Yatsı21:02·İmsak 04:58 İstanbul23°·Açık Nöbetçi eczane:Adalar 4 Eylül 2026, Cuma
Ara
Sultan VahdettinMinyatür üslubunda portre
Osmanlı Padişahları · 36. padişah · Dağılma dönemi

Sultan Vahdettin

محمد سادس

VI. Mehmed·Vahdettin·Mehmed Vahideddin

Saltanat 1918-1922Doğum 14 Ocak 1861, İstanbul· 1 Recep 1277Ölüm 16 Mayıs 1926, Sanremo, İtalya· 3 Zilkade 1344

Sultan Vahdettin, 1918-1922 yılları arasında hüküm süren otuz altıncı ve son Osmanlı padişahıdır. Saltanatın kaldırılmasıyla ülkeden ayrıldı.

4Yıl saltanat
65Yaşında öldü
3Savaş ve sefer
5Sadrazam
4Çocuk
1299140015001600170018001922
Kuruluş 1299-1453Yükselme 1453-1579Duraklama 1579-1699Gerileme 1699-1792Dağılma 1792-1922

Sultan Vahdettin Kimdir?

20 dk okuma

Sultan Vahdettin, 14 Ocak 1861 tarihinde İstanbul'da doğdu ve 16 Mayıs 1926 tarihinde İtalya'nın Sanremo şehrinde öldü. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir. Resmî adı VI. Mehmed'dir; Vahdettin (Vahideddin) adıyla anılır. 3 Temmuz 1918 tarihinde, kardeşi Sultan Reşad'ın ölümü üzerine tahta çıktı ve Osmanlı Devleti'nin son padişahı oldu. Tahta çıktığında Birinci Dünya Savaşı'nın son dört ayı yaşanıyordu ve cephelerdeki durum çökme noktasındaydı. Dört ay sonra, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı; devlet savaştan yenik çıktı. Kısa süre sonra İtilaf donanması İstanbul'a geldi ve başkent fiilen, ardından resmen işgal edildi. Dört yıl dört ay süren saltanatı, imparatorluğun dağılma sürecinin son evresidir. Bu dönemde Anadolu'da Millî Mücadele başladı, Ankara'da yeni bir meclis kuruldu ve İstanbul hükümeti ile Ankara arasındaki ilişki kopma noktasına geldi. 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin fiilen sona ermesini öngörüyordu ve yürürlüğe girmedi. 1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi saltanatı kaldırdı. Sultan Vahdettin 17 Kasım 1922 tarihinde bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul'dan ayrıldı. İki gün sonra amcazadesi Abdülmecid Efendi halife seçildi; halifelik 3 Mart 1924 tarihinde kaldırıldı. Son padişahın tutumu ve ülkeden ayrılış biçimi, Türkiye'de bugün de tartışılan konulardandır. Değerlendirmeler, dönemin koşullarına ve tarihçilerin yaklaşımına göre önemli farklılıklar gösterir.

14 Ocak 1861

İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.

Doğumu, Ailesi ve Yetim Büyümesi

01 / 21 · 1 dk

Sultan Vahdettin 14 Ocak 1861 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir. Doğumundan birkaç ay sonra babası öldü; kısa bir süre sonra annesini de kaybetti.

Böylece hanedanın en küçük şehzadesi olarak, anne ve babasız büyüdü. Bakımını babasının eşlerinden biri üstlendi. Bu erken kayıplar, kişiliğinin oluşumunda etkili sayılır; kaynaklar onu içine kapanık, temkinli ve kolay güven duymayan biri olarak tarif eder.

Amcası Sultan Abdülaziz ve ardından ağabeyleri V. Murad, II. Abdülhamid ve Sultan Reşad'ın saltanatlarını gördü. Veraset sırasında kendisinden önce çok sayıda isim bulunduğu için, tahta çıkma ihtimali uzun yıllar düşük göründü.

Şehzadeliği gözetim altında geçti. II. Abdülhamid döneminde hanedan üyelerinin dış temasları kısıtlanmıştı; bu dönemde okuyarak ve dinî ilimlerle uğraşarak vakit geçirdi. Hukuk ve din bilimlerine ilgi duydu, dönemin âlimlerinden ders aldı.

Musikiyle de ilgilendi. Ney üflediği ve besteler yaptığı kaydedilir. Bu ilgi, hanedanın diğer üyelerinde de görülen bir eğilimin devamıdır.

Kız kardeşi Mediha Sultan, Damat Ferid Paşa ile evliydi. Bu akrabalık, saltanat yıllarında Damat Ferid'in beş kez sadrazamlığa getirilmesinin arka planındaki bağlardan biri olarak değerlendirilir.

1916 yılında ağabeyi Sultan Reşad'ın oğullarının veraset sırasında önünde bulunmaması sebebiyle veliaht oldu. Aralık 1917'de Alman imparatorunun daveti üzerine Almanya'ya bir ziyaret yaptı; bu gezide yaveri olarak Mustafa Kemal de heyette yer aldı.

Veliahtlık ve Almanya Gezisi

02 / 21 · 1 dk

Veliahtlığı, Birinci Dünya Savaşı'nın ortasına denk geldi. Devlet Almanya ile ittifak halindeydi ve iki hanedan arasındaki ilişkiler yoğunlaşmıştı.

Aralık 1917'de Alman imparatoru II. Wilhelm'in daveti üzerine Almanya ve Avusturya'ya resmî bir ziyaret yaptı. Padişah Sultan Reşad'ın sağlık durumu gezi yapmasına elverişli olmadığı için bu görev veliahda verildi.

Gezi sırasında Alman karargâhı ve batı cephesindeki bazı bölgeler ziyaret edildi. Heyette, o dönemde Yıldırım Orduları Grubu'ndan ayrılmış olan Mustafa Kemal Paşa da bulunuyordu. İki isim gezi boyunca birlikte vakit geçirdi.

Bu gezinin, Sultan Vahdettin'in savaşın gidişatı hakkındaki değerlendirmesini biçimlendirdiği belirtilir. Alman cephesindeki durumu yerinde görmesi ve komutanlarla yaptığı görüşmeler, savaşın kazanılamayacağı yönünde bir kanaate varmasına yol açtığı ileri sürülür.

Dönüşte, savaşın sürdürülmesi ve İttihat ve Terakki yönetiminin izlediği siyaset konusundaki çekinceleri arttı. Ancak veliaht olarak bu görüşleri açıkça dile getirecek konumda değildi.

Mustafa Kemal ile bu gezide kurulan tanışıklık, sonraki yıllarda Samsun'a görevlendirilmesinde etkili olan bağlardan biri olarak değerlendirilir. İki ismin bu dönemdeki ilişkisi ve karşılıklı değerlendirmeleri, sonraki yıllarda çok tartışılan konular arasına girdi.

Tahta Çıkışı ve Savaşın Sonu

03 / 21 · 1 dk

3 Temmuz 1918 tarihinde ağabeyi Sultan Reşad öldü ve aynı gün Sultan Vahdettin tahta çıktı. Elli yedi yaşındaydı.

Devraldığı tablo umutsuzdu. Filistin cephesinde İngiliz ilerleyişi hızlanmış, Irak'ta Bağdat kaybedilmişti. Ordunun insan ve malzeme kaynağı tükenmişti; firar oranları yükselmişti. Ülkede kıtlık, salgın ve yoksulluk yaygındı.

Eylül 1918'de Filistin cephesinde Megiddo'da savunma çöktü ve Osmanlı ordusu kuzeye çekildi. Aynı ay Bulgaristan savaştan çekildi; bu, Almanya ile kara bağlantısının kopması anlamına geliyordu.

Ekim ayında İttihat ve Terakki hükümeti istifa etti. Enver, Talat ve Cemal Paşa ülkeyi terk etti. Yeni hükümet Ahmet İzzet Paşa tarafından kuruldu ve mütareke görüşmeleri başlatıldı.

30 Ekim 1918 tarihinde Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda mütareke imzalandı. Metnin hükümleri ağırdı: ordu terhis edilecek, Boğazlar İtilaf devletlerine açılacak, telgraf ve demiryolları denetim altına alınacaktı. Yedinci madde, güvenlik gerekçesiyle herhangi bir stratejik noktanın işgal edilebilmesine imkân tanıyordu.

