Minyatür üslubunda portreSultan Reşad
محمد خامسV. Mehmed·Mehmed Reşad
Sultan Reşad, 1909-1918 yılları arasında hüküm süren otuz beşinci Osmanlı padişahıdır. Meşrutiyet döneminin sembolik hükümdarı olarak dört savaş gördü.
Sultan Reşad Kimdir?
20 dk okumaSultan Reşad, 2 Kasım 1844 tarihinde İstanbul'da doğdu ve 3 Temmuz 1918 tarihinde yine İstanbul'da öldü. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir. Resmî adı V. Mehmed'dir; Sultan Reşad adıyla anılır. 27 Nisan 1909 tarihinde, kardeşi II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle altmış dört yaşında tahta çıktı. Tahta çıktığında Osmanlı Devleti anayasal bir düzendeydi. Kanun-ı Esasî yürürlükteydi, meclis açıktı ve yönetim İttihat ve Terakki'nin etkisindeki hükümetlerin elindeydi. 1909 yılında anayasada yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri daha da sınırlandı. Bu yüzden Sultan Reşad, karar alan değil onaylayan bir hükümdar konumundaydı. Dokuz yıllık saltanatı, Osmanlı tarihinin en yoğun savaş dönemidir. 1911 yılında İtalya ile Trablusgarp Savaşı, 1912 yılında Balkan Savaşları, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladı. Bu savaşlar sonunda imparatorluk Kuzey Afrika'daki son toprağını, Rumeli'nin neredeyse tamamını ve ardından Arap vilayetlerini kaybetti. Buna karşılık aynı dönemde Çanakkale'de kazanılan savunma zaferi, savaş tarihinde önemli bir yer tuttu. Padişah, savaşın ilanından sonra halifelik sıfatıyla cihat çağrısı yaptı; bu çağrının beklenen sonucu vermediği kabul edilir. Kişilik olarak sakin, dindar ve çatışmadan kaçınan bir hükümdardı. Mevlevîliğe bağlıydı, şiir yazardı. Otuz yılı aşkın süre sarayda gözetim altında yaşadıktan sonra tahta çıkmıştı ve yönetim tecrübesi yoktu.
İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Doğumu, Ailesi ve Şehzadelik Yılları
01 / 21 · 1 dkSultan Reşad 2 Kasım 1844 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadın Efendi'dir. Annesini küçük yaşta kaybetti ve babasının başka bir eşi tarafından büyütüldü.
Babası 1861 yılında öldüğünde on altı yaşındaydı. Taht amcası Sultan Abdülaziz'e, ardından sırasıyla ağabeyleri V. Murad ve II. Abdülhamid'e geçti. Veraset sırasında kendisinden önce üç isim bulunduğu için uzun yıllar tahta uzak bir hanedan üyesi olarak yaşadı.
Şehzadelik dönemi, Osmanlı hanedanının gözetim geleneği içinde geçti. Kendisine tahsis edilen dairede yaşadı, harcamaları ve görüşmeleri denetlendi. II. Abdülhamid döneminde bu gözetim daha da sıkılaştı; kardeşinin siyasi bir odak haline gelmesinden çekinen padişah, hanedan üyelerinin dış temaslarını asgariye indirdi.
Bu yıllarda kendini okumaya, şiire ve tasavvufa verdi. Mevlevîliğe bağlandı; Konya'daki dergâh ve İstanbul'daki mevlevihanelerle ilişkisi ömrü boyunca sürdü. Farsça öğrendi ve Mesnevi okudu. Şiirleri, klasik divan geleneği içinde yazılmıştır.
Otuz yılı aşkın süren bu kapalı dönem, onu devlet işlerinden tamamen uzak tuttu. Tahta çıktığında altmış dört yaşındaydı ve hiçbir idari görev üstlenmemişti. Bu durum, sonraki yıllarda yönetimde neden edilgen kaldığının açıklaması olarak gösterilir.
Sağlığı da bu yaşta iyi değildi. Şeker hastalığı ve dolaşım sorunları vardı; saltanatı boyunca uzun yolculuk yapmakta zorlandı.
Tahta Çıkışı ve Yetkileri Sınırlanan Padişahlık
02 / 21 · 1 dk31 Mart Olayı'nın ardından Hareket Ordusu İstanbul'a girdi ve 27 Nisan 1909 tarihinde meclis, II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesine karar verdi. Aynı gün Şehzade Mehmed Reşad, Sultan Reşad adıyla tahta çıkarıldı.
Yeni padişahın seçilmesinde, ekberiyet usulünün yanı sıra siyasi bir tercih de rol oynadı: İttihat ve Terakki, kendi programını uygulamasına engel olmayacak bir hükümdar istiyordu. Sultan Reşad'ın yaşı, sağlık durumu ve uysal kişiliği bu beklentiye uygundu.
Ağustos 1909'da Kanun-ı Esasî'de kapsamlı değişiklikler yapıldı. Padişahın meclisi tatil etme yetkisi sınırlandı, bakanların meclise karşı sorumluluğu kesinleştirildi, uluslararası antlaşmalar için meclis onayı şartı getirildi ve sürgün yetkisi kaldırıldı. Bu değişikliklerle Osmanlı, gerçek anlamda meşrutî bir monarşi haline geldi.
Padişahın rolü büyük ölçüde törensel oldu. Cuma selamlığına çıkıyor, yabancı devlet adamlarını kabul ediyor, hükümet kararlarını onaylıyor ve nişan dağıtıyordu. Kabine değişikliklerinde ve savaş kararlarında belirleyici olmadı.
Bu düzenin bir sonucu, sorumluluğun da hükümete geçmesiydi. Savaş kararları, seferberlik ve barış görüşmeleri hükümetin işiydi. Tarihçiler bu yüzden dönemin değerlendirmesini padişah üzerinden değil, İttihat ve Terakki yönetimi üzerinden yapar.
Sultan Reşad bu konumdan şikâyet etmedi. Kaynaklara göre kendisine düşen görevi yerine getirmeye çalıştı, hükümetle açık çatışmaya girmedi ve ülkenin birliğini vurgulayan bir söylem benimsedi.
Rumeli Gezisi ve Meşrutiyet Yılları
03 / 21 · 1 dk1911 yılının Haziran ayında Sultan Reşad, uzun bir Rumeli gezisine çıktı. Selanik, Üsküp, Priştine ve Manastır'ı kapsayan bu gezi, Osmanlı hanedanının Balkanlar'daki varlığını göstermeyi amaçlıyordu.
Gezinin en çok anılan durağı Kosova oldu. Padişah, 1389 yılında Murad Hüdavendigar'ın şehit düştüğü Kosova sahasında yüz bini aşkın kişinin katıldığı bir cuma namazına katıldı. Bu tören, Balkanlar'daki Müslüman nüfusa yönelik güçlü bir mesaj taşıyordu.
Gezi sırasında okullar açıldı, kışlalar ziyaret edildi ve yerel ileri gelenlerle görüşüldü. Amaç, ayrılıkçı hareketlerin güçlendiği bölgede devlete bağlılığı pekiştirmekti.
Bu çabaya rağmen bir yıl sonra Balkan Savaşı çıktı ve gezilen şehirlerin tamamı kaybedildi. Selanik, Üsküp ve Manastır bir daha Osmanlı toprağı olmadı. Gezi, bu yüzden Osmanlı'nın Balkanlar'a vedası olarak da anılır.
İç siyasette bu yıllar hareketliydi. İttihat ve Terakki ile muhalefet arasındaki mücadele sertleşti. 1911 yılında kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihatçılara karşı geniş bir muhalefet cephesi oluşturdu. 1912 yılında yapılan ve baskı iddialarıyla anılan seçimlerin ardından meclis feshedildi.
23 Ocak 1913 tarihinde Bab-ı Ali Baskını yaşandı. İttihat ve Terakki üyeleri hükümet binasını basarak sadrazam Kâmil Paşa'yı istifaya zorladı; harbiye nazırı Nazım Paşa öldürüldü. Bu olaydan sonra yönetim tamamen İttihat ve Terakki'nin eline geçti.
II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle altmış dört yaşında tahta çıktı.
Devlet Yönetimi, İttihat ve Terakki ve Meclis
04 / 21 · 1 dkSultan Reşad döneminde Osmanlı siyasi hayatı, İkinci Meşrutiyet'in getirdiği çok sesli ortamla başladı ve zamanla tek partili bir yapıya doğru evrildi.
1908 yılında yeniden açılan meclis, farklı görüşlerden mebusları barındırıyordu. İttihat ve Terakki en güçlü gruptu, ancak muhalefet de örgütlüydü. 1911 yılında kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihatçı olmayan bütün kesimleri bir araya getirdi ve İstanbul ara seçiminde kazandığı sonuçla dikkat çekti.
1912 yılında yapılan genel seçimler, baskı ve usulsüzlük iddiaları sebebiyle tarihe sopalı seçim adıyla geçti. Sonuçlar İttihat ve Terakki'nin ezici üstünlüğünü gösterdi, ancak meşruiyet tartışması sürdü. Aynı yıl meclis feshedildi ve Ahmed Muhtar Paşa başkanlığında geniş katılımlı bir hükümet kuruldu.
Balkan Savaşı'ndaki yenilgi ve Edirne'nin düşmesi, siyasi dengeyi kökten değiştirdi. 23 Ocak 1913 tarihindeki Bab-ı Ali Baskını ile İttihat ve Terakki yönetimi doğrudan ele geçirdi. Haziran 1913'te sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi, muhalefetin tasfiyesi için gerekçe oldu; çok sayıda muhalif sürgüne gönderildi ya da idam edildi.
Bu tarihten sonra ülke fiilen tek parti yönetimiyle idare edildi. Enver, Talat ve Cemal Paşa'nın oluşturduğu üçlü, savaş yıllarında kararların merkezinde yer aldı.
Meclis kâğıt üzerinde açık kalmaya devam etti ve savaş yıllarında da toplandı. Ancak fiilî işlevi sınırlıydı; hükümetin kararları büyük ölçüde meclis dışında alınıyordu.
Padişahın bu yapı içindeki yeri onaylayıcıydı. Kabineleri atadı, kanunları imzaladı ve devlet törenlerine katıldı. Hükümet değişikliklerinde inisiyatif almadı.
Trablusgarp Savaşı
05 / 21 · 1 dkEylül 1911'de İtalya, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ederek Trablusgarp ve Bingazi'ye asker çıkardı. Bu, Kuzey Afrika'daki son Osmanlı toprağıydı.
Osmanlı'nın bölgeye deniz yoluyla kuvvet göndermesi mümkün değildi: donanma zayıftı, Mısır İngiltere'nin denetimindeydi ve karadan ulaşım güçtü. Bunun üzerine gönüllü subaylar gizlice bölgeye geçti. Mustafa Kemal, Enver Bey, Ali Fethi ve Nuri Bey gibi isimler Mısır üzerinden Trablusgarp'a ulaştı.
Bu subaylar, yerel Senusi aşiretleriyle birlikte direniş örgütledi. Tobruk, Derne ve Ayn Zara çevresinde çarpışmalar yaşandı. İtalyan kuvvetleri kıyı şehirlerini tutmayı başardı, ancak iç bölgelere ilerleyemedi.
Savaşı sonuçlandıran gelişme Balkanlar'dan geldi. Ekim 1912'de Balkan devletleri Osmanlı'ya savaş açtı; iki cephede birden savaşmak imkânsızdı. 18 Ekim 1912 tarihinde İtalya ile Uşi Antlaşması imzalandı.
Antlaşma ile Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya bırakıldı. Rodos ve Onikiada'nın geçici olarak İtalya'da kalması, Balkan Savaşı bittikten sonra geri verilmesi kararlaştırıldı; ancak adalar geri alınamadı.
Savaşın Osmanlı açısından önemli bir sonucu, Trablusgarp'ta görev alan genç subay kuşağının deneyim kazanması oldu. Bu kadro, sonraki yıllarda Çanakkale'de ve Millî Mücadele'de belirleyici roller üstlendi.
Balkan Savaşları ve Rumeli'nin Kaybı
06 / 21 · 1 dkEkim 1912'de Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ birlikte Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Osmanlı ordusu, Trablusgarp savaşının yorgunluğu ve iç siyasi bölünmüşlük içindeydi.
Cephedeki çöküş hızlı oldu. Kırklareli ve Lüleburgaz'da alınan yenilgilerin ardından ordu Çatalca hattına çekildi. Selanik teslim oldu, Manastır ve Üsküp kaybedildi, Yanya ve İşkodra kuşatıldı. Edirne, Bulgar kuşatması altında beş ay direndikten sonra Mart 1913'te düştü.
Yenilginin sebepleri arasında ordunun siyasete bulaşması, seferberliğin gecikmesi, ikmal düzeninin çökmesi ve komuta kademesindeki bölünme sayılır. Salgın hastalıklar, çarpışmalardan daha fazla kayba yol açtı.
30 Mayıs 1913 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması ile Osmanlı, Midye-Enez hattının batısındaki bütün topraklarını kaybetti. Beş yüzyıldır Osmanlı toprağı olan Rumeli elden çıktı; yüz binlerce insan Anadolu'ya göç etti.
Kısa süre sonra galipler arasında paylaşım anlaşmazlığı çıktı ve İkinci Balkan Savaşı başladı. Bulgaristan'ın diğer devletlerle çatışmaya girmesini fırsat bilen Osmanlı ordusu Doğu Trakya'ya ilerledi ve 21 Temmuz 1913 tarihinde Edirne geri alındı. Bu, savaşın tek olumlu sonucudur.
Eylül 1913'te Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması, Kasım 1913'te Yunanistan ile Atina Antlaşması imzalandı. Meriç Nehri sınır oldu; bugünkü Türkiye Yunanistan sınırının büyük bölümü bu antlaşmalarla belirlendi.
Balkan Savaşları, Osmanlı toplumunda derin bir sarsıntı yarattı. Kaybedilen topraklar hem tarihî hem de ekonomik olarak imparatorluğun en gelişmiş bölgeleriydi.
Kanun-ı Esasî'de yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri sınırlandı.
Birinci Dünya Savaşı'na Giriş
07 / 21 · 1 dkBalkan Savaşları'ndan sonra Osmanlı yönetimi, yalnız kalmanın tehlikesini görerek bir ittifak arayışına girdi. İngiltere, Fransa ve Rusya ile yapılan görüşmeler sonuç vermedi; bu devletler Osmanlı'yı ittifaka almak yerine tarafsız kalmasını tercih ediyordu.
2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalandı. Aynı günlerde Avrupa'da savaş başlamıştı. Osmanlı önce seferberlik ilan etti ve tarafsızlığını korudu.
Ağustos ayında Akdeniz'de İngiliz donanmasından kaçan iki Alman savaş gemisi, Goeben ve Breslau, Osmanlı sularına sığındı. Gemiler satın alınmış gibi gösterilerek Osmanlı donanmasına katıldı ve Yavuz ile Midilli adlarını aldı; ancak mürettebatı Alman kaldı.
29 Ekim 1914 tarihinde bu gemiler Karadeniz'e çıkarak Rus limanlarını bombaladı. Bu eylem, Osmanlı'yı fiilen savaşa soktu. Rusya, ardından İngiltere ve Fransa savaş ilan etti. Kararın nasıl alındığı tartışmalıdır; hükümetin tamamının bilgisi dışında, dar bir grup tarafından yönlendirildiği yaygın biçimde kabul edilir.
14 Kasım 1914 tarihinde, padişahın halifelik sıfatıyla cihat ilan edildi. Fetva, sömürge yönetimleri altındaki Müslümanların İtilaf devletlerine karşı ayaklanmasını çağırıyordu. Beklenen genel ayaklanma gerçekleşmedi; İngiltere ve Fransa ordularındaki Müslüman askerler saf değiştirmedi.
Savaş kararı, padişahın kendi tercihi değildi. Kaynaklara göre savaşa girilmesine karşı olduğunu ifade etmiş, ancak süreci durduracak yetkisi bulunmamıştı. Fiilî durum karşısında hükümetin kararını onayladı.
Cepheler ve Çanakkale
08 / 21 · 1 dkOsmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'nda çok sayıda cephede savaştı. Bu cephelerin genişliği, sınırlı insan ve malzeme kaynağını aşırı biçimde yaydı.
Kafkas cephesinde Aralık 1914'te başlatılan Sarıkamış harekâtı ağır bir felaketle sonuçlandı. Kış koşullarında, yetersiz donanımla yürütülen harekâtta on binlerce asker soğuktan öldü. Ardından Rus ordusu ilerledi ve Erzurum, Trabzon ile Erzincan kaybedildi.
Kanal cephesinde Süveyş Kanalı'na yönelik iki harekât düzenlendi; ikisi de başarısız oldu. Filistin ve Suriye cephesinde İngiliz ilerleyişi 1917'den itibaren hızlandı; Kudüs ve ardından Şam elden çıktı. Irak cephesinde Kutülamare'de bir İngiliz tümeni 1916 yılında teslim alındı; bu, savaşın Osmanlı açısından en büyük askerî başarılarından biridir.
Asıl belirleyici cephe Çanakkale oldu. Şubat 1915'te İtilaf donanması Boğaz'ı zorlamaya başladı. 18 Mart 1915 tarihinde yapılan büyük deniz taarruzunda üç savaş gemisi battı, birkaçı ağır hasar aldı; donanma geri çekildi.
Ardından 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu yarımadasına çıkarma yapıldı. Arıburnu, Seddülbahir ve daha sonra Anafartalar bölgelerinde sekiz ay süren siper savaşları yaşandı. Osmanlı savunması, İtilaf kuvvetlerinin ilerlemesini engelledi ve Ocak 1916'da yarımada tahliye edildi.
Çanakkale'nin sonuçları savaşın geneline yayıldı: Rusya'ya deniz yoluyla yardım ulaştırılamadı, savaş uzadı ve İtilaf devletlerinin planı bozuldu. Osmanlı tarafında ise ağır kayıp verildi; iki tarafın toplam kaybı yüz binlerle ifade edilir.
Padişah bu dönemde İstanbul'da kaldı, cepheye gitmedi. Askerî kararlar Enver Paşa ve genel karargâh tarafından alınıyordu.
Ordu, Donanma ve Askerî Yapı
09 / 21 · 1 dk1908 sonrasında ordunun yeniden düzenlenmesi öncelikli konu oldu. Balkan Savaşları'ndaki yenilgi bu ihtiyacı daha da acil hale getirdi.
Ordunun en büyük sorunu, subay kadrosunun siyasete bulaşmasıydı. Alaylı ve mektepli subaylar arasındaki ayrım derindi; alaydan yetişme subayların tasfiyesi, deneyimli kadronun kaybına yol açtı. 1913 yılından sonra ordunun siyasetten arındırılması yönünde düzenlemeler yapıldı, ancak İttihat ve Terakki'nin ordu içindeki etkisi sürdü.
Alman askerî heyetinin rolü genişletildi. 1913 yılında Liman von Sanders başkanlığında gelen heyet, sadece danışmanlık yapmakla kalmadı, komuta kademesinde görev aldı. Bu durum Rusya'nın tepkisini çekti ve diplomatik krize yol açtı.
Silah ve teçhizat büyük ölçüde Almanya'dan sağlandı. Savaş yıllarında cephane ve malzeme sevkiyatı, Balkanlar üzerindeki kara bağlantısının 1915'te açılmasıyla düzene girdi.
Donanma, II. Abdülhamid döneminde ihmal edilmiş ve eskimişti. Meşrutiyet döneminde donanma cemiyetleri kuruldu ve halktan toplanan bağışlarla gemi alınmaya çalışıldı. İngiltere'ye ısmarlanan iki savaş gemisi, savaşın başında İngiltere tarafından el konularak teslim edilmedi; bu olay kamuoyunda büyük tepki yarattı ve Almanya ile yakınlaşmayı kolaylaştıran etkenlerden biri oldu.
Havacılık bu dönemde başladı. İlk askerî uçaklar alındı, pilot yetiştirmek için okul açıldı ve 1912 yılında ilk uçuşlar yapıldı. Havacılık, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'nda sınırlı ölçüde kullanıldı.
Askerlik düzeninde de değişiklik yapıldı. Gayrimüslimlerin askere alınması, meşrutiyetin eşitlik ilkesinin gereği olarak uygulanmaya başlandı; bu uygulama farklı topluluklarda farklı karşılandı.
Rumeli gezisine çıktı; Kosova'da yüz bini aşkın kişiyle cuma namazı kılındı.
Ekonomi, Kapitülasyonlar ve Savaş Maliyesi
10 / 21 · 1 dkİkinci Meşrutiyet döneminin ekonomik gündeminde iki mesele öne çıktı: kapitülasyonlar ve millî iktisat düşüncesi.
Kapitülasyonlar, yabancı devlet vatandaşlarına tanınan hukukî ve malî ayrıcalıklardı. Yabancı tüccarlar düşük gümrük öderken yerli üreticinin aynı avantajı yoktu; ayrıca yabancılar Osmanlı mahkemelerinde yargılanmıyordu. Bu düzenin kaldırılması uzun süredir talep ediliyordu.
9 Eylül 1914 tarihinde, savaşa girmeden önce, kapitülasyonların tek taraflı olarak kaldırıldığı ilan edildi. Karar hem İtilaf hem İttifak devletleri tarafından tepkiyle karşılandı; Almanya bile itiraz etti. Uygulamada kısmen hayata geçirildi ve savaşın sonunda yeniden tartışma konusu oldu.
Millî iktisat siyaseti, yerli üreticiyi ve tüccarı desteklemeyi hedefliyordu. Millî bankalar kuruldu, şirketleşme teşvik edildi ve devlet alımlarında yerli üreticiye öncelik tanındı. Bu siyaset, Cumhuriyet dönemindeki ekonomik yaklaşımın da öncüsü sayılır.
Savaş maliyesi ise ağır bir yük getirdi. Gelirler savaş harcamalarını karşılamıyordu; açık, Almanya'dan alınan krediler ve kâğıt para basımıyla kapatılmaya çalışıldı. Karşılıksız basılan kâğıt para, enflasyonu hızlandırdı ve fiyatlar birkaç yıl içinde kat kat arttı.
Tarımsal üretim, seferberlik sebebiyle düştü. Tekâlif-i harbiye adı verilen savaş yükümlülükleriyle halktan hayvan, tahıl ve araç toplandı. Bu uygulamalar, cephe gerisindeki yoksullaşmanın başlıca sebeplerindendir.
Demiryolu yapımı savaş boyunca sürdü. Toroslar ve Amanoslar'daki tünellerin tamamlanması, Suriye ve Irak cephelerine sevkiyat için hayati önemdeydi; bu çalışmalar ancak savaşın sonlarına doğru bitirilebildi.
Savaş Yıllarında Ülke ve Halk
11 / 21 · 1 dkSavaş, cephedeki kayıpların yanında cephe gerisinde de ağır bir yıkım yarattı. Seferberlik, üretim çağındaki erkek nüfusun büyük bölümünü tarımdan ve zanaattan çekti; tarlalar ekilemedi ve üretim düştü.
İaşe sorunu 1916'dan itibaren ağırlaştı. İstanbul'da ekmek karneye bağlandı, un ve şeker bulunamaz oldu. Karaborsa ve stokçuluk yaygınlaştı; savaş zengini denen bir kesim ortaya çıktı. Fiyatlar birkaç yıl içinde kat kat arttı ve maaşla geçinen memurlar yoksullaştı.
Ulaşım altyapısı savaşın yükünü taşıyamadı. Demiryolu hatlarındaki eksik bağlantılar, özellikle Toroslar ve Amanoslar'daki tüneller tamamlanmadığı için, Suriye ve Irak cephelerine sevkiyatı geciktirdi.
Salgın hastalıklar hem cephede hem cephe gerisinde yaygındı. Tifüs, dizanteri ve sıtma, çarpışmalardan daha fazla ölüme yol açtı. Sağlık personeli ve ilaç yetersizdi.
Savaş yıllarında bazı toplumsal düzenlemeler de yapıldı. Kadınların çalışma hayatına katılımı arttı; posta, telgraf ve fabrikalarda kadın işçi çalıştırılmaya başlandı. Kadınlar için açılan okul ve dernekler çoğaldı.
Bu dönemin en ağır ve tartışmalı meselesi, 1915 yılında Doğu Anadolu'daki Ermeni nüfusun savaş bölgesinden başka bölgelere sevk edilmesi kararıdır. Sevk sırasında ve sonrasında çok sayıda insan hayatını kaybetti. Konu, uluslararası alanda ve akademik çevrelerde farklı biçimlerde değerlendirilmekte ve tartışılmaya devam etmektedir.
Padişahın bu dönemdeki rolü sınırlı kaldı. Hükümetin aldığı kararlar kendisine bildiriliyor, iradesi alınıyordu; ancak süreçleri yönlendirecek bir konumu yoktu.
Kültür, Şiir ve Mevlevîlik
12 / 21 · 1 dkSultan Reşad'ın kişisel dünyasının merkezinde tasavvuf vardı. Mevlevîliğe bağlıydı; Yenikapı Mevlevihanesi ile ilişkisi şehzadelik yıllarından itibaren sürdü. Mesnevi okuduğu, Farsçayı bu amaçla öğrendiği aktarılır.
Savaş yıllarında kurulan Mevlevî Alayı, bu bağın somut örneğidir. Mevlevi dervişlerinden oluşturulan gönüllü birlik, Suriye cephesine gönderildi. Alayın kuruluşunda padişahın desteği vardı.
Şiirle uğraştı ve klasik divan geleneği içinde eserler verdi. Şiirlerinde dinî ve tasavvufi temalar ağırlıktadır.
Mimari alanda adına en çok bağlanan eser, Eyüp'te yaptırdığı kendi türbesidir. Türbe, geç dönem Osmanlı mimarisinin sade örneklerindendir ve çinileriyle dikkat çeker. Yeşilköy'deki Mecidiye Camii de onun yaptırdığı yapılar arasında sayılır.
Savaş yıllarında kültür hayatı zorlaşsa da tamamen durmadı. Türk Ocağı gibi dernekler faaliyet gösterdi, dergiler yayımlandı ve dil sadeleşmesi tartışmaları sürdü. Ziya Gökalp ve çevresi, milliyetçi düşüncenin kuramsal çerçevesini bu yıllarda oluşturdu.
Eğitim alanında savaş koşullarına rağmen yeni kurumlar açıldı. Darülfünun yeniden düzenlendi, kadınlar için yüksek öğretim imkânı sağlandı ve Darülbedayi adıyla ilk şehir tiyatrosu kuruldu.
Padişahın kültürel faaliyetlerdeki rolü destekleyici oldu. Açılışlara katıldı, kurumlara yardım etti ve himaye sağladı; ancak siyasi alanda olduğu gibi burada da yönlendirici bir konumda bulunmadı. Savaş yıllarında cephedeki askerler için kitap ve dergi gönderme kampanyaları düzenlendi; ordu için çıkarılan yayınlar, okuma yazma bilmeyen erlere okunmak üzere hazırlandı.
İtalya Trablusgarp'a asker çıkardı; savaş başladı.
Arap Vilayetleri ve Hicaz Ayaklanması
13 / 21 · 1 dkBalkanlar'ın kaybından sonra imparatorluğun ağırlık merkezi Anadolu ve Arap vilayetlerine kaydı. Suriye, Irak, Hicaz ve Yemen'in elde tutulması, devletin varlığı açısından belirleyici hale geldi.
Savaş yıllarında bu bölgelerin yönetimi zorlaştı. Cemal Paşa, Suriye ve Filistin'de hem askerî hem sivil yetkiyle görevlendirildi. Bölgede Arap milliyetçisi çevrelere yönelik sert önlemler alındı; 1915 ve 1916 yıllarında Beyrut ve Şam'da yapılan idamlar, bölgedeki hoşnutsuzluğu derinleştirdi.
Haziran 1916'da Mekke Emiri Şerif Hüseyin, İngiltere ile vardığı anlaşma sonucu ayaklandı. İngiliz desteğiyle yürütülen bu hareket, Hicaz Demiryolu hattına saldırılar ve Osmanlı garnizonlarının kuşatılmasıyla ilerledi. Mekke ve Cidde elden çıktı; Medine, savaşın sonuna kadar Fahreddin Paşa komutasında direndi.
Medine savunması, iki yılı aşkın süre devam etti. Şehir kuşatma altında kaldı, ikmal kesildi ve savunma büyük yoksunluk içinde sürdürüldü. Teslim, Mondros Mütarekesi'nden aylar sonra gerçekleşti.
Ayaklanma, halifelik sıfatıyla yapılan cihat çağrısının beklenen sonucu vermediğinin en açık göstergesi oldu. Kutsal şehirlerin bulunduğu bölgede, halifeye karşı ve bir Hristiyan devletle ittifak halinde yürütülen bir hareket ortaya çıkmıştı.
Filistin ve Suriye cephesindeki çöküş 1917'den itibaren hızlandı. Kudüs Aralık 1917'de, Şam Ekim 1918'de kaybedildi. Bu cephedeki gelişmeler, Osmanlı'nın mütarekeye giden yolunu belirledi.
Irak cephesinde Kutülamare'de kazanılan başarıya rağmen Bağdat 1917 yılında elden çıktı. Musul çevresindeki durum ise mütareke imzalandığında hâlâ tartışmalıydı ve sonraki yıllarda uzun bir uluslararası soruna dönüştü.
Savaş Yıllarında İstanbul
14 / 21 · 1 dkSavaş, başkentin gündelik hayatını kökten değiştirdi. Seferberlik ilanıyla birlikte şehirden on binlerce genç cepheye gönderildi; birçok esnaf ve zanaatkâr dükkânını kapatmak zorunda kaldı.
İaşe en büyük sorundu. Un, şeker, gaz yağı ve kömür kıtlığı 1916'dan itibaren şiddetlendi. Ekmek karneye bağlandı ve fırınlar önünde uzun kuyruklar oluştu. Karaborsa yaygınlaştı; temel malları stoklayarak yüksek fiyata satan bir kesim ortaya çıktı ve halk arasında büyük tepki topladı.
Fiyat artışı memur ve işçi ailelerini ağır biçimde etkiledi. Maaşlar yerinde sayarken fiyatlar birkaç kat arttı; bu, kentli orta sınıfın yoksullaşmasına yol açtı.
Şehre yönelen göç dalgası sorunu büyüttü. Balkan Savaşları'ndan sonra Rumeli'den, savaş yıllarında ise Doğu Anadolu'dan gelen mülteciler İstanbul'a yığıldı. Camiler, medreseler ve okullar barınma yeri olarak kullanıldı.
Salgın hastalıklar, kalabalık ve yetersiz beslenmenin sonucu olarak yayıldı. Tifüs ve İspanyol gribi, savaşın son yılında çok sayıda cana mal oldu.
Buna karşılık şehirde bazı yenilikler de bu yıllarda hayata girdi. Elektrik dağıtımı genişledi, tramvay hatları uzatıldı, telefon santrali kuruldu. Sinema salonları açıldı ve film gösterimleri yaygınlaştı.
Alman ve Avusturyalı askerî personelin şehirdeki varlığı, gündelik hayata da yansıdı. Yabancı subaylar için açılan lokaller, dil kursları ve kültürel etkinlikler, savaş ittifakının şehirdeki görünür yüzüydü.
Padişah bu dönemde şehirde kaldı ve hastane ziyaretleri dışında büyük ölçüde saraydan çıkmadı. Cuma selamlığı, halkın hükümdarı gördüğü tek düzenli an olmaya devam etti.
Toplum, Eğitim ve Kadınların Değişen Yeri
15 / 21 · 1 dkİkinci Meşrutiyet, siyasi özgürlüğün yanında toplumsal tartışmaların da açıldığı bir dönem oldu. Basın serbestleşti, dernekler kuruldu ve o zamana kadar konuşulmayan konular kamuoyunda tartışılmaya başlandı.
Eğitim alanında önemli adımlar atıldı. Darülfünun yeniden yapılandırıldı ve modern bir üniversite düzenine yaklaştırıldı; yabancı hocalar getirtildi, laboratuvarlar kuruldu. İlköğretimin yaygınlaştırılması için kanunlar çıkarıldı, öğretmen okulları çoğaltıldı.
Kadınların eğitimi ve çalışma hayatına katılımı, dönemin en dikkat çekici değişimlerindendir. 1914 yılında kadınlar için ayrı bir yüksek öğretim kurumu açıldı; ardından Darülfünun'da kadın öğrencilere ders verilmeye başlandı. Savaş yıllarında erkek nüfusun cephede olması, kadınların posta, telgraf, banka ve fabrikalarda çalışmasının önünü açtı.
Kadın dergileri yayımlandı ve dernekler kuruldu. Bu yayınlarda eğitim hakkı, çalışma hayatı ve aile hukuku tartışıldı. 1917 yılında çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi, evlenme ve boşanma konularında düzenlemeler getirdi; kararname kısa ömürlü oldu, ancak aile hukukunun kanunlaştırılması yönünde ilk adımdır.
Fikir hayatında üç akım tartışıyordu: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Balkan Savaşları'ndaki kayıplar Osmanlıcılık tezini zayıflattı; savaş yıllarında Türkçülük düşüncesi öne çıktı. Ziya Gökalp bu düşüncenin kuramsal çerçevesini oluşturdu.
Dil sadeleşmesi tartışması hızlandı. Genç Kalemler dergisi çevresinde başlayan yeni lisan hareketi, yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılmasını savundu ve edebiyatta karşılık buldu.
Kültür kurumları da bu dönemde doğdu. Darülbedayi adıyla ilk şehir tiyatrosu, Darülelhan adıyla ilk konservatuvar kuruldu. Türk Ocağı, dönemin en etkili kültür derneklerinden biri oldu.
Uşi Antlaşması imzalandı; Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya bırakıldı.
Aile Hayatı, Eşleri ve Çocukları
16 / 21 · 1 dkSultan Reşad'ın hanımları arasında Kamures Kadınefendi, Dürriaden Kadınefendi, Mihrengiz Kadınefendi, Nazperver Kadınefendi ve Dilfirib Kadınefendi sayılır. Kamures Kadınefendi başkadınefendi olarak anılır.
Çocukları arasında Şehzade Mehmed Ziyaeddin, Şehzade Ömer Hilmi, Şehzade Mahmud Necmeddin ve Refia Sultan bulunur.
Şehzade Mehmed Ziyaeddin, babasının saltanatı boyunca hanedanın önde gelen üyelerindendi. Şehzade Ömer Hilmi ise savaş yıllarında askerî görevlerde bulundu.
Aile hayatı, hanedanın son dönemine özgü bir düzen içinde geçti. Dolmabahçe ve Yıldız sarayları kullanıldı; padişah yaz aylarını daha çok Yıldız'da geçirdi. Sağlık durumu, uzun yolculukları ve yorucu törenleri güçleştiriyordu.
Kardeşleri arasında V. Murad, II. Abdülhamid ve Sultan Vahdettin bulunur. Dört kardeşin de tahta çıkması, Osmanlı hanedanında ender rastlanan bir durumdur ve hanedanın son elli yılının veraset düzenini gösterir.
Ağabeyi II. Abdülhamid ile ilişkisi, tahta çıktıktan sonra da mesafeli kaldı. Eski padişahın Selanik'ten İstanbul'a getirilmesi ve Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirilmesi onun döneminde gerçekleşti. İki kardeş, aynı yıl içinde birkaç ay arayla öldü.
Hanedanın günlük hayatı, savaş yıllarında da protokol düzenine bağlı kaldı. Bayram tebrikleri, cülus yıldönümü törenleri ve doğum günü kutlamaları yapıldı; ancak bu törenler savaş koşulları sebebiyle sadeleştirildi. Saray mensuplarının bir bölümü hastanelerde gönüllü hizmet verdi ve yardım kampanyalarında görev aldı.
Son Yılları ve Sağlık Durumu
17 / 21 · 1 dkSultan Reşad'ın son iki yılı, hem devletin hem kendisinin durumunun ağırlaştığı bir dönemdi. Şeker hastalığı ilerlemiş, dolaşım sorunları artmıştı. Uzun süre ayakta duramıyor, törenlere kısa süreli katılabiliyordu.
Buna rağmen resmî görevlerini sürdürmeye çalıştı. Cuma selamlığına çıkmaya devam etti, yaralı askerlerin bulunduğu hastaneleri ziyaret etti ve müttefik devlet adamlarını kabul etti. 1917 yılında Alman imparatoru II. Wilhelm'in İstanbul ziyaretinde ev sahipliği yaptı.
Aynı yıl Avusturya ve Almanya'ya bir ziyaret yapması gündeme geldi; sağlık durumu buna izin vermedi ve gezi veliaht tarafından gerçekleştirildi.
Savaşın son yılında cephelerdeki durum hızla kötüleşti. Filistin cephesinde Megiddo'da savunma çöktü, Şam yolu açıldı. Bulgaristan'ın savaştan çekilme hazırlığı, Balkanlar üzerindeki bağlantının kopacağı anlamına geliyordu.
Padişah bu gelişmeleri izledi, ancak müdahale edecek durumda değildi. Kaynaklara göre son aylarında devletin geleceği konusunda derin endişe duyduğunu ifade etti.
3 Temmuz 1918 tarihinde Yıldız Sarayı'nda öldü. Ölümü, savaşın en kritik anına denk geldi; devletin başına, mütareke ve işgal dönemini yönetecek olan kardeşi geçti.
Cenaze töreni savaş koşullarında yapıldı. Eyüp'teki türbesine defnedildi; türbe bugün ziyarete açıktır.
Kişiliği ve Yönetimdeki Yeri
18 / 21 · 1 dkÇağdaş kaynaklar Sultan Reşad'ı nazik, sakin ve çatışmadan kaçınan bir insan olarak tarif eder. Hükümdarlık yetkilerinin sınırlı olmasından şikâyet etmediği, kendisine düşen görevleri titizlikle yerine getirdiği aktarılır.
Bu tutumun iki farklı okuması vardır. Bir görüşe göre, anayasal düzende hükümdarın yeri zaten böyleydi ve Sultan Reşad bu yeni role uyum sağlayarak doğru davrandı. Diğer görüşe göre, devletin varlığını tehdit eden kararlar alınırken sessiz kalması ağır bir sorumluluktur.
Savaşa girme kararı bu tartışmanın merkezindedir. Kaynaklara göre padişah savaşa karşıydı ve bunu yakın çevresine söylemişti; ancak Karadeniz'deki bombardımandan sonra oluşan fiilî durumu değiştirecek bir yetkisi yoktu.
Günlük hayatında düzenli bir program izledi. Sabah namazından sonra okur, gün içinde gelen evrakı imzalar, cuma günleri selamlık törenine çıkardı. Sağlık sorunları sebebiyle uzun süre ayakta duramaz hale gelmişti.
Halkla ilişkisinde sıcak bir imaj bıraktı. Rumeli gezisi sırasında gösterilen ilgi, savaş yıllarında hastane ziyaretleri ve yaralılara gösterdiği yakınlık kaynaklarda anılır.
Yönetimde etkili olamamasının bir sebebi de yaşı ve sağlığıydı. Altmış dört yaşında, hiç idari görev almadan tahta çıkmış bir hükümdarın, savaş yönetimi gibi bir alanda inisiyatif alması dönemin koşullarında gerçekçi değildi.
Protokol konusunda titizdi. Devlet törenlerinin geleneğe uygun yapılmasına önem verdi; kılık kıyafet ve hitap kurallarında eski usulü sürdürdü. Yabancı devlet adamlarını kabul ederken tercüman aracılığıyla konuştu ve görüşmeleri kısa tuttu. Yakın çevresi, kendisine iletilen kötü haberler karşısında sükûnetini koruduğunu, ancak bunları uzun süre düşündüğünü aktarır.
Balkan devletleri savaş ilan etti; Birinci Balkan Savaşı başladı.
Ölümü ve Sonrası
19 / 21 · 1 dkSultan Reşad 3 Temmuz 1918 tarihinde Yıldız Sarayı'nda öldü. Yetmiş üç yaşındaydı ve dokuz yıl iki ay hüküm sürmüştü. Ölüm sebebi olarak şeker hastalığına bağlı rahatsızlıklar gösterilir.
Cenazesi, sağlığında Eyüp'te yaptırdığı türbeye defnedildi. Türbe, geç dönem Osmanlı mimarisinin sade ve zarif örneklerindendir.
Öldüğünde savaş sürüyordu ve cephelerdeki durum kötüydü. Filistin ve Suriye'de İngiliz ilerleyişi devam ediyor, Balkanlar'da müttefik Bulgaristan sarsılıyordu.
Yerine kardeşi Sultan Vahdettin tahta çıktı. Yeni padişah, savaşın son dört ayını ve ardından gelen mütareke dönemini yönetmek zorunda kaldı.
Sultan Reşad'ın ölümünden yaklaşık dört ay sonra, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı ve Osmanlı Devleti savaştan yenik çıktı. Kısa süre sonra İstanbul işgal edildi.
Böylece Sultan Reşad, imparatorluğun son bağımsız günlerinde ölen padişah oldu. Halefi, devletin dağılma sürecine tanıklık edecekti.
Türbesi bugün Eyüp'te ziyarete açıktır. Yanında oğlu Şehzade Mehmed Ziyaeddin de gömülüdür.
Mirası ve Tarihçilerin Değerlendirmesi
20 / 21 · 1 dkSultan Reşad'ın tarihteki yeri, kendi kararlarıyla değil döneminin olaylarıyla ölçülür. Saltanatı boyunca alınan büyük kararların hiçbirinde belirleyici olmadı; bu yüzden değerlendirmeler genellikle İttihat ve Terakki yönetimine yöneltilir.
Dönemin bilançosu ağırdır: Trablusgarp, Rumeli, Ege adaları ve ardından Arap vilayetleri kaybedildi. Nüfus kayıpları savaş, salgın ve göç sebebiyle milyonlarla ifade edilir. İmparatorluk, saltanatının başında Balkanlar'dan Yemen'e uzanan bir devletken, sonunda Anadolu ve çevresine sıkışmış durumdaydı.
Buna karşılık aynı dönem, Çanakkale savunması gibi askerî tarihte iz bırakan bir başarıyı da içerir. Bu savunmada öne çıkan subay kadrosu, birkaç yıl sonra Millî Mücadele'yi yürütecek isimlerdi.
Anayasal tarih açısından saltanatı, Osmanlı'da meşrutî monarşinin fiilen uygulandığı tek dönemdir. Padişahın yetkileri hukuken sınırlıydı ve bu sınırlara uyuldu. Bu yönüyle Sultan Reşad, Osmanlı tarihinde anayasal düzene en fazla uyum gösteren hükümdardır.
Tarihçilerin bir bölümü, onun edilgenliğini dönemin koşullarının sonucu sayar ve kişisel bir eleştiri yöneltmez. Diğer bir bölümü, savaşa girme gibi hayati bir kararda direnmemesini eleştirir.
Popüler kültürde adı büyük ölçüde Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı anlatılarının arka planında yer alır. Sultan Reşad adıyla bilinir; kendi adını taşıyan Reşat altını, bu dönemde basılan altın sikkeye verilen addır ve bugün de kullanılan bir terimdir.
Dönemin bir başka mirası, savaş tecrübesiyle yetişen kadrodur. Trablusgarp'ta gönüllü olarak görev alan, Balkan Savaşları'nda cephede bulunan ve Çanakkale'de komuta eden subaylar, birkaç yıl sonra Anadolu'da yeni bir mücadelenin önderliğini üstlendi. Bu süreklilik, Sultan Reşad döneminin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna uzanan yönünü oluşturur.
Türbesi ve adına basılan altın sikke dışında, kendi adıyla anılan büyük bir eser bırakmadı. Buna karşılık dönemi, Osmanlı tarihinin en yoğun askerî ve toplumsal olaylarının yaşandığı yıllar olarak ders kitaplarında geniş yer tutar. Çanakkale savunması, Türkiye'de her yıl anılan ulusal bir hatıra haline gelmiştir.
Aynı Yıllarda Dünya
21 / 21 · 1 dkSultan Reşad'ın saltanat yılları, dünyanın Birinci Dünya Savaşı'na sürüklendiği ve ardından bu savaşı yaşadığı dönemdir. Avrupa'da iki büyük ittifak bloku oluşmuştu: Almanya ve Avusturya Macaristan'ın kurduğu blok ile İngiltere, Fransa ve Rusya'nın oluşturduğu blok.
Silahlanma yarışı hızlanmıştı. Deniz gücünde İngiltere ile Almanya arasındaki rekabet, yeni tip savaş gemilerinin yapımına yol açtı. Kara ordularında makineli tüfek, ağır topçu ve tren yoluyla hızlı sevkiyat, savaşın niteliğini değiştirdi.
28 Haziran 1914 tarihinde Saraybosna'da Avusturya veliahdının öldürülmesi, bir ay içinde genel savaşa dönüştü. Savaş dört yıl sürdü, on milyonlarca insan öldü ve dört imparatorluk yıkıldı.
Rusya'da 1917 yılında iki devrim yaşandı. Şubat'ta çarlık düştü, Ekim'de Bolşevikler iktidara geldi. Yeni yönetim savaştan çekildi ve Brest Litovsk Antlaşması'nı imzaladı; bu, Osmanlı'nın Kafkas cephesinde kaybettiği toprakları geri almasını sağladı.
Amerika Birleşik Devletleri 1917 yılında savaşa girdi. Bu katılım, İtilaf devletlerinin insan ve malzeme üstünlüğünü kesinleştirdi. Başkan Wilson'ın 1918 yılında açıkladığı on dört ilke, savaş sonrası düzenin çerçevesini çizdi ve uluslara kendi geleceğini belirleme hakkı fikrini öne çıkardı.
Teknoloji savaşla birlikte hızla değişti. Uçak ilk kez askerî amaçla yaygın biçimde kullanıldı, tank savaş alanına girdi, denizaltı savaşı deniz ticaretini kilitledi. Kimyasal silahların kullanımı, savaşın en tartışmalı yönlerinden biri oldu.
Sömürge dünyasında savaş, bağımsızlık taleplerini güçlendirdi. Hindistan, Mısır ve Kuzey Afrika'da savaşa katılan halklar, karşılığında siyasi hak beklentisine girdi. Savaş sonrası dönem, sömürgeciliğin sorgulanmaya başladığı yıllar oldu.
Bab-ı Ali Baskını yaşandı; yönetim tamamen İttihat ve Terakki'ye geçti.
Kronoloji
29 olay- 19. yüzyıl
İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Babası Sultan Abdülmecid öldü; taht amcası Sultan Abdülaziz'e geçti.
Ağabeyleri V. Murad ve II. Abdülhamid art arda tahta çıktı.
- 20. yüzyıl
II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle altmış dört yaşında tahta çıktı.
Kanun-ı Esasî'de yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri sınırlandı.
Rumeli gezisine çıktı; Kosova'da yüz bini aşkın kişiyle cuma namazı kılındı.
İtalya Trablusgarp'a asker çıkardı; savaş başladı.
Balkan devletleri savaş ilan etti; Birinci Balkan Savaşı başladı.
Uşi Antlaşması imzalandı; Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya bırakıldı.
Selanik teslim oldu, ordu Çatalca hattına çekildi.
Bab-ı Ali Baskını yaşandı; yönetim tamamen İttihat ve Terakki'ye geçti.
Edirne beş aylık kuşatmanın ardından düştü.
Londra Antlaşması imzalandı; Midye-Enez hattının batısı kaybedildi.
İkinci Balkan Savaşı sırasında Edirne geri alındı.
Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması imzalandı.
Goeben ve Breslau Osmanlı donanmasına katıldı, Yavuz ve Midilli adlarını aldı.
Almanya ile gizli ittifak antlaşması imzalandı.
Karadeniz'de Rus limanları bombalandı; Osmanlı fiilen savaşa girdi.
Halifelik sıfatıyla cihat ilan edildi.
Sarıkamış harekâtı başladı ve ağır kayıpla sonuçlandı.
Çanakkale Boğazı'nda deniz taarruzu püskürtüldü.
Gelibolu yarımadasına çıkarma yapıldı; kara savaşları başladı.
İtilaf kuvvetleri Gelibolu'yu tahliye etti; Çanakkale savunması kazanıldı.
Kutülamare'de bir İngiliz tümeni teslim alındı.
Hicaz'da Şerif Hüseyin ayaklanması başladı.
Kudüs kaybedildi.
Brest Litovsk Antlaşması ile Kafkasya'daki bazı topraklar geri alındı.
Yıldız Sarayı'nda öldü; Eyüp'teki türbesine defnedildi.
Ölümünden sonra Mondros Mütarekesi imzalandı; devlet savaştan yenik çıktı.
Savaşlar ve Seferler
19 kayıtAntlaşmalar
6 antlaşmaSadrazamları
10 sadrazamEserleri
2 eserTuğrası
Padişah nişanıMehmed Reşad bin Sultan Abdülmecid Han muzaffer dâimâ
Bu tuğra, Reşat altını olarak bilinen sikkelerin üzerinde yer alır. Aynı tuğra, dönemin resmî belgelerinde, pullarında ve madalyalarında kullanılmıştır.
- Anlamı
- Sultan Abdülmecid Han oğlu Mehmed Reşad, daima muzaffer
- Okunuşu
- Mehmed-i Hâmis
Aile Ağacı
23 kişi
7. kuşakI. Ahmed1603-1617
6. kuşakSultan İbrahim1640-1648
5. kuşakIV. Mehmed1648-1687
4. kuşakIII. Ahmed1703-1730
3. kuşakI. Abdülhamid1774-1789
2. kuşakII. Mahmud1808-1839
1. kuşakSultan Abdülmecid1839-1861
KendisiSultan Reşad1909-1918
Sultan Abdülmecid1839-1861
Gülcemal Kadın Efendi
Kamures Kadınefendi
Dürriaden Kadınefendi
Mihrengiz Kadınefendi
Nazperver Kadınefendi
Dilfirib Kadınefendi
Sultan Reşad1909-1918
Şehzade Mehmed Ziyaeddin1873-1938
Şehzade Ömer Hilmi1886-1935
Şehzade Mehmed Necmeddin1878
Refia Sultan
V. Murad1876-1876Kardeşi
II. Abdülhamid1876-1909Kardeşi
Sultan Vahdettin1918-1922
Şehzade Ahmed Kemaleddin
Şehzade Mehmed BurhaneddinSözleri
Devletin ve milletin selameti için elimden geleni yapmaktan başka bir arzum yoktur.
Tahta çıkışının ardından yayımlanan hatt-ı hümâyundan aktarılan ifadeÇağdaşları
7 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Padişahları
36 padişah · 623 yıl



































Yanlış Bilinenler
7 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruSultan Reşad kimdir?
Sultan Reşad döneminde Osmanlı Birinci Dünya Savaşı'na nasıl girdi?
Sultan Reşad döneminde Çanakkale Savaşı ne zaman kazanıldı?
Sultan Reşad döneminde Balkan Savaşları'nda ne kaybedildi?
Sultan Reşad döneminde kapitülasyonlar ne zaman kaldırıldı?
Sultan Reşad döneminde Medine savunması ne kadar sürdü?
Sultan Reşad kimin oğludur?
Sultan Reşad'ın türbesi nerede?
Sultan Reşad kaç yıl tahtta kaldı?
Sultan Reşad'dan sonra tahta kim geçti?
Sultan Reşad deli miydi?
Sultan Reşad'ın yetkileri neden sınırlıydı?
Sultan Reşad'ın cihat ilanı ne sonuç verdi?
Sultan Reşad'ın Rumeli gezisi neden önemlidir?
Sultan Reşad savaşa karşı mıydı?
Son güncelleme: 3 Eylül 2026