
Koca Davud Paşa
قوجه داود پاشاKoca Davut Paşa·Derviş Davud Paşa·Dâvud Paşa
Koca Davud Paşa, II. Bayezid döneminde on beş yıla yakın sadrazamlık yapan, Memlük savaşını yürüten ve İstanbul'da bir külliye kuran devlet adamıdır.
Koca Davud Paşa Kimdir?
14 dk okumaKoca Davud Paşa, II. Bayezid'in saltanatının ilk yarısında sadrazamlık yapan Osmanlı devlet adamıdır. Arnavut asıllı olduğu ve devşirme yoluyla saraya alınıp Enderun'da yetiştiği kaydedilir. Koca ve Derviş lakaplarıyla anılır.
Devlet hizmetinde sancakbeyliğinden başlayarak yükseldi. Ankara sancakbeyi, Anadolu beylerbeyi, Rumeli beylerbeyi ve Bosna sancakbeyi olarak görev yaptı. 1473 yılındaki Otlukbeli Muharebesi'nde öncü kuvvetlere komuta etti; 1477 yılındaki Tuna seferinde top ateşiyle yaralandı.
İshak Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirildi. Tayin tarihi kaynakların bir kısmında 1482, bir kısmında 1483 olarak verilir. Görev süresi on dört yılı aşar ve II. Bayezid döneminin en uzun sadareti sayılır. Bu yıllarda Boğdan seferine, Memlüklerle yapılan savaşa, Macaristan sınırındaki harekâta ve Arnavutluk'taki ayaklanmanın bastırılmasına katıldı. Serdar olarak yürüttüğü 1487 harekâtında Adana ve Tarsus geri alındı.
8 Mart 1497 tarihinde görevden alındı ve yıllık 300.000 akçe maaşla Dimetoka'ya çekildi. 20 Ekim 1498 tarihinde burada öldü. Naaşı İstanbul'a getirilerek kendi külliyesindeki türbeye defnedildi.
İstanbul'da Avratpazarı yakınında cami, medrese, mektep, imaret, çeşme ve türbeden oluşan bir külliye kurdu. Üsküp'te yaptırdığı çifte hamam Balkanlar'daki en büyük örnek sayılır. İstanbul'un batısındaki geniş düzlük, ordunun sefer öncesi toplandığı yer olarak onun adıyla anıldı.
Askerî başarıları üzerine Ankara sancakbeyliğine getirildi; kaynaklar göreve yedi yüz bin akçelik gelirle tayin edildiğini kaydeder.
Kökeni ve Yetişmesi
01 / 18 · 1 dkKaynaklar Arnavut asıllı olduğunda birleşir. Çocuk yaşta devşirme yoluyla Osmanlı hizmetine alındığı ve İstanbul'a gönderildiği kaydedilir. Doğum yılı kesin değildir; bir kısım kaynak 1446 dolaylarını verir, bu tarih ölümündeki yaşına dayanan bir hesaptır.
Saraya alındıktan sonra Enderun'da yetişti. Enderun, devlet hizmeti için kadro yetiştiren saray okuluydu; burada Arapça, Farsça, hat, matematik, askerlik ve devlet usulü öğretiliyordu. On beşinci yüzyılın ortasından itibaren Osmanlı yönetiminin üst kademesi ağırlıklı olarak bu okuldan çıkan kişilerle dolduruldu.
Bu düzenin mantığı, görevlinin bağlılığıyla ilgiliydi. Enderun'da yetişen kişinin taşrada bir ailesi, toprağı ya da bağımsız bir gelir kaynağı yoktu. Konumu doğrudan padişahın iradesine bağlıydı. Çandarlı ailesinin temsil ettiği köklü ilmiye ve toprak sahibi kadronun yerini, 1453 yılından sonra bu kadro aldı.
Ailesi hakkında kaynaklarda bilgi bulunmaz. Babasının ve annesinin adı geçmez; devşirme kökenli devlet adamları için bu olağandır. Doğduğu yerleşimin adı da kesin biçimde kayıtlı değildir.
Koca ve Derviş lakaplarıyla anıldı. Koca lakabı, uzun süre görevde kalan ve yaşlılığında da hizmette bulunan devlet adamları için kullanılan bir sıfattı. Derviş lakabının, dindar tutumu ve âlimlere gösterdiği ilgiyle ilgili olduğu belirtilir.