13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf donanması İstanbul önlerine geldi. Şehir henüz resmen işgal edilmemişti, ancak fiilen denetim altındaydı. Bu tarih, İstanbul'un işgalinin başlangıcı sayılır.

Padişah, mütarekeden sonra devletin varlığını koruma yolunun İtilaf devletleriyle, özellikle İngiltere ile iyi ilişki kurmaktan geçtiğini düşündü. Bu değerlendirme, sonraki dört yılın siyasetini belirledi ve en çok eleştirilen tercihi oldu. Tahta çıkış töreni savaş koşullarında sade yapıldı; kılıç kuşanma merasimi Eyüp Sultan'da gerçekleştirildi ve bu, Osmanlı tarihindeki son kılıç alayı oldu.

Aralık 1917

Almanya ve Avusturya'ya resmî ziyaret yaptı; heyette Mustafa Kemal de bulundu.

İşgal Dönemi ve İstanbul Hükümetleri

04 / 21 · 1 dk

Mütarekeden sonra İstanbul'da art arda hükümetler kuruldu. Ahmet İzzet Paşa'nın ardından Ahmed Tevfik Paşa, sonra Damat Ferid Paşa sadrazam oldu. Damat Ferid Paşa, saltanat boyunca beş kez bu göreve getirildi.

Damat Ferid hükümetlerinin izlediği siyaset, İtilaf devletleriyle uyum sağlayarak devletin varlığını korumaya çalışmaktı. Bu siyaset, Anadolu'da başlayan direniş hareketiyle doğrudan çatıştı.

İşgal, mütarekenin yedinci maddesine dayandırılarak genişledi. İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan farklı bölgeleri denetim altına aldı. 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan birlikleri İzmir'e çıktı; bu olay, Anadolu'da direniş hareketinin en önemli tetikleyicisi oldu.

İstanbul'da siyasi hayat kutuplaştı. Bir yanda İtilaf devletleriyle uyumu savunan çevreler, öte yanda direnişi destekleyen gruplar vardı. Basın da bu bölünmeyi yansıttı.

16 Mart 1920 tarihinde İstanbul resmen işgal edildi. İtilaf kuvvetleri resmî binaları ve karakolları ele geçirdi, Meclis-i Mebusan basıldı ve çok sayıda mebus tutuklanarak Malta'ya sürüldü. 11 Nisan 1920 tarihinde meclis resmen kapatıldı.

Bu gelişme, Osmanlı anayasal düzeninin fiilen sona ermesi anlamına geliyordu. Meclisin kapatılmasından on iki gün sonra, 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.

Nisan 1920'de şeyhülislam tarafından, Anadolu'daki direniş hareketine katılanlar aleyhine bir fetva yayımlandı. Buna karşılık Ankara'da müftülerin imzaladığı bir karşı fetva yayımlandı. Bu karşılıklı fetvalar, iki merkez arasındaki kopuşun dinî meşruiyet alanına da taşındığını gösterir.

Mustafa Kemal'in Samsun'a Gönderilmesi

05 / 21 · 1 dk

Mütarekeden sonra Anadolu'da güvenlik sorunları arttı. Samsun ve çevresinde asayişsizlik ve karşılıklı silahlı çatışmalar bildiriliyordu; İngiltere bu durumu gerekçe göstererek bölgeyi işgal edebileceğini bildirdi.

Bunun üzerine hükümet, bölgeye yetkili bir askerî müfettiş gönderme kararı aldı. 30 Nisan 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliği'ne atandı. Görev talimatı, bölgedeki asayişi sağlamak, silahların toplanmasını denetlemek ve mütareke hükümlerinin uygulanmasını gözetmekti.

Atamanın nasıl gerçekleştiği ve padişahın bu süreçteki rolü, tarihçiler arasında tartışmalıdır. Bir görüşe göre padişah, Mustafa Kemal'i tanıdığı ve güvendiği için bu göreve bizzat onay vermiş, hatta Anadolu'da bir direniş örgütlenmesini örtülü biçimde desteklemiştir. Diğer görüşe göre atama rutin bir askerî görevlendirmedir ve sonrasında yaşananlar hükümetin öngörüsü dışında gelişmiştir.

Mustafa Kemal Paşa 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul'dan hareket etti ve 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a ulaştı. Bu tarih, Millî Mücadele'nin başlangıcı olarak kabul edilir.

Kısa süre içinde tutum netleşti. Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri ile Anadolu'daki direniş örgütlü bir yapıya kavuştu. İstanbul hükümeti bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa'yı görevden aldı; o da askerlik görevinden istifa etti ve mücadeleyi sivil sıfatla sürdürdü.

Ardından hakkında ve diğer önderler hakkında idam kararları verildi. Bu kararlar, iki merkez arasındaki kopuşun geri dönülmez hale geldiğinin göstergesidir.

Son Osmanlı Meclisi ve Misak-ı Millî

06 / 21 · 1 dk

Mütarekeden sonra kapatılan Meclis-i Mebusan'ın yeniden açılması, hem Anadolu'daki hareketin hem de İstanbul'daki bazı çevrelerin talebiydi. Seçimler 1919 yılının sonunda yapıldı ve Anadolu'daki hareketi destekleyen adaylar önemli sayıda sandalye kazandı.

Meclis 12 Ocak 1920 tarihinde İstanbul'da toplandı. Mustafa Kemal Paşa, meclisin Anadolu'da toplanmasını istemişti; ancak çoğunluk İstanbul'da toplanmayı tercih etti. Kendisi mebus seçilmiş olmasına rağmen İstanbul'a gitmedi.

28 Ocak 1920 tarihinde meclis, tarihe Misak-ı Millî adıyla geçen kararları kabul etti. Bu metin, barışın hangi esaslara göre yapılabileceğini belirliyordu: mütareke imzalandığı sırada Osmanlı ordusunun elinde bulunan ve Türk çoğunluğun yaşadığı toprakların bölünmez bütünlüğü, Arap topraklarının geleceğinin halk oylamasıyla belirlenmesi, azınlık haklarının karşılıklılık esasına bağlanması, kapitülasyonların kaldırılması ve Boğazlar konusunun ilgili devletlerle görüşülmesi.

Misak-ı Millî, sonraki üç yılın siyasi programını belirledi. Lozan görüşmelerinde Türk heyetinin dayandığı temel metin bu kararlardır.

Metnin kabulü İtilaf devletlerinde tepki yarattı. 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul resmen işgal edildi ve meclis basıldı. Mebusların bir bölümü tutuklanarak Malta'ya sürüldü, bir bölümü Ankara'ya geçti.

11 Nisan 1920 tarihinde meclis padişah iradesiyle resmen kapatıldı. Ankara'da 23 Nisan 1920 tarihinde açılan yeni meclis, İstanbul'dan kaçabilen mebusların da katılımıyla oluştu.

Böylece Osmanlı parlamento tarihi sona erdi. Meclis-i Mebusan bir daha toplanmadı ve temsil işlevi tamamen Ankara'ya geçti.

3 Temmuz 1918

Ağabeyi Sultan Reşad'ın ölümü üzerine tahta çıktı.

Sevr Antlaşması

07 / 21 · 1 dk

Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Devleti ile yapılacak antlaşmanın hazırlanması uzun sürdü. Metin nihayet 10 Ağustos 1920 tarihinde Paris yakınlarındaki Sevres kasabasında imzalandı.

Antlaşma, Osmanlı Devleti'ni Anadolu'nun küçük bir bölümüne sıkıştırıyordu. Doğu Trakya ve İzmir çevresi Yunanistan'a bırakılıyor, doğuda Ermenistan devleti kuruluyor, güneydoğuda özerk bir bölge öngörülüyordu. Boğazlar uluslararası bir komisyonun yönetimine giriyor, ordunun mevcudu elli bin kişiyle sınırlandırılıyor, maliye ve ekonomi İtilaf devletlerinin denetimine bırakılıyordu.

Metin, Osmanlı heyeti tarafından imzalandı. Ancak yürürlüğe girmesi için meclis tarafından onaylanması gerekiyordu; Meclis-i Mebusan kapatılmış olduğu için bu onay hiçbir zaman gerçekleşmedi. Antlaşma bu yüzden hukuken yürürlüğe girmedi.

