Yatsı21:04·İmsak 04:57 İstanbul23°·Açık Nöbetçi eczane:Adalar 3 Eylül 2026, Perşembe
Ara
Sultan ReşadMinyatür üslubunda portre
Osmanlı Padişahları · 35. padişah · Dağılma dönemi

Sultan Reşad

محمد خامس

V. Mehmed·Mehmed Reşad

Saltanat 1909-1918Doğum 2 Kasım 1844, İstanbul· 19 Şevval 1260Ölüm 3 Temmuz 1918, İstanbul· 23 Ramazan 1336

Sultan Reşad, 1909-1918 yılları arasında hüküm süren otuz beşinci Osmanlı padişahıdır. Meşrutiyet döneminin sembolik hükümdarı olarak dört savaş gördü.

9Yıl saltanat
74Yaşında öldü
19Savaş ve sefer
2Eser
10Sadrazam
4Çocuk
1299140015001600170018001922
Kuruluş 1299-1453Yükselme 1453-1579Duraklama 1579-1699Gerileme 1699-1792Dağılma 1792-1922

Sultan Reşad Kimdir?

20 dk okuma

Sultan Reşad, 2 Kasım 1844 tarihinde İstanbul'da doğdu ve 3 Temmuz 1918 tarihinde yine İstanbul'da öldü. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir. Resmî adı V. Mehmed'dir; Sultan Reşad adıyla anılır. 27 Nisan 1909 tarihinde, kardeşi II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle altmış dört yaşında tahta çıktı. Tahta çıktığında Osmanlı Devleti anayasal bir düzendeydi. Kanun-ı Esasî yürürlükteydi, meclis açıktı ve yönetim İttihat ve Terakki'nin etkisindeki hükümetlerin elindeydi. 1909 yılında anayasada yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri daha da sınırlandı. Bu yüzden Sultan Reşad, karar alan değil onaylayan bir hükümdar konumundaydı. Dokuz yıllık saltanatı, Osmanlı tarihinin en yoğun savaş dönemidir. 1911 yılında İtalya ile Trablusgarp Savaşı, 1912 yılında Balkan Savaşları, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladı. Bu savaşlar sonunda imparatorluk Kuzey Afrika'daki son toprağını, Rumeli'nin neredeyse tamamını ve ardından Arap vilayetlerini kaybetti. Buna karşılık aynı dönemde Çanakkale'de kazanılan savunma zaferi, savaş tarihinde önemli bir yer tuttu. Padişah, savaşın ilanından sonra halifelik sıfatıyla cihat çağrısı yaptı; bu çağrının beklenen sonucu vermediği kabul edilir. Kişilik olarak sakin, dindar ve çatışmadan kaçınan bir hükümdardı. Mevlevîliğe bağlıydı, şiir yazardı. Otuz yılı aşkın süre sarayda gözetim altında yaşadıktan sonra tahta çıkmıştı ve yönetim tecrübesi yoktu.

2 Kasım 1844

İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.

Doğumu, Ailesi ve Şehzadelik Yılları

01 / 21 · 1 dk

Sultan Reşad 2 Kasım 1844 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadın Efendi'dir. Annesini küçük yaşta kaybetti ve babasının başka bir eşi tarafından büyütüldü.

Babası 1861 yılında öldüğünde on altı yaşındaydı. Taht amcası Sultan Abdülaziz'e, ardından sırasıyla ağabeyleri V. Murad ve II. Abdülhamid'e geçti. Veraset sırasında kendisinden önce üç isim bulunduğu için uzun yıllar tahta uzak bir hanedan üyesi olarak yaşadı.

Şehzadelik dönemi, Osmanlı hanedanının gözetim geleneği içinde geçti. Kendisine tahsis edilen dairede yaşadı, harcamaları ve görüşmeleri denetlendi. II. Abdülhamid döneminde bu gözetim daha da sıkılaştı; kardeşinin siyasi bir odak haline gelmesinden çekinen padişah, hanedan üyelerinin dış temaslarını asgariye indirdi.

Bu yıllarda kendini okumaya, şiire ve tasavvufa verdi. Mevlevîliğe bağlandı; Konya'daki dergâh ve İstanbul'daki mevlevihanelerle ilişkisi ömrü boyunca sürdü. Farsça öğrendi ve Mesnevi okudu. Şiirleri, klasik divan geleneği içinde yazılmıştır.

Otuz yılı aşkın süren bu kapalı dönem, onu devlet işlerinden tamamen uzak tuttu. Tahta çıktığında altmış dört yaşındaydı ve hiçbir idari görev üstlenmemişti. Bu durum, sonraki yıllarda yönetimde neden edilgen kaldığının açıklaması olarak gösterilir.

Sağlığı da bu yaşta iyi değildi. Şeker hastalığı ve dolaşım sorunları vardı; saltanatı boyunca uzun yolculuk yapmakta zorlandı.

Tahta Çıkışı ve Yetkileri Sınırlanan Padişahlık

02 / 21 · 1 dk

31 Mart Olayı'nın ardından Hareket Ordusu İstanbul'a girdi ve 27 Nisan 1909 tarihinde meclis, II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesine karar verdi. Aynı gün Şehzade Mehmed Reşad, Sultan Reşad adıyla tahta çıkarıldı.

Yeni padişahın seçilmesinde, ekberiyet usulünün yanı sıra siyasi bir tercih de rol oynadı: İttihat ve Terakki, kendi programını uygulamasına engel olmayacak bir hükümdar istiyordu. Sultan Reşad'ın yaşı, sağlık durumu ve uysal kişiliği bu beklentiye uygundu.

Ağustos 1909'da Kanun-ı Esasî'de kapsamlı değişiklikler yapıldı. Padişahın meclisi tatil etme yetkisi sınırlandı, bakanların meclise karşı sorumluluğu kesinleştirildi, uluslararası antlaşmalar için meclis onayı şartı getirildi ve sürgün yetkisi kaldırıldı. Bu değişikliklerle Osmanlı, gerçek anlamda meşrutî bir monarşi haline geldi.

Padişahın rolü büyük ölçüde törensel oldu. Cuma selamlığına çıkıyor, yabancı devlet adamlarını kabul ediyor, hükümet kararlarını onaylıyor ve nişan dağıtıyordu. Kabine değişikliklerinde ve savaş kararlarında belirleyici olmadı.

Bu düzenin bir sonucu, sorumluluğun da hükümete geçmesiydi. Savaş kararları, seferberlik ve barış görüşmeleri hükümetin işiydi. Tarihçiler bu yüzden dönemin değerlendirmesini padişah üzerinden değil, İttihat ve Terakki yönetimi üzerinden yapar.

Sultan Reşad bu konumdan şikâyet etmedi. Kaynaklara göre kendisine düşen görevi yerine getirmeye çalıştı, hükümetle açık çatışmaya girmedi ve ülkenin birliğini vurgulayan bir söylem benimsedi.

Rumeli Gezisi ve Meşrutiyet Yılları

03 / 21 · 1 dk

1911 yılının Haziran ayında Sultan Reşad, uzun bir Rumeli gezisine çıktı. Selanik, Üsküp, Priştine ve Manastır'ı kapsayan bu gezi, Osmanlı hanedanının Balkanlar'daki varlığını göstermeyi amaçlıyordu.

Gezinin en çok anılan durağı Kosova oldu. Padişah, 1389 yılında Murad Hüdavendigar'ın şehit düştüğü Kosova sahasında yüz bini aşkın kişinin katıldığı bir cuma namazına katıldı. Bu tören, Balkanlar'daki Müslüman nüfusa yönelik güçlü bir mesaj taşıyordu.

Gezi sırasında okullar açıldı, kışlalar ziyaret edildi ve yerel ileri gelenlerle görüşüldü. Amaç, ayrılıkçı hareketlerin güçlendiği bölgede devlete bağlılığı pekiştirmekti.

Bu çabaya rağmen bir yıl sonra Balkan Savaşı çıktı ve gezilen şehirlerin tamamı kaybedildi. Selanik, Üsküp ve Manastır bir daha Osmanlı toprağı olmadı. Gezi, bu yüzden Osmanlı'nın Balkanlar'a vedası olarak da anılır.

İç siyasette bu yıllar hareketliydi. İttihat ve Terakki ile muhalefet arasındaki mücadele sertleşti. 1911 yılında kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihatçılara karşı geniş bir muhalefet cephesi oluşturdu. 1912 yılında yapılan ve baskı iddialarıyla anılan seçimlerin ardından meclis feshedildi.