İlk Görevleri ve Yükselişi
02 / 18 · 1 dkDevlet hizmetinde ilk görevi Çirmen sancakbeyliğidir. Çirmen, Meriç havzasında, Edirne'nin kuzeyinde bir sancaktı. Sancakbeyi, bulunduğu bölgenin tımarlı sipahilerinin başında bulunur, sefer zamanı kendi birliğiyle orduya katılırdı.
Bu görevdeki askerî başarıları üzerine 1470 yılında Ankara sancakbeyliğine getirildi. Kaynaklar bu göreve yedi yüz bin akçelik bir gelirle tayin edildiğini kaydeder. Ankara, Anadolu'nun orta kesimindeki en önemli sancaklardan biriydi ve doğu cephesine açılan yol üzerindeydi.
Yükselişi, Fatih Sultan Mehmed döneminin son on yılına rastlar. Bu yıllarda Osmanlı Devleti doğuda Akkoyunlular, batıda Venedik ve kuzeyde Kırım yönünde eşzamanlı harekâtlar yürütüyordu. Geniş cephelerde savaşan bir devlet, hızla yükselebilen kumandanlara ihtiyaç duyuyordu.
Sancakbeyliğinden beylerbeyiliğe geçiş, Osmanlı taşra teşkilatındaki en önemli basamaktı. Beylerbeyi, birden çok sancağın üstünde duran ve bunların askerî kuvvetini tek elde toplayan görevliydi. Anadolu ve Rumeli beylerbeyilikleri, devletin en büyük iki askerî birimiydi.
Kariyerinde bu iki makamı da üstlendi. Önce Anadolu, sonra Rumeli beylerbeyi oldu; ayrıca sınır bölgesindeki Bosna sancakbeyliğini yürüttü. Sadrazamlığa getirilmeden önce vezirlik rütbesine yükseltildi.
Otlukbeli ve Anadolu Beylerbeyiliği
03 / 18 · 1 dk1473 yılı, Osmanlı Devleti ile Akkoyunlu Devleti arasındaki hesaplaşmanın yılıdır. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Doğu Anadolu'da Osmanlı ilerleyişine karşı bir cephe kurmuş ve Karamanoğulları'nı desteklemişti.
İki ordu 11 Ağustos 1473 tarihinde, Erzincan ile Bayburt arasındaki Otlukbeli mevkiinde karşılaştı. Kaynaklar, Davud Paşa'nın bu muharebede öncü kuvvetlere komuta ettiğini kaydeder. Muharebe Osmanlı ordusunun kesin üstünlüğüyle sonuçlandı ve Akkoyunlu tehdidi Anadolu'dan uzaklaştırıldı.
Aynı yıl içinde Eflatunpınar mevkiindeki çarpışmada da adı geçer. Bu harekât, Karaman bölgesinde Akkoyunlu destekli kuvvetlere karşı yürütüldü.
Muharebedeki hizmeti üzerine Anadolu beylerbeyiliğine getirildi. Bu makam, Anadolu'daki bütün sancakların askerî kumandasını kapsıyordu. Beylerbeyi, sefer sırasında ordunun sağ kolunun başında bulunurdu.
Otlukbeli'nin sonucu, Osmanlı Devleti'nin doğu sınırını uzun süre güvenceye aldı. Akkoyunlu Devleti bu yenilgiden sonra toparlanamadı ve Uzun Hasan'ın 1478 yılındaki ölümünden sonra iç mücadeleye sürüklendi. Doğu cephesindeki bu rahatlama, sonraki yıllarda Osmanlı kuvvetlerinin Balkanlar'a ve Karadeniz'in kuzeyine yönelmesini mümkün kıldı.
Davud Paşa'nın kariyeri de bu yönelmeyi izledi: doğudaki görevlerinden sonra Rumeli ve Balkan cephelerinde bulundu.
Otlukbeli Muharebesi'nde öncü kuvvetlere komuta etti; Akkoyunlu ordusu yenilgiye uğratıldı.
Tuna Seferi ve Rumeli Beylerbeyiliği
04 / 18 · 1 dk1477 yılında Tuna boyunda yürütülen harekâta katıldı. Bu seferde top ateşiyle yaralandığı kaydedilir. On beşinci yüzyılın son çeyreğinde ateşli silahlar hem kuşatmalarda hem meydan muharebelerinde yaygın biçimde kullanılıyordu.