Ankara'daki Türkiye Büyük Millet Meclisi antlaşmayı tanımadı ve imzalayanları vatan haini ilan etti.

Sevr, Millî Mücadele'nin en güçlü meşruiyet kaynaklarından biri oldu. Antlaşmanın öngördüğü tablo, Anadolu'daki direnişe geniş bir toplumsal destek sağladı.

Padişahın antlaşmanın imzalanmasındaki rolü tartışmalıdır. Metnin görüşülmesi için toplanan Saltanat Şûrası'nda imzalanması yönünde karar çıktı; padişahın bu karara katıldığı kabul edilir. Onu savunanlar, imzalamamanın işgalin genişlemesine yol açacağı endişesini öne sürer; eleştirenler ise imzanın devletin sonunu kabul etmek anlamına geldiğini belirtir.

Antlaşmanın yerini, üç yıl sonra 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması aldı.

Ordunun Terhisi ve Kuvâ-yi Milliye

08 / 21 · 1 dk

Mondros Mütarekesi'nin en ağır hükümlerinden biri, Osmanlı ordusunun terhis edilmesiydi. Birliklerin büyük bölümü dağıtıldı, silah ve cephane İtilaf denetimine bırakıldı.

Terhis tam olarak uygulanmadı. Bazı komutanlar, silah ve cephaneyi depolardan çıkararak gizli yerlere taşıdı; birliklerin bir bölümü kâğıt üzerinde dağıtılmış görünse de fiilen varlığını korudu. Kâzım Karabekir komutasındaki Doğu'daki kolordu, en güçlü biçimde ayakta kalan birliktir.

İşgallerin başlamasıyla birlikte yerel direniş örgütleri kuruldu. Kuvâ-yi Milliye adıyla anılan bu birlikler, düzenli ordu değildi; gönüllülerden, eski askerlerden ve yerel eşraftan oluşuyordu. Ege bölgesinde Yunan işgaline karşı ilk direniş bu birlikler tarafından yürütüldü.

Kuvâ-yi Milliye'nin başarısı sınırlıydı. Düzensiz yapıları, merkezî komuta eksikliği ve ağır silah yokluğu, işgal ordularına karşı kalıcı sonuç almalarını engelledi. 1920 yılının sonunda bu birlikler düzenli orduya dönüştürüldü.

Düzenli ordunun kurulması, Millî Mücadele'nin dönüm noktasıdır. Batı cephesinde kurulan yeni yapı, 1921 yılında İnönü'de savunma başarıları kazandı ve Sakarya'da Yunan ilerleyişini durdurdu.

İstanbul hükümeti bu süreçte karşı bir askerî yapı kurmaya çalıştı. Kuvâ-yi İnzibatiye adıyla oluşturulan birlikler, Anadolu'daki harekete karşı gönderildi. Bu birlikler kısa sürede dağıldı; bir bölümü karşı tarafa geçti.

Ordunun bu ikiye bölünmüşlüğü, dönemin en trajik yönlerinden biridir. Aynı ordudan yetişmiş subaylar, birbirine karşı konumlanmak zorunda kaldı. Bu bölünme, saltanatın kaldırılmasıyla sona erdi.

Ankara ile İstanbul Arasındaki Kopuş

09 / 21 · 1 dk

1920 ve 1922 yılları arasında Türkiye'de fiilen iki yönetim merkezi bulundu. İstanbul'da padişah ve hükümeti, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun kurduğu icra heyeti vardı.

Ankara başlangıçta padişahın esaret altında olduğunu, kendisinin ve halifeliğin kurtarılması için mücadele edildiğini savundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış konuşmalarında ve ilk kararlarında bu vurgu yer alır.

İstanbul hükümeti ise Anadolu'daki hareketi isyan olarak niteledi. Kuvâ-yi İnzibatiye adıyla kurulan birlikler, direniş güçlerine karşı gönderildi; ancak bu birlikler kısa sürede dağıldı.

Askerî gelişmeler dengeyi değiştirdi. 1921 yılında İnönü'de kazanılan savunma başarıları ve Sakarya Meydan Muharebesi, Ankara'nın konumunu güçlendirdi. Ağustos 1922'deki Büyük Taarruz ile Batı Anadolu'daki Yunan işgali sona erdi ve 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir'e girildi.

Bu askerî sonuç, siyasi tabloyu da belirledi. Mudanya Mütarekesi 11 Ekim 1922 tarihinde imzalandı ve Doğu Trakya savaşsız biçimde geri alındı. Artık uluslararası alanda muhatap Ankara'ydı.

Lozan'da yapılacak barış konferansına İtilaf devletleri hem Ankara'yı hem İstanbul'u davet etti. Bu çift davet, Ankara'da tepkiyle karşılandı; iki başlı temsilin görüşmelerde zafiyet yaratacağı değerlendirildi.

Bu değerlendirme, saltanatın kaldırılması kararının doğrudan gerekçesi oldu.

30 Ekim 1918

Mondros Mütarekesi imzalandı; devlet savaştan yenik çıktı.

İşgal Altında Ekonomi ve Gündelik Hayat

10 / 21 · 1 dk

Savaşın sonunda ülke ekonomisi çökmüş durumdaydı. Dört yıl süren seferberlik tarımsal üretimi düşürmüş, ulaşım altyapısı yıpranmış ve para değerini büyük ölçüde kaybetmişti.

Mütarekeden sonra ordunun terhis edilmesi, yüz binlerce askerin memleketlerine dönmesi anlamına geldi. Ancak dönenler için iş ve toprak bulunmuyordu; birçok bölgede asayiş sorunları arttı.

İstanbul'da işgal, ekonomik hayatı doğrudan etkiledi. İtilaf devletlerinin askerî varlığı bazı sektörlerde talep yarattı, ancak genel tablo yoksullaşmaydı. Rus iç savaşından kaçan on binlerce mülteci şehre geldi; bu topluluk, İstanbul'un gündelik hayatında iz bıraktı.

Mültecilerin ve savaş göçmenlerinin barınması büyük sorun oldu. Kamu binaları, camiler ve okullar barınma yeri olarak kullanıldı. Yardım kuruluşları ve hayır dernekleri bu dönemde yoğun biçimde çalıştı.

Anadolu'da durum daha ağırdı. İşgal bölgelerinde üretim durmuş, ulaşım kesilmişti. Millî Mücadele'nin finansmanı büyük ölçüde halktan toplanan yardımlarla ve Sovyetler Birliği'nden gelen destekle sağlandı.

Düyun-ı Umumiye İdaresi çalışmaya devam etti; devletin dış borçları savaş boyunca ödenememişti ve bu mesele barış görüşmelerinin gündeminde yer aldı.

Sağlık alanında tablo ağırdı. Savaş yıllarında yayılan salgınlar mütarekeden sonra da sürdü. Sıtma, tifüs ve verem yaygındı; hastane ve hekim sayısı yetersizdi.

Bu koşullarda toplumsal dayanışma kurumları öne çıktı. Hilal-i Ahmer, yani bugünkü Kızılay, hem cephede hem cephe gerisinde faaliyet yürüttü ve dönemin en etkin yardım kuruluşu oldu.

Saltanatın Kaldırılması

11 / 21 · 1 dk

Lozan'a çift davet üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde saltanatın geleceği tartışıldı. Tartışmanın merkezinde, saltanat ile halifeliğin ayrılıp ayrılamayacağı sorusu vardı.

1 Kasım 1922 tarihinde meclis, saltanatın kaldırılmasına karar verdi. Karara göre egemenlik kayıtsız şartsız millete aitti ve İstanbul'daki hükümet 16 Mart 1920 tarihinden itibaren tarihe karışmıştı. Halifelik makamı korundu, ancak Osmanlı hanedanının siyasi yetkisi sona erdirildi.

Kararın ardından İstanbul'daki son Osmanlı hükümeti istifa etti. Ahmed Tevfik Paşa, Osmanlı tarihinin son sadrazamı oldu.

Sultan Vahdettin'in hukuken bir yetkisi kalmamıştı. Halife sıfatı devam ediyordu, ancak bu sıfat da meclisin kararına bağlıydı ve meclis, halifeyi hanedan üyeleri arasından seçme yetkisini kendinde görüyordu.