23 Ocak 1913 tarihinde Bab-ı Ali Baskını yaşandı. İttihat ve Terakki üyeleri hükümet binasını basarak sadrazam Kâmil Paşa'yı istifaya zorladı; harbiye nazırı Nazım Paşa öldürüldü. Bu olaydan sonra yönetim tamamen İttihat ve Terakki'nin eline geçti.

27 Nisan 1909

II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle altmış dört yaşında tahta çıktı.

Devlet Yönetimi, İttihat ve Terakki ve Meclis

04 / 21 · 1 dk

Sultan Reşad döneminde Osmanlı siyasi hayatı, İkinci Meşrutiyet'in getirdiği çok sesli ortamla başladı ve zamanla tek partili bir yapıya doğru evrildi.

1908 yılında yeniden açılan meclis, farklı görüşlerden mebusları barındırıyordu. İttihat ve Terakki en güçlü gruptu, ancak muhalefet de örgütlüydü. 1911 yılında kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihatçı olmayan bütün kesimleri bir araya getirdi ve İstanbul ara seçiminde kazandığı sonuçla dikkat çekti.

1912 yılında yapılan genel seçimler, baskı ve usulsüzlük iddiaları sebebiyle tarihe sopalı seçim adıyla geçti. Sonuçlar İttihat ve Terakki'nin ezici üstünlüğünü gösterdi, ancak meşruiyet tartışması sürdü. Aynı yıl meclis feshedildi ve Ahmed Muhtar Paşa başkanlığında geniş katılımlı bir hükümet kuruldu.

Balkan Savaşı'ndaki yenilgi ve Edirne'nin düşmesi, siyasi dengeyi kökten değiştirdi. 23 Ocak 1913 tarihindeki Bab-ı Ali Baskını ile İttihat ve Terakki yönetimi doğrudan ele geçirdi. Haziran 1913'te sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi, muhalefetin tasfiyesi için gerekçe oldu; çok sayıda muhalif sürgüne gönderildi ya da idam edildi.

Bu tarihten sonra ülke fiilen tek parti yönetimiyle idare edildi. Enver, Talat ve Cemal Paşa'nın oluşturduğu üçlü, savaş yıllarında kararların merkezinde yer aldı.

Meclis kâğıt üzerinde açık kalmaya devam etti ve savaş yıllarında da toplandı. Ancak fiilî işlevi sınırlıydı; hükümetin kararları büyük ölçüde meclis dışında alınıyordu.

Padişahın bu yapı içindeki yeri onaylayıcıydı. Kabineleri atadı, kanunları imzaladı ve devlet törenlerine katıldı. Hükümet değişikliklerinde inisiyatif almadı.

Trablusgarp Savaşı

05 / 21 · 1 dk

Eylül 1911'de İtalya, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ederek Trablusgarp ve Bingazi'ye asker çıkardı. Bu, Kuzey Afrika'daki son Osmanlı toprağıydı.

Osmanlı'nın bölgeye deniz yoluyla kuvvet göndermesi mümkün değildi: donanma zayıftı, Mısır İngiltere'nin denetimindeydi ve karadan ulaşım güçtü. Bunun üzerine gönüllü subaylar gizlice bölgeye geçti. Mustafa Kemal, Enver Bey, Ali Fethi ve Nuri Bey gibi isimler Mısır üzerinden Trablusgarp'a ulaştı.

Bu subaylar, yerel Senusi aşiretleriyle birlikte direniş örgütledi. Tobruk, Derne ve Ayn Zara çevresinde çarpışmalar yaşandı. İtalyan kuvvetleri kıyı şehirlerini tutmayı başardı, ancak iç bölgelere ilerleyemedi.

Savaşı sonuçlandıran gelişme Balkanlar'dan geldi. Ekim 1912'de Balkan devletleri Osmanlı'ya savaş açtı; iki cephede birden savaşmak imkânsızdı. 18 Ekim 1912 tarihinde İtalya ile Uşi Antlaşması imzalandı.

Antlaşma ile Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya bırakıldı. Rodos ve Onikiada'nın geçici olarak İtalya'da kalması, Balkan Savaşı bittikten sonra geri verilmesi kararlaştırıldı; ancak adalar geri alınamadı.

Savaşın Osmanlı açısından önemli bir sonucu, Trablusgarp'ta görev alan genç subay kuşağının deneyim kazanması oldu. Bu kadro, sonraki yıllarda Çanakkale'de ve Millî Mücadele'de belirleyici roller üstlendi.

Balkan Savaşları ve Rumeli'nin Kaybı

06 / 21 · 1 dk

Ekim 1912'de Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ birlikte Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Osmanlı ordusu, Trablusgarp savaşının yorgunluğu ve iç siyasi bölünmüşlük içindeydi.

Cephedeki çöküş hızlı oldu. Kırklareli ve Lüleburgaz'da alınan yenilgilerin ardından ordu Çatalca hattına çekildi. Selanik teslim oldu, Manastır ve Üsküp kaybedildi, Yanya ve İşkodra kuşatıldı. Edirne, Bulgar kuşatması altında beş ay direndikten sonra Mart 1913'te düştü.

Yenilginin sebepleri arasında ordunun siyasete bulaşması, seferberliğin gecikmesi, ikmal düzeninin çökmesi ve komuta kademesindeki bölünme sayılır. Salgın hastalıklar, çarpışmalardan daha fazla kayba yol açtı.

30 Mayıs 1913 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması ile Osmanlı, Midye-Enez hattının batısındaki bütün topraklarını kaybetti. Beş yüzyıldır Osmanlı toprağı olan Rumeli elden çıktı; yüz binlerce insan Anadolu'ya göç etti.

Kısa süre sonra galipler arasında paylaşım anlaşmazlığı çıktı ve İkinci Balkan Savaşı başladı. Bulgaristan'ın diğer devletlerle çatışmaya girmesini fırsat bilen Osmanlı ordusu Doğu Trakya'ya ilerledi ve 21 Temmuz 1913 tarihinde Edirne geri alındı. Bu, savaşın tek olumlu sonucudur.

Eylül 1913'te Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması, Kasım 1913'te Yunanistan ile Atina Antlaşması imzalandı. Meriç Nehri sınır oldu; bugünkü Türkiye Yunanistan sınırının büyük bölümü bu antlaşmalarla belirlendi.

Balkan Savaşları, Osmanlı toplumunda derin bir sarsıntı yarattı. Kaybedilen topraklar hem tarihî hem de ekonomik olarak imparatorluğun en gelişmiş bölgeleriydi.

Ağustos 1909

Kanun-ı Esasî'de yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri sınırlandı.

Birinci Dünya Savaşı'na Giriş

07 / 21 · 1 dk

Balkan Savaşları'ndan sonra Osmanlı yönetimi, yalnız kalmanın tehlikesini görerek bir ittifak arayışına girdi. İngiltere, Fransa ve Rusya ile yapılan görüşmeler sonuç vermedi; bu devletler Osmanlı'yı ittifaka almak yerine tarafsız kalmasını tercih ediyordu.

2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalandı. Aynı günlerde Avrupa'da savaş başlamıştı. Osmanlı önce seferberlik ilan etti ve tarafsızlığını korudu.

Ağustos ayında Akdeniz'de İngiliz donanmasından kaçan iki Alman savaş gemisi, Goeben ve Breslau, Osmanlı sularına sığındı. Gemiler satın alınmış gibi gösterilerek Osmanlı donanmasına katıldı ve Yavuz ile Midilli adlarını aldı; ancak mürettebatı Alman kaldı.

29 Ekim 1914 tarihinde bu gemiler Karadeniz'e çıkarak Rus limanlarını bombaladı. Bu eylem, Osmanlı'yı fiilen savaşa soktu. Rusya, ardından İngiltere ve Fransa savaş ilan etti. Kararın nasıl alındığı tartışmalıdır; hükümetin tamamının bilgisi dışında, dar bir grup tarafından yönlendirildiği yaygın biçimde kabul edilir.

14 Kasım 1914 tarihinde, padişahın halifelik sıfatıyla cihat ilan edildi. Fetva, sömürge yönetimleri altındaki Müslümanların İtilaf devletlerine karşı ayaklanmasını çağırıyordu. Beklenen genel ayaklanma gerçekleşmedi; İngiltere ve Fransa ordularındaki Müslüman askerler saf değiştirmedi.

Savaş kararı, padişahın kendi tercihi değildi. Kaynaklara göre savaşa girilmesine karşı olduğunu ifade etmiş, ancak süreci durduracak yetkisi bulunmamıştı. Fiilî durum karşısında hükümetin kararını onayladı.