Seferin ardından Rumeli beylerbeyiliğine getirildi. Bu makam, Osmanlı taşra teşkilatının en büyük birimiydi ve Balkanlar'daki bütün sancakları kapsıyordu. Rumeli beylerbeyi, sefer sırasında ordunun sol kolunun başında bulunur, padişahın sefere çıkmadığı durumlarda serdar olarak görevlendirilebilirdi.
Rumeli beylerbeyiliği aynı zamanda sınır siyasetini yürütmek anlamına geliyordu. Macaristan, Venedik ve yerel Balkan beylikleriyle ilişkiler bu makamdan izleniyordu. Akıncı beylerinin sınır ötesindeki harekâtı da beylerbeyinin bilgisi dahilinde yürütülüyordu.
1478 yılında Bosna sancakbeyliğine tayin edildi. Bosna, Osmanlı Devleti'nin Macaristan ile doğrudan temas ettiği en hassas sınır bölgesiydi. Buradan yürütülen akıncı harekâtı, Macaristan Krallığı topraklarına yönelik düzenli baskınları kapsıyordu.
Sancakbeyliği ile beylerbeyilik arasındaki bu geçişler, Osmanlı taşra düzeninde olağandı. Görevler rütbe sırasına göre değil, o anki askerî ihtiyaca göre dağıtılıyordu. Sınır sancaklarının başına deneyimli kumandanların getirilmesi, merkezin bölgeye verdiği önemin göstergesi sayılırdı.
Arnavutluk Harekâtı
05 / 18 · 1 dkArnavutluk, on beşinci yüzyıl boyunca Osmanlı ilerleyişine karşı en uzun direnişin yaşandığı bölgeydi. İskender Bey adıyla anılan Georgios Kastriota'nın önderliğindeki direniş, onun 1468 yılındaki ölümünden sonra da sürdü.
1478 yılında bölgeye yönelik büyük bir harekât düzenlendi. İşkodra kuşatması bu harekâtın merkezindeydi. Kaynaklar, Davud Paşa'nın bu sefer sırasında Žabljak Kalesi'ni aldığını kaydeder. Aynı yıl, direnişin son büyük dayanağı sayılan Akçahisar da Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti.
Akçahisar, Adriyatik kıyısının iç kesimindeki dağlık bölgeyi denetleyen bir kaleydi. Alınmasıyla bölgedeki örgütlü direniş büyük ölçüde sona erdi ve Arnavutluk Osmanlı idarî düzenine bağlandı.
İşkodra ise Venedik'in elindeydi. Şehir uzun bir kuşatmadan sonra, 1479 yılında Venedik ile yapılan barış antlaşması çerçevesinde Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Bu antlaşma, on altı yıl süren Osmanlı Venedik savaşını sona erdirdi.
Bölgedeki huzursuzluk tamamen bitmedi. Dağlık coğrafya ve yerel beylerin yarı bağımsız konumu, sonraki yıllarda da ayaklanmalara zemin hazırladı. Davud Paşa, sadrazamlığı sırasında da bir kez daha aynı bölgeye gönderildi.
Arnavutluk'taki görevleri, onun Balkan coğrafyasına hâkim bir kumandan olarak tanınmasını sağladı. Aynı bölgeden geldiği yolundaki kayıt da bu görevlendirmelerin bir sebebi olarak değerlendirilir.
Sadrazamlığa Getirilişi
06 / 18 · 1 dkFatih Sultan Mehmed 3 Mayıs 1481 tarihinde öldü ve yerine oğlu II. Bayezid geçti. Tahta çıkışı, kardeşi Cem Sultan'ın karşı çıkmasıyla bir iç mücadeleye dönüştü.
Yeni padişahın ilk sadrazamı İshak Paşa oldu. Cem tehlikesi sırasında İstanbul'da düzeni sağlayan bu devlet adamı, kısa süre sonra görevden ayrıldı. Yerine Davud Paşa getirildi.
Tayin tarihi kaynaklarda farklı verilir. Sadrazam listelerinin büyük bölümü ve sitedeki padişah maddeleri 1482 yılını gösterir; bir kısım kaynak ise 1483 yılını yazar. Aradaki fark, İshak Paşa'nın görevden ayrılış tarihiyle ilgili belirsizlikten kaynaklanır.