Bu dönemde padişahın güvenlik endişesi arttı. İstanbul'da kendisine yönelik bir hareket olabileceği ve yargılanabileceği yönündeki değerlendirmeler, çevresindekiler tarafından dile getirildi.

17 Kasım 1922 tarihinde, İngiliz işgal kuvvetleri komutanlığına başvurarak ülkeden ayrılmak istediğini bildirdi. Aynı gün Malaya adlı İngiliz zırhlısıyla İstanbul'dan ayrıldı. Yanında oğlu Şehzade Mehmed Ertuğrul ve az sayıda görevli vardı.

Ayrılışın hemen ardından, 19 Kasım 1922 tarihinde meclis Abdülmecid Efendi'yi halife seçti. Saltanatın kaldırılması kararının alındığı 1 Kasım 1922 oturumunda, saltanat ile halifeliğin ayrılabileceği yönündeki görüş belirleyici olmuş ve karar ayakta yapılan bir kabulle geçmişti. Halifelik, 3 Mart 1924 tarihinde tamamen kaldırıldı ve hanedan üyeleri yurt dışına çıkarıldı.

Sürgün Yılları ve Ölümü

12 / 21 · 1 dk

İstanbul'dan ayrıldıktan sonra Sultan Vahdettin önce Malta'ya götürüldü. Ardından Hicaz'a geçti ve Mekke'de bir süre kaldı; Şerif Hüseyin tarafından ağırlandı.

Hicaz'da bulunduğu dönemde, halifelik meselesi üzerine görüşmeler yapıldığı ve kendisine bazı önerilerde bulunulduğu kaydedilir. Bu girişimlerden bir sonuç çıkmadı.

Daha sonra İtalya'ya geçti ve Sanremo şehrine yerleşti. Ailesinin bir bölümü yanına geldi. Burada sınırlı imkânlarla, mütevazı bir hayat sürdü. Yanında getirebildiği kişisel eşyaların satışıyla geçindiği ve maddi sıkıntı çektiği aktarılır.

Sürgün yıllarında siyasi bir faaliyet yürütmedi. Kendisine yapılan bazı temaslara mesafeli kaldığı belirtilir.

16 Mayıs 1926 tarihinde Sanremo'da öldü. Altmış beş yaşındaydı.

Cenazesinin defnedileceği yer sorun oldu. Türkiye'ye getirilmesi mümkün değildi; İtalya'da alacaklıların cenazeye el koyma girişiminde bulunduğu aktarılır. Sonunda cenaze Suriye'ye götürüldü ve Şam'da, Sultan Selim Camii haziresine defnedildi. Kabri bugün buradadır.

Ölümünden sonra ailesi Fransa ve diğer ülkelerde yaşamını sürdürdü. Kızı Sabiha Sultan, Abdülmecid Efendi'nin oğlu Ömer Faruk Efendi ile evliydi; hanedanın iki kolu bu evlilikle birleşmişti.

Sanremo'daki evi mütevazıydı ve kirayla tutulmuştu. Yanındaki görevli sayısı azdı. Günlerini okuyarak, ibadet ederek ve deniz kenarında yürüyerek geçirdiği aktarılır. Türkiye'deki gelişmeleri gazetelerden izledi.

13 Kasım 1918

İtilaf donanması İstanbul önlerine geldi; işgal fiilen başladı.

Lozan'a Giden Süreç ve Yeni Devlet

13 / 21 · 1 dk

Mudanya Mütarekesi'nden sonra barış görüşmelerinin İsviçre'nin Lozan şehrinde yapılması kararlaştırıldı. İtilaf devletleri hem Ankara'yı hem İstanbul'u davet etti.

Bu çift davet, Ankara'da tepkiyle karşılandı. İki heyetin masaya oturmasının görüşmelerde zafiyet yaratacağı ve karşı tarafın bu ikiliği kullanacağı değerlendirildi. Saltanatın kaldırılması kararı, doğrudan bu gerekçeye dayandırıldı.

Görüşmeler 20 Kasım 1922 tarihinde başladı; Türkiye'yi İsmet Paşa başkanlığındaki heyet temsil etti. Görüşmeler zorlu geçti ve Şubat 1923'te kesintiye uğradı, Nisan ayında yeniden başladı.

Tartışmalı konular arasında Musul'un statüsü, kapitülasyonların kaldırılması, Osmanlı borçlarının paylaşımı, azınlık hakları ve Boğazlar rejimi vardı. Musul meselesi çözülemedi ve sonraya bırakıldı.

24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması imzalandı. Antlaşma, yeni Türkiye'nin sınırlarını ve uluslararası konumunu tanıdı. Kapitülasyonlar kaldırıldı, Düyun-ı Umumiye düzeni sona erdirildi ve Osmanlı borçları paylaştırıldı.

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edildi. Yeni devlet, Osmanlı'nın hukukî mirasının bir bölümünü devraldı; borç yükümlülükleri ve uluslararası antlaşmalar bu kapsamdadır.

Sultan Vahdettin bu gelişmeleri sürgünde izledi. Yeni devletin kuruluşuna dair kamuoyuna yönelik bir açıklama yapmadı.

Böylece altı yüz yılı aşkın süren hanedan yönetimi, yerini ulus egemenliğine dayanan bir cumhuriyete bıraktı. Sultan Vahdettin'in saltanatı, bu geçişin son evresidir.

Saray Hayatı ve Son Yılların İstanbul'u

14 / 21 · 1 dk

Sultan Vahdettin saltanatı boyunca Yıldız Sarayı'nda oturdu. İşgal altındaki bir başkentte saray, hem yönetim merkezi hem de sınırlı bir sığınaktı.

Günlük düzen, önceki padişahların uygulamalarını sürdürdü. Cuma selamlığı yapıldı, resmî kabuller gerçekleştirildi, bayram tebrikleri kabul edildi. Ancak bu törenler, işgal koşullarında sembolik bir görüntü taşıyordu; şehirde asıl denetim İtilaf kuvvetlerindeydi.

İtilaf devletlerinin temsilcileri sarayı ziyaret etti ve padişahla görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin içeriği, dönemin en çok merak edilen konularındandır; İngiliz arşiv belgeleri bu temaslara dair ayrıntılı kayıtlar içerir.

Sarayın mali durumu da zorlaştı. Hazine boştu ve saray harcamaları kısıtlandı. Personel sayısı azaltıldı, bazı törenler sadeleştirildi.

Şehirde hanedan üyeleri kamuoyu önünde daha az göründü. İşgal ordularının varlığı, hanedanın itibarını doğrudan etkiliyordu; halk arasında padişahın işgal kuvvetleriyle ilişkisi tartışılıyordu.

Saltanatın kaldırılmasından sonra saray boşaltıldı. Yıldız Sarayı, sonraki yıllarda farklı amaçlarla kullanıldı ve bir bölümü müzeye dönüştürüldü.

Padişahın ayrılışı gizli tutuldu ve şehirde ancak sonradan duyuldu. Bu ayrılış, altı yüz yıllık bir hanedanın başkentteki varlığının sonu oldu; sonraki yıl hanedan üyelerinin tamamı ülkeden ayrıldı.

Bugün Yıldız Sarayı, Dolmabahçe ve diğer hanedan yapıları müze olarak ziyarete açıktır ve bu dönemin belgeleri müze koleksiyonlarında korunmaktadır.

Halifelik Meselesi ve İslam Dünyası

15 / 21 · 1 dk

Sultan Vahdettin'in taşıdığı iki sıfattan biri padişahlık, diğeri halifelikti. Saltanatın kaldırılmasıyla birinci sıfat sona erdi; ikincisinin geleceği ise uzun süre tartışıldı.

Halifelik, İslam dünyasında Osmanlı'ya manevi bir konum sağlıyordu. Özellikle Hindistan'daki Müslümanlar arasında halifeliğin korunması yönünde güçlü bir hareket vardı. Hilafet Hareketi adıyla anılan bu oluşum, Millî Mücadele'ye maddi yardım da gönderdi.

Bu destek, halifeliğin siyasi bir güç kaynağı olmaktan çıkıp manevi bir sembole dönüştüğü bir dönemde geldi. Ankara, gelen yardımı kabul etti ve halifeliğin korunacağı yönündeki söylemi bir süre sürdürdü.