Cepheler ve Çanakkale

08 / 21 · 1 dk

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'nda çok sayıda cephede savaştı. Bu cephelerin genişliği, sınırlı insan ve malzeme kaynağını aşırı biçimde yaydı.

Kafkas cephesinde Aralık 1914'te başlatılan Sarıkamış harekâtı ağır bir felaketle sonuçlandı. Kış koşullarında, yetersiz donanımla yürütülen harekâtta on binlerce asker soğuktan öldü. Ardından Rus ordusu ilerledi ve Erzurum, Trabzon ile Erzincan kaybedildi.

Kanal cephesinde Süveyş Kanalı'na yönelik iki harekât düzenlendi; ikisi de başarısız oldu. Filistin ve Suriye cephesinde İngiliz ilerleyişi 1917'den itibaren hızlandı; Kudüs ve ardından Şam elden çıktı. Irak cephesinde Kutülamare'de bir İngiliz tümeni 1916 yılında teslim alındı; bu, savaşın Osmanlı açısından en büyük askerî başarılarından biridir.

Asıl belirleyici cephe Çanakkale oldu. Şubat 1915'te İtilaf donanması Boğaz'ı zorlamaya başladı. 18 Mart 1915 tarihinde yapılan büyük deniz taarruzunda üç savaş gemisi battı, birkaçı ağır hasar aldı; donanma geri çekildi.

Ardından 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu yarımadasına çıkarma yapıldı. Arıburnu, Seddülbahir ve daha sonra Anafartalar bölgelerinde sekiz ay süren siper savaşları yaşandı. Osmanlı savunması, İtilaf kuvvetlerinin ilerlemesini engelledi ve Ocak 1916'da yarımada tahliye edildi.

Çanakkale'nin sonuçları savaşın geneline yayıldı: Rusya'ya deniz yoluyla yardım ulaştırılamadı, savaş uzadı ve İtilaf devletlerinin planı bozuldu. Osmanlı tarafında ise ağır kayıp verildi; iki tarafın toplam kaybı yüz binlerle ifade edilir.

Padişah bu dönemde İstanbul'da kaldı, cepheye gitmedi. Askerî kararlar Enver Paşa ve genel karargâh tarafından alınıyordu.

Ordu, Donanma ve Askerî Yapı

09 / 21 · 1 dk

1908 sonrasında ordunun yeniden düzenlenmesi öncelikli konu oldu. Balkan Savaşları'ndaki yenilgi bu ihtiyacı daha da acil hale getirdi.

Ordunun en büyük sorunu, subay kadrosunun siyasete bulaşmasıydı. Alaylı ve mektepli subaylar arasındaki ayrım derindi; alaydan yetişme subayların tasfiyesi, deneyimli kadronun kaybına yol açtı. 1913 yılından sonra ordunun siyasetten arındırılması yönünde düzenlemeler yapıldı, ancak İttihat ve Terakki'nin ordu içindeki etkisi sürdü.

Alman askerî heyetinin rolü genişletildi. 1913 yılında Liman von Sanders başkanlığında gelen heyet, sadece danışmanlık yapmakla kalmadı, komuta kademesinde görev aldı. Bu durum Rusya'nın tepkisini çekti ve diplomatik krize yol açtı.

Silah ve teçhizat büyük ölçüde Almanya'dan sağlandı. Savaş yıllarında cephane ve malzeme sevkiyatı, Balkanlar üzerindeki kara bağlantısının 1915'te açılmasıyla düzene girdi.

Donanma, II. Abdülhamid döneminde ihmal edilmiş ve eskimişti. Meşrutiyet döneminde donanma cemiyetleri kuruldu ve halktan toplanan bağışlarla gemi alınmaya çalışıldı. İngiltere'ye ısmarlanan iki savaş gemisi, savaşın başında İngiltere tarafından el konularak teslim edilmedi; bu olay kamuoyunda büyük tepki yarattı ve Almanya ile yakınlaşmayı kolaylaştıran etkenlerden biri oldu.

Havacılık bu dönemde başladı. İlk askerî uçaklar alındı, pilot yetiştirmek için okul açıldı ve 1912 yılında ilk uçuşlar yapıldı. Havacılık, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'nda sınırlı ölçüde kullanıldı.

Askerlik düzeninde de değişiklik yapıldı. Gayrimüslimlerin askere alınması, meşrutiyetin eşitlik ilkesinin gereği olarak uygulanmaya başlandı; bu uygulama farklı topluluklarda farklı karşılandı.

Haziran 1911

Rumeli gezisine çıktı; Kosova'da yüz bini aşkın kişiyle cuma namazı kılındı.

Ekonomi, Kapitülasyonlar ve Savaş Maliyesi

10 / 21 · 1 dk

İkinci Meşrutiyet döneminin ekonomik gündeminde iki mesele öne çıktı: kapitülasyonlar ve millî iktisat düşüncesi.

Kapitülasyonlar, yabancı devlet vatandaşlarına tanınan hukukî ve malî ayrıcalıklardı. Yabancı tüccarlar düşük gümrük öderken yerli üreticinin aynı avantajı yoktu; ayrıca yabancılar Osmanlı mahkemelerinde yargılanmıyordu. Bu düzenin kaldırılması uzun süredir talep ediliyordu.

9 Eylül 1914 tarihinde, savaşa girmeden önce, kapitülasyonların tek taraflı olarak kaldırıldığı ilan edildi. Karar hem İtilaf hem İttifak devletleri tarafından tepkiyle karşılandı; Almanya bile itiraz etti. Uygulamada kısmen hayata geçirildi ve savaşın sonunda yeniden tartışma konusu oldu.

Millî iktisat siyaseti, yerli üreticiyi ve tüccarı desteklemeyi hedefliyordu. Millî bankalar kuruldu, şirketleşme teşvik edildi ve devlet alımlarında yerli üreticiye öncelik tanındı. Bu siyaset, Cumhuriyet dönemindeki ekonomik yaklaşımın da öncüsü sayılır.

Savaş maliyesi ise ağır bir yük getirdi. Gelirler savaş harcamalarını karşılamıyordu; açık, Almanya'dan alınan krediler ve kâğıt para basımıyla kapatılmaya çalışıldı. Karşılıksız basılan kâğıt para, enflasyonu hızlandırdı ve fiyatlar birkaç yıl içinde kat kat arttı.

Tarımsal üretim, seferberlik sebebiyle düştü. Tekâlif-i harbiye adı verilen savaş yükümlülükleriyle halktan hayvan, tahıl ve araç toplandı. Bu uygulamalar, cephe gerisindeki yoksullaşmanın başlıca sebeplerindendir.

Demiryolu yapımı savaş boyunca sürdü. Toroslar ve Amanoslar'daki tünellerin tamamlanması, Suriye ve Irak cephelerine sevkiyat için hayati önemdeydi; bu çalışmalar ancak savaşın sonlarına doğru bitirilebildi.

Savaş Yıllarında Ülke ve Halk

11 / 21 · 1 dk

Savaş, cephedeki kayıpların yanında cephe gerisinde de ağır bir yıkım yarattı. Seferberlik, üretim çağındaki erkek nüfusun büyük bölümünü tarımdan ve zanaattan çekti; tarlalar ekilemedi ve üretim düştü.

İaşe sorunu 1916'dan itibaren ağırlaştı. İstanbul'da ekmek karneye bağlandı, un ve şeker bulunamaz oldu. Karaborsa ve stokçuluk yaygınlaştı; savaş zengini denen bir kesim ortaya çıktı. Fiyatlar birkaç yıl içinde kat kat arttı ve maaşla geçinen memurlar yoksullaştı.

Ulaşım altyapısı savaşın yükünü taşıyamadı. Demiryolu hatlarındaki eksik bağlantılar, özellikle Toroslar ve Amanoslar'daki tüneller tamamlanmadığı için, Suriye ve Irak cephelerine sevkiyatı geciktirdi.

Salgın hastalıklar hem cephede hem cephe gerisinde yaygındı. Tifüs, dizanteri ve sıtma, çarpışmalardan daha fazla ölüme yol açtı. Sağlık personeli ve ilaç yetersizdi.

Savaş yıllarında bazı toplumsal düzenlemeler de yapıldı. Kadınların çalışma hayatına katılımı arttı; posta, telgraf ve fabrikalarda kadın işçi çalıştırılmaya başlandı. Kadınlar için açılan okul ve dernekler çoğaldı.