Görev süresi, hangi başlangıç kabul edilirse edilsin on dört yılı aşar. Bu, II. Bayezid döneminin en uzun sadaretidir ve on beşinci yüzyıl Osmanlı tarihinde ender görülen bir istikrardır. Aynı padişahın saltanatında ondan sonra gelen sadrazamların hiçbiri bu süreye yaklaşamadı.
Sadrazamlığa getirildiğinde devletin gündeminde üç mesele vardı: Cem Sultan'ın Avrupa'da bulunması, Karadeniz'in kuzeybatısındaki limanların denetimi ve güneyde Memlük Devleti ile büyüyen gerginlik. Görev süresi boyunca bu üç mesele de gündemde kaldı.
Dönemin sadrazamı, Divan'ın başkanı olarak devletin idarî ve mali işlerini yürütüyor, padişahın sefere çıkmadığı durumlarda serdar olarak ordunun başında bulunuyordu. Davud Paşa her iki görevi de fiilen yerine getirdi.
Anadolu beylerbeyiliğine getirildi.
Sadareti: İç Yönetim
07 / 18 · 1 dkSadareti, II. Bayezid'in saltanatının ilk yarısını kapsar. Bu dönem, Osmanlı tarihinde fetih hızının yavaşladığı ve iç düzenin pekiştirildiği yıllar olarak değerlendirilir.
Fatih Sultan Mehmed döneminin son yıllarında uygulanan sert mali tedbirler, özellikle vakıf ve mülk arazilerin bir bölümünün tımara çevrilmesi, geniş bir hoşnutsuzluk doğurmuştu. Yeni padişah bu uygulamaların bir kısmını geri aldı ve el konulan arazilerin bir bölümü sahiplerine iade edildi. Bu düzenlemeler sadrazamın görev yıllarına rastlar.
İkinci mesele ilim ve eğitim kurumlarının desteklenmesiydi. Dönemin kaynakları Davud Paşa'yı, âlimlere değer veren ve fakirlere yardım eden bir devlet adamı olarak tarif eder. Kurduğu külliyede medrese ve imaret bulunması bu tarifle uyumludur.
Üçüncü mesele, İstanbul'un imarıydı. Şehir, fetihten sonraki otuz yıl içinde yeniden nüfuslandırılmış, ancak bazı semtleri hâlâ boş kalmıştı. Vezirlerin ve devlet adamlarının farklı semtlerde külliye kurması, bu semtlerin yerleşim merkezi haline gelmesini sağlayan bir yöntemdi. Avratpazarı çevresindeki külliyesi bu politikanın örneğidir.
Dördüncü mesele orduyla ilgiliydi. Sefer öncesi toplanma yerlerinin belirlenmesi ve iaşe düzeninin kurulması, sadrazamın sorumluluğundaydı. İstanbul'un batısındaki geniş düzlüğün ordu toplanma yeri olarak düzenlenmesi bu döneme dayanır.
Boğdan Seferi: Kili ve Akkerman
08 / 18 · 1 dk1484 yılında Karadeniz'in kuzeybatısına büyük bir sefer düzenlendi. Hedef, Tuna ağzındaki Kili ile Dinyester ağzındaki Akkerman kaleleriydi. İki liman da Boğdan Voyvodalığı'nın elindeydi ve Karadeniz ticaretinin önemli durakları sayılıyordu.
Sefere padişah bizzat katıldı. Kara ordusu ile donanma eşzamanlı hareket etti; Kırım Hanlığı kuvvetleri de harekâta destek verdi. Sadrazam olarak Davud Paşa ordunun içindeydi.
Kili Kalesi, 1484 yılının temmuz ayında, ayın altısı ile on beşi arasında süren bir kuşatmanın ardından alındı. Akkerman ise aynı yılın temmuz ayının yirmi dördünde kuşatıldı ve ağustos ayının dokuzunda teslim oldu.
İki kalenin alınmasıyla Karadeniz'in batı ve kuzeybatı kıyıları tamamen Osmanlı denetimine girdi. Boğdan Voyvodalığı denize açılan limanlarını kaybetti ve Osmanlı Devleti'ne tâbi hale geldi. Kırım ile İstanbul arasındaki kara ve deniz bağlantısı güvenceye alındı.
Seferin bir başka sonucu, Lehistan ile ilişkilerin gerginleşmesi oldu. Boğdan voyvodası Büyük Stefan, kaybettiği limanları geri almak için Lehistan'a başvurdu; bu girişim sonraki yıllarda kuzey sınırında çatışmalara yol açtı.
