarla yazışma yürüttü. Sancakta yetişen son Osmanlı şehzadesi olması, sonraki padişahlarla arasındaki en belirgin farktır.
Tahta Çıkışı ve On Dokuz Kardeşin Katli
02 / 20 · 1 dkIII. Murad 16 Ocak 1595 tarihinde öldü. Ölüm haberi Manisa'ya ulaştırıldı ve şehzade Mehmed hızla İstanbul'a geçti. Saltanatının başlangıcı babasının ölüm günü sayılır; cülus töreni 27 Ocak 1595 tarihinde yapıldı.
Tahta çıkışının hemen ardından Kanunname-i Âl-i Osman'daki kardeş katli hükmü uygulandı. Babasının çok sayıda çocuğu olduğu için hayatta olan erkek kardeşlerin sayısı olağanüstü yüksekti: on dokuz şehzade aynı gün boğduruldu. En büyükleri ergenlik çağındaydı, bir bölümü ise çocuk yaştaydı. Cenazeleri babalarının türbesine defnedildi.
Bu olay, kendi döneminde bile geniş tepki uyandırdı. Uygulamanın hukuki dayanağı vardı ve daha önceki taht değişimlerinde de benzeri yaşanmıştı; ancak sayının bu ölçüde büyük olması, İstanbul halkında ve ulema çevrelerinde rahatsızlık doğurdu. Bazı tarihçiler bu olayı, kardeş katli uygulamasının meşruiyetini yitirmesinin dönüm noktası sayar; diğer görüşe göre asıl belirleyici olan, sonraki padişahların yaş ve sağlık durumları sebebiyle uygulamanın fiilen imkânsız hale gelmesidir.
Sonuç ne olursa olsun, III. Mehmed Osmanlı tarihinde bu ölçekte kardeş katli uygulayan son padişah oldu. Ondan sonra tahta çıkan I. Ahmed, kardeşi Mustafa'yı öldürtmedi ve şehzadeler sarayın kapalı bölümünde yaşatılmaya başlandı. Kafes adıyla anılan bu düzen, bir yandan hanedan içi şiddeti azalttı, öte yandan yönetim tecrübesi olmayan padişahların tahta çıkmasına yol açtı.
Saltanatın ilk yılında devlet, yönetimde deneyimli isimlere yaslandı. Sadrazamlık makamı sık el değiştirdi: Ferhad Paşa, Koca Sinan Paşa, Lala Mehmed Paşa, Damat İbrahim Paşa, Cigalazade Yusuf Sinan Paşa, Hadım Hasan Paşa, Cerrah Mehmed Paşa, Yemişçi Hasan Paşa ve Malkoç Yavuz Ali Paşa kısa aralıklarla bu görevi üstlendi. Bu sık değişim, savaşın en kritik yıllarında tutarlı bir siyaset kurulmasını güçleştirdi.
Eğri Seferi ve Haçova Muharebesi
03 / 20 · 1 dk1593 yılında Avusturya ile başlayan savaş, III. Mehmed tahta çıktığında üçüncü yılındaydı ve Osmanlı aleyhine gelişiyordu. Estergon kaybedilmiş, Eflak ve Boğdan voyvodaları Osmanlı'ya karşı ayaklanmış, Yergöğü ve Vidin bölgesinde ağır kayıplar verilmişti. 1595 yılında Călugăreni'de yapılan muharebe ve ardından Tuna üzerindeki köprüde yaşanan geri çekilme faciası, orduda moral çöküntüsü yarattı.
Bu tabloyu değiştirmek için padişahın sefere bizzat katılması gerektiği yönünde baskı arttı. Hoca Sadeddin Efendi başta olmak üzere devlet adamları, hükümdarın ordunun başında bulunmasının askerin morali üzerinde belirleyici olacağını savundu. III. Mehmed kabul etti ve 1596 yılının yazında Eğri seferine çıktı. Böylece Kanuni Sultan Süleyman'dan sonra sefere çıkan ilk padişah oldu.
Ordu Macaristan'a ulaştı ve Eğri Kalesi kuşatıldı. Kale, bölgedeki savunma hattının kilit noktalarındandı ve 1552 yılındaki kuşatmada alınamamıştı. Bu kez üç haftalık kuşatmanın ardından teslim alındı. Padişah bu fetih sebebiyle Eğri Fatihi unvanıyla anıldı.
Asıl belirleyici çarpışma bunun ardından geldi. Arşidük Maximilian ve Erdel prensi Sigismund Báthory komutasındaki müttefik ordu, Eğri'yi geri almak üzere harekete geçti. İki ordu 26 Ekim 1596 tarihinde Haçova ovasında karşılaştı. Muharebenin ilk saatlerinde Osmanlı ordugâhı basıldı, ağırlıklar yağmalandı ve merkez birlikleri dağıldı. Kaynaklara göre padişahın çevresindekiler geri çekilmeyi önerdi, hatta atının hazırlandığı aktarılır.
Bu noktada Hoca Sadeddin Efendi'nin padişahı yerinde kalmaya ve sancağın altında durmaya ikna ettiği anlatılır. Padişahın çekilmemesi, dağılan birliklerin toplanmasına imkân verdi. Ordugâhta yağmayla meşgul olan düşman kuvvetleri ise düzenini kaybetmişti; toparlanan Osmanlı birliklerinin karşı hücumu muharebeyi zafere çevirdi. Haçova, kaybedilmek üzereyken kazanılmış bir muharebe olarak Osmanlı askerî tarihine geçti.
Zaferin ardından padişah İstanbul'a döndü. Bu, bir Osmanlı hükümdarının uzun süre boyunca son sefer katılımı oldu; ondan sonra ordular serdar unvanlı sadrazamlar tarafından yönetildi ve padişahın cephede bulunması ancak IV. Mehmed döneminde yeniden gündeme geldi.
At Meydanı'nda haftalarca süren sünnet düğünü düzenlendi.
Uzun Savaş ve Macaristan Cephesi
04 / 20 · 1 dkHaçova zaferi savaşı bitirmedi. 1593 yılında başlayan ve tarihe Uzun Savaş adıyla geçen mücadele, III. Mehmed'in saltanatı boyunca sürdü ve ancak ölümünden üç yıl sonra, 1606 yılında Zitvatorok Antlaşması ile sona erdi.