Bu dönemin en ağır ve tartışmalı meselesi, 1915 yılında Doğu Anadolu'daki Ermeni nüfusun savaş bölgesinden başka bölgelere sevk edilmesi kararıdır. Sevk sırasında ve sonrasında çok sayıda insan hayatını kaybetti. Konu, uluslararası alanda ve akademik çevrelerde farklı biçimlerde değerlendirilmekte ve tartışılmaya devam etmektedir.

Padişahın bu dönemdeki rolü sınırlı kaldı. Hükümetin aldığı kararlar kendisine bildiriliyor, iradesi alınıyordu; ancak süreçleri yönlendirecek bir konumu yoktu.

Kültür, Şiir ve Mevlevîlik

12 / 21 · 1 dk

Sultan Reşad'ın kişisel dünyasının merkezinde tasavvuf vardı. Mevlevîliğe bağlıydı; Yenikapı Mevlevihanesi ile ilişkisi şehzadelik yıllarından itibaren sürdü. Mesnevi okuduğu, Farsçayı bu amaçla öğrendiği aktarılır.

Savaş yıllarında kurulan Mevlevî Alayı, bu bağın somut örneğidir. Mevlevi dervişlerinden oluşturulan gönüllü birlik, Suriye cephesine gönderildi. Alayın kuruluşunda padişahın desteği vardı.

Şiirle uğraştı ve klasik divan geleneği içinde eserler verdi. Şiirlerinde dinî ve tasavvufi temalar ağırlıktadır.

Mimari alanda adına en çok bağlanan eser, Eyüp'te yaptırdığı kendi türbesidir. Türbe, geç dönem Osmanlı mimarisinin sade örneklerindendir ve çinileriyle dikkat çeker. Yeşilköy'deki Mecidiye Camii de onun yaptırdığı yapılar arasında sayılır.

Savaş yıllarında kültür hayatı zorlaşsa da tamamen durmadı. Türk Ocağı gibi dernekler faaliyet gösterdi, dergiler yayımlandı ve dil sadeleşmesi tartışmaları sürdü. Ziya Gökalp ve çevresi, milliyetçi düşüncenin kuramsal çerçevesini bu yıllarda oluşturdu.

Eğitim alanında savaş koşullarına rağmen yeni kurumlar açıldı. Darülfünun yeniden düzenlendi, kadınlar için yüksek öğretim imkânı sağlandı ve Darülbedayi adıyla ilk şehir tiyatrosu kuruldu.

Padişahın kültürel faaliyetlerdeki rolü destekleyici oldu. Açılışlara katıldı, kurumlara yardım etti ve himaye sağladı; ancak siyasi alanda olduğu gibi burada da yönlendirici bir konumda bulunmadı. Savaş yıllarında cephedeki askerler için kitap ve dergi gönderme kampanyaları düzenlendi; ordu için çıkarılan yayınlar, okuma yazma bilmeyen erlere okunmak üzere hazırlandı.

Eylül 1911

İtalya Trablusgarp'a asker çıkardı; savaş başladı.

Arap Vilayetleri ve Hicaz Ayaklanması

13 / 21 · 1 dk

Balkanlar'ın kaybından sonra imparatorluğun ağırlık merkezi Anadolu ve Arap vilayetlerine kaydı. Suriye, Irak, Hicaz ve Yemen'in elde tutulması, devletin varlığı açısından belirleyici hale geldi.

Savaş yıllarında bu bölgelerin yönetimi zorlaştı. Cemal Paşa, Suriye ve Filistin'de hem askerî hem sivil yetkiyle görevlendirildi. Bölgede Arap milliyetçisi çevrelere yönelik sert önlemler alındı; 1915 ve 1916 yıllarında Beyrut ve Şam'da yapılan idamlar, bölgedeki hoşnutsuzluğu derinleştirdi.

Haziran 1916'da Mekke Emiri Şerif Hüseyin, İngiltere ile vardığı anlaşma sonucu ayaklandı. İngiliz desteğiyle yürütülen bu hareket, Hicaz Demiryolu hattına saldırılar ve Osmanlı garnizonlarının kuşatılmasıyla ilerledi. Mekke ve Cidde elden çıktı; Medine, savaşın sonuna kadar Fahreddin Paşa komutasında direndi.

Medine savunması, iki yılı aşkın süre devam etti. Şehir kuşatma altında kaldı, ikmal kesildi ve savunma büyük yoksunluk içinde sürdürüldü. Teslim, Mondros Mütarekesi'nden aylar sonra gerçekleşti.

Ayaklanma, halifelik sıfatıyla yapılan cihat çağrısının beklenen sonucu vermediğinin en açık göstergesi oldu. Kutsal şehirlerin bulunduğu bölgede, halifeye karşı ve bir Hristiyan devletle ittifak halinde yürütülen bir hareket ortaya çıkmıştı.

Filistin ve Suriye cephesindeki çöküş 1917'den itibaren hızlandı. Kudüs Aralık 1917'de, Şam Ekim 1918'de kaybedildi. Bu cephedeki gelişmeler, Osmanlı'nın mütarekeye giden yolunu belirledi.

Irak cephesinde Kutülamare'de kazanılan başarıya rağmen Bağdat 1917 yılında elden çıktı. Musul çevresindeki durum ise mütareke imzalandığında hâlâ tartışmalıydı ve sonraki yıllarda uzun bir uluslararası soruna dönüştü.

Savaş Yıllarında İstanbul

14 / 21 · 1 dk

Savaş, başkentin gündelik hayatını kökten değiştirdi. Seferberlik ilanıyla birlikte şehirden on binlerce genç cepheye gönderildi; birçok esnaf ve zanaatkâr dükkânını kapatmak zorunda kaldı.

İaşe en büyük sorundu. Un, şeker, gaz yağı ve kömür kıtlığı 1916'dan itibaren şiddetlendi. Ekmek karneye bağlandı ve fırınlar önünde uzun kuyruklar oluştu. Karaborsa yaygınlaştı; temel malları stoklayarak yüksek fiyata satan bir kesim ortaya çıktı ve halk arasında büyük tepki topladı.

Fiyat artışı memur ve işçi ailelerini ağır biçimde etkiledi. Maaşlar yerinde sayarken fiyatlar birkaç kat arttı; bu, kentli orta sınıfın yoksullaşmasına yol açtı.

Şehre yönelen göç dalgası sorunu büyüttü. Balkan Savaşları'ndan sonra Rumeli'den, savaş yıllarında ise Doğu Anadolu'dan gelen mülteciler İstanbul'a yığıldı. Camiler, medreseler ve okullar barınma yeri olarak kullanıldı.

Salgın hastalıklar, kalabalık ve yetersiz beslenmenin sonucu olarak yayıldı. Tifüs ve İspanyol gribi, savaşın son yılında çok sayıda cana mal oldu.

Buna karşılık şehirde bazı yenilikler de bu yıllarda hayata girdi. Elektrik dağıtımı genişledi, tramvay hatları uzatıldı, telefon santrali kuruldu. Sinema salonları açıldı ve film gösterimleri yaygınlaştı.

Alman ve Avusturyalı askerî personelin şehirdeki varlığı, gündelik hayata da yansıdı. Yabancı subaylar için açılan lokaller, dil kursları ve kültürel etkinlikler, savaş ittifakının şehirdeki görünür yüzüydü.

Padişah bu dönemde şehirde kaldı ve hastane ziyaretleri dışında büyük ölçüde saraydan çıkmadı. Cuma selamlığı, halkın hükümdarı gördüğü tek düzenli an olmaya devam etti.

Toplum, Eğitim ve Kadınların Değişen Yeri

15 / 21 · 1 dk

İkinci Meşrutiyet, siyasi özgürlüğün yanında toplumsal tartışmaların da açıldığı bir dönem oldu. Basın serbestleşti, dernekler kuruldu ve o zamana kadar konuşulmayan konular kamuoyunda tartışılmaya başlandı.

Eğitim alanında önemli adımlar atıldı. Darülfünun yeniden yapılandırıldı ve modern bir üniversite düzenine yaklaştırıldı; yabancı hocalar getirtildi, laboratuvarlar kuruldu. İlköğretimin yaygınlaştırılması için kanunlar çıkarıldı, öğretmen okulları çoğaltıldı.

Kadınların eğitimi ve çalışma hayatına katılımı, dönemin en dikkat çekici değişimlerindendir. 1914 yılında kadınlar için ayrı bir yüksek öğretim kurumu açıldı; ardından Darülfünun'da kadın öğrencilere ders verilmeye başlandı. Savaş yıllarında erkek nüfusun cephede olması, kadınların posta, telgraf, banka ve fabrikalarda çalışmasının önünü açtı.