Boğdan seferi, II. Bayezid döneminin en büyük toprak kazanımı sayılır. Karadeniz'in bir iç deniz haline gelmesi bu seferle tamamlandı.
Memlük Savaşının Başlaması
09 / 18 · 1 dkOsmanlı Devleti ile Memlük Devleti arasındaki gerginlik, Çukurova bölgesindeki hâkimiyet meselesinden kaynaklanıyordu. İki devletin sınırı Toros geçitlerinden geçiyordu ve bölgedeki Turgutlu ile Varsak aşiretleri iki taraf arasında yer değiştiriyordu.
Gerginliği artıran bir başka mesele Cem Sultan'dı. Taht mücadelesini kaybeden şehzade, 1481 yılında Memlük topraklarına sığınmış ve Kahire'de iyi karşılanmıştı. Bu, Osmanlı yönetiminde düşmanca bir tavır olarak değerlendirildi.
İlk büyük harekât 1485 yılında başlatıldı. Ordunun görevi Çukurova çevresini almak ve bölgedeki aşiretleri denetim altına sokmaktı. Harekât beklenen sonucu vermedi: Osmanlı kuvvetleri 9 Şubat 1486 tarihinde Adana yakınlarında Memlük ordusu karşısında yenildi.
Savaş, iki tarafın da kesin sonuç alamadığı altı yıllık bir mücadeleye dönüştü. Memlük Devleti bölgedeki kalelere hâkimdi ve Suriye'den destek alabiliyordu. Osmanlı Devleti ise aynı anda Balkanlar'da ve Karadeniz'de meşguldü.
Savaşın Osmanlı tarafındaki en önemli sonucu, Anadolu'nun güneyindeki askerî hazırlığın artırılması oldu. Bölgeye düzenli kuvvet sevk edilmesi, yolların ve iaşe düzeninin kurulması gerekiyordu. Sadrazam olarak bu hazırlıkların yürütülmesi Davud Paşa'nın sorumluluğundaydı.
Mücadelenin asıl çözümü otuz yıl sonra, 1516 ile 1517 yılları arasındaki seferlerle geldi.
Tuna boyundaki seferde top ateşiyle yaralandı.
Çukurova Harekâtı: Adana ve Tarsus
10 / 18 · 1 dk1486 yılındaki yenilginin ardından bölgeye yeni bir kuvvet gönderilmesine karar verildi. Harekâtın başına serdar olarak Davud Paşa getirildi.
Kaynaklar, dört bin yeniçeri ve on bin azep ile hareket ettiğini kaydeder. Yeniçeriler hazineden ücret alan ve ateşli silah kullanan daimî piyade, azepler ise sefer için yazılan yardımcı kuvvetlerdi. Bu birleşim, kale kuşatması gerektiren bir harekât için düzenlenmişti.
Harekât 1487 yılında yürütüldü. Elden çıkmış olan Adana ve Tarsus geri alındı. İki şehir de Çukurova ovasının denetimi bakımından kilit noktalardı: Adana Seyhan, Tarsus ise Berdan nehri üzerinde, Toros geçitlerinden Suriye'ye uzanan yolun üstündeydi.
Harekâtın ikinci bölümü, Memlüklerle işbirliği yapan aşiretlere yönelikti. Turgutlu ve Varsak toplulukları üzerine yürünerek bunların itaati sağlandı. Bu topluluklar bölgenin dağlık kesiminde yaşıyor ve geçitleri denetliyordu; tarafsızlıkları ya da desteği, cephenin güvenliği bakımından belirleyiciydi.
Harekâtın sonucu, Osmanlı tarafında bir başarı olarak kaydedildi. Buna karşılık kazanım kalıcı olmadı. Savaşın sonraki yıllarında bölge yeniden el değiştirdi ve 1491 yılındaki barış antlaşmasıyla Adana ile Tarsus Memlük idaresinde kaldı.
Serdarlık görevi, sadrazamın ordunun başında sefere çıkmasının Osmanlı düzenindeki olağan biçimidir.
Ağaçayırı ve 1491 Barışı
11 / 18 · 1 dkSavaşın en büyük muharebesi 26 Ağustos 1488 tarihinde, Adana yakınlarındaki Ağaçayırı mevkiinde yapıldı. İki ordu bütün kuvvetleriyle karşı karşıya geldi.