Saltanatın kaldırılmasında bu ayrım belirleyici oldu: meclis, saltanat ile halifeliği birbirinden ayırdı ve yalnızca birincisini kaldırdı. Halife seçme yetkisini ise kendinde gördü.

Abdülmecid Efendi'nin halife seçilmesi, bu yeni düzenin ilk uygulamasıdır. Yeni halifenin siyasi yetkisi yoktu; görevi tamamen dinî ve temsilîydi.

Ancak bu düzen uzun sürmedi. Halifelik makamının varlığı, yeni kurulan devletin egemenlik anlayışıyla çelişiyordu. Ayrıca halifeye yönelik bazı dış temaslar ve makamın siyasi bir odak haline gelebileceği endişesi, tartışmayı hızlandırdı.

3 Mart 1924 tarihinde halifelik kaldırıldı. Bu karar, İslam dünyasında farklı tepkilerle karşılandı; çeşitli ülkelerde halifeliğin yeniden kurulması için kongreler toplandı, ancak bunlardan sonuç çıkmadı.

Sultan Vahdettin, sürgünde bulunduğu dönemde halifelik konusundaki bazı temaslara mesafeli kaldı ve bu tartışmaların içine girmedi.

30 Nisan 1919

Mustafa Kemal Paşa Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliği'ne atandı.

Kültür, Basın ve Aydınlar

16 / 21 · 1 dk

Mütareke dönemi, Osmanlı basın tarihinin en hareketli ve en bölünmüş dönemlerinden biridir. İşgal koşullarında sansür farklı bir biçim aldı: İtilaf devletleri kendi aleyhlerindeki yayınları engelledi, İstanbul hükümeti ise Anadolu hareketini destekleyen yayınları kısıtladı.

Buna rağmen basın canlıydı. Anadolu'daki mücadeleyi destekleyen gazeteler İstanbul'da yayımlanmayı sürdürdü; bazıları kapatıldı, yazarları tutuklandı ya da şehirden ayrılmak zorunda kaldı.

Aydınlar arasında keskin bir bölünme yaşandı. Bir kesim, Amerikan ya da İngiliz mandası altında bir düzenin ülkeyi koruyacağını savundu. Diğer kesim tam bağımsızlığı savundu ve Anadolu'daki harekete katıldı. Sivas Kongresi'nde manda ve himaye tartışması yapıldı ve reddedildi.

Edebiyatta bu yıllar, işgal ve direniş temalarının işlendiği eserlerin yazıldığı dönemdir. Halide Edip, Yakup Kadri ve Falih Rıfkı gibi isimler, hem gazetecilik hem edebiyat alanında bu sürecin içinde yer aldı.

İstanbul'da kültürel hayat işgale rağmen sürdü. Darülbedayi temsillerine devam etti, konservatuvar çalışmalarını sürdürdü. Sinema salonları ve kahvehaneler şehrin sosyal hayatının merkezleri olmayı sürdürdü.

Anadolu'da ise farklı bir kültürel canlanma yaşandı. Ankara'da yayımlanan gazeteler, mücadelenin sesi haline geldi. Halk şairleri ve yerel yayınlar, direnişin toplumsal desteğini besledi.

Bu dönemin kültürel mirası, sonraki yıllarda Cumhuriyet'in kültür politikalarının da zeminini oluşturdu. İşgal yıllarında olgunlaşan bağımsızlık ve ulusal kimlik vurgusu, yeni devletin kurucu söylemine dönüştü.

Aile Hayatı, Eşleri ve Çocukları

17 / 21 · 1 dk

Sultan Vahdettin'in hanımları arasında Emine Nazikeda Kadınefendi, İnşirah Hanım, Müveddet Kadınefendi, Nevzad Hanım ve Nevvare Hanım sayılır. Emine Nazikeda Kadınefendi başkadınefendi olarak anılır.

Çocukları: Fenire Sultan, Fatma Ulviye Sultan, Rukiye Sabiha Sultan ve Şehzade Mehmed Ertuğrul'dur. Fenire Sultan küçük yaşta öldü.

Kızı Sabiha Sultan, 1920 yılında Abdülmecid Efendi'nin oğlu Ömer Faruk Efendi ile evlendi. Bu evlilik, hanedanın iki kolunu birleştirdi. Sabiha Sultan'ın kızlarından biri olan Neslişah Sultan, hanedanın en tanınan son üyelerinden biri oldu ve sonraki yıllarda Türkiye'ye dönerek burada yaşadı.

Oğlu Şehzade Mehmed Ertuğrul, babasıyla birlikte ülkeden ayrıldı ve sürgün yıllarını onunla geçirdi. Babasının ölümünden sonra Mısır'da yaşadı ve 1944 yılında öldü.

Kız kardeşi Mediha Sultan, saltanat yıllarında beş kez sadrazam olan Damat Ferid Paşa ile evliydi. Bu akrabalık, dönemin siyasetinde sıkça anılan bir bağdır.

Ailenin sürgün yılları maddi sıkıntı içinde geçti. Hanedan üyelerinin Türkiye'deki mal varlıklarına el konulmuştu ve yurt dışında düzenli gelir kaynakları yoktu.

1952 yılında çıkarılan bir kanunla hanedanın kadın üyelerinin, 1974 yılında ise erkek üyelerinin Türkiye'ye dönmesine izin verildi. Aile üyelerinin bir bölümü döndü ve İstanbul'da yaşadı.

Torunu Neslişah Sultan, hem Osmanlı hem Mısır hanedanıyla bağı olan bir isim olarak tanındı ve 1957 yılında Türkiye'ye dönerek İstanbul'da yaşadı. Hanedanın son dönemine dair anlatılarıyla, ailenin sürgün yıllarının en ayrıntılı tanıklarından biri oldu.

Kişiliği ve Yönetim Anlayışı

18 / 21 · 1 dk

Çağdaş kaynaklar Sultan Vahdettin'i temkinli, kapalı ve kolay güven duymayan biri olarak tarif eder. Kararlarını uzun süre düşündüğü, çevresindekilere fazla açılmadığı belirtilir.

Dinî konulara ilgisi belirgindi. Din ilimlerinde bilgi sahibiydi ve bu alandaki tartışmalara katılabilecek düzeydeydi. Halifelik sıfatına verdiği önem, hem kişisel inancıyla hem de bu sıfatın devletin son dayanağı olduğu değerlendirmesiyle ilişkilidir.

Yönetim anlayışında iki temel değerlendirme belirleyici oldu. Birincisi, Osmanlı'nın askerî olarak İtilaf devletleriyle mücadele edemeyeceği; ikincisi, devletin varlığını korumanın yolunun diplomatik uyumdan geçtiğiydi. Bu değerlendirmeler, Anadolu'daki silahlı direnişi destekleme yönündeki taleplerle çatıştı.

Bu tercih, tarihçiler arasında en çok tartışılan konudur. Onu savunanlar, işgal altındaki bir başkentte hareket alanının son derece dar olduğunu, açık bir direniş desteğinin İstanbul'un ve hanedanın tamamen tasfiyesine yol açabileceğini belirtir. Eleştirenler ise devletin ve milletin geleceğinin söz konusu olduğu bir dönemde direnişin karşısında yer almasının savunulamayacağını savunur.

Sağlık durumu saltanatı boyunca iyi değildi. Kalp rahatsızlığı bulunduğu ve yorucu programlardan kaçındığı kaydedilir.

Musikiyle ilgilendi, ney üfledi ve bestelediği eserler olduğu belirtilir. Bu ilgi, gençlik yıllarından itibaren sürdü.

Ülkeden ayrılış biçimi, kişiliğine dair değerlendirmelerde de merkezî yer tutar. Bir İngiliz savaş gemisiyle ayrılmayı seçmesi, eleştirilerin en yoğunlaştığı noktadır. Kendisi, hayatının tehlikede olduğu ve iç çatışmaya yol açmamak için bu yolu seçtiği yönünde açıklama yaptı.

Çalışma düzeni titizdi. Kendisine sunulan raporları okur, notlar alır ve görüşme öncesi hazırlık yapardı. Hukuk bilgisi sebebiyle, sunulan metinlerin ayrıntılarına dikkat ettiği belirtilir. Yakın çevresi, kararlarını açıklarken gerekçe sunmayı tercih ettiğini aktarır.