Cephedeki mücadele büyük ölçüde kale savaşları biçiminde yürüdü. Tata, Yanıkkale ve İstolni Belgrad gibi kaleler defalarca el değiştirdi. 1598 yılında Budin kuşatıldı, ancak alınamadı. Aynı yıl Yanıkkale Avusturya kuvvetlerince geri alındı. 1602 yılında İstolni Belgrad çevresinde yeni çarpışmalar yaşandı.
Savaşın uzaması iki tarafı da yıprattı. Osmanlı tarafında seferlerin her yıl yenilenmesi hazineyi zorladı; askerin kışlaklarda tutulması, ulufe ödemelerinin gecikmesi ve tımarlı sipahilerin sefere katılmakta isteksiz davranması sürekli sorun oldu. Karşı tarafta ise Erdel, Eflak ve Boğdan'ın taraf değiştirmeleri istikrarsızlık yarattı.
Sadrazamların aynı zamanda serdar sıfatıyla cepheye gitmesi, merkez yönetimin uzun süre İstanbul'dan uzak kalması sonucunu doğurdu. Bu boşluk, sarayda valide sultan ve harem çevresinin ağırlığını artıran etkenlerden biri oldu.
Savaşın askerî sonucu bir tarafın kesin üstünlüğü olmadı. Zitvatorok Antlaşması, Osmanlı'nın Avusturya arşidükünü kendisiyle eşit unvanla tanıdığı ve yıllık vergi almaktan vazgeçtiği bir metindir. Bu, Osmanlı'nın Orta Avrupa'daki üstünlük iddiasının aşındığının ilk resmî işareti sayılır.
Kanije'nin Fethi ve Efsanevi Savunma
05 / 20 · 1 dkMacaristan cephesinde saltanatın en parlak askerî başarısı Kanije'de kazanıldı. Kale, Habsburg savunma hattının güneybatı ucunda, bataklıklarla çevrili stratejik bir noktadaydı. 1600 yılında sadrazam Damat İbrahim Paşa komutasındaki ordu kaleyi kuşattı ve uzun bir muhasaranın ardından teslim aldı.
Fethin ardından kalenin muhafazası Tiryaki Hasan Paşa'ya verildi. Ertesi yıl Avusturya ve müttefik kuvvetleri, kaleyi geri almak üzere büyük bir ordu ile geldi. Savunmada bulunan asker sayısı kuşatan kuvvetlerin çok altındaydı ve kaledeki erzak sınırlıydı. Buna rağmen kuşatma kırk beş günden fazla sürdü ve sonunda kaldırıldı.
Savunmanın nasıl yürütüldüğü Osmanlı askerî literatüründe ayrıntılı biçimde anlatılır. Kuşatanların moralini kırmak için yapılan ani huruç hareketleri, yani kaleden çıkıp baskın düzenlemeler; düşman ordugâhına yanlış bilgi ulaştırma girişimleri; barut ve gülle sıkıntısını gizlemek için yapılan gösterişli atışlar bu anlatının parçasıdır. Kışın bastırması ve kuşatan ordunun lojistik sıkıntıya düşmesi de sonucu belirledi.
Kanije savunması, Osmanlı halk anlatısında bir kale savunması örneği olarak yüzyıllarca aktarıldı. Askerî tarih açısından ise, savunmanın nicelik değil düzen ve moral üstünlüğüyle sürdürülebileceğini gösteren bir örnek olarak değerlendirilir.
Kanije'nin alınması, cephedeki genel dengeyi Osmanlı lehine çevirmedi. Aynı yıllarda Estergon, Yanıkkale ve Tata gibi kaleler el değiştirmeye devam etti. Uzun Savaş, bir tarafın kesin üstünlük kuramadığı bir yıpratma savaşı olarak sürdü ve iki tarafı da tüketti.
Doğu Cephesi ve Safevî Savaşının Yeniden Başlaması
06 / 20 · 1 dkBatıdaki savaş sürerken doğuda yeni bir tehdit belirdi. İran'da Şah Abbas, 1587 yılında tahta çıktıktan sonra devleti yeniden düzenledi: ordusunu ateşli silahlarla donattı, kızılbaş aşiret kuvvetlerinin yanına merkeze bağlı birlikler kurdu ve İngiliz uzmanlardan yararlandı. 1590 yılında Osmanlı ile yapılan Ferhat Paşa Antlaşması'yla kaybettiği toprakları geri alma hazırlığı yaptı.
Osmanlı ordusunun Macaristan'da bağlı olduğunu gören Şah Abbas, 1603 yılında harekete geçti. Tebriz kuşatıldı ve şehir Safevî eline geçti. Ardından Nahçıvan ve Revan yönünde ilerleme sürdü. Osmanlı tarafı bu cepheye yeterli kuvvet gönderemedi; Anadolu zaten Celalî ayaklanmalarıyla sarsılıyordu ve merkezî ordunun büyük bölümü batı cephesindeydi.
Gönderilen sınırlı kuvvetler Şah Abbas'ın ilerleyişini durdurmaya yetmedi. Osmanlı'nın 1590 yılında kazandığı toprakların önemli bölümü birkaç yıl içinde elden çıktı.
III. Mehmed bu gelişmeyi ölümünden kısa süre önce öğrendi ve kaynaklara göre büyük üzüntü duydu. Doğu cephesindeki kayıpların telafisi için düzenlenen seferler, halefleri döneminde de sürdü ve mesele ancak 1639 yılında Kasrışirin Antlaşması ile çözüme bağlandı.
İki cepheli savaşın asıl bedeli mali ve insani oldu. Aynı anda iki büyük cephede ordu beslemek, olağanüstü vergilerin yaygınlaşmasına yol açtı. Avarız adı verilen bu vergiler, önceleri savaş zamanına özgü iken bu dönemde düzenli hale gelmeye başladı ve köylünün yükünü kalıcı biçimde artırdı.
Manisa sancak beyliğine gönderildi; sancağa çıkan son Osmanlı şehzadesi oldu.