Muharebede Osmanlı ordusunun sol kanadı ilerleme sağladı, ancak sağ kanadın dağılması üzerine ordu geri çekilmek zorunda kaldı. Sonuç Memlük tarafının üstünlüğü oldu. Bu, Osmanlı Devleti'nin on beşinci yüzyıldaki sayılı meydan yenilgilerinden biridir.
Yenilginin ardından savaş birkaç yıl daha sürdü, ancak iki taraf da kesin sonuç alamadı. Memlük Devleti kuzeye doğru ilerleyemedi; Osmanlı Devleti ise aynı anda Balkanlar'da ve kuzey sınırında meşgul olduğu için güneye yeni büyük kuvvet ayıramadı.
Savaş 1491 yılında yapılan barış antlaşmasıyla sona erdi. Antlaşmayla savaş öncesindeki sınırlara dönüldü: Adana ve Tarsus Memlük idaresinde kaldı, Gülek Kalesi iki devlet arasındaki sınır olarak belirlendi.
Barış uzun sürdü. İki devlet arasında yeni bir savaş ancak 1516 yılında çıktı. Aradan geçen yirmi beş yıl boyunca sınırda büyük bir çatışma yaşanmadı.
Altı yıllık savaşın Osmanlı tarafındaki sonucu, kazanımsız bir mücadeleydi. Buna karşılık savaş, Anadolu'nun güneyindeki askerî ve lojistik düzenin kurulmasını sağladı. Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılındaki seferinde kullanılan yollar ve üsler, bu dönemde hazırlanmış olan altyapıya dayanıyordu.
Cem Sultan Meselesi
12 / 18 · 1 dkSadaretinin tamamına damgasını vuran mesele, padişahın kardeşi Cem Sultan'ın Avrupa'da bulunmasıydı.
Taht mücadelesini kaybeden şehzade önce Memlük topraklarına sığındı, ardından 1482 yılının temmuz ayında Rodos'a geçti. Rodos şövalyeleri onu misafir olarak kabul etti, ancak kısa süre sonra Fransa'ya götürüp gözetim altında tuttu. Sonraki yıllarda papalığın eline geçti.
Cem Sultan'ın Avrupa'da bulunması, Osmanlı dış siyasetini doğrudan etkiledi. Bir Haçlı seferi düzenlenmesi halinde onun Osmanlı tahtına aday olarak kullanılabileceği açıktı. Bu ihtimali önlemek için Osmanlı yönetimi, şehzadeyi elinde tutanlara yıllık ödeme yapmayı kabul etti.
Aynı sebeple, sadaret döneminde Avrupa yönünde büyük ölçekli bir sefer düzenlenmedi. Osmanlı kuvvetleri Macaristan sınırında akınlarla yetindi ve Venedik ile barışı korudu. Devletin ağırlığı doğuya ve kuzeye yöneldi.
Cem Sultan 25 Şubat 1495 tarihinde Napoli'de öldü. Ölümüyle birlikte on üç yıl süren belirsizlik sona erdi ve Osmanlı dış siyaseti üzerindeki baskı kalktı. Naaşı dört yıl sonra Osmanlı topraklarına getirildi ve Bursa'ya defnedildi.
Mesele, Osmanlı tarihinde bir hanedan üyesinin yabancı bir devletin elinde bulunmasının sonuçlarını gösteren tek örnektir. Sadrazamın görev yıllarının büyük bölümü, bu durumun getirdiği kısıtlar içinde geçti.
Rumeli beylerbeyiliğine getirildi.
Rumeli'de Son Görevler
13 / 18 · 1 dkSadaretinin son yıllarında ağırlık yeniden Balkanlar'a kaydı. Bölgedeki başlıca mesele, Arnavutluk'ta çıkan ayaklanmaydı.
1492 yılında bölgeye bir sefer düzenlendi ve ayaklanan kuvvetler üzerine Davud Paşa gönderildi. Dağlık coğrafya, harekâtı güçleştiren başlıca etkendi. Bölgeyi daha önce beylerbeyi ve sancakbeyi olarak tanımış olması, bu görevlendirmenin sebeplerinden biri olarak gösterilir.