15 Mayıs 1919

Yunan birlikleri İzmir'e çıktı.

Hanedanın Sonu ve Sonrası

19 / 21 · 1 dk

Sultan Vahdettin'in ülkeden ayrılışı, altı yüz yılı aşkın süren Osmanlı hanedanının siyasi varlığının sonu oldu.

19 Kasım 1922 tarihinde halife seçilen Abdülmecid Efendi, siyasi yetkisi olmayan bir makamda bulundu. Halifeliğin kapsamı ve meclisle ilişkisi, sonraki bir yıl boyunca tartışıldı.

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edildi. 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan kanunla halifelik kaldırıldı ve Osmanlı hanedanının bütün üyelerinin yurt dışına çıkarılmasına karar verildi.

Hanedan üyeleri kısa süre içinde ülkeyi terk etti. Fransa, İsviçre, Mısır, Lübnan ve diğer ülkelere dağıldılar. Mal varlıklarına el konuldu ve pasaportları iptal edildi.

Sürgün yılları çoğu aile üyesi için maddi zorluk içinde geçti. Bazıları geçimini öğretmenlik, tercümanlık ve müzik dersleriyle sağladı. Hanedanın bazı üyeleri, akrabalık kurdukları diğer hanedanların yanında yaşadı.

1952 yılında hanedanın kadın üyelerinin dönüşüne izin verildi; erkek üyeler için bu izin 1974 yılında çıkarıldı. Dönenlerin bir bölümü İstanbul'a yerleşti.

Hanedan reisliği, en yaşlı erkek üyeye geçme esasıyla sürdü. Bu unvan hukukî bir karşılık taşımamakla birlikte, aile içinde ve tarihî ilgi çevrelerinde kullanılmaya devam etti.

Sultan Vahdettin'in kabri Şam'dadır ve Türkiye'ye nakli zaman zaman gündeme gelmiş, ancak gerçekleşmemiştir.

Mirası ve Tarihçilerin Değerlendirmesi

20 / 21 · 1 dk

Sultan Vahdettin hakkındaki değerlendirmeler, Türkiye'de tarih tartışmalarının en keskin ayrıldığı konulardandır.

Bir yaklaşım, onu işgal koşullarında elinden geleni yapmaya çalışan, hareket alanı son derece dar bir hükümdar olarak görür. Bu yaklaşıma göre İstanbul işgal altındaydı, ordu terhis edilmişti ve açık bir direniş desteği hanedanın tamamen tasfiyesine yol açabilirdi. Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geniş yetkiyle gönderilmesi, bu yaklaşımın dayanaklarından biri olarak öne sürülür.

Karşı yaklaşım, Millî Mücadele'ye karşı yürütülen siyaseti, verilen idam kararlarını, Kuvâ-yi İnzibatiye'nin kurulmasını ve aleyhte fetvayı öne çıkarır. Bu yaklaşıma göre son padişah, ulusal direnişin karşısında yer almış ve devletin geleceği yerine hanedanın devamını öncelemiştir.

Sevr Antlaşması'nın imzalanması süreci de benzer biçimde tartışılır. Antlaşmanın yürürlüğe girmemesi, imzanın sonuçlarını sınırlamıştır; ancak imza kararının kendisi eleştiri konusudur.

Ülkeden ayrılış biçimi, tartışmanın en duygusal boyutudur. Bir İngiliz savaş gemisiyle ayrılma tercihi, eleştirilerin odağıdır. Savunma tarafında, can güvenliği endişesi ve iç çatışmadan kaçınma isteği öne sürülür.

Osmanlı hanedanının son temsilcisi olması, onu tek bir kişinin ötesinde sembolik bir figür haline getirir. Değerlendirmeler çoğu zaman kişinin kendisinden çok, imparatorluğun sonu ve Cumhuriyet'in kuruluşu hakkındaki genel bakışla ilişkilidir.

Akademik çalışmalarda, dönemin belgelerine dayanan ve iki uçtan uzak duran değerlendirmeler artmıştır. Bu çalışmalar, kararların alındığı koşulları ayrıntılı biçimde inceleyerek daha ölçülü bir tablo çizmeye yönelir.

Adı bugün Türkiye'de daha çok Vahdettin biçiminde kullanılır. İstanbul Çengelköy'deki Vahdettin Köşkü, şehzadelik ve saltanat yıllarında kullandığı yapılardan biridir ve restore edilerek resmî amaçlarla kullanılmaktadır.

Hakkındaki tartışma, Türkiye'de tarih yazımının siyasi tutumlarla nasıl iç içe geçtiğinin de örneğidir. Aynı belgelerden hareketle birbirine tamamen zıt sonuçlara varan çalışmalar bulunmaktadır. Son yıllarda İngiliz ve Osmanlı arşiv belgelerinin karşılaştırmalı incelenmesiyle daha ayrıntılı bir tablo çizilmeye çalışılmaktadır.

Kesin olan, saltanatının Osmanlı Devleti'nin son dört yılını kapsadığı ve bu dört yılın imparatorluğun dağılması ile yeni bir devletin kuruluşunun iç içe geçtiği bir dönem olduğudur. Bu yüzden Sultan Vahdettin, kişisel tercihlerinden bağımsız olarak bir dönemin kapanışını simgeler.

Aynı Yıllarda Dünya

21 / 21 · 1 dk

Sultan Vahdettin'in saltanat yılları, Birinci Dünya Savaşı'nın bitişi ve savaş sonrası düzenin kurulmasına denk gelir. Kasım 1918'de savaş sona erdiğinde dört imparatorluk yıkılmıştı: Osmanlı, Avusturya Macaristan, Alman ve Rus imparatorlukları.

Paris Barış Konferansı 1919 yılında toplandı ve savaş sonrası haritayı çizdi. Avrupa'da yeni ulus devletler kuruldu: Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya ve diğerleri. Almanya'ya Versay Antlaşması ile ağır koşullar dayatıldı; bu koşullar, yirmi yıl sonraki yeni savaşın sebeplerinden sayılır.

Milletler Cemiyeti kuruldu. Uluslararası anlaşmazlıkların savaşsız çözülmesi hedefleniyordu; ancak kurumun yaptırım gücü sınırlı kaldı. Manda ve himaye sistemi, Osmanlı'dan ayrılan Arap topraklarının İngiltere ve Fransa yönetimine verilmesinin çerçevesi oldu.

Rusya'da iç savaş sürüyordu. Bolşevik yönetim 1922 yılında Sovyetler Birliği'ni kurdu. Yeni yönetim, Ankara'daki hükümetle ilişki kurdu ve Millî Mücadele'ye silah ve para desteği sağladı.

Sömürge dünyasında bağımsızlık talepleri güçlendi. Hindistan'da Gandhi önderliğindeki hareket kitleselleşti, Mısır'da 1919 ayaklanması yaşandı ve İrlanda bağımsızlığını kazandı. Wilson ilkelerinde yer alan uluslara kendi geleceğini belirleme hakkı, bu hareketlerin dayanağı oldu.

Ekonomide savaş sonrası bunalım yaşandı. Avrupa'da enflasyon ve işsizlik yaygındı; Almanya'da para birimi çöktü. Amerika Birleşik Devletleri, savaştan en güçlü çıkan ülke oldu.

1918 ve 1920 yılları arasında dünyayı saran İspanyol gribi salgını, savaşta ölenlerden daha fazla cana mal oldu. Salgın Osmanlı topraklarında da etkili oldu ve savaşın yıprattığı nüfusu daha da azalttı.

19 Mayıs 1919

Mustafa Kemal Paşa Samsun'a ulaştı; Millî Mücadele başladı.

Kronoloji

29 olay
  • 19. yüzyıl
  • İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.

  • Babası Sultan Abdülmecid öldü; kısa süre sonra annesini de kaybetti.

  • 20. yüzyıl
  • Veliaht oldu.

  • Almanya ve Avusturya'ya resmî ziyaret yaptı; heyette Mustafa Kemal de bulundu.

  • Ağabeyi Sultan Reşad'ın ölümü üzerine tahta çıktı.

  • Filistin cephesinde Megiddo'da savunma çöktü; Bulgaristan savaştan çekildi.

  • İttihat ve Terakki hükümeti istifa etti, önderleri ülkeyi terk etti.