Kadın dergileri yayımlandı ve dernekler kuruldu. Bu yayınlarda eğitim hakkı, çalışma hayatı ve aile hukuku tartışıldı. 1917 yılında çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi, evlenme ve boşanma konularında düzenlemeler getirdi; kararname kısa ömürlü oldu, ancak aile hukukunun kanunlaştırılması yönünde ilk adımdır.

Fikir hayatında üç akım tartışıyordu: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Balkan Savaşları'ndaki kayıplar Osmanlıcılık tezini zayıflattı; savaş yıllarında Türkçülük düşüncesi öne çıktı. Ziya Gökalp bu düşüncenin kuramsal çerçevesini oluşturdu.

Dil sadeleşmesi tartışması hızlandı. Genç Kalemler dergisi çevresinde başlayan yeni lisan hareketi, yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılmasını savundu ve edebiyatta karşılık buldu.

Kültür kurumları da bu dönemde doğdu. Darülbedayi adıyla ilk şehir tiyatrosu, Darülelhan adıyla ilk konservatuvar kuruldu. Türk Ocağı, dönemin en etkili kültür derneklerinden biri oldu.

18 Ekim 1912

Uşi Antlaşması imzalandı; Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya bırakıldı.

Aile Hayatı, Eşleri ve Çocukları

16 / 21 · 1 dk

Sultan Reşad'ın hanımları arasında Kamures Kadınefendi, Dürriaden Kadınefendi, Mihrengiz Kadınefendi, Nazperver Kadınefendi ve Dilfirib Kadınefendi sayılır. Kamures Kadınefendi başkadınefendi olarak anılır.

Çocukları arasında Şehzade Mehmed Ziyaeddin, Şehzade Ömer Hilmi, Şehzade Mahmud Necmeddin ve Refia Sultan bulunur.

Şehzade Mehmed Ziyaeddin, babasının saltanatı boyunca hanedanın önde gelen üyelerindendi. Şehzade Ömer Hilmi ise savaş yıllarında askerî görevlerde bulundu.

Aile hayatı, hanedanın son dönemine özgü bir düzen içinde geçti. Dolmabahçe ve Yıldız sarayları kullanıldı; padişah yaz aylarını daha çok Yıldız'da geçirdi. Sağlık durumu, uzun yolculukları ve yorucu törenleri güçleştiriyordu.

Kardeşleri arasında V. Murad, II. Abdülhamid ve Sultan Vahdettin bulunur. Dört kardeşin de tahta çıkması, Osmanlı hanedanında ender rastlanan bir durumdur ve hanedanın son elli yılının veraset düzenini gösterir.

Ağabeyi II. Abdülhamid ile ilişkisi, tahta çıktıktan sonra da mesafeli kaldı. Eski padişahın Selanik'ten İstanbul'a getirilmesi ve Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirilmesi onun döneminde gerçekleşti. İki kardeş, aynı yıl içinde birkaç ay arayla öldü.

Hanedanın günlük hayatı, savaş yıllarında da protokol düzenine bağlı kaldı. Bayram tebrikleri, cülus yıldönümü törenleri ve doğum günü kutlamaları yapıldı; ancak bu törenler savaş koşulları sebebiyle sadeleştirildi. Saray mensuplarının bir bölümü hastanelerde gönüllü hizmet verdi ve yardım kampanyalarında görev aldı.

Son Yılları ve Sağlık Durumu

17 / 21 · 1 dk

Sultan Reşad'ın son iki yılı, hem devletin hem kendisinin durumunun ağırlaştığı bir dönemdi. Şeker hastalığı ilerlemiş, dolaşım sorunları artmıştı. Uzun süre ayakta duramıyor, törenlere kısa süreli katılabiliyordu.

Buna rağmen resmî görevlerini sürdürmeye çalıştı. Cuma selamlığına çıkmaya devam etti, yaralı askerlerin bulunduğu hastaneleri ziyaret etti ve müttefik devlet adamlarını kabul etti. 1917 yılında Alman imparatoru II. Wilhelm'in İstanbul ziyaretinde ev sahipliği yaptı.

Aynı yıl Avusturya ve Almanya'ya bir ziyaret yapması gündeme geldi; sağlık durumu buna izin vermedi ve gezi veliaht tarafından gerçekleştirildi.

Savaşın son yılında cephelerdeki durum hızla kötüleşti. Filistin cephesinde Megiddo'da savunma çöktü, Şam yolu açıldı. Bulgaristan'ın savaştan çekilme hazırlığı, Balkanlar üzerindeki bağlantının kopacağı anlamına geliyordu.

Padişah bu gelişmeleri izledi, ancak müdahale edecek durumda değildi. Kaynaklara göre son aylarında devletin geleceği konusunda derin endişe duyduğunu ifade etti.

3 Temmuz 1918 tarihinde Yıldız Sarayı'nda öldü. Ölümü, savaşın en kritik anına denk geldi; devletin başına, mütareke ve işgal dönemini yönetecek olan kardeşi geçti.

Cenaze töreni savaş koşullarında yapıldı. Eyüp'teki türbesine defnedildi; türbe bugün ziyarete açıktır.

Kişiliği ve Yönetimdeki Yeri

18 / 21 · 1 dk

Çağdaş kaynaklar Sultan Reşad'ı nazik, sakin ve çatışmadan kaçınan bir insan olarak tarif eder. Hükümdarlık yetkilerinin sınırlı olmasından şikâyet etmediği, kendisine düşen görevleri titizlikle yerine getirdiği aktarılır.

Bu tutumun iki farklı okuması vardır. Bir görüşe göre, anayasal düzende hükümdarın yeri zaten böyleydi ve Sultan Reşad bu yeni role uyum sağlayarak doğru davrandı. Diğer görüşe göre, devletin varlığını tehdit eden kararlar alınırken sessiz kalması ağır bir sorumluluktur.

Savaşa girme kararı bu tartışmanın merkezindedir. Kaynaklara göre padişah savaşa karşıydı ve bunu yakın çevresine söylemişti; ancak Karadeniz'deki bombardımandan sonra oluşan fiilî durumu değiştirecek bir yetkisi yoktu.

Günlük hayatında düzenli bir program izledi. Sabah namazından sonra okur, gün içinde gelen evrakı imzalar, cuma günleri selamlık törenine çıkardı. Sağlık sorunları sebebiyle uzun süre ayakta duramaz hale gelmişti.

Halkla ilişkisinde sıcak bir imaj bıraktı. Rumeli gezisi sırasında gösterilen ilgi, savaş yıllarında hastane ziyaretleri ve yaralılara gösterdiği yakınlık kaynaklarda anılır.

Yönetimde etkili olamamasının bir sebebi de yaşı ve sağlığıydı. Altmış dört yaşında, hiç idari görev almadan tahta çıkmış bir hükümdarın, savaş yönetimi gibi bir alanda inisiyatif alması dönemin koşullarında gerçekçi değildi.

Protokol konusunda titizdi. Devlet törenlerinin geleneğe uygun yapılmasına önem verdi; kılık kıyafet ve hitap kurallarında eski usulü sürdürdü. Yabancı devlet adamlarını kabul ederken tercüman aracılığıyla konuştu ve görüşmeleri kısa tuttu. Yakın çevresi, kendisine iletilen kötü haberler karşısında sükûnetini koruduğunu, ancak bunları uzun süre düşündüğünü aktarır.

Ekim 1912

Balkan devletleri savaş ilan etti; Birinci Balkan Savaşı başladı.

Ölümü ve Sonrası

19 / 21 · 1 dk

Sultan Reşad 3 Temmuz 1918 tarihinde Yıldız Sarayı'nda öldü. Yetmiş üç yaşındaydı ve dokuz yıl iki ay hüküm sürmüştü. Ölüm sebebi olarak şeker hastalığına bağlı rahatsızlıklar gösterilir.

Cenazesi, sağlığında Eyüp'te yaptırdığı türbeye defnedildi. Türbe, geç dönem Osmanlı mimarisinin sade ve zarif örneklerindendir.

Öldüğünde savaş sürüyordu ve cephelerdeki durum kötüydü. Filistin ve Suriye'de İngiliz ilerleyişi devam ediyor, Balkanlar'da müttefik Bulgaristan sarsılıyordu.

Yerine kardeşi Sultan Vahdettin tahta çıktı. Yeni padişah, savaşın son dört ayını ve ardından gelen mütareke dönemini yönetmek zorunda kaldı.