Macaristan sınırında ise akıncı harekâtı sürdü. Bosna ve Semendire sancakları üzerinden yürütülen bu baskınlar, iki devlet arasında zaman zaman mütarekelerle kesildi. Büyük ölçekli bir sefer düzenlenmedi; Cem Sultan meselesi, batı yönünde geniş çaplı harekâtı engelleyen temel sebepti.
Kuzeyde Lehistan ile ilişkiler gerginleşti. Boğdan'daki limanların kaybı, voyvodanın Lehistan'a yaklaşmasına yol açmıştı. Bu gerginlik, Davud Paşa'nın görevden ayrılmasından hemen sonraki yıllarda çatışmaya dönüştü.
Doğuda ise Akkoyunlu Devleti'ndeki iç mücadele izleniyordu. Osmanlı yönetimi bu mücadeleye, hanedan üyelerinden birini destekleyerek dolaylı biçimde katıldı. Aynı mesele, sadrazamın görevden alınmasının gerekçesi olarak gösterilecekti.
Görev süresinin son yıllarında devletin sınırları büyük ölçüde sabit kaldı. Bu durağanlık, dönemin bir zaaf işareti olarak değil, üç cephede aynı anda mücadele etmekten kaçınan bir tercih olarak değerlendirilir.
Azli, Dimetoka Yılları ve Ölümü
14 / 18 · 1 dk8 Mart 1497 tarihinde sadrazamlıktan alındı. Görev süresi, hangi başlangıç tarihi kabul edilirse edilsin on dört yılı aşmıştı.
Azlin sebebi olarak, padişahın damadı olan Akkoyunlu hanedanından Göde Ahmed'in Osmanlı topraklarından ayrılıp Tebriz'e gitmesi gösterilir. Bu olay, doğu siyasetinde Osmanlı yönetiminin denetimini kaybetmesi olarak değerlendirildi.
Azil, bir ceza biçiminde uygulanmadı. Kendisine yıllık üç yüz bin akçe maaş bağlandı ve Dimetoka'da ikamet etmesi kararlaştırıldı. Dimetoka, Meriç vadisinde, Edirne'nin güneyinde bir kasabaydı ve emekliye ayrılan devlet adamlarının yerleştirildiği yerlerden biriydi. Bu uygulama, görevden alınan üst düzey görevlilerin merkezden uzakta ama denetim altında tutulmasını sağlıyordu.
Yerine Hersekzade Ahmed Paşa getirildi. Hersek hanedanından gelen bu devlet adamı, sonraki yirmi yıl içinde beş kez sadrazamlık yaptı.
Davud Paşa, Dimetoka'da 20 Ekim 1498 tarihinde öldü. Bu tarih hicrî takvimde 904 yılının rebîülevvel ayının dördüne denk gelir. Türbesindeki kitabe ise 905 yılını gösterir; iki kayıt arasındaki fark kaynaklarda belirtilir.
Naaşı Dimetoka'da bırakılmadı. İstanbul'a getirilerek kendi kurduğu külliyedeki türbeye defnedildi. Geride bıraktığı servetin bir milyon duka değerinde olduğu kaydedilir; bu, dönemin en büyük özel servetlerinden biriydi.
İstanbul'daki Külliyesi
15 / 18 · 1 dkEn büyük eseri İstanbul'da kurduğu külliyedir. Yapı topluluğu, şehrin Avratpazarı olarak anılan semtinin yakınında, surların iç tarafında yer alır.
Külliye 1485 yılında tamamlandı. İçinde cami, medrese, mektep, imaret, çeşme ve türbe bulunur. Külliyeye gelir sağlamak üzere çok sayıda dükkân vakfedildi; kaynaklar bu dükkânların sayısını yüz sekiz olarak verir.
Cami, tek kubbeli bir yapıdır ve önünde son cemaat yeri bulunur. Erken Osmanlı mimarisinin tek kubbeli cami tipinin İstanbul'daki büyük ölçekli örneklerinden biri sayılır. Türbe, caminin yanındaki hazirede yer alır.
Külliyenin kurulduğu bölge, fetihten sonra nüfusu azalmış bir alandı. Bir vezir külliyesinin buraya yapılması, semtin yeniden canlanmasını sağladı. Çevredeki mahalle, sonraki yüzyıllarda Davud Paşa adıyla anıldı ve bu ad bugüne kadar geldi.