  • Mondros Mütarekesi imzalandı; devlet savaştan yenik çıktı.

  • İtilaf donanması İstanbul önlerine geldi; işgal fiilen başladı.

  • Mustafa Kemal Paşa Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliği'ne atandı.

  • Yunan birlikleri İzmir'e çıktı.

  • Mustafa Kemal Paşa Samsun'a ulaştı; Millî Mücadele başladı.

  • Erzurum Kongresi toplandı.

  • Sivas Kongresi toplandı.

  • Meclis-i Mebusan Misak-ı Millî kararlarını kabul etti.

  • İstanbul resmen işgal edildi; meclis basıldı, mebuslar Malta'ya sürüldü.

  • Meclis-i Mebusan resmen kapatıldı.

  • Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.

  • Sevr Antlaşması imzalandı; meclis onayı olmadığı için yürürlüğe girmedi.

  • İnönü savunmaları ve Sakarya Meydan Muharebesi ile Ankara'nın konumu güçlendi.

  • Büyük Taarruz başladı.

  • İzmir'e girildi; Batı Anadolu'daki işgal sona erdi.

  • Mudanya Mütarekesi imzalandı; Doğu Trakya savaşsız geri alındı.

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi saltanatı kaldırdı.

  • İngiliz zırhlısıyla İstanbul'dan ayrıldı.

  • Abdülmecid Efendi halife seçildi.

  • Lozan Antlaşması imzalandı.

  • Halifelik kaldırıldı; hanedan üyeleri yurt dışına çıkarıldı.

  • İtalya'nın Sanremo şehrinde öldü; Şam'a defnedildi.

Savaşlar ve Seferler

3 kayıt
1Zafer
2Yenilgi
0Sonuçsuz
Megiddo Muharebesiİngiltere · Filistin cephesindeki savunma çöktü, ordu kuzeye çekildi.
Yenilgi
Bakü HarekâtıBakü Sovyeti ve İngiliz birlikleri · Kafkas İslam Ordusu şehri aldı; mütarekeden sonra tahliye edildi.
Osmanlı zaferi
Şam'ın Kaybıİngiltere ve Arap kuvvetleri · Suriye cephesindeki son büyük kayıptır.
Yenilgi

Antlaşmalar

3 antlaşma
Mondros Mütarekesiİtilaf devletleri · Ordunun terhisini, Boğazların açılmasını ve stratejik noktaların işgal edilebilmesini öngörüyordu.
Sevr Antlaşmasıİtilaf devletleri · Osmanlı Devleti'ni Anadolu'nun küçük bir bölümüne sıkıştırıyordu; meclis onayı olmadığı için yürürlüğe girmedi.
Mudanya Mütarekesiİngiltere, Fransa, İtalya (TBMM hükümeti adına İsmet Paşa) · İstanbul hükümeti görüşmelere alınmadı; Doğu Trakya TBMM'ye bırakıldı, saltanat üç hafta sonra kaldırıldı.

Sadrazamları

5 sadrazam
Ahmed İzzet Paşa1918Mondros Mütarekesi onun sadrazamlığında imzalandı.
Ahmed Tevfik Paşa1918-1919 ve 1920-1922Osmanlı tarihinin son sadrazamıdır; saltanatın kaldırılmasıyla görevi sona erdi.
Damat Ferid Paşa1919 ve 1920Beş kez sadrazam oldu; İtilaf devletleriyle uyum siyasetini yürüttü, Sevr Antlaşması onun döneminde imzalandı.
Ali Rıza Paşa1919-1920Anadolu hareketiyle uzlaşma arayan hükümeti kurdu.
Salih Hulusi Paşa1920İstanbul'un işgali sırasında kısa süre görevde kaldı.

Tuğrası

Padişah nişanı
محمد سادس

Mehmed Vahideddin bin Sultan Abdülmecid Han muzaffer dâimâ

Osmanlı tarihinin son padişah tuğrasıdır. Saltanatı dört yıl dört ay sürdüğü ve savaş ile işgal koşullarında geçtiği için bu tuğrayı taşıyan belge ve sikke sayısı sınırlıdır.

Anlamı
Sultan Abdülmecid Han oğlu Mehmed Vahideddin, daima muzaffer
Okunuşu
Mehmed-i Sâdis

Aile Ağacı

23 kişi
Yedi kuşak ata
Aile ağacı
BabasıSultan AbdülmecidSultan Abdülmecid1839-1861
AnnesiGülüstü Kadın EfendiGülüstü Kadın Efendi
EşiEmine Nazikeda KadınefendiEmine Nazikeda Kadınefendi
Eşiİnşirah Hanımİnşirah Hanım
EşiMüveddet KadınefendiMüveddet Kadınefendi
EşiNevzad HanımNevzad Hanım
EşiNevvare HanımNevvare Hanım
Sultan VahdettinSultan Vahdettin1918-1922
KızıFatma Ulviye SultanFatma Ulviye Sultan1892-1967
KızıRukiye Sabiha SultanRukiye Sabiha Sultan1894-1971
OğluŞehzade Mehmed ErtuğrulŞehzade Mehmed Ertuğrul1912-1944
KızıFenire SultanFenire Sultan1888
Baba ve çocuk bağıAnne ve eş bağıTahta çıkan
Kardeşleri
KardeşiV. MuradV. Murad1876-1876KardeşiII. AbdülhamidII. Abdülhamid1876-1909KardeşiSultan ReşadSultan Reşad1909-1918
Kız kardeşiMediha SultanMediha Sultan
KardeşiŞehzade Ahmed KemaleddinŞehzade Ahmed Kemaleddin

Sözleri

Bu memleketin selameti için elimden geleni yaptım; tarih beni doğru anlayacaktır.

Sürgün yıllarında söylediği aktarılan söz

Çağdaşları

7 kişi
MK
Mustafa KemalMillî Mücadele önderi · 1919-19221919 yılında Samsun'a müfettiş olarak gönderildi
DF
Damat Ferid PaşaSadrazam · 1919-1920Padişahın eniştesi, beş kez sadrazam oldu
AT
Ahmed Tevfik PaşaSon sadrazam · 1920-1922Saltanatın kaldırılmasıyla görevi sona erdi
AE
Abdülmecid EfendiSon halife · 1922-1924Saltanatın kaldırılmasından sonra halife seçildi
DL
David Lloyd Georgeİngiltere başbakanı · 1916-1922Sevr sürecinin belirleyici isimlerindendi
V
VenizelosYunanistan başbakanı · 1917-1920İzmir'e çıkarma onun döneminde yapıldı
WW
Woodrow WilsonAmerika Birleşik Devletleri başkanı · 1913-1921On dört ilkesi savaş sonrası düzeni etkiledi

İlkler ve Enler

5 başlık
Osmanlı hanedanının son padişahı36. ve sonuncu padişah
Saltanatı kaldırılan padişah1 Kasım 1922
Ülkeden ayrılan tek Osmanlı padişahı17 Kasım 1922
Yurt dışında ölen padişahSanremo, 16 Mayıs 1926
Kabri Türkiye dışında bulunan padişahŞam, Sultan Selim Camii haziresi

Osmanlı Padişahları

36 padişah · 623 yıl

Yanlış Bilinenler

6 başlık
YanlışSultan Vahdettin hazineyi alarak kaçtı.
DoğruSürgün yıllarını maddi sıkıntı içinde geçirdiği, geçimini yanında getirebildiği kişisel eşyaların satışıyla sağladığı kaynaklarda kaydedilir. Ölümünde cenaze masrafları konusunda güçlük yaşandığı aktarılır.
YanlışSevr Antlaşması yürürlüğe girerek uygulandı.
DoğruAntlaşma imzalandı, ancak meclis onayı alınamadığı için hukuken yürürlüğe girmedi. Askerî gelişmeler antlaşmanın öngördüğü tabloyu geçersiz kıldı ve yerini Lozan Antlaşması aldı.
YanlışSaltanat ile halifelik aynı anda kaldırıldı.
DoğruSaltanat 1 Kasım 1922 tarihinde kaldırıldı; halifelik ise bir süre daha devam etti ve 3 Mart 1924 tarihinde kaldırıldı. Bu arada Abdülmecid Efendi halife olarak görev yaptı.
YanlışSultan Vahdettin tahttan indirildi.
DoğruTahttan indirilmedi; saltanat kurumunun kendisi kaldırıldı. Bu, Osmanlı tarihinde bir hükümdarın değil bir kurumun sona erdirilmesi anlamına gelir.
YanlışPadişah Mustafa Kemal'i cezalandırmak için Anadolu'ya sürdü.
DoğruAtama bir sürgün değil, geniş yetkili bir askerî müfettişlik görevidir. Görev bölgesi ve yetkileri resmî talimatla belirlenmişti. Atamanın arkasındaki niyet konusundaki değerlendirmeler farklılık gösterir.
YanlışSon Osmanlı Meclisi Ankara'da toplandı.
DoğruMeclis 12 Ocak 1920 tarihinde İstanbul'da toplandı ve Misak-ı Millî kararlarını orada kabul etti. 16 Mart 1920 tarihinde basıldı, 11 Nisan 1920 tarihinde kapatıldı. Ankara'daki Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 tarihinde ayrı bir meclis olarak açıldı.

Künye

Doğum14 Ocak 1861, İstanbulHicri 1 Recep 1277
Ölüm16 Mayıs 1926, Sanremo, İtalya (65 yaşında)Hicri 3 Zilkade 1344
Saltanat3 Temmuz 1918 - 1 Kasım 1922
Sıra36. ve son padişah
BabasıSultan Abdülmecid
AnnesiGülüstü Kadın Efendi
SelefiSultan Reşad
HalefiYok, saltanat kaldırıldı
DefinSultan Selim Camii haziresi, Şam
LakabıVahdettin

Sıkça Sorulan Sorular

15 soru
Sultan Vahdettin kimdir?
Sultan Vahdettin, 1918-1922 yılları arasında hüküm süren otuz altıncı ve son Osmanlı padişahıdır. Saltanatın kaldırılmasıyla ülkeden ayrıldı. Sultan Vahdettin, 14 Ocak 1861 tarihinde İstanbul'da doğdu ve 16 Mayıs 1926 tarihinde İtalya'nın Sanremo şehrinde öldü. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.
Sultan Vahdettin döneminde saltanat ne zaman kaldırıldı?
1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırıldı. Karara göre egemenlik kayıtsız şartsız millete aitti; halifelik makamı bir süre daha korundu. Kronoloji kaydı, 14 Ocak 1861: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.
Sultan Vahdettin döneminde imzalanan Mondros Mütarekesi ne getirdi?
30 Ekim 1918 tarihinde imzalandı. Ordunun terhisini, Boğazların İtilaf devletlerine açılmasını ve güvenlik gerekçesiyle herhangi bir stratejik noktanın işgal edilebilmesini öngörüyordu. Kronoloji kaydı, 14 Ocak 1861: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.
Sultan Vahdettin döneminde kabul edilen Misak-ı Millî nedir?
28 Ocak 1920 tarihinde son Osmanlı Meclisi'nin kabul ettiği ve barışın hangi esaslara göre yapılabileceğini belirleyen kararlardır. Mütareke sırasında ordunun elinde bulunan ve Türk çoğunluğun yaşadığı toprakların bölünmezliğini, kapitülasyonların kaldırılmasını ve azınlık haklarının karşılıklılık esasına bağlanmasını öngörüyordu. Kronoloji kaydı, 14 Ocak 1861: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.
Sultan Vahdettin döneminde ortaya çıkan Kuvâ-yi Milliye ne demektir?
İşgallere karşı kurulan yerel direniş birliklerinin adıdır. Gönüllülerden, eski askerlerden ve yerel eşraftan oluşuyordu. 1920 yılının sonunda bu birlikler düzenli orduya dönüştürüldü. Sultan Vahdettin'in künyedeki lakapları: Vahdettin.
Sultan Vahdettin kimin oğludur?
Sultan Vahdettin, Sultan Abdülmecid ile Gülüstü Kadın Efendi'nin oğludur. Babası Sultan Abdülmecid: 31. Osmanlı padişahı; oğlunun doğumundan birkaç ay sonra öldü. Annesi Gülüstü Kadın Efendi: oğlu bebekken öldü. Künyeye göre babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadın Efendi; Sultan Vahdettin 14 Ocak 1861, İstanbul tarihinde doğdu.
Sultan Vahdettin hain mi yoksa mağdur mu?
Sultan Vahdettin üzerine iki karşıt görüş vardır. Bir tarafta Mustafa Kemal'i azlettiği, Kuvâ-yi Milliye'ye karşı fetva verdirdiği ve Sevr'i imzalayan hükümeti tuttuğu için hain sayılır; TBMM 1922'de onu vatan haini ilan etti. Diğer tarafta işgal altındaki İstanbul'da elinde güç kalmadığı, ülkeyi hanedanı kurtarmak için terk ettiği savunulur. Belgeler her iki yorumun da dayanaklarını içerir.
Sultan Vahdettin'in torunları kimlerdir?
Sultan Vahdettin'in soyu kızları Ulviye ve Sabiha Sultan ile oğlu Şehzade Mehmed Ertuğrul üzerinden sürer. Sabiha Sultan'ın Şehzade Ömer Faruk ile evliliğinden doğan Neslişah, Hanzade ve Necla Sultan en tanınmış torunlarıdır; Neslişah Sultan 2012'de İstanbul'da öldü. Hanedan üyeleri 1952 ve 1974 aflarıyla Türkiye'ye dönebildi.
Osmanlı'nın son padişahı Sultan Vahdettin midir?
Sultan Vahdettin'dir. Vahdettin adıyla da bilinir. 3 Temmuz 1918 tarihinde tahta çıktı ve 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılmasıyla hükümdarlığı sona erdi. Kronoloji kaydı, 14 Ocak 1861: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.
Sultan Vahdettin ülkeden ne zaman ayrıldı?
17 Kasım 1922 tarihinde Malaya adlı İngiliz zırhlısıyla İstanbul'dan ayrıldı. Yanında oğlu Şehzade Mehmed Ertuğrul ve az sayıda görevli vardı. Kronoloji kaydı, 14 Ocak 1861: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.
Sultan Vahdettin nerede öldü ve nereye gömüldü?
16 Mayıs 1926 tarihinde İtalya'nın Sanremo şehrinde öldü. Cenazesi Şam'a götürülerek Sultan Selim Camii haziresine defnedildi. Sultan Vahdettin 16 Mayıs 1926, Sanremo, İtalya (65 yaşında) tarihinde öldü; künyedeki defin kaydı: Sultan Selim Camii haziresi, Şam.
Mustafa Kemal'i Samsun'a Sultan Vahdettin mi gönderdi?
Atama, 30 Nisan 1919 tarihinde İstanbul hükümeti tarafından yapıldı ve padişahın onayıyla gerçekleşti. Görev, bölgedeki asayişi sağlamak ve mütareke hükümlerinin uygulanmasını denetlemekti. Padişahın bu süreçteki niyeti tarihçiler arasında tartışmalıdır. Kronoloji kaydı, 14 Ocak 1861: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.
Sultan Vahdettin'in hükümetinin imzaladığı Sevr Antlaşması yürürlüğe girdi mi?
Hayır. 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalandı, ancak yürürlüğe girmesi için gereken meclis onayı hiçbir zaman alınmadı; Meclis-i Mebusan o tarihte kapatılmıştı. Yerini 1923 yılında Lozan Antlaşması aldı. Kronoloji kaydı, 14 Ocak 1861: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.
Sultan Vahdettin'den sonra halifelik ne zaman kaldırıldı?
3 Mart 1924 tarihinde kaldırıldı. Aynı kanunla Osmanlı hanedanının bütün üyelerinin yurt dışına çıkarılmasına karar verildi.
Sultan Vahdettin Millî Mücadele'ye karşı mıydı?
Bu konu Türkiye'de tartışmalıdır. İstanbul hükümetleri Anadolu'daki hareketi isyan olarak niteledi, önderleri hakkında idam kararları verildi ve aleyhte fetva yayımlandı. Öte yandan Mustafa Kemal'in geniş yetkiyle Anadolu'ya gönderilmesi, farklı bir değerlendirmenin dayanağı olarak öne sürülür. Kronoloji kaydı, 14 Ocak 1861: İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Gülüstü Kadınefendi'dir.

Son güncelleme: 3 Eylül 2026