Celalî İsyanları ve Anadolu'nun Boşalması
07 / 20 · 1 dkIII. Mehmed döneminin en yıkıcı iç meselesi Celalî ayaklanmalarıdır. Ayaklanmaların kökeninde birkaç etken bir araya geldi: uzun savaşların getirdiği vergi yükü, akçenin değer kaybı, tımar düzeninin bozulması ve sefere çağrılıp sonra terhis edilen sekban ve levent birliklerinin işsiz kalması.
Ateşli silah kullanmayı bilen, ancak geçim kaynağı kalmayan bu birlikler, dağılınca çeteler kurdu. Karayazıcı Abdülhalim, ayaklanmaların en tanınmış önderi oldu. Urfa çevresinde toplanan kuvvetlerle şehirleri kuşattı, vergi topladı ve fiilen bir bölgeyi yönetti. Kardeşi Deli Hasan onun ölümünden sonra hareketi sürdürdü ve devlet, sonunda kendisine sancak beyliği vererek anlaşma yolunu seçti.
Ayaklanmaların halk üzerindeki etkisi ağır oldu. Köylerini terk eden büyük kitleler şehirlere ve kıyı bölgelerine göç etti; bu göç dalgası Büyük Kaçgun adıyla anıldı. Ekilmeyen topraklar hazinenin gelirini düşürdü, düşen gelir daha ağır vergilere yol açtı ve döngü kendini besledi.
Devletin karşılığı çoğu zaman geç kaldı. Merkez ordusu cephedeyken ayaklanmalara karşı bölge valilerinin kendi kuvvetleriyle karşı koyması bekleniyordu; bu da bazı valilerin kendi askerî gücünü büyütmesine ve merkezden bağımsızlaşmasına yol açtı.
Celalî hareketi III. Mehmed döneminde bastırılamadı. Ayaklanmalar I. Ahmed döneminde Kuyucu Murad Paşa'nın sert harekâtıyla geriletildi, ancak Anadolu'nun nüfus ve tarım yapısında bıraktığı hasar on yıllarca sürdü. Bu dönem, Osmanlı taşra düzeninin klasik biçiminden uzaklaşmaya başladığı evre olarak değerlendirilir.
Diplomasi, Elçiler ve Avrupa ile İlişkiler
08 / 20 · 1 dkUzun Savaş yıllarında Osmanlı diplomasisi, cephedeki durumu dengelemek için Avrupa'daki rekabetten yararlanmayı denedi. Habsburg hanedanına karşı Fransa ile sürdürülen geleneksel yakınlık korundu; Fransız elçileri sarayda ayrıcalıklı konumdaydı ve Fransa'ya tanınan ticari imtiyazlar yenilendi.
İngiltere ile ilişkiler bu dönemde belirgin biçimde güçlendi. Levant Şirketi aracılığıyla Akdeniz ticaretine giren İngiliz tüccarlar, kendilerine Venedik ve Fransa'nınkine benzer ayrıcalıklar tanınmasını istiyordu. Kraliçe I. Elizabeth ile saray arasındaki yazışmalar ve gönderilen hediyeler bu talebin diplomatik zeminini oluşturdu. 1599 yılında org ustası Thomas Dallam'ın İstanbul'a getirip kurduğu mekanik org, bu ilişkinin en bilinen simgesidir. İngiltere'nin İspanya ile mücadelesi, Osmanlı açısından Habsburg cephesini zayıflatan bir etken olarak değerlendirildi.
Venedik ile ilişkiler ikili bir görünüm taşıdı. Bir yandan Ege'de gemi çarpışmaları ve karşılıklı şikâyetler sürdü, öte yandan barış korundu ve ticaret devam etti. Venedik balyosu, İstanbul'daki en iyi bilgi ağına sahip elçilerden biriydi ve gönderdiği raporlar dönemin en ayrıntılı kaynaklarındandır.
Lehistan ile ilişkiler Boğdan üzerinden yürüdü. İki devlet, voyvodalık üzerindeki nüfuz mücadelesinde zaman zaman karşı karşıya geldi; Cecora çevresindeki çarpışmalar bu rekabetin sonucudur. Buna rağmen açık bir savaş çıkmadı ve sınır düzeni korunmaya çalışıldı.
Erdel, Eflak ve Boğdan voyvodalıklarının tutumu, savaşın seyrini doğrudan etkiledi. Bu üç voyvodalık Osmanlı'ya bağlıydı, ancak savaşın ilk yıllarında taraf değiştirerek Habsburg tarafına geçtiler. Onları yeniden bağlamak için hem askerî harekât hem de voyvoda değiştirme yoluyla siyasi müdahale yapıldı; bu mücadele saltanat boyunca sürdü.
Diplomasinin nihai sonucu, ölümünden sonra imzalanan Zitvatorok Antlaşması'nda görüldü. Metinde Avusturya arşidükünün padişahla eşit unvanla anılması ve yıllık verginin kaldırılması, Osmanlı'nın Orta Avrupa'daki üstünlük iddiasının aşındığının resmî kaydıdır. Bu tanıma, sonraki yüzyılda Avrupa devletleriyle kurulacak ilişkinin de zeminini değiştirdi.
İç Siyaset ve Valide Sultanın Ağırlığı
09 / 20 · 1 dkIII. Mehmed'in saltanatında dikkat çeken siyasi olgu, valide sultan Safiye Sultan'ın devlet işlerindeki ağırlığıdır. Padişahın sefere çıktığı ve sadrazamların cephede bulunduğu dönemlerde saray, karar süreçlerinin merkezi haline geldi. Atamalar, azil kararları ve elçi kabullerinde valide sultanın etkisi çağdaş kaynaklarda açıkça anlatılır.
Bu etki, dış yazışmalara da yansıdı. Safiye Sultan ile İngiltere kraliçesi I. Elizabeth arasında mektuplaşma yapıldığı ve hediyeler gönderildiği bilinmektedir. 1599 yılında İngiltere'den gönderilen ve org ustası Thomas Dallam tarafından kurulan mekanik org, bu diplomatik ilişkinin en bilinen simgesidir. Hediyenin arkasında, Akdeniz ticaretinde İngiliz tüccarlara tanınacak ayrıcalıklar vardı.
Sarayın ağırlığının artması, dışarıda rüşvet ve aracılık iddialarını da beraberinde getirdi. Sadrazamlık makamının dokuz yılda on kez el değiştirmesi, kararların büyük ölçüde saray içindeki denge ilişkilerine bağlı hale geldiğini gösterir. Hadım Hasan Paşa'nın makamı elde etmek için ödediği ileri sürülen meblağlar ve ardından idam edilmesi, dönemin en çok anlatılan örneklerindendir.
Bu tabloya karşı çıkan sesler de vardı. Devlet düzeninin bozulduğunu anlatan risaleler bu yıllarda yazılmaya başladı; ıslahat düşüncesinin klasik metinleri sayılan eserlerin bir bölümü, bozulmanın başlangıcı olarak tam bu dönemi işaret eder.
Yeniçeri ocağı da ilk kez bu ölçüde siyasi bir aktör olarak öne çıktı. Ulufe ödemelerindeki gecikmeler ve akçenin değer kaybı sebebiyle çıkan huzursuzluklar, İstanbul'da zaman zaman ayaklanmaya dönüştü. Ocak mensuplarının bir devlet adamının azlini talep edebilecek güce ulaşması, on yedinci yüzyıl boyunca sürecek bir eğilimin başlangıcıydı.
Tahta çıktı; on dokuz kardeşi aynı gün öldürüldü.
Akdeniz, Karadeniz ve Deniz Gücü
10 / 20 · 1 dkOn altıncı yüzyıl sonunda Osmanlı donanması hâlâ Akdeniz'in en büyük filolarından biriydi, ancak 1571 yılındaki İnebahtı kaybının ardından girilen yeniden yapılanma dönemi tamamlanmamıştı. III. Mehmed döneminde deniz gücü, büyük filo muharebeleri yerine daha çok kıyı savunması, korsanlıkla mücadele ve nakliye görevlerinde kullanıldı.
Akdeniz'de İspanya ve Venedik ile doğrudan büyük çaplı bir çatışma yaşanmadı; buna karşılık Ege ve Doğu Akdeniz'de gemi çarpışmaları ve baskınlar sürdü. Toskana'ya bağlı Aziz Stefan şövalyelerinin ve Malta şövalyelerinin akınları, Osmanlı kıyı yerleşimleri ve ticaret gemileri için sürekli tehdit oluşturdu. Kıbrıs, Rodos ve Ege adalarındaki garnizonlar bu akınlara karşı takviye edildi.
Karadeniz'de asıl mesele Kazak akınlarıydı. Dinyeper üzerinden küçük ve hızlı teknelerle inen Kazak grupları, kıyı kasabalarını basıyor ve geri çekiliyordu. Bu akınlar sonraki yıllarda İstanbul Boğazı'nın girişine kadar ulaşacak ölçüde cesaretlendi. Karadeniz'in bir iç deniz sayıldığı dönemin sona ermeye başladığı bu yıllarda görülür.
Denizciliğin bir başka boyutu ticaretti. İngiliz ve Hollandalı tüccarların Akdeniz'e girmesi, Venedik'in aracılık tekelini kırdı. İngiltere'ye tanınan ticari ayrıcalıklar ve Levant ticaretinin yeni aktörleri, Osmanlı gümrük gelirlerinin dağılımını değiştirdi.
Donanmanın en görünür sorunu, kalifiye personel ve düzenli finansmandı. Kürekçi temini için kıyı sancaklarına konan yükümlülükler halkı zorladı; tersanelerde kereste ve zift tedariki savaş harcamalarının gölgesinde kaldı. Bu yapısal sorunlar, on yedinci yüzyılda Girit savaşına kadar sürecek bir zayıflamanın başlangıcıdır.
Ekonomi, Para ve Vergi Düzeni
11 / 20 · 1 dkBu saltanatın ekonomik tablosu, uzun savaşların doğrudan sonucudur. Sürekli sefer, hazinenin nakit ihtiyacını olağanüstü boyuta çıkardı. Nakit ihtiyacını karşılamanın en hızlı yolu akçenin gümüş oranını düşürmekti; bu yola sık başvuruldu ve akçe değer kaybetti.
Değer kaybının en görünür sonucu, maaşını akçeyle alan kapıkulu askerinin alım gücünün düşmesiydi. Ulufe dağıtım günlerinde çıkan huzursuzluklar bu düşüşle doğrudan ilişkilidir. Bir başka sonuç, dış ticarette Avrupa gümüş sikkelerinin piyasada tercih edilir hale gelmesi oldu; Amerika'dan Avrupa'ya akan gümüşün yarattığı fiyat dalgası Osmanlı piyasalarını da etkiledi.
Vergi tarafında en önemli değişiklik avarız vergilerinin sürekli hale gelmesidir. Başlangıçta olağanüstü hallerde toplanan bu yükümlülükler, savaşın uzamasıyla her yıl istenen düzenli vergilere dönüştü. Köylü açısından bu, öngörülemeyen ve artan bir yük demekti; Celalî ayaklanmalarına katılımın toplumsal zemininde bu yük vardır.
Tımar düzeni de bozulmaya başladı. Sefere katılmayan sipahilerin tımarlarının alınması gerekiyordu, ancak uygulamada tımarlar giderek merkeze yakın kişilere ve saray mensuplarına dağıtıldı. Ateşli silah kullanan piyadenin öne çıkmasıyla süvari sipahinin askerî önemi azaldı; buna karşılık toprak düzeni aynı hızla yeni duruma uyarlanamadı.
Bu koşullarda iltizam yöntemi yaygınlaştı. Vergi toplama hakkının peşin ödeme karşılığında satılması hazineye hızlı nakit sağladı, ancak mültezimin kârını artırmak için köylüden fazla talep etmesi riskini büyüttü. On yedinci yüzyıl boyunca sürecek mali dönüşümün temelleri bu yıllarda atıldı.
Kültür, Mimari ve Sanat
12 / 20 · 1 dkSavaş yıllarının baskısına rağmen saray, sanat üretiminin merkezi olmayı sürdürdü. Bu dönemde nakkaşhane etkin biçimde çalıştı ve tarih yazıcılığı ile minyatür birlikte ilerledi. Şehnameci geleneği içinde padişahın seferlerini anlatan resimli eserler hazırlandı; Eğri seferini konu alan tasvirler, dönemin minyatür sanatının belgesel yönünü gösterir.
Babası için yaptırdığı III. Murad Türbesi, Ayasofya haziresindeki yapılar arasında yer alır ve mimarbaşı Davud Ağa'nın eseri sayılır. Türbenin iç süslemesinde kullanılan çini panolar, İznik çiniciliğinin en verimli döneminin ürünüdür.
Hoca Sadeddin Efendi'nin Tacü't Tevarih adlı eseri bu yıllarda tamamlandı ve Osmanlı tarih yazımının klasikleri arasına girdi. Padişahın hocası olan yazarın hem tarihçi hem de siyasi aktör olarak öne çıkması, dönemin ilim ve siyaset ilişkisini gösterir.
Musiki ve şiir alanında saray himayesi sürdü. III. Mehmed'in Adlî mahlasıyla şiir yazdığı kaydedilir; babası ve dedesi gibi divan şiiri geleneğine katılan padişahlardandır.
Mimari yatırımların ölçeği ise seleflerine göre küçüldü. Bunun sebebi ilgisizlik değil, hazinenin durumudur: savaş harcamaları, büyük külliye programlarına kaynak bırakmadı. Sinan sonrası mimarlık, bu dönemde daha çok onarım ve orta ölçekli yapılarla ilerledi; büyük ölçekli anıtsal program ancak halefi I. Ahmed döneminde Sultanahmet Camii ile yeniden gündeme geldi.
Eğri Kalesi fethedildi; padişah Eğri Fatihi unvanını aldı.
İlim, Ulema ve Dönemin Fikir Hayatı
13 / 20 · 1 dkOn altıncı yüzyıl sonu, Osmanlı ilim hayatında hem güçlü bir medrese geleneğinin sürdüğü hem de devlet düzeni üzerine eleştirel düşüncenin ortaya çıktığı bir dönemdir. III. Mehmed'in saltanatı, bu iki eğilimin kesiştiği yıllara denk gelir.
Medrese düzeninin tepesinde Sahn-ı Seman ve Süleymaniye medreseleri vardı. Buralardan yetişen müderrisler kadılık ve kazaskerlik makamlarına geçiyor, ilmiye sınıfının kariyer basamakları sıkı biçimde tanımlanıyordu. Ancak bu dönemde makamların hak edenden çok aracılığı olana verildiği yönündeki şikâyetler arttı; beşik uleması adıyla anılan, çocuk yaşta müderrislik payesi verilen uygulamalar eleştirilere konu oldu.
Hoca Sadeddin Efendi, hem hükümdarın hocası hem de şeyhülislam olarak dönemin en etkili ilim adamıdır. Tacü't Tevarih adlı eseri, Osmanlı tarihini kuruluştan kendi dönemine kadar anlatan ve sonraki tarihçilerin başvuru kaynağı olan bir metindir. Onun hem ilim hem siyaset alanında bulunması, iki alanın iç içe geçtiğini gösterir.
Bu yıllarda ıslahat düşüncesinin ilk metinleri yazılmaya başladı. Devlet düzeninin bozulduğunu, kanuna aykırı uygulamaların yaygınlaştığını ve eski nizama dönülmesi gerektiğini savunan risaleler, sonraki yüzyılda bir gelenek oluşturacak yazının öncüleridir. Bu metinlerin ortak yanı, bozulmanın başlangıcı olarak on altıncı yüzyılın son çeyreğini işaret etmeleridir.
Astronomi alanında ise gerileme yaşanmıştı. Takiyüddin'in İstanbul'da kurduğu rasathane, III. Mehmed tahta çıkmadan önce, 1580 yılında yıktırılmıştı. Bu olay, Osmanlı bilim tarihinde sık tartışılan bir dönüm noktasıdır: gözlem geleneğinin kurumsal desteğini kaybetmesi, sonraki yüzyıllardaki bilimsel üretimi etkileyen etkenler arasında sayılır.
Tıp alanında darüşşifalar çalışmaya devam etti ve hekimbaşılık kurumu saray teşkilatı içindeki yerini korudu. Dönemin tıp metinleri, klasik İslam tıp geleneğini sürdürürken Avrupa'daki yeni gelişmelere sınırlı biçimde açıktı.
Aile Hayatı, Eşleri ve Çocukları
14 / 20 · 1 dkIII. Mehmed'in hanımları arasında en çok anılan iki isim Handan Sultan ve Halime Sultan'dır. Handan Sultan, tahta çıkacak olan I. Ahmed'in annesidir ve oğlunun saltanatının ilk yıllarında valide sultan olarak devlet işlerinde etkili oldu. Halime Sultan, I. Mustafa'nın annesidir ve oğlunun iki ayrı saltanat döneminde sarayda belirleyici bir konum edindi.
Bilinen oğulları Şehzade Selim, Şehzade Mahmud, I. Ahmed ve I. Mustafa'dır. Kızları arasında Hatice Sultan, Ayşe Sultan ve Beyhan Sultan bulunur. Şehzade Mahmud'un akıbeti, saltanatın en karanlık olaylarından biridir ve ayrı bir bölümde ele alınmıştır.
Padişahın ölümünden sonra tahtın on üç yaşındaki oğlu Ahmed'e geçmesi, Osmanlı veraset düzeninde önemli bir eşiktir. Ahmed tahta çıktığında çocuk sahibi değildi ve kardeşi Mustafa'yı öldürtmedi; böylece hanedanın devamı güvence altına alınmış oldu. Bu tercih, kardeş katli uygulamasının fiilen sona ermesinin ilk adımıdır.
Aile içi ilişkilerde valide sultan Safiye Sultan ile gelinleri arasındaki nüfuz mücadelesi de kaynaklarda yer alır. Sarayın iç dengesi, padişahın cephede veya hasta olduğu dönemlerde doğrudan siyasi sonuçlar doğuran bir alan haline geldi.
Torunları arasında Genç Osman, IV. Murad ve Sultan İbrahim gibi sonraki padişahlar bulunur. Hanedan çizgisi böylece kesintisiz sürdü, ancak yönetim tecrübesi sancakta değil sarayda kazanılan bir hükümdar kuşağı başladı.
Şehzade Mahmud Olayı
15 / 20 · 1 dk1603 yılının Haziran ayında yaşanan olay, saltanatın son yılına damgasını vurdu. Padişahın oğullarından Şehzade Mahmud, askerî çevrelerde ve halk arasında sevilen bir şehzadeydi. Anadolu'daki Celalî ayaklanmalarının bastırılamaması ve devletin çaresizliği karşısında, onun ordunun başına geçmesi gerektiği yönünde konuşmalar yayıldı.
Saraya ulaşan bir ihbar, şehzadenin annesinin bir din adamına başvurarak oğlunun geleceği hakkında yorum istettiğini ve bu yorumun tahta çıkışına işaret ettiğini bildiriyordu. Bu bilginin padişaha ne biçimde ve kimin tarafından ulaştırıldığı kaynaklarda farklı anlatılır; valide sultan çevresinin ve saray içindeki rakip grupların rolü olduğu ileri sürülür.
III. Mehmed, oğlunun kendisine karşı hazırlık yaptığı sonucuna vardı. Şehzade Mahmud tutuklandı ve öldürüldü; annesi de aynı akıbete uğradı. Olay, saray içinde ve dışında derin bir tepki uyandırdı.
Bazı tarihçiler bu kararı, padişahın hastalığı ve savaş yıllarının yarattığı güvensizlik ortamının ürünü sayar; diğer görüşe göre olay, sarayda hangi şehzadenin tahta geçeceğini belirlemek isteyen grupların planladığı bir tasfiyedir. Hangi yorum benimsenirse benimsensin, sonuç şudur: padişah bu olaydan yaklaşık altı ay sonra öldü ve taht, ölen şehzadenin küçük kardeşi Ahmed'e kaldı.
Olay aynı zamanda kafes usulünün yerleşmesinde de rol oynadı. Şehzadelerin sancağa çıkarılmaması, taşrada kendilerine bağlı bir çevre kurmalarını engelliyordu; III. Mehmed'in oğlunda gördüğü tehlikenin bir daha doğmaması için sarayda tutulmaları tercih edildi.
Haçova Muharebesi kazanıldı; kaybedilmek üzere olan muharebe zafere çevrildi.
Kişiliği, Sağlığı ve Günlük Hayatı
16 / 20 · 1 dkÇağdaş kaynaklar III. Mehmed'i sakin, sessiz ve kararlarını çevresine danışarak veren bir hükümdar olarak anlatır. Manisa'da geçen sancak beyliği yıllarında yönetim işlerine aşina olmasına rağmen, tahtta bu tecrübeyi belirleyici biçimde kullanamadığı yönünde değerlendirmeler vardır.
Sağlık durumu saltanatı boyunca sorun oldu. Şişmanlığı ve buna bağlı rahatsızlıkları kaynaklarda tekrar tekrar anılır. Eğri seferinin uzun yürüyüşleri onu yordu ve dönüşte hastalandığı kaydedilir. Son yıllarında saraydan az çıktığı, divan toplantılarını perde arkasından izlediği belirtilir.
Dindar bir yaşayışı olduğu, Hoca Sadeddin Efendi başta olmak üzere ulema ile yakın ilişki kurduğu aktarılır. Haçova'da savaş alanında kalma kararını bu ilişkinin etkisiyle verdiği rivayeti, hem dinî hem de siyasi danışmanlığın iç içe geçtiğini gösterir.
Sefere çıkmasının ardından İstanbul'a dönüşünde halkın gösterdiği ilgi, hükümdarın cephede bulunmasının toplumsal karşılığını ortaya koydu. Buna rağmen bir daha sefere çıkmadı; bunda hem sağlık durumu hem de sarayın onu İstanbul'da tutma eğilimi rol oynadı.
Kaynaklarda öfkeli ya da acımasız bir hükümdar portresi çizilmez; ancak tahta çıkışındaki kardeş katli ve oğlu Şehzade Mahmud'un öldürülmesi, bu portreyle çelişen iki ağır karardır. Tarihçiler bu çelişkiyi genellikle hükümdarın kişisel eğiliminden çok, hanedan hukukunun ve saray içi baskıların sonucu olarak yorumlar.
Günlük hayatında ava ve ata binmeye düşkün olduğu, Manisa yıllarında bu uğraşlara sıkça vakit ayırdığı aktarılır. Tahta çıktıktan sonra bu alışkanlıklar seyrekleşti; sarayın günlük düzeni ve sağlık durumu, hükümdarı büyük ölçüde iç avlulara bağladı. Yemek, giyim ve tören protokolünde selefleri döneminde oluşan kurallara bağlı kaldığı, yeni bir teamül getirmediği belirtilir.
Ölümü ve Sonrası
17 / 20 · 1 dkIII. Mehmed 22 Aralık 1603 tarihinde İstanbul'da öldü. Otuz yedi yaşındaydı ve sekiz yıl on bir ay hüküm sürmüştü. Ölüm sebebi olarak kaynaklarda kalp rahatsızlığı gösterilir; bazı anlatılarda oğlu Şehzade Mahmud'un öldürülmesinin ardından yaşadığı pişmanlığın ve Tebriz'in kaybı haberinin sağlığını hızla bozduğu belirtilir.
Cenazesi Ayasofya haziresine, kendisi için yaptırılan türbeye defnedildi. Türbe, on yedinci yüzyıl başı Osmanlı türbe mimarisinin örneklerindendir ve içinde çocuklarından bir bölümü de gömülüdür.
Tahta on üç yaşındaki oğlu I. Ahmed geçti. Yeni padişahın küçük yaşta olması, saltanatın ilk yıllarında valide sultan Handan Sultan'ın ve devlet adamlarının ağırlığını artırdı. I. Ahmed, kardeşi Mustafa'yı öldürtmeyerek kardeş katli uygulamasını fiilen sona erdirdi.
III. Mehmed'in bıraktığı devlet, iki cephede savaşan, Anadolu'su ayaklanmalarla sarsılan ve maliyesi bozulmuş bir devletti. Uzun Savaş 1606 yılında Zitvatorok Antlaşması ile bitti; Celalî ayaklanmaları Kuyucu Murad Paşa'nın harekâtıyla geriletildi; doğu cephesindeki kayıplar ise uzun yıllar telafi edilemedi.
Ölümüyle birlikte Osmanlı tarihinde bir devir kapandı: sancakta yetişen son padişah oydu. Ondan sonra tahta çıkanlar sarayda büyüdü ve devlet işlerini ancak tahta çıktıktan sonra öğrenme imkânı buldu.
Mirası ve Tarihçilerin Değerlendirmesi
18 / 20 · 1 dkIII. Mehmed'in tarihteki yeri, iki uç değerlendirme arasında salınır. Bir yanda Eğri Fatihi unvanı ve Haçova'da kaybedilmek üzereyken kazanılan muharebe vardır; öte yanda on dokuz kardeşin katli, oğlunun öldürülmesi ve saltanatı boyunca derinleşen iç kriz.
Osmanlı tarih yazımında Eğri seferi genellikle olumlu biçimde anlatılır: padişahın ordunun başında bulunmasının askerî sonucu değiştirdiği vurgulanır. Buna karşılık aynı kaynaklar, saltanat boyunca sadrazamlık makamının sık el değiştirmesini ve saray nüfuzunun artmasını eleştirir.
Modern tarihçilikte bu dönem, Osmanlı'da dönüşüm tartışmasının merkezinde durur. Bir görüşe göre klasik düzenin bozulması bu yıllarda başlar; askerî, mali ve idari yapıdaki çözülme sonraki yüzyıla miras kalır. Diğer görüşe göre yaşananlar bir çöküş değil, ateşli silah çağına ve dünya ölçeğindeki fiyat hareketlerine uyum sürecidir; devlet bu süreçte iltizam ve avarız gibi yeni araçlar geliştirmiştir.
Kardeş katli meselesi ise hukuk ve siyaset tarihi açısından ayrıca tartışılır. On dokuz şehzadenin öldürülmesi, uygulamanın toplumsal kabulünü aşındıran olay olarak görülür ve kafes usulüne geçişin gerekçeleri arasında sayılır.
Popüler kültürde III. Mehmed, seleflerine göre daha az işlenmiş bir figürdür. Adı daha çok Haçova Muharebesi ve tahta çıkışındaki kardeş katli üzerinden anılır; sancakta yetişen son şehzade oluşu ise Osmanlı yönetim tarihinin dönüm noktalarından biri olarak ders kitaplarında yer alır.
Karayazıcı Abdülhalim önderliğinde Celalî ayaklanması büyüdü.
Sancak Usulünün Sonu ve Veraset Düzeninin Değişmesi
19 / 20 · 1 dkOsmanlı hanedanında şehzadeler geleneksel olarak belirli bir yaşa geldiklerinde sancak beyi olarak taşraya gönderilirdi. Amaç, gelecekteki hükümdarın yönetim, adalet ve askerlik işlerini yerinde öğrenmesiydi. Şehzade kendi divanını kurar, kadılarla yazışır, tımar dağıtımını görür ve çevresinde bir devlet adamı kadrosu oluştururdu.
Bu usulün bedeli, tahta çıkış sırasında yaşanan mücadelelerdi. Sancaktaki her şehzade, kendi çevresiyle birlikte tahta aday sayılıyordu; babalarının ölümü üzerine başkente ilk ulaşan kazanıyordu. II. Bayezid ile Cem Sultan, ardından Yavuz Sultan Selim ile kardeşleri arasındaki mücadeleler bu düzenin sonuçlarıdır.
III. Mehmed, Manisa sancak beyliği yapan son Osmanlı şehzadesidir. Kendisi tahta çıktıktan sonra oğullarını sancağa göndermedi. Bunda hem Şehzade Mahmud olayında görülen tedirginlik hem de taşrada kendi gücünü kuran bir şehzadenin doğurabileceği tehlike etkili oldu.
Yerine geçen düzen, şehzadelerin sarayın harem bölümünde, kafes adı verilen dairelerde yaşatılmasıdır. Bu düzen taht kavgalarını büyük ölçüde azalttı ve hanedan içi şiddeti sınırladı. Buna karşılık, hiç yönetim tecrübesi olmayan hükümdarların tahta çıkması sonucunu doğurdu. I. Mustafa, IV. Mehmed, II. Süleyman ve II. Ahmed gibi padişahlar bu düzende yetişti.
Veraset düzenindeki değişimin ikinci ayağı, tahtın en büyük erkek hanedan üyesine geçmesi ilkesinin yerleşmesidir. Bu ilke resmî bir kanunla ilan edilmedi; uygulama içinde, I. Ahmed'in kardeşi Mustafa'yı öldürtmemesiyle başlayan fiilî bir teamül olarak oturdu. Böylece Osmanlı veraset düzeni, sancak usulünün terk edilmesiyle birlikte kökten değişmiş oldu.
Tarihçiler bu değişimi iki yönlü değerlendirir. Bir görüşe göre kafes usulü, hanedanı iç savaşlardan koruyarak devletin sürekliliğini sağladı. Diğer görüşe göre yönetim tecrübesinden yoksun padişahlar, iktidarın fiilen sadrazamlara, valide sultanlara ve ocak ağalarına geçmesine yol açtı ve bu da on yedinci yüzyılın istikrarsızlığını besledi.
Aynı Yıllarda Dünya
20 / 20 · 1 dkIII. Mehmed'in saltanat yılları, Avrupa'da din savaşlarının sona erdiği ve büyük deniz imparatorluklarının kurulmaya başladığı bir döneme rastlar. Fransa'da uzun süren mezhep çatışmaları IV. Henri'nin 1598 yılında yayımladığı Nantes Fermanı ile durdu; ferman, Protestanlara belirli haklar tanıyarak ülkede barışı sağladı.
İspanya'da II. Felipe 1598 yılında öldü. Onun döneminde zirveye çıkan İspanyol gücü, İngiltere'ye karşı gönderilen donanmanın 1588 yılında uğradığı felaketin ardından sarsılmıştı. Hollanda'nın bağımsızlık mücadelesi sürüyordu ve 1602 yılında kurulan Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, ticaretin devletler eliyle değil şirketler eliyle yürütüldüğü yeni bir çağın habercisiydi.
İngiltere'de I. Elizabeth'in kırk beş yıllık saltanatı 1603 yılında sona erdi; III. Mehmed ile aynı yıl öldü. Onun döneminde İngiliz tüccarlar Akdeniz'de etkinlik kazandı ve Osmanlı ile doğrudan ticari ilişkiler kuruldu. Shakespeare'in en verimli yılları da bu döneme denk gelir.
Doğuda Japonya'da 1600 yılında yapılan Sekigahara Muharebesi, Tokugawa hanedanının iktidarını kurdu ve ülkede iki buçuk yüzyıl sürecek bir istikrar dönemi başlattı. Rusya'da Boris Godunov'un ölümüyle Karışıklıklar Dönemi başladı. İran'da Şah Abbas devleti yeniden örgütledi, İsfahan'ı başkent yaptı ve Osmanlı ile hesaplaşmaya hazırlandı.
Bu yıllarda dünya ekonomisini biçimlendiren en önemli olgu, Amerika kıtasından Avrupa'ya akan gümüştür. Artan gümüş miktarı Avrupa'da fiyatları yükseltti ve bu dalga Osmanlı piyasalarına da ulaştı. Akçenin değer kaybı ve fiyat artışları, yalnızca savaş harcamalarıyla değil bu küresel hareketle de ilgilidir.
Kronoloji
28 olay- 16. yüzyıl
Manisa'da doğdu. Babası III. Murad, annesi Safiye Sultan'dır.
Babası III. Murad tahta çıktı, şehzade İstanbul'a geldi.
At Meydanı'nda haftalarca süren sünnet düğünü düzenlendi.
Manisa sancak beyliğine gönderildi; sancağa çıkan son Osmanlı şehzadesi oldu.
Ferhat Paşa Antlaşması ile Safevî cephesinde barış sağlandı.
Avusturya ile Uzun Savaş başladı.
Estergon kaybedildi.
Tahta çıktı; on dokuz kardeşi aynı gün öldürüldü.
Ege'de Venedik ve Osmanlı gemileri arasında deniz çarpışması yaşandı.
Călugăreni Muharebesi'nde Eflak kuvvetleriyle çarpışıldı.
Tuna üzerindeki geri çekilmede köprü faciası yaşandı, ağır kayıp verildi.
Eğri Kalesi fethedildi; padişah Eğri Fatihi unvanını aldı.
Haçova Muharebesi kazanıldı; kaybedilmek üzere olan muharebe zafere çevrildi.
Padişah İstanbul'a döndü; bir daha sefere çıkmadı.
Budin kuşatıldı, alınamadı; Yanıkkale elden çıktı.
İngiltere'den gönderilen mekanik org Thomas Dallam tarafından sarayda kuruldu.
Karayazıcı Abdülhalim önderliğinde Celalî ayaklanması büyüdü.
- 17. yüzyıl
Kanije Kalesi alındı.
Kanije savunması başarıyla sonuçlandı.
Karayazıcı öldü, ayaklanmayı kardeşi Deli Hasan sürdürdü.
İstolni Belgrad çevresinde çarpışmalar yaşandı.
Deli Hasan'a sancak beyliği verilerek anlaşma yoluna gidildi.
Şah Abbas harekete geçti; Tebriz Safevî eline geçti.
Anadolu'da Büyük Kaçgun adıyla anılan göç dalgası yaşandı.
Şehzade Mahmud ve annesi öldürüldü.
On üç yaşındaki oğlu I. Ahmed tahta çıktı.
İstanbul'da öldü, Ayasofya haziresindeki türbesine defnedildi.
Ölümünden üç yıl sonra Zitvatorok Antlaşması ile Uzun Savaş sona erdi.
Savaşlar ve Seferler
14 kayıtSadrazamları
8 sadrazamEserleri
2 eserTuğrası
Padişah nişanıMehmed bin Murad Han muzaffer dâimâ
On altıncı yüzyıl sonunda tuğra biçimi tamamen oturmuştu. Padişahın adı, babasının adı ve muzaffer dâimâ ibaresi standart hale gelmiş; tuğraların tezhiplenmesi, yani altın ve boya ile bezenmesi saray nakkaşhanesinin işi olmuştu.
- Anlamı
- Murad Han oğlu Mehmed, daima muzaffer
- Okunuşu
- Mehmed-i Sâlis
Aile Ağacı
26 kişi
7. kuşakII. Murad1421-1444 · 1446-1451
6. kuşakFatih Sultan Mehmed1444-1446 · 1451-1481
5. kuşakII. Bayezid1481-1512
4. kuşakYavuz Sultan Selim1512-1520
3. kuşakKanuni Sultan Süleyman1520-1566
2. kuşakII. Selim1566-1574
1. kuşakIII. Murad1574-1595
KendisiIII. Mehmed1595-1603
III. Murad1574-1595
Safiye Sultan
Handan Sultan
Halime Sultan
III. Mehmed1595-1603
I. Ahmed1603-1617Oğlu
I. Mustafa1617-1618 · 1622-1623
Şehzade Mahmud1587-1603
Şehzade Selim1512-1520
Hatice Sultan
Ayşe Sultan
Beyhan Sultan
Şehzade Süleyman1586
Şehzade Osman1597
Şehzade Cihangir1602
Ayşe Sultan
Fatma Sultan
Mihrimah Sultan
Fahriye Sultan
Hümaşah SultanSözleri
Mahlası AdlîBen bu tahtta oturdukça sancak yerinde duracaktır.
Haçova Muharebesi sırasında geri çekilme teklifine verdiği cevap olarak aktarılan söz; çağdaş belgelerde doğrulanmaz.Çağdaşları
8 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Padişahları
36 padişah · 623 yıl



































Yanlış Bilinenler
5 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
13 soruIII. Mehmed'in annesi kimdir?
Celalî isyanları III. Mehmed döneminde mi başladı?
III. Mehmed nasıl öldü?
III. Mehmed kimin oğludur?
III. Mehmed'in türbesi nerede?
III. Mehmed'den sonra tahta kim geçti?
III. Mehmed kaç kardeşini öldürttü?
III. Mehmed kaçıncı Osmanlı padişahıdır?
III. Mehmed neden Eğri Fatihi olarak anılır?
III. Mehmed'in katıldığı Haçova Muharebesi'nde ne oldu?
III. Mehmed oğlu Şehzade Mahmud'u neden öldürttü?
III. Mehmed sancağa çıkan son şehzade midir?
III. Mehmed saltanatında kaç sadrazam görev yaptı?
Son güncelleme: 3 Eylül 2026