Surdaki yakın kapı da aynı adla anılmaya başladı. Kapının dışındaki geniş düzlük ise ordunun sefer öncesi toplandığı yer olarak kullanıldı. Davud Paşa Sahrası adıyla bilinen bu alan, yüzyıllar boyunca Osmanlı ordusunun İstanbul'daki başlıca toplanma yeri oldu; padişahlar sefere çıkarken otağ burada kurulurdu.
Bir devlet adamının adının hem bir semte, hem bir kapıya, hem de bir ordugâh alanına verilmesi, külliyenin şehir üzerindeki etkisini gösterir.
İşkodra seferi sırasında Žabljak Kalesi alındı.
Üsküp Hamamı ve Diğer Eserleri
16 / 18 · 1 dkİstanbul dışındaki en bilinen eseri Üsküp'teki çifte hamamdır. Yapı, şehrin Vardar üzerindeki Taş Köprü'sünün yanında bulunur ve 1489 ile 1497 yılları arasında inşa edildi.
Çifte hamam, erkekler ve kadınlar için ayrı bölümleri olan hamam tipidir. Yapının cephesi düzgün taş ve tuğla sıralarıyla örülmüştür; iki soyunma yerinin kubbeleri dışarıdan anıtsal bir görünüm verir. Plan düzeni Osmanlı hamam geleneğine uygundur; erkekler bölümünün sıcaklık kısmı dört eyvanlı tiptedir.
Hamam, Balkanlar'daki en büyük örnek olarak anılır. Yirminci yüzyılın ortasında onarılarak müze ve sanat galerisi haline getirildi; bugün Kuzey Makedonya Ulusal Galerisi olarak kullanılmaktadır.
Vakıflarının dağılımı, görev yaptığı coğrafyayı izler. İstanbul merkez, Üsküp Rumeli'deki en önemli şehirlerden biriydi. Bunların yanında Balkanlar'ın ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde cami, medrese ve imaret yaptırdığı kaydedilir.
Vakıf kurmak, dönemin devlet adamları için hem dinî bir hizmet hem bir mal koruma yöntemiydi. Vakfa bağlanan mülk, sahibinin ölümünden sonra müsadere edilemiyor ve idaresi belirlenen şartlara göre yürütülüyordu. Bir milyon duka değerindeki servetinin büyük bölümünün vakıflara bağlanmış olması, bu uygulamanın örneğidir.
Eserlerinin ortak özelliği, tek tek yapılar değil, gelir kaynağıyla birlikte kurulmuş yapı toplulukları olmalarıdır.
Kişiliği ve Tarihteki Yeri
17 / 18 · 1 dkDönemin kaynakları onu, âlimlere değer veren, fakirlere yardım eden, tecrübeli ve ihtiyatlı bir devlet adamı olarak tarif eder. Derviş lakabının bu tutumla ilgili olduğu belirtilir.
Kariyerinin çizgisi, on beşinci yüzyıl Osmanlı devlet adamının tipik yoludur: devşirme olarak alınma, Enderun'da yetişme, sancakbeyliğinden beylerbeyiliğe yükselme ve oradan sadarete geçme. Bu yolun her basamağında askerî görev bulunur.
Sadaretinin en belirgin özelliği süresidir. On dört yılı aşan görev, II. Bayezid döneminin en uzun sadaretidir. Aynı padişahın saltanatında ondan sonra gelen yedi sadrazamın hiçbiri bu süreye ulaşamadı. Bu istikrar, dönemin genel siyasetiyle uyumludur: fetih hızının yavaşladığı, iç düzenin pekiştirildiği ve büyük risklerden kaçınıldığı bir dönemdir.
Askerî kariyerinde iki uç sonuç vardır. Otlukbeli ve Boğdan seferi kazanılan harekâtlardır; Memlük savaşı ise altı yıl sürmüş ve kazanımsız bir barışla sona ermiştir. 1487 yılındaki Çukurova harekâtı, savaşın Osmanlı tarafındaki en başarılı safhası olarak kaydedilir.
Adı bugün İstanbul'da bir semtte, bir cami ve külliyede, bir sur kapısında ve tarihî bir ordugâh alanında yaşamaktadır. Üsküp'teki hamam da onun adıyla anılmaya devam etmektedir.
Osmanlı yönetim tarihinde, uzun süre görevde kalarak bir padişah döneminin karakterini belirleyen sadrazamlar azdır. Davud Paşa bu az sayıdaki isimden biridir.
Aynı Yıllarda