Minyatür üslubunda portreIII. Selim
سليم ثالثİlhamî·Üçüncü Selim Han
III. Selim, 1789-1807 yılları arasında hüküm süren yirmi sekizinci Osmanlı padişahıdır. Nizam-ı Cedid reformlarını başlattı, isyanla tahttan indirildi.
III. Selim Kimdir?
20 dk okumaIII. Selim, 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğdu ve 28 Temmuz 1808 tarihinde yine İstanbul'da, Topkapı Sarayı'nda öldürüldü. Babası III. Mustafa, annesi Mihrişah Sultan'dır. 7 Nisan 1789 tarihinde tahta çıktı ve on sekiz yıl hüküm sürdükten sonra 29 Mayıs 1807 tarihinde bir ayaklanma sonucu tahttan indirildi. Osmanlı tarihinde adı, Nizam-ı Cedid yani Yeni Düzen adı verilen kapsamlı reform programıyla anılır. Bu program yalnızca yeni bir ordu kurmakla sınırlı değildi: maliye, diplomasi, eğitim ve idare alanlarını birlikte kapsayan ilk bütünlüklü yenileşme girişimiydi. Avrupa başkentlerinde sürekli elçilikler açılması, mühendishanelerin genişletilmesi ve ayrı bir hazine kurulması bu programın parçalarıdır. Saltanatı, Osmanlı'nın Avrupa karşısındaki askerî geriliğinin artık gizlenemez hale geldiği bir döneme rastlar. Tahta çıktığında devlet Rusya ve Avusturya ile aynı anda savaş halindeydi. 1792 yılında imzalanan Yaş Antlaşması ile bu savaş sona erdi, ancak Kırım'ın kaybı kesinleşti. Birkaç yıl sonra Napolyon Bonapart'ın Mısır'a çıkması, Osmanlı topraklarının Avrupa güç mücadelesinin doğrudan sahnesi haline geldiğini gösterdi. Reform programı, ayrıcalıklarını kaybedeceğini düşünen yeniçeriler, ulemanın bir bölümü ve taşradaki âyan çevrelerinde tepki uyandırdı. 1807 yılında Kabakçı Mustafa önderliğinde çıkan ayaklanma padişahı tahttan indirdi. Bir yıl sonra Alemdar Mustafa Paşa'nın onu yeniden tahta çıkarma girişimi sırasında öldürüldü.
İstanbul'da doğdu. Babası III. Mustafa, annesi Mihrişah Sultan'dır.
Doğumu, Ailesi ve Şehzadelik Yılları
01 / 20 · 1 dkIII. Selim 24 Aralık 1761 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası III. Mustafa, annesi Mihrişah Sultan'dır. Babası, oğlunun doğumunu büyük bir sevinçle karşıladı ve şenlikler düzenletti; uzun süredir erkek çocuğu olmayan padişah için bu doğum hanedanın geleceği açısından önemliydi.
Babası 1774 yılında öldüğünde on iki yaşındaydı ve tahta amcası I. Abdülhamid geçti. Ekberiyet usulü gereği tahta çıkacak sıradaki isim olarak, şehzadeliğini sarayın kafes düzeni içinde geçirdi. Ancak bu dönem, öncekilere göre daha serbest geçti: amcası ona kitap okuma, mektup yazma ve dışarıdan bilgi alma imkânı tanıdı.
Şehzade Selim'in şehzadelik yıllarındaki en dikkat çekici faaliyeti, Fransa kralı XVI. Louis ile mektuplaşmasıdır. Bu yazışma, henüz tahta çıkmadan önce Avrupa siyasetini yakından izlediğini ve dış dünyayla bağ kurma isteğini gösterir. Bu mektuplaşma sırasında Osmanlı'nın askerî geriliğini kapatma yollarını sorduğu, Fransa'dan uzman talep ettiği aktarılır.
Eğitiminde musiki özel bir yer tuttu. Ney üflemeyi öğrendi, bestecilikte ustalaştı ve kendi makamlarını oluşturdu. Osmanlı klasik musikisinde bestekârlığıyla anılan padişahtır; ayrıca İlhamî mahlasıyla şiir yazdı ve divan sahibi oldu.
Tasavvufa ilgisi, özellikle Mevlevîlik yönünde belirgindi. Galata Mevlevihanesi ile kurduğu bağ, hem musiki hem de manevi yönünün beslendiği kaynaklardandır. Bu ilgi, tahta çıktıktan sonra da sürdü ve mevlevihanelere yapılan yardımlar arttı.
Kafeste geçen on beş yıl, ona hazırlık imkânı verdi. Tahta çıktığında ne yapmak istediğini bilen, planı olan bir hükümdardı. Bu yönüyle, kafeste yetişen diğer padişahlardan ayrılır.
Tahta Çıkışı ve Devraldığı Savaş
02 / 20 · 1 dkI. Abdülhamid 7 Nisan 1789 tarihinde öldü ve aynı gün III. Selim tahta çıktı. Devraldığı tablo ağırdı: Osmanlı Devleti iki yıldır Rusya ve Avusturya ile aynı anda savaşıyordu ve cephede durum kötüydü.
Savaş 1787 yılında, Kırım'ın Rusya tarafından ilhakının yarattığı gerginlik sonucu başlamıştı. Avusturya'nın da Rusya yanında savaşa girmesiyle Osmanlı iki cephede sıkıştı. Özi Kalesi 1788 yılında düşmüş, kaledeki halkın büyük bölümü öldürülmüştü; bu haber I. Abdülhamid'in ölümüne yol açan sarsıntı olarak anlatılır.
Yeni padişah savaşı kazanma umuduyla işe başladı. Cepheye takviye gönderildi, sadrazamlar değiştirildi ve moral yükseltme çabaları yürütüldü. 1789 yılında Focşani ve Boze çevresindeki muharebeler kaybedildi. 1790 yılında Kili ve İsmail kaleleri düştü. 1791 yılında Maçin'de yapılan muharebe de yenilgiyle bitti.
Avusturya cephesinde ise Fransız Devrimi'nin yarattığı yeni durum işe yaradı. Avrupa'da devrimin yayılmasından çekinen Avusturya, doğudaki savaştan çekilmek istedi ve 1791 yılında Ziştovi Antlaşması ile Osmanlı ile barış yaptı. Böylece Osmanlı tek cepheye indi.
Rusya ile barış 9 Ocak 1792 tarihinde Yaş'ta imzalandı. Antlaşmaya göre Kırım'ın Rusya'ya ait olduğu kesin biçimde kabul edildi ve Dinyester Nehri sınır oldu. Bu, Osmanlı'nın Karadeniz'in kuzeyindeki hâkimiyetinin sona erdiğinin resmî tescilidir.
Savaşın bitmesi, padişaha uzun süredir planladığı reform programına girişme fırsatı verdi. Cephede yaşananlar, ordunun mevcut yapısıyla Avrupa ordularına karşı koyamayacağını açıkça göstermişti.
Nizam-ı Cedid: Yeni Düzen Programı
03 / 20 · 1 dkYaş Antlaşması'nın ardından padişah, devlet adamlarından ıslahat konusunda rapor istedi. Yirmiye yakın kişi, aralarında yabancı uzmanların da bulunduğu bir grup, düşüncelerini yazılı olarak sundu. Bu layihalar, reformun hangi alanlarda ve nasıl yapılacağı konusundaki tartışmanın temelini oluşturdu.
Raporlarda üç yaklaşım öne çıktı. Birincisi, klasik düzenin bozulduğunu ve eski kanunlara dönülmesi gerektiğini savunuyordu. İkincisi, Avrupa'nın askerî tekniğinin alınmasını ancak kurumların korunmasını öneriyordu. Üçüncüsü ise yeni bir ordu ve yeni bir mali yapı kurulmasını istiyordu. Padişah üçüncü yolu seçti.
Nizam-ı Cedid adı verilen program, dar anlamda yeni bir ordu, geniş anlamda ise bütün bir yenileşme tasarısıydı. Askerî ayağı, Avrupa usulüyle eğitilen ve talim gören yeni bir piyade birliğinin kurulmasıydı. Bu birlik, üniforma giyiyor, düzenli talim yapıyor ve tüfek atışında belirli bir düzene uyuyordu. Eğitimlerinde Fransız subaylardan yararlanıldı.
Programın mali ayağı, İrad-ı Cedid adı verilen ayrı bir hazinenin kurulmasıydı. Yeni ordunun masrafları klasik hazineden değil bu kaynaktan karşılanacaktı. Gelir olarak bazı mukataalar, boşalan tımarlar ve yeni konan vergiler bu hazineye bağlandı.
Eğitim ayağında mühendishaneler genişletildi. Deniz mühendishanesi güçlendirildi, kara mühendishanesi 1795 yılında yeniden düzenlendi. Buralarda matematik, geometri, istihkâm ve topçuluk okutuldu; Avrupa dillerinden çeviriler yapıldı ve matbaa yeniden işletildi.
Programın bir başka boyutu tersane ve topçuluktu. Yeni gemiler yapıldı, top döküm teknikleri yenilendi, humbaracı ve lağımcı ocakları düzenlendi. Bu alanlarda Fransız ve İsveçli uzmanlardan yararlanıldı.
Nizam-ı Cedid askerlerinin sayısı zamanla arttı ve İstanbul dışında Anadolu'da da birlikler kuruldu. Ancak bu birlikler, mevcut ordunun yerine geçmedi; yeniçeri ocağı varlığını sürdürdü. İki ordunun yan yana bulunması, sürtüşmenin temel sebebi oldu.
Fransa kralı XVI. Louis ile mektuplaşması bu yıllarda yürütüldü.
Diplomasi: Avrupa'da Sürekli Elçilikler
04 / 20 · 1 dkIII. Selim'in en kalıcı yeniliklerinden biri diplomasi alanındadır. Osmanlı Devleti o zamana kadar Avrupa başkentlerinde sürekli elçilik bulundurmuyor, yalnızca belirli işler için geçici elçiler gönderiyordu. Buna karşılık Avrupa devletlerinin İstanbul'da daimî elçileri vardı ve bu, bilgi akışında tek yönlü bir dengesizlik yaratıyordu.
1793 yılında Londra'ya gönderilen Yusuf Agâh Efendi, Osmanlı'nın ilk daimî elçisidir. Ardından Viyana, Berlin ve Paris'e de sürekli elçiler atandı. Bu elçiler yalnızca siyasi görüşme yürütmekle kalmadı; bulundukları ülkelerin ordu düzeni, maliyesi, eğitim kurumları ve teknolojisi hakkında raporlar gönderdi.
Elçiliklerin bir başka işlevi, yabancı dil bilen kadro yetiştirmekti. Elçilik kâtipleri Fransızca ve diğer dilleri öğrenerek döndü; bu kişiler sonraki yıllarda Osmanlı bürokrasisinin yenileşme yanlısı çekirdeğini oluşturdu. Tercüme odasının kurulmasına giden yol bu deneyimle açıldı.
Diplomasinin sınavı Napolyon'un Mısır'a çıkmasıyla geldi. 1798 yılında Fransız donanması İskenderiye'ye asker çıkardı ve Mısır işgal edildi. Osmanlı'nın geleneksel müttefiki sayılan Fransa'nın bu hamlesi, İstanbul'da şok etkisi yarattı.
Padişah bunun üzerine tarihinde ilk kez Rusya ve İngiltere ile ittifak kurdu. Rus donanmasının Boğazlardan geçmesine izin verildi; birleşik Osmanlı ve Rus filosu Yedi Ada'yı Fransızlardan aldı. İngiliz donanması Ebukir'de Fransız filosunu yok etti. Fransızlar 1801 yılında Mısır'dan çekilmek zorunda kaldı.
Bu ittifak uzun ömürlü olmadı. Napolyon'un imparator olmasının ardından Fransa ile ilişkiler yeniden kuruldu ve 1806 yılında bu kez Rusya ile savaşa girildi. Osmanlı diplomasisi, Avrupa'daki güç dengesinin hızla değiştiği bir dönemde taraf değiştirmek zorunda kalan bir konumdaydı.
Mısır Meselesi ve Napolyon
05 / 20 · 1 dkNapolyon Bonapart'ın 1798 yılında Mısır'a çıkması, Osmanlı tarihinde bir dönüm noktasıdır. Fransa'nın amacı, İngiltere'nin Hindistan yolunu kesmek ve Doğu Akdeniz'de üs kurmaktı. Mısır o tarihte Osmanlı'ya bağlıydı, ancak fiilen Memlük beyleri tarafından yönetiliyordu.
Fransız ordusu Piramitler civarındaki muharebede Memlük kuvvetlerini kolayca yendi. Bu sonuç, Doğu ile Batı arasındaki askerî farkın ne kadar açıldığını gösterdi: geleneksel süvari, düzenli piyade ve topçu karşısında etkisiz kalmıştı.
Osmanlı tepkisi hızlı oldu. Fransa'ya savaş ilan edildi, Rusya ve İngiltere ile ittifak kuruldu. Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki kuvvetler Akkâ'da direndi; İngiliz donanmasının desteğiyle Napolyon'un Suriye harekâtı durduruldu. Akkâ savunması, Napolyon'un kara harekâtındaki ilk büyük başarısızlığıdır.
Fransızlar 1801 yılında Mısır'ı boşalttı. Ancak ortaya çıkan boşluk, bölgede yeni bir güç dengesine yol açtı. Memlük beyleri eski konumlarını geri alamadı; Osmanlı merkezî yönetimi de kalıcı bir düzen kuramadı. Bu boşlukta öne çıkan isim, Kavalalı Mehmed Ali Paşa oldu ve 1805 yılında Mısır valiliğine getirildi.
Mısır meselesinin uzun vadeli sonucu, Osmanlı topraklarının Avrupa güç mücadelesinin doğrudan sahnesi haline gelmesidir. Bundan sonra Osmanlı'nın toprak bütünlüğü, kendi gücünden çok Avrupa devletlerinin birbirini dengelemesine bağlı hale geldi. Bu durum, on dokuzuncu yüzyıl boyunca Şark Meselesi adıyla anılan sorunun temelidir.
Napolyon savaşları Osmanlı ekonomisini de etkiledi. Akdeniz ticaretinin kesintiye uğraması, Fransız tüccarların çekilmesi ve İngiliz mallarının yaygınlaşması, Osmanlı piyasalarında yapısal değişikliklere yol açtı.
Balkanlar, Sırp Ayaklanması ve Âyanlar
06 / 20 · 1 dkReform yılları, taşrada merkezî otoritenin en zayıf olduğu döneme rastladı. Anadolu ve Rumeli'de âyan adı verilen yerel güç sahipleri, kendi askerî kuvvetlerini besleyen ve bölgelerinde fiilen yöneten bir sınıf haline gelmişti. Bazıları merkeze bağlıydı ve sefere asker gönderiyordu; bazıları ise devlet otoritesini tanımıyordu.
Balkanlar'da bu durum daha da karmaşıktı. Vidin'de Pazvantoğlu Osman, merkezle uzun süre çatıştı ve bölgede kendi düzenini kurdu. Üzerine gönderilen kuvvetler sonuç alamayınca devlet, sonunda ona valilik vererek anlaşma yoluna gitti. Yanya'da Tepedelenli Ali Paşa benzer bir konum edindi.
Sırbistan'da yaşananlar farklı bir yöne evrildi. Belgrad'da yeniçeri dayıları, merkezin uyarılarına rağmen halka ağır baskı uyguluyordu. 1804 yılında Kara Yorgi önderliğinde başlayan hareket, başlangıçta bu dayılara karşı ve padişahın otoritesini savunan bir ayaklanmaydı. Ancak süreç içinde bağımsızlık talebine dönüştü.
Sırp ayaklanması, Osmanlı tarihinde milliyetçi hareketlerin ilk büyük örneği sayılır. Fransız Devrimi'nin yaydığı milliyet fikri, Balkanlar'daki Hristiyan topluluklar arasında karşılık buldu. Ayaklanma III. Selim döneminde bastırılamadı ve sonraki on yıllarda Sırbistan'ın özerkliğine giden süreci başlattı.
Bu koşullarda Nizam-ı Cedid ordusunun taşraya yayılması güçleşti. Anadolu'da kurulan birliklere asker yazımı, âyanların direnciyle karşılaştı. Bazı âyanlar reform programını, kendi askerî güçlerini gereksiz kılacağı için tehdit olarak gördü.
Devletin âyanlarla ilişkisi çelişkiliydi: onları tasfiye edecek gücü yoktu, ancak sefer zamanında asker ve para için onlara muhtaçtı. Bu bağımlılık, padişahın tahttan indirilmesinden sonra daha da görünür hale gelecek ve 1808 yılında Sened-i İttifak adlı belgeyle kayda geçecekti.
I. Abdülhamid'in ölümü üzerine tahta çıktı.
Ordu, Donanma ve Askerî Teknoloji
07 / 20 · 1 dkNizam-ı Cedid programının merkezinde ordu vardı, çünkü sorunun en görünür olduğu alan burasıydı. Rus ve Avusturya cephelerinde alınan yenilgiler, Osmanlı ordusunun düzenli talim gören Avrupa orduları karşısında dağınık kaldığını göstermişti. Sorun cesaret değil düzendi: ateş disiplini, manga düzeni ve komuta zinciri eksikti.
Yeni kurulan birlikler bu eksikleri gidermek üzere tasarlandı. Askerler kışlada barındırıldı, günlük talim programına bağlandı, üniforma giydirildi ve düzenli maaş aldı. Talimlerde Fransız subaylardan yararlanıldı; Avrupa'daki talimnameler çevrildi ve uyarlandı. Birliklerin sayısı zamanla arttı, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde de ocaklar kuruldu.
Topçuluk alanında Humbaracı ve Lağımcı ocakları yeniden düzenlendi. Top döküm tekniği yenilendi, standart çaplarda top üretimine geçildi. Sürat topçuları adıyla anılan hafif ve hızlı hareket eden bir topçu birliği oluşturuldu.
Donanmada da köklü yenileme yapıldı. Tersane-i Amire genişletildi, kuru havuz inşa edildi ve yeni tip savaş gemileri yapıldı. İsveçli ve Fransız mühendislerden yararlanıldı. Kalyon adı verilen yelkenli savaş gemilerine geçiş hızlandırıldı; kürekli kadırga dönemi fiilen kapandı.
Deniz mühendishanesi güçlendirildi ve subay yetiştirme düzeni kuruldu. Haritacılık, seyir ve gemi inşası dersleri okutuldu. Bu okullardan yetişen kadro, sonraki yüzyılda donanmanın modernleşmesinde görev aldı.
Bütün bu yatırımların sınavı 1806 yılında başlayan Rus savaşında verildi. Nizam-ı Cedid birlikleri cephede iyi performans gösterdi; ancak sayıları bütün orduyu dönüştürmeye yetmiyordu ve programın ömrü kısa kaldı. Buna karşılık kurumsal miras kaldı: mühendishaneler, tersane düzeni ve yetişen kadro sonraki reformların temelini oluşturdu.
Ekonomi, İrad-ı Cedid Hazinesi ve Para
08 / 20 · 1 dkReform programının en kırılgan tarafı finansmandı. Yeni ordunun eğitimi, üniforması, silahı ve maaşı klasik hazinenin taşıyamayacağı bir yüktü. Bu yüzden İrad-ı Cedid adıyla ayrı bir hazine kuruldu ve gelirleri doğrudan bu hazineye bağlandı.
Bu hazinenin kaynakları arasında boşalan tımarların gelirleri, bazı mukataalar, tütün ve kahve gibi ürünlerden alınan yeni vergiler ve içki üzerinden alınan resim bulunuyordu. Ayrıca bazı vakıf gelirlerinin denetimi sıkılaştırıldı.
Yeni vergiler, halkın önemli bir bölümünde tepki uyandırdı. Tımarların yeni hazineye aktarılması ise sipahi kesimini doğrudan karşıya aldı. Böylece reform programı, finansmanı yüzünden kendi muhalefetini yaratmış oldu.
Para meselesinde durum daha da zordu. On sekizinci yüzyıl sonunda Osmanlı akçesi ve kuruşu değer kaybediyordu. Savaş harcamaları ve gelir yetersizliği sebebiyle sikkelerin gümüş oranı düşürüldü. Bu tağşiş, fiyatların yükselmesine ve halkın alım gücünün düşmesine yol açtı.
Dış ticaret dengesi de aleyhe dönmüştü. Avrupa'nın sanayileşmeye başlayan üretimi karşısında Osmanlı el sanatları rekabet edemiyordu. İngiliz ve Fransız kumaşlarının iç piyasada yaygınlaşması, yerli dokuma üretimini zorladı. Kapitülasyonların yarattığı gümrük avantajı, bu rekabeti daha da eşitsiz hale getirdi.
Devletin borçlanma yöntemi, iç piyasadan alınan avanslar ve zorunlu bağışlardı. Dış borçlanma henüz gündemde değildi; bu, ancak Kırım Savaşı sırasında başlayacaktı. Buna karşılık esham adı verilen ve gelir paylarının satışına dayanan iç borçlanma yöntemi bu dönemde yaygınlaştı.
Kültür, Musiki ve Mimari
09 / 20 · 1 dkIII. Selim, Osmanlı klasik musikisinin en önemli bestekârlarından biridir. Ney üflüyor, beste yapıyor ve saray musiki topluluğunu yakından izliyordu. Suzidilara adını verdiği yeni bir makam oluşturdu; ayrıca çok sayıda peşrev, saz semaisi ve dinî eser besteledi.
Musiki himayesi, Mevlevîlik ile kurduğu bağla iç içeydi. Galata Mevlevihanesi ve diğer mevlevihaneler onun döneminde yardım gördü. Dönemin büyük bestekârları Dede Efendi ve Sadullah Ağa saray çevresinde yetişti; Osmanlı musikisinin klasik döneminin son büyük evresi bu yıllarda yaşandı.
Şiirde İlhamî mahlasını kullandı ve divan sahibi oldu. Şiirlerinde dinî ve tasavvufi temalar ile kişisel duygular yan yana yer alır.
Mimaride bu dönem, Osmanlı barok üslubunun olgunlaştığı evredir. Üsküdar'da yaptırdığı Selimiye Camii ve çevresindeki kışla, hem dinî hem askerî bir program olarak tasarlandı. Selimiye Kışlası, Nizam-ı Cedid askerlerinin barındığı ve talim gördüğü yapıydı; sonraki yıllarda yıkılıp yeniden yapıldı ve Kırım Savaşı sırasında hastane olarak kullanıldı.
Teşvikiye Camii de onun yaptırdığı eserler arasındadır. Boğaz kıyısındaki yalılar ve saray yapıları, dönemin süsleme anlayışını yansıtır: Avrupa etkisindeki kıvrımlı bezeme, klasik Osmanlı ölçüleriyle birleştirilmiştir.
Matbaacılık bu dönemde canlandı. Mühendishane matbaası askerî ve teknik kitaplar bastı; Fransızcadan yapılan çeviriler, Osmanlı okuruna Avrupa'daki bilgi birikimini aktardı. Bu yayın faaliyeti, sonraki yüzyılda hız kazanacak çeviri hareketinin öncüsüdür.
Yaş Antlaşması imzalandı; Kırım'ın Rusya'ya ait olduğu kesinleşti.
Kabakçı Mustafa Ayaklanması ve Tahttan İndirilme
10 / 20 · 1 dkReform programına yönelik tepki uzun süredir birikiyordu. Yeniçeriler, yeni ordunun kendi ayrıcalıklarını yok edeceğini düşünüyordu. Ulemanın bir bölümü, Avrupa usulünün din ve gelenekle bağdaşmadığını savunuyordu. Tımar gelirleri kesilen sipahiler ve yeni vergilerden rahatsız olan halk kesimleri de bu muhalefete katıldı.
Kıvılcım Boğaz'da çakıldı. 1806 yılında Rusya ile savaş yeniden başlamıştı ve Boğaz'ın savunması için kurulan yamak birliklerine Nizam-ı Cedid üniforması giydirilmek istendi. Yamaklar bunu reddetti ve 25 Mayıs 1807 tarihinde ayaklandı. Ayaklanmanın önderi, yamaklardan Kabakçı Mustafa oldu.
Ayaklanmacılar İstanbul'a yürüdü. Yeniçeriler ve ulemanın bir bölümü onlara katıldı. Padişahtan, reform programının kaldırılması ve sorumlu tutulan devlet adamlarının teslim edilmesi istendi. III. Selim kan dökülmesini istemedi ve talep edilen isimleri teslim etti; bunlardan bazıları öldürüldü. Ardından Nizam-ı Cedid ordusunun dağıtıldığını ilan etti.
Bu tavizler ayaklanmayı durdurmadı. Şeyhülislamdan alınan fetva ile padişahın tahttan indirilmesine karar verildi. 29 Mayıs 1807 tarihinde III. Selim tahttan indirildi ve yerine amcasının oğlu IV. Mustafa geçirildi.
Tahttan indirilen padişah öldürülmedi; sarayın kafes bölümüne yerleştirildi. Burada bir yıldan fazla yaşadı ve musikiyle uğraşmayı sürdürdü.
Bu ayaklanma, Osmanlı tarihinde reform ile muhafaza arasındaki çatışmanın ilk büyük patlamasıdır. Sonraki yıllarda II. Mahmud aynı hedefi izleyecek, ancak bu kez yeniçeri ocağını önce tasfiye ederek ilerleyecekti.
Bilim, Çeviri ve Matbaa
11 / 20 · 1 dkReform programının en az konuşulan ama en kalıcı ayağı bilgi aktarımıdır. Avrupa'daki askerî ve teknik bilginin Osmanlıcaya kazandırılması, mühendishaneler çevresinde örgütlü bir çeviri faaliyetiyle yürütüldü.
Mühendishane matbaası bu işin merkeziydi. Matematik, geometri, istihkâm, topçuluk, coğrafya ve denizcilik alanlarında kitaplar basıldı. Bu yayınların bir bölümü doğrudan çeviri, bir bölümü ise Osmanlı hocaları tarafından yazılmış ders kitaplarıydı. Basılan kitap sayısı sınırlıydı, ancak Osmanlı'da teknik yayıncılığın sürekli hale gelmesi bu dönemde başladı.
Çeviri işi yalnızca kitapla sınırlı kalmadı. Avrupa'daki talimnameler, ordu düzenine dair yönetmelikler ve harita çizim kılavuzları da çevrildi. Bu metinler, Osmanlı Türkçesine yeni terimlerin girmesini sağladı; askerî ve teknik dilin oluşması bu çevirilerle hızlandı.
Dil öğrenimi kurumsallaştı. Avrupa'ya gönderilen elçilerin yanındaki kâtipler Fransızca öğrenerek döndü. O zamana kadar tercümanlık işi büyük ölçüde Rum ailelerin elindeydi; bu bağımlılığın azaltılması, hem güvenlik hem de bilgi akışı açısından gerekli görülüyordu. Sonraki yıllarda kurulacak Tercüme Odası'nın fikrî temeli bu dönemde atıldı.
Haritacılık ayrı bir alan olarak gelişti. Deniz mühendishanesinde çizilen haritalar, hem seyir hem de askerî planlama için kullanıldı. Avrupa'da basılan atlaslar getirtildi ve incelendi.
Tıp alanında da hareketlenme oldu. Avrupa'daki cerrahi uygulamalarına dair metinler çevrildi, çiçek aşısı uygulaması tartışıldı. Bu tartışmalar, sonraki yüzyılda kurulacak tıbbiyenin hazırlık evresi sayılır.
Bu faaliyetlerin ortak yanı, bilgiye kurumsal bir zemin kazandırmasıdır. Ordu dağıtıldı, hazine kaldırıldı, ancak okullar ve matbaa kaldı; sonraki reform kuşağı buradan yetişti.
İstanbul'un İmarı ve Vakıf Eserleri
12 / 20 · 1 dkIII. Selim döneminde İstanbul, hem askerî hem sivil yapılarla genişledi. Üsküdar'da kurulan Selimiye yerleşimi bu genişlemenin en planlı örneğidir: kışla, cami, hamam, çarşı ve konut alanları birlikte tasarlandı. Yeni ordunun barındığı bu bölge, boş bir araziden bir semte dönüştü.
Teşvikiye adı verilen bölgenin geliştirilmesi de benzer bir mantıkla yürüdü. Yaptırılan cami çevresinde yerleşimin teşvik edilmesi amaçlandı ve semt bu adı aldı.
Annesi Mihrişah Sultan'ın Eyüp'te yaptırdığı külliye, dönemin en tanınmış vakıf eserlerindendir. İmaret, sebil, mektep ve türbeden oluşan yapı topluluğu, hayır işlerinin sürdüğünü gösterir. Vakıf sistemi, devlet bütçesinin taşıyamadığı sosyal hizmetleri karşılamaya devam ediyordu.
Su yolları ve çeşmeler bu dönemde de bakım gördü. Boğaz kıyısındaki yalılar ve saray yapıları, Avrupa etkisindeki süsleme anlayışının yaygınlaştığı örneklerdir. Kıvrımlı bezeme, aynalar ve resimli tavanlar, klasik Osmanlı iç mekân anlayışının değiştiğini gösterir.
Tersane bölgesi genişletildi ve kuru havuz yapıldı. Bu, hem askerî hem sınai bir yatırımdı; gemilerin bakımının kızak yerine havuzda yapılabilmesi, donanmanın hazır bulunma süresini artırdı.
Şehrin gündelik hayatında yeni ordunun varlığı hissedildi. Üniformalı askerlerin sokaklarda görünmesi, talim seslerinin duyulması ve kışla düzeni, İstanbul halkı için alışılmadıktı. Yeniçerilerle Nizam-ı Cedid askerleri arasındaki gerginlik zaman zaman sokak kavgalarına dönüştü; bu gerginlik, 1807 ayaklanmasının toplumsal zemininin bir parçasıdır.
Nizam-ı Cedid ordusu kuruldu ve İrad-ı Cedid hazinesi oluşturuldu.
Toplum, Ulema ve Reforma Tepki
13 / 20 · 1 dkReform programına yönelik tepki tek bir kesimden gelmedi; farklı gerekçelerle bir araya gelen geniş bir muhalefet oluştu.
Yeniçeriler için mesele doğrudan varlıklarıydı. Ocak, yüzyıllardır İstanbul'un ekonomik ve toplumsal hayatının parçasıydı; yeniçeriler esnaflık yapıyor, mahallelerde nüfuz sahibi oluyor ve ulufe defterlerinde kayıtlı olmanın getirdiği gelirden yararlanıyordu. Yeni ordunun büyümesi, bu düzenin sonu anlamına geliyordu.
Ulemanın tutumu tek biçimli değildi. Bir bölümü reformu destekledi ve gerekli fetvaları verdi. Diğer bölümü ise Avrupa usulünün ve yabancı uzmanların varlığını sakıncalı buldu. Bu ikinci grubun eleştirisi çoğu zaman dinî değil, düzenin bozulacağı yönündeki endişeye dayanıyordu.
Halkın tepkisi ise vergilerle ilgiliydi. İrad-ı Cedid hazinesi için konan yeni vergiler, tütün ve kahve gibi yaygın tüketim ürünlerinden alınıyordu. Fiyat artışlarının zaten yaşandığı bir dönemde bu yükler hoşnutsuzluk yarattı.
Sipahiler, tımarlarının yeni hazineye aktarılması sebebiyle karşı tarafa geçti. Taşradaki âyanlar, reform programının merkezî otoriteyi güçlendirmesinden çekindi.
Bu muhalefetin bir araya gelmesi, ayaklanmanın hızla yayılmasını açıklar. 1807 yılında Boğaz yamaklarının başlattığı hareket, birkaç gün içinde İstanbul'un tamamına yayıldı ve karşısında örgütlü bir direniş bulmadı.
Reform yanlısı çevre ise dağılmadı. Rusçuk'ta toplanan grup, bir yıl içinde İstanbul'a yürüyerek karşı hamleyi yaptı. Bu, Osmanlı tarihinde reform düşüncesinin bir kişiye bağlı olmaktan çıkıp bir kadroya dönüştüğünün göstergesidir.
1806 Rus Savaşı ve Boğaz Krizi
14 / 20 · 1 dkSaltanatın son yılları yeniden savaşla geçti. Napolyon'un baskısıyla Osmanlı, Rusya yanlısı olarak bilinen Eflak ve Boğdan voyvodalarını görevden aldı. Rusya bunu antlaşmaya aykırı sayarak 1806 yılında savaş ilan etti ve kuvvetlerini Tuna boylarına sürdü.
Savaşın ilk yılında Rus kuvvetleri Eflak ve Boğdan'a girdi. Osmanlı ordusu, reform tartışmalarının sürdüğü bir ortamda seferber edildi; Nizam-ı Cedid birliklerinin bir bölümü cepheye gönderildi ve iyi performans gösterdi. Ancak asıl mesele, ordunun genelinin hâlâ eski düzende olmasıydı.
Aynı dönemde İngiltere, Rusya'nın müttefiki olarak devreye girdi. Şubat 1807'de İngiliz donanması Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul önlerine geldi. Amaç, Osmanlı'yı Fransa ile ilişkisini kesmeye zorlamaktı. İstanbul'da hızlı bir savunma seferberliği yapıldı: sahil bataryaları güçlendirildi, halk tahkimat işine katıldı ve Boğaz geçişi topçu ateşi altına alındı.
İngiliz donanması beklediği sonucu alamadan geri çekilmek zorunda kaldı. Dönüş sırasında Boğaz bataryalarının ateşiyle zarar gördü. Bu, saltanatın son askerî başarısıdır ve İstanbul'da moral yükseltti.
Ancak savaşın asıl yükü Tuna cephesindeydi ve orada sonuç alınamadı. Ordunun Edirne yakınlarında beklediği, sefer düzeninin kurulamadığı bir dönemde İstanbul'da ayaklanma patladı. Cephede bulunan ordu, padişahın tahttan indirilmesine karşı harekete geçmedi; bu, merkezî otoritenin ne kadar zayıfladığının göstergesiydi.
Savaş, III. Selim'in tahttan indirilmesinden sonra da sürdü ve ancak 1812 yılında Bükreş Antlaşması ile bitti. Bu antlaşma ile Besarabya Rusya'ya bırakıldı ve Sırbistan'a bazı ayrıcalıklar tanındı.
Alemdar Vakası ve Ölümü
15 / 20 · 1 dkIII. Selim'in tahttan indirilmesi, reform yanlısı çevreleri dağıtmadı. Bu çevrenin bir bölümü Rusçuk'ta toplandı ve bölgenin güçlü âyanı Alemdar Mustafa Paşa'nın çevresinde örgütlendi. Rusçuk Yaranı adı verilen bu grup, padişahın yeniden tahta çıkarılması için plan yaptı.
Temmuz 1808'de Alemdar Mustafa Paşa kuvvetleriyle İstanbul'a yürüdü. Önce ayaklanmanın önderi Kabakçı Mustafa öldürüldü. Ardından Bâbıâli basıldı ve saraya yüründü. Amaç, IV. Mustafa'yı tahttan indirip III. Selim'i yeniden tahta çıkarmaktı.
IV. Mustafa, tahtta kalmanın tek yolunun hanedanda kendisinden başka erkek bırakmamak olduğunu düşündü ve hem III. Selim'in hem de kardeşi Şehzade Mahmud'un öldürülmesini emretti. Saray görevlileri harekete geçti.
III. Selim, 28 Temmuz 1808 tarihinde Topkapı Sarayı'nda öldürüldü; bazı kaynaklar 29 Temmuz tarihini verir. Kaynaklar onun direndiğini ve mücadele ettiğini kaydeder. Şehzade Mahmud ise saray görevlilerinin yardımıyla saklandı ve kurtuldu.
Alemdar Mustafa Paşa saraya girdiğinde III. Selim'in cesediyle karşılaştı. Bunun üzerine IV. Mustafa tahttan indirildi ve kurtarılan Şehzade Mahmud, II. Mahmud adıyla tahta çıkarıldı. Alemdar Mustafa Paşa sadrazam oldu.
III. Selim, babası III. Mustafa'nın Laleli'deki türbesine defnedildi. Ölümünden birkaç ay sonra Alemdar Mustafa Paşa da bir yeniçeri ayaklanmasında öldü; ancak yerine getirdiği padişah, yirmi yıl sonra yeniçeri ocağını tamamen kaldıracaktı.
Yusuf Agâh Efendi Londra'ya ilk daimî elçi olarak gönderildi.
Aile Hayatı ve Hanedan İçindeki Yeri
16 / 20 · 1 dkIII. Selim'in bilinen çocuğu olmadı. Hanımları arasında Refet Kadın, Nuruşems Kadın, Zibifer Kadın, Tabısafa Kadın, Safizar Kadın ve Hüsnümah Kadın sayılır. Çocuk sahibi olamaması, hanedanın devamı açısından dönemin en çok konuşulan meselelerinden biriydi.
Bu durum, hanedanda erkek üye sayısının azalmasıyla birleşince ciddi bir risk doğurdu. Tahttan indirildiği sırada hanedanın hayattaki erkek üyeleri kendisi, amcasının oğulları IV. Mustafa ve Şehzade Mahmud'dan ibaretti. 1808 yılındaki saray baskınında Şehzade Mahmud'un kurtulması, hanedanın devamını sağlayan olay oldu.
Annesi Mihrişah Sultan, oğlunun saltanatı boyunca hayır işleriyle tanındı. Eyüp'te yaptırdığı külliye, imaret ve sebil, dönemin en tanınmış vakıf eserlerindendir. 1805 yılında öldü.
Kız kardeşleri Şah Sultan, Beyhan Sultan ve Hatice Sultan'dır. Hatice Sultan'ın Boğaz'daki yalısı için Avrupalı mimarlardan yararlanılması, saray çevresinin Batı mimarisine ilgisinin örneği olarak anılır.
Yeğeni Şehzade Mahmud ile arasındaki ilişki özellikle anılır. Kafeste birlikte bulundukları dönemde ona musiki öğrettiği ve devlet meseleleri hakkında konuştuğu aktarılır. II. Mahmud tahta çıktıktan sonra yürüttüğü reform programının, amcasının bıraktığı yerden devam ettiği yaygın biçimde kabul edilir.
Bu bağ, Osmanlı reform tarihinin sürekliliğini gösterir: III. Selim'in başlattığı program, onun ölümüyle bitmedi; II. Mahmud, Tanzimat ve sonrasındaki dönüşümler aynı çizginin devamıdır.
Reformun Devamı ve Sened-i İttifak
17 / 20 · 1 dkIII. Selim'in ölümünden sonra tahta çıkan II. Mahmud, amcasının programını doğrudan sürdüremedi. Alemdar Mustafa Paşa sadrazam olarak Nizam-ı Cedid'in yerine Sekban-ı Cedid adıyla yeni bir birlik kurdu; ancak bu birlik de yeniçerilerin tepkisiyle karşılaştı ve Kasım 1808'de çıkan ayaklanmada Alemdar öldü, birlik dağıtıldı.
Bu süreçte imzalanan Sened-i İttifak, Osmanlı siyasi tarihinin dikkat çekici belgelerinden biridir. Ekim 1808'de merkezî yönetim ile taşradaki âyanlar arasında imzalanan bu metin, âyanların varlığını ve haklarını tanıyor, buna karşılık onlardan devlete bağlılık ve asker temini taahhüdü alıyordu.
Belgenin önemi, padişahın yetkisinin ilk kez yazılı bir metinle sınırlandırılmasıdır. Bazı tarihçiler bunu Osmanlı anayasal gelişmesinin ilk adımı sayar; diğer görüşe göre belge, merkezî otoritenin ne kadar zayıfladığının kanıtıdır ve zaten kısa sürede yürürlükten kalkmıştır.
II. Mahmud sonraki yıllarda önce âyanları tek tek tasfiye etti, ardından 1826 yılında yeniçeri ocağını kaldırdı. Bu tasfiyenin ardından kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye, III. Selim'in kurmak istediği düzenli ordunun gerçekleşmiş halidir.
Böylece III. Selim'in programı, ölümünden yaklaşık yirmi yıl sonra uygulanabildi. Reform tarihinde bu süreklilik önemlidir: 1793 yılında başlayan çizgi, II. Mahmud'un düzenlemeleriyle sürdü, 1839 Tanzimat Fermanı ile devlet politikası haline geldi ve 1876 anayasasına kadar uzandı.
Bu yüzden III. Selim, çoğu tarihçi tarafından başarısız olmuş ama yolu açmış bir hükümdar olarak değerlendirilir.
Kişiliği, Sanatı ve Günlük Hayatı
18 / 20 · 1 dkÇağdaş kaynaklar III. Selim'i nazik, sanatla ilgilenen ve kan dökmekten kaçınan bir hükümdar olarak anlatır. Bu kişilik özellikleri, reform programının uygulanmasında hem avantaj hem dezavantaj oldu.
Avantajı, çevresine yenilik yanlısı kadroları toplayabilmesiydi. Devlet adamlarından rapor istemesi, tartışmaya açık olması ve yabancı uzmanlarla görüşmesi, dönemin hükümdar anlayışına göre alışılmadıktı.
Dezavantajı ise kararlılık gerektiren anlarda geri adım atmasıydı. Kabakçı Mustafa ayaklanmasında, kendisine bağlı Nizam-ı Cedid birlikleri İstanbul çevresinde bulunmasına rağmen bunları kullanmayı reddetti. Kan dökülmesini istemediği için tavize gitti ve sonuçta hem programını hem tahtını kaybetti. Tarihçilerin bir bölümü bu tutumu insani bir erdem sayar; diğer görüşe göre siyasi bir hatadır ve reformun başarısızlığında belirleyici olmuştur.
Günlük hayatında musiki merkezî yer tutuyordu. Saray fasıl topluluğunun çalışmalarını izler, bestekârlarla görüşür, kendi eserlerini onlara icra ettirirdi. Ney üflemeyi ileri düzeyde bildiği aktarılır.
Okumaya ve yazışmaya düşkündü. Devlet adamlarına yazdığı hatt-ı hümâyunlar, yani el yazısıyla notlar, döneminin en zengin belgeleri arasındadır. Bu notlarda sadece emir vermez, gerekçe açıklar ve görüş sorar.
Tahttan indirildikten sonra geçirdiği bir yılda musikiyle uğraşmayı sürdürdü. Bu dönemde bestelediği eserler, Osmanlı musikisinin repertuvarında yer alır.
Giyim ve tören konusunda da yenilikçi davrandı. Saray protokolünde bazı sadeleştirmeler yaptı, elçi kabullerinde Avrupa usullerine yaklaşan düzenlemelere izin verdi. Bu ayrıntılar küçük görünse de, hükümdarlık kurumunun dış dünyayla ilişkisinin değiştiğini gösteren işaretlerdir. Ata binmeyi ve avlanmayı severdi; Boğaz kıyısındaki köşklerde vakit geçirir, buralarda musiki meclisleri düzenlerdi. Devlet adamlarıyla yazışmalarında kullandığı dil, hükümdarın uzaktan emir veren değil süreci izleyen bir konumda olmak istediğini yansıtır.
Napolyon Mısır'a çıktı; Fransa'ya savaş ilan edildi.
Mirası ve Tarihçilerin Değerlendirmesi
19 / 20 · 1 dkIII. Selim, Osmanlı yenileşme tarihinin başlangıç noktası sayılır. Ondan önce de askerî alanda düzenlemeler yapılmıştı; ancak bunlar tek tek ve dağınıktı. Nizam-ı Cedid, ordu, maliye, diplomasi ve eğitimi birlikte ele alan ilk bütünlüklü programdır.
Programın kendi döneminde başarısız olduğu açıktır: yeni ordu dağıtıldı, padişah tahttan indirildi ve öldürüldü. Ancak bıraktığı miras kalıcı oldu. Avrupa başkentlerindeki daimî elçilikler, mühendishaneler, çeviri faaliyeti ve yetişen kadro, sonraki reform dalgalarının zeminini hazırladı.
Tarihçiler başarısızlığın sebeplerini farklı vurgularla açıklar. Bir görüşe göre asıl sorun, eski ordunun kaldırılmadan yeni ordunun kurulmasıdır; iki yapının yan yana bulunması çatışmayı kaçınılmaz kılmıştır. Diğer görüşe göre sorun finansmandadır: yeni vergiler geniş bir muhalefet yaratmıştır. Üçüncü bir yaklaşım, padişahın kararlılık gösterememesini öne çıkarır.
II. Mahmud'un 1826 yılında yeniçeri ocağını kaldırması, bu derslerin alındığını gösterir. Yeni ordu ancak eskisi tasfiye edildikten sonra kurulabilmiştir.
Kültür tarihinde III. Selim'in yeri ayrıdır. Osmanlı klasik musikisinin en verimli dönemlerinden biri onun himayesinde yaşandı; bestekârlığı ve oluşturduğu makamlar bugün de icra edilmektedir.
Popüler kültürde adı çoğu zaman reformcu ve sanatçı hükümdar imgesiyle anılır. Trajik sonu, Osmanlı tarihinde değişim isteyen bir hükümdarın direnişle karşılaşmasının en bilinen örneği olarak anlatılır.
Adı bugün İstanbul'da Üsküdar'daki Selimiye semtinde, yaptırdığı cami ve kışlada yaşamaktadır. Bestelediği eserler klasik Türk musikisi repertuvarında icra edilmeye devam eder; Suzidilara makamı, bir hükümdarın sanat tarihine bıraktığı nadir katkılardandır. Osmanlı yenileşme tarihini ele alan çalışmalarda saltanatı, dönemlendirmenin başlangıç noktası olarak alınır ve 1789 yılı, klasik dönemin kapanışı sayılır.
Aynı Yıllarda Dünya
20 / 20 · 1 dkIII. Selim'in saltanat yılları, dünyanın siyasi haritasının kökten değiştiği bir döneme rastlar. Tahta çıktığı 1789 yılı, Fransız Devrimi'nin başladığı yıldır. Temmuz ayında Bastille'in düşmesiyle başlayan süreç, birkaç yıl içinde krallığı ortadan kaldırdı ve Avrupa'nın hanedan düzenini sarstı.
Devrimin yaydığı fikirler, özellikle milliyet ve halk egemenliği düşünceleri, Osmanlı'nın Balkan topraklarında karşılık buldu. Sırp ayaklanmasının arka planında bu fikir ortamı vardır. Osmanlı yönetimi başlangıçta devrimi bir iç mesele saydı ve tarafsız kaldı; ancak sonuçlarıyla kısa sürede yüzleşti.
Napolyon Bonapart'ın yükselişi, Avrupa'daki dengeleri altüst etti. 1798 yılında Mısır'a çıkması, Osmanlı'yı doğrudan bu mücadelenin içine çekti. 1804 yılında imparator ilan edilmesi ve ardından gelen savaşlar, bütün kıtayı yeniden şekillendirdi. Osmanlı, bu süreçte ittifaklarını birkaç kez değiştirmek zorunda kaldı.
Rusya, Karadeniz'in kuzeyindeki genişlemesini tamamlamıştı. Kırım'ın ilhakının ardından Kafkasya ve Balkanlar yönünde ilerleme sürdü. Bu genişleme, on dokuzuncu yüzyıl boyunca Osmanlı'nın en büyük tehdidi olarak kalacaktı.
İngiltere'de sanayi devrimi hızlanıyordu. Buhar makinesinin fabrikalarda kullanılması, tekstil üretiminde makineleşme ve kömür madenciliğinin büyümesi, İngiliz üretimini Avrupa'nın en ucuzu haline getirdi. Bu üretim kapasitesinin Osmanlı piyasalarına yansıması, yerli el sanatları için ağır rekabet demekti.
Amerika kıtasında Birleşik Devletler'in kurulmasının ardından anayasal düzen yerleşiyordu. Latin Amerika'da bağımsızlık hareketleri henüz başlangıç aşamasındaydı. Uzak Doğu'da Çin, Qing hanedanı altında dışa kapalı düzenini sürdürüyordu.
Kronoloji
28 olay- 18. yüzyıl
İstanbul'da doğdu. Babası III. Mustafa, annesi Mihrişah Sultan'dır.
Babası III. Mustafa öldü, tahta amcası I. Abdülhamid geçti; şehzade kafes düzenine alındı.
Fransa kralı XVI. Louis ile mektuplaşması bu yıllarda yürütüldü.
Rusya ile savaş başladı, ardından Avusturya da savaşa girdi.
Focşani ve Boze çevresindeki muharebeler kaybedildi.
I. Abdülhamid'in ölümü üzerine tahta çıktı.
Kili ve İsmail kaleleri düştü.
Maçin Muharebesi kaybedildi; Ziştovi Antlaşması ile Avusturya savaştan çekildi.
Devlet adamlarından ıslahat layihaları istendi.
Yaş Antlaşması imzalandı; Kırım'ın Rusya'ya ait olduğu kesinleşti.
Nizam-ı Cedid ordusu kuruldu ve İrad-ı Cedid hazinesi oluşturuldu.
Yusuf Agâh Efendi Londra'ya ilk daimî elçi olarak gönderildi.
Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun yeniden düzenlendi.
Napolyon Mısır'a çıktı; Fransa'ya savaş ilan edildi.
Rusya ve İngiltere ile ittifak kuruldu; Akkâ'da Fransız ilerleyişi durduruldu.
- 19. yüzyıl
Yedi Ada Cumhuriyeti kuruldu.
Fransızlar Mısır'dan çekildi.
Fransa ile barış yapıldı.
Sırbistan'da Kara Yorgi önderliğinde ayaklanma başladı.
Kavalalı Mehmed Ali Paşa Mısır valiliğine getirildi.
Annesi Mihrişah Sultan öldü.
Rusya ile savaş yeniden başladı.
İngiliz donanması Boğaz'a girdi, ardından geri çekildi.
Boğaz yamakları ayaklandı; Kabakçı Mustafa ayaklanmanın önderi oldu.
Tahttan indirildi, yerine IV. Mustafa geçti.
Alemdar Mustafa Paşa kuvvetleriyle İstanbul'a yürüdü.
Topkapı Sarayı'nda öldürüldü; Şehzade Mahmud kurtuldu ve tahta çıktı.
Ölümünden on sekiz yıl sonra II. Mahmud yeniçeri ocağını kaldırdı.
Savaşlar ve Seferler
14 kayıtAntlaşmalar
3 antlaşmaSadrazamları
10 sadrazamEserleri
4 eserTuğrası
Padişah nişanıSelim Han bin Mustafa el-muzaffer dâimâ
III. Selim'in tuğrası Nizam-ı Cedid fermanlarının, İrad-ı Cedid hazinesi kayıtlarının ve Avrupa başkentlerine gönderilen ilk daimî elçilerin itimatnamelerinin başında yer alır. Dönemin tuğraları, hattat Mustafa Rakım'ın öğrencilerinin elinde daha ince ve zarif bir çizgiye kavuşmuştur.
- Anlamı
- Mustafa oğlu Selim Han, daima muzaffer
- Okunuşu
- Selim-i Sâlis
Aile Ağacı
17 kişi
7. kuşakIII. Murad1574-1595
6. kuşakIII. Mehmed1595-1603
5. kuşakI. Ahmed1603-1617
4. kuşakSultan İbrahim1640-1648
3. kuşakIV. Mehmed1648-1687
2. kuşakIII. Ahmed1703-1730
1. kuşakIII. Mustafa1757-1774
KendisiIII. Selim1789-1807
III. Mustafa1757-1774
Mihrişah Sultan1805
Refet Kadın
Nuruşems Kadın
Zibifer Kadın
Tabısafa Kadın
Safizar Kadın
Hüsnümah Kadın
III. Selim1789-1807
Hatice Sultan
Emine SultanSözleri
Mahlası İlhamîBu devletin nizamı için ne lazımsa yazsınlar, çekinmesinler.
Islahat layihaları istenirken verdiği talimat olarak aktarılırKan dökülmesine razı değilim.
Kabakçı Mustafa ayaklanmasında Nizam-ı Cedid birliklerini kullanmayı reddederken söylediği aktarılan sözÇağdaşları
8 kişiİlkler ve Enler
6 başlıkOsmanlı Padişahları
36 padişah · 623 yıl



































Yanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruIII. Selim kimdir?
III. Selim döneminde imzalanan Yaş Antlaşması ne getirdi?
III. Selim döneminde Napolyon Mısır'a ne zaman çıktı?
III. Selim döneminde Sırp ayaklanması ne zaman başladı?
III. Selim döneminde hangi okullar açıldı?
III. Selim nasıl öldü?
III. Selim kimin oğludur?
III. Selim'in çocuğu var mıydı?
III. Selim'in türbesi nerede?
III. Selim'den sonra tahta kim geçti?
III. Selim'in ıslahatları nelerdir?
III. Selim'in Nizam-ı Cedid'i nedir?
III. Selim neden tahttan indirildi?
III. Selim ilk daimî Osmanlı elçiliğini nerede açtı?
III. Selim bestekâr mıydı?
Son güncelleme: 3 Eylül 2026