Sultan Reşad'ın ölümünden yaklaşık dört ay sonra, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı ve Osmanlı Devleti savaştan yenik çıktı. Kısa süre sonra İstanbul işgal edildi.

Böylece Sultan Reşad, imparatorluğun son bağımsız günlerinde ölen padişah oldu. Halefi, devletin dağılma sürecine tanıklık edecekti.

Türbesi bugün Eyüp'te ziyarete açıktır. Yanında oğlu Şehzade Mehmed Ziyaeddin de gömülüdür.

Mirası ve Tarihçilerin Değerlendirmesi

20 / 21 · 1 dk

Sultan Reşad'ın tarihteki yeri, kendi kararlarıyla değil döneminin olaylarıyla ölçülür. Saltanatı boyunca alınan büyük kararların hiçbirinde belirleyici olmadı; bu yüzden değerlendirmeler genellikle İttihat ve Terakki yönetimine yöneltilir.

Dönemin bilançosu ağırdır: Trablusgarp, Rumeli, Ege adaları ve ardından Arap vilayetleri kaybedildi. Nüfus kayıpları savaş, salgın ve göç sebebiyle milyonlarla ifade edilir. İmparatorluk, saltanatının başında Balkanlar'dan Yemen'e uzanan bir devletken, sonunda Anadolu ve çevresine sıkışmış durumdaydı.

Buna karşılık aynı dönem, Çanakkale savunması gibi askerî tarihte iz bırakan bir başarıyı da içerir. Bu savunmada öne çıkan subay kadrosu, birkaç yıl sonra Millî Mücadele'yi yürütecek isimlerdi.

Anayasal tarih açısından saltanatı, Osmanlı'da meşrutî monarşinin fiilen uygulandığı tek dönemdir. Padişahın yetkileri hukuken sınırlıydı ve bu sınırlara uyuldu. Bu yönüyle Sultan Reşad, Osmanlı tarihinde anayasal düzene en fazla uyum gösteren hükümdardır.

Tarihçilerin bir bölümü, onun edilgenliğini dönemin koşullarının sonucu sayar ve kişisel bir eleştiri yöneltmez. Diğer bir bölümü, savaşa girme gibi hayati bir kararda direnmemesini eleştirir.

Popüler kültürde adı büyük ölçüde Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı anlatılarının arka planında yer alır. Sultan Reşad adıyla bilinir; kendi adını taşıyan Reşat altını, bu dönemde basılan altın sikkeye verilen addır ve bugün de kullanılan bir terimdir.

Dönemin bir başka mirası, savaş tecrübesiyle yetişen kadrodur. Trablusgarp'ta gönüllü olarak görev alan, Balkan Savaşları'nda cephede bulunan ve Çanakkale'de komuta eden subaylar, birkaç yıl sonra Anadolu'da yeni bir mücadelenin önderliğini üstlendi. Bu süreklilik, Sultan Reşad döneminin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna uzanan yönünü oluşturur.

Türbesi ve adına basılan altın sikke dışında, kendi adıyla anılan büyük bir eser bırakmadı. Buna karşılık dönemi, Osmanlı tarihinin en yoğun askerî ve toplumsal olaylarının yaşandığı yıllar olarak ders kitaplarında geniş yer tutar. Çanakkale savunması, Türkiye'de her yıl anılan ulusal bir hatıra haline gelmiştir.

Aynı Yıllarda Dünya

21 / 21 · 1 dk

Sultan Reşad'ın saltanat yılları, dünyanın Birinci Dünya Savaşı'na sürüklendiği ve ardından bu savaşı yaşadığı dönemdir. Avrupa'da iki büyük ittifak bloku oluşmuştu: Almanya ve Avusturya Macaristan'ın kurduğu blok ile İngiltere, Fransa ve Rusya'nın oluşturduğu blok.

Silahlanma yarışı hızlanmıştı. Deniz gücünde İngiltere ile Almanya arasındaki rekabet, yeni tip savaş gemilerinin yapımına yol açtı. Kara ordularında makineli tüfek, ağır topçu ve tren yoluyla hızlı sevkiyat, savaşın niteliğini değiştirdi.

28 Haziran 1914 tarihinde Saraybosna'da Avusturya veliahdının öldürülmesi, bir ay içinde genel savaşa dönüştü. Savaş dört yıl sürdü, on milyonlarca insan öldü ve dört imparatorluk yıkıldı.

Rusya'da 1917 yılında iki devrim yaşandı. Şubat'ta çarlık düştü, Ekim'de Bolşevikler iktidara geldi. Yeni yönetim savaştan çekildi ve Brest Litovsk Antlaşması'nı imzaladı; bu, Osmanlı'nın Kafkas cephesinde kaybettiği toprakları geri almasını sağladı.

Amerika Birleşik Devletleri 1917 yılında savaşa girdi. Bu katılım, İtilaf devletlerinin insan ve malzeme üstünlüğünü kesinleştirdi. Başkan Wilson'ın 1918 yılında açıkladığı on dört ilke, savaş sonrası düzenin çerçevesini çizdi ve uluslara kendi geleceğini belirleme hakkı fikrini öne çıkardı.

Teknoloji savaşla birlikte hızla değişti. Uçak ilk kez askerî amaçla yaygın biçimde kullanıldı, tank savaş alanına girdi, denizaltı savaşı deniz ticaretini kilitledi. Kimyasal silahların kullanımı, savaşın en tartışmalı yönlerinden biri oldu.

Sömürge dünyasında savaş, bağımsızlık taleplerini güçlendirdi. Hindistan, Mısır ve Kuzey Afrika'da savaşa katılan halklar, karşılığında siyasi hak beklentisine girdi. Savaş sonrası dönem, sömürgeciliğin sorgulanmaya başladığı yıllar oldu.

23 Ocak 1913

Bab-ı Ali Baskını yaşandı; yönetim tamamen İttihat ve Terakki'ye geçti.

Kronoloji

29 olay
  • 19. yüzyıl
  • İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.

  • Babası Sultan Abdülmecid öldü; taht amcası Sultan Abdülaziz'e geçti.

  • Ağabeyleri V. Murad ve II. Abdülhamid art arda tahta çıktı.

  • 20. yüzyıl
  • II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle altmış dört yaşında tahta çıktı.

  • Kanun-ı Esasî'de yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri sınırlandı.

  • Rumeli gezisine çıktı; Kosova'da yüz bini aşkın kişiyle cuma namazı kılındı.

  • İtalya Trablusgarp'a asker çıkardı; savaş başladı.

  • Balkan devletleri savaş ilan etti; Birinci Balkan Savaşı başladı.

  • Uşi Antlaşması imzalandı; Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya bırakıldı.

  • Selanik teslim oldu, ordu Çatalca hattına çekildi.

  • Bab-ı Ali Baskını yaşandı; yönetim tamamen İttihat ve Terakki'ye geçti.

  • Edirne beş aylık kuşatmanın ardından düştü.

  • Londra Antlaşması imzalandı; Midye-Enez hattının batısı kaybedildi.

  • İkinci Balkan Savaşı sırasında Edirne geri alındı.

  • Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması imzalandı.

  • Goeben ve Breslau Osmanlı donanmasına katıldı, Yavuz ve Midilli adlarını aldı.

  • Almanya ile gizli ittifak antlaşması imzalandı.

  • Karadeniz'de Rus limanları bombalandı; Osmanlı fiilen savaşa girdi.

  • Halifelik sıfatıyla cihat ilan edildi.

  • Sarıkamış harekâtı başladı ve ağır kayıpla sonuçlandı.

  • Çanakkale Boğazı'nda deniz taarruzu püskürtüldü.

  • Gelibolu yarımadasına çıkarma yapıldı; kara savaşları başladı.

  • İtilaf kuvvetleri Gelibolu'yu tahliye etti; Çanakkale savunması kazanıldı.

  • Kutülamare'de bir İngiliz tümeni teslim alındı.

  • Hicaz'da Şerif Hüseyin ayaklanması başladı.

  • Kudüs kaybedildi.

  • Brest Litovsk Antlaşması ile Kafkasya'daki bazı topraklar geri alındı.

  • Yıldız Sarayı'nda öldü; Eyüp'teki türbesine defnedildi.

  • Ölümünden sonra Mondros Mütarekesi imzalandı; devlet savaştan yenik çıktı.

Savaşlar ve Seferler

19 kayıt
6Zafer
11Yenilgi
2Sonuçsuz
Trablusgarp Savaşıİtalya · Kuzey Afrika'daki son Osmanlı toprağı kaybedildi; gönüllü subaylar yerel aşiretlerle direniş örgütledi.
Yenilgi
Tobruk Muharebesiİtalya · Yerel direnişin kazandığı çarpışmalardandır.
Osmanlı zaferi
Ayn Zara Muharebesiİtalya
Sonuçsuz
Preveze Deniz Muharebesiİtalya · Osmanlı gemileri batırıldı.
Yenilgi
Derne Muharebesiİtalya
Sonuçsuz
Rodos ve Onikiada'nın İşgaliİtalya · Adalar geçici olarak İtalya'ya bırakıldı, ancak geri alınamadı.
Yenilgi
Beyrut Muharebesi (1912)İtalya · İtalyan donanması limandaki gemileri batırdı.
Yenilgi
Kırklareli MuharebesiBulgaristan · Birinci Balkan Savaşı'nın ilk büyük yenilgisidir.
Yenilgi
Lüleburgaz MuharebesiBulgaristan · Ordu Çatalca hattına çekilmek zorunda kaldı.
Yenilgi
Çatalca SavunmasıBulgaristan · İstanbul'un önündeki son hat tutuldu.
Osmanlı zaferi
Edirne SavunmasıBulgaristan · Beş ay süren savunmanın ardından şehir düştü; aynı yıl geri alındı.
Yenilgi
Edirne'nin Geri AlınmasıBulgaristan · İkinci Balkan Savaşı sırasında şehir geri alındı.
Osmanlı zaferi
Sarıkamış HarekâtıRusya · Kış koşullarında on binlerce asker soğuktan öldü.
Yenilgi
Kanal Harekâtıİngiltere · Şubat 1915 ve Ağustos 1916'da iki kez denendi; Süveyş Kanalı geçilemedi.
Yenilgi
Çanakkale Deniz Muharebesiİngiltere ve Fransa · İtilaf donanması üç savaş gemisi kaybederek geri çekildi.
Osmanlı zaferi
Çanakkale Kara Muharebeleriİngiltere, Fransa ve müttefikleri · Sekiz ay süren siper savaşlarının ardından yarımada tahliye edildi.
Osmanlı zaferi
Kutülamare Kuşatmasıİngiltere · Bir İngiliz tümeni teslim alındı.
Osmanlı zaferi
Kudüs'ün Kaybıİngiltere · Filistin cephesinde geri çekilme hızlandı.
Yenilgi
Megiddo Muharebesiİngiltere · Filistin cephesindeki Osmanlı savunması çöktü.
Yenilgi

Antlaşmalar

6 antlaşma
Uşi Antlaşmasıİtalya · Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya bırakıldı; Rodos ve Onikiada geçici olarak İtalya'da kaldı.
Londra AntlaşmasıBalkan devletleri · Midye-Enez hattının batısındaki bütün topraklar kaybedildi.
İstanbul AntlaşmasıBulgaristan · Meriç Nehri sınır oldu; Edirne, Kırklareli ve Dimetoka Osmanlı'da kaldı.
Atina AntlaşmasıYunanistan · Ege adalarının statüsü ve Yunanistan'daki Müslümanların hakları düzenlendi.
Brest Litovsk AntlaşmasıRusya · Kars, Ardahan ve Batum'un geri alınmasını sağladı.
Bükreş Antlaşması (1918)Romanya · İttifak devletleri ile Romanya arasındaki savaşı bitiren antlaşmadır.

Sadrazamları

10 sadrazam
Hüseyin Hilmi Paşa1909Tahta çıkışında görevdeydi.
Ahmed Tevfik Paşa190931 Mart Vakası'ndan sonra kısa süre; Hareket Ordusu döneminde görevde
İbrahim Hakkı Paşa1910-1911Trablusgarp Savaşı'nın başlamasıyla istifa etti.
Mehmed Sait Paşa1911-1912Deneyimli devlet adamı olarak yeniden göreve getirildi.
Ahmed Muhtar Paşa1912Büyük Kabine adı verilen hükümeti kurdu.
Kıbrıslı Kamil Paşa1912-1913Bab-ı Ali Baskını ile istifaya zorlandı.
Mahmud Şevket Paşa1913Görevi sırasında suikaste kurban gitti.
Sait Halim Paşa1913-1917Almanya ile ittifak ve savaşa giriş onun sadrazamlığında gerçekleşti.
Talat Paşa1917-1918Savaşın son yıllarında sadrazamlık yaptı.
Ahmed İzzet Paşa1918Padişahın ölümünden sonra göreve geldi; Mondros Mütarekesi onun sadrazamlığında imzalandı.

Eserleri

2 eser
türbeSultan Reşad Türbesi1918 · İstanbul, Eyüp · Sağlığında yaptırdığı türbedir; geç dönem Osmanlı mimarisinin sade örneklerindendir ve çinileriyle dikkat çeker.
sikkeReşat altını1909-1918 · İstanbul · Adına basılan altın sikkedir; bugün de kuyumculukta kullanılan bir terimdir.

Tuğrası

Padişah nişanı
محمد خامس

Mehmed Reşad bin Sultan Abdülmecid Han muzaffer dâimâ

Bu tuğra, Reşat altını olarak bilinen sikkelerin üzerinde yer alır. Aynı tuğra, dönemin resmî belgelerinde, pullarında ve madalyalarında kullanılmıştır.

Anlamı
Sultan Abdülmecid Han oğlu Mehmed Reşad, daima muzaffer
Okunuşu
Mehmed-i Hâmis

Aile Ağacı

23 kişi
Yedi kuşak ata
Aile ağacı
BabasıSultan AbdülmecidSultan Abdülmecid1839-1861
AnnesiGülcemal Kadın EfendiGülcemal Kadın Efendi
EşiKamures KadınefendiKamures Kadınefendi
EşiDürriaden KadınefendiDürriaden Kadınefendi
EşiMihrengiz KadınefendiMihrengiz Kadınefendi
EşiNazperver KadınefendiNazperver Kadınefendi
EşiDilfirib KadınefendiDilfirib Kadınefendi
Sultan ReşadSultan Reşad1909-1918
OğluŞehzade Mehmed ZiyaeddinŞehzade Mehmed Ziyaeddin1873-1938
OğluŞehzade Ömer HilmiŞehzade Ömer Hilmi1886-1935
OğluŞehzade Mehmed NecmeddinŞehzade Mehmed Necmeddin1878
KızıRefia SultanRefia Sultan
Baba ve çocuk bağıAnne ve eş bağıTahta çıkan
Kardeşleri
KardeşiV. MuradV. Murad1876-1876KardeşiII. AbdülhamidII. Abdülhamid1876-1909KardeşiSultan VahdettinSultan Vahdettin1918-1922
KardeşiŞehzade Ahmed KemaleddinŞehzade Ahmed Kemaleddin
KardeşiŞehzade Mehmed BurhaneddinŞehzade Mehmed Burhaneddin

Sözleri

Devletin ve milletin selameti için elimden geleni yapmaktan başka bir arzum yoktur.

Tahta çıkışının ardından yayımlanan hatt-ı hümâyundan aktarılan ifade

Çağdaşları

7 kişi
EP
Enver PaşaHarbiye nazırı · 1914-1918Savaş yıllarında askerî kararların merkezindeydi
TP
Talat PaşaSadrazam · 1917-1918İttihat ve Terakki'nin önde gelen ismiydi
MK
Mustafa KemalKomutan · 1911-1918Trablusgarp ve Çanakkale'de görev aldı
W
II. WilhelmAlman imparatoru · 1888-1918Müttefik devletin hükümdarıydı
Mahmud Şevket PaşaSadrazam · 1913Görevi sırasında suikaste uğradı
WC
Winston Churchillİngiltere Bahriye Nazırı · 1911-1915Çanakkale harekâtının planlayıcılarındandı
ŞH
Şerif HüseyinMekke emiri · 1908-19241916 yılında Hicaz'da ayaklanma başlattı

İlkler ve Enler

5 başlık
Meşrutî düzende hüküm süren tek padişahYetkileri anayasa ile sınırlı biçimde yönetti
Kosova'da tarihî cuma namazı1911 Rumeli gezisi, yüz bini aşkın katılım
Halifelik sıfatıyla cihat ilanı14 Kasım 1914
En ileri yaşta tahta çıkan padişahlardanAltmış dört yaşında
Reşat altınıAdına basılan sikke bugün de bilinen bir terimdir

Osmanlı Padişahları

36 padişah · 623 yıl

Yanlış Bilinenler

7 başlık
YanlışSultan Reşad Osmanlı'yı Birinci Dünya Savaşı'na sokan padişahtır.
DoğruSavaşa giriş kararı, anayasal düzende hükümet tarafından alındı. Padişahın yetkileri 1909 anayasa değişiklikleriyle sınırlanmıştı ve kaynaklara göre kendisi savaşa girilmesine karşıydı.
YanlışÇanakkale Savaşı'nı padişah cephede yönetti.
DoğruPadişah savaş boyunca İstanbul'da kaldı. Askerî kararlar Enver Paşa ve genel karargâh tarafından alınıyordu; cephedeki komuta ise kolordu ve tümen komutanlarındaydı.
YanlışCihat ilanı büyük bir ayaklanma başlattı.
DoğruBeklenen genel ayaklanma gerçekleşmedi. Aksine 1916 yılında Hicaz'da Şerif Hüseyin, İngiltere ile anlaşarak Osmanlı'ya karşı ayaklandı.
YanlışEdirne Balkan Savaşları'nda tamamen kaybedildi.
DoğruŞehir Mart 1913'te düştü, ancak İkinci Balkan Savaşı sırasında 21 Temmuz 1913 tarihinde geri alındı ve Osmanlı toprağı olarak kaldı.
YanlışSultan Reşad hiç sarayın dışına çıkmadı.
Doğru1911 yılında Selanik, Üsküp, Priştine ve Manastır'ı kapsayan uzun bir Rumeli gezisi yaptı. Savaş yıllarında hastane ziyaretleri de gerçekleştirdi.
YanlışKapitülasyonların kaldırılması müttefiklerce desteklendi.
DoğruKarar tek taraflı alındı ve İtilaf devletlerinin yanı sıra müttefik Almanya da itiraz etti. Yabancı devletler, ayrıcalıkların ancak karşılıklı görüşmeyle değiştirilebileceğini savundu.
YanlışSultan Reşad hiçbir yetkiye sahip değildi, tamamen sembolikti.
DoğruAnayasal düzende yetkileri sınırlıydı, ancak kabineleri atama, kanunları onaylama ve devlet başkanı sıfatıyla temsil görevleri hukuken kendisine aitti. Fiilen inisiyatif kullanmaması, yetkisizlikten çok tercihinin ve dönemin siyasi dengelerinin sonucudur.

Künye

Doğum2 Kasım 1844, İstanbulHicri 19 Şevval 1260
Ölüm3 Temmuz 1918, İstanbul (73 yaşında)Hicri 23 Ramazan 1336
Saltanat27 Nisan 1909 - 3 Temmuz 1918
Sıra35. padişah
BabasıSultan Abdülmecid
AnnesiGülcemal Kadın Efendi
SelefiII. Abdülhamid
HalefiSultan Vahdettin
DefinEyüp, İstanbul
LakabıSultan Reşad

Sıkça Sorulan Sorular

15 soru
Sultan Reşad kimdir?
Sultan Reşad'ın yaygın olarak kullanılan adıdır. Otuz beşinci Osmanlı padişahıdır ve 1909-1918 yılları arasında hüküm sürmüştür. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad döneminde Osmanlı Birinci Dünya Savaşı'na nasıl girdi?
2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile gizli ittifak imzalandı. 29 Ekim 1914 tarihinde Osmanlı donanmasına katılan Alman gemilerinin Rus limanlarını bombalaması üzerine devlet fiilen savaşa girdi. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad döneminde Çanakkale Savaşı ne zaman kazanıldı?
18 Mart 1915 tarihinde deniz taarruzu püskürtüldü. Kara savaşları 25 Nisan 1915 tarihinde başladı ve Ocak 1916'da İtilaf kuvvetlerinin yarımadayı tahliye etmesiyle sona erdi. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad döneminde Balkan Savaşları'nda ne kaybedildi?
Londra Antlaşması ile Midye-Enez hattının batısındaki bütün topraklar kaybedildi. Selanik, Manastır ve Üsküp elden çıktı; yüz binlerce insan Anadolu'ya göç etti. Edirne, İkinci Balkan Savaşı sırasında geri alındı. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad döneminde kapitülasyonlar ne zaman kaldırıldı?
9 Eylül 1914 tarihinde, savaşa girmeden önce tek taraflı olarak kaldırıldığı ilan edildi. Karar hem İtilaf hem İttifak devletlerinin tepkisini çekti; uygulamada kısmen hayata geçirildi ve savaşın sonunda yeniden tartışma konusu oldu. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad döneminde Medine savunması ne kadar sürdü?
Şerif Hüseyin'in 1916 yılında başlattığı ayaklanmadan sonra Medine, Fahreddin Paşa komutasında iki yılı aşkın süre kuşatma altında savunuldu. Teslim, Mondros Mütarekesi'nden aylar sonra gerçekleşti. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad kimin oğludur?
Sultan Reşad, Sultan Abdülmecid ile Gülcemal Kadın Efendi'nin oğludur. Babası Sultan Abdülmecid: 31. Osmanlı padişahı, Tanzimat Fermanı'nı ilan etti. Annesi Gülcemal Kadın Efendi: şehzade küçük yaşta annesini kaybetti. Künyeye göre babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadın Efendi; Sultan Reşad 2 Kasım 1844, İstanbul tarihinde doğdu.
Sultan Reşad'ın türbesi nerede?
İstanbul'da Eyüp'te, sağlığında yaptırdığı türbededir. Yanında oğlu Şehzade Mehmed Ziyaeddin de gömülüdür. Sultan Reşad 3 Temmuz 1918, İstanbul (73 yaşında) tarihinde öldü; künyedeki defin kaydı: Eyüp, İstanbul.
Sultan Reşad kaç yıl tahtta kaldı?
Dokuz yıl iki ay tahtta kaldı. 27 Nisan 1909 tarihinde tahta çıktı ve 3 Temmuz 1918 tarihinde öldü. Sultan Reşad'ın saltanat aralığı: 27 Nisan 1909 - 3 Temmuz 1918. Selefi II. Abdülhamid, halefi Sultan Vahdettin.
Sultan Reşad'dan sonra tahta kim geçti?
Sultan Reşad'dan sonra tahta Sultan Vahdettin geçti; Sultan Vahdettin'in saltanatı 3 Temmuz 1918 - 1 Kasım 1922. Sultan Vahdettin 14 Ocak 1861, İstanbul tarihinde doğmuştu ve 36. ve son padişah olarak tahta çıktı. Künyedeki halef kaydı: Sultan Vahdettin.
Sultan Reşad deli miydi?
Hayır, Sultan Reşad deli değildi; bu yakıştırma 33 yıl kafes hayatı yaşayıp 64 yaşında tahta çıkmasından ve İttihat ve Terakki karşısında silik kalmasından doğdu. Çağdaşları onu nazik, dindar, Mevlevî bağlısı ve iyi niyetli ama iradesiz bir hükümdar olarak anlatır. Yönetimi fiilen partiye bırakması, halk arasında yetersizlik söylentilerine yol açtı.
Sultan Reşad'ın yetkileri neden sınırlıydı?
1909 yılında Kanun-ı Esasî'de yapılan değişikliklerle padişahın yetkileri azaltıldı ve yönetim meclise karşı sorumlu hükümete geçti. Fiilî iktidar İttihat ve Terakki'nin elindeydi. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad'ın cihat ilanı ne sonuç verdi?
14 Kasım 1914 tarihinde halifelik sıfatıyla yapılan çağrı, sömürge yönetimleri altındaki Müslümanların ayaklanmasını hedefliyordu. Beklenen genel ayaklanma gerçekleşmedi ve İtilaf ordularındaki Müslüman askerler saf değiştirmedi. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad'ın Rumeli gezisi neden önemlidir?
1911 yılında yapılan gezide padişah Selanik, Üsküp, Priştine ve Manastır'ı ziyaret etti. Kosova sahasında yüz bini aşkın kişiyle cuma namazı kılındı. Bir yıl sonra bu şehirlerin tamamı kaybedildiği için gezi, Osmanlı'nın Balkanlar'a vedası olarak anılır. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.
Sultan Reşad savaşa karşı mıydı?
Kaynaklara göre savaşa girilmesine karşı olduğunu yakın çevresine ifade etmişti. Ancak anayasal düzende bu kararı durduracak yetkisi bulunmuyordu ve oluşan fiilî durum karşısında hükümetin kararını onayladı. Kronoloji kaydı, 2 Kasım 1844: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülcemal Kadınefendi'dir.

Son güncelleme: 3 Eylül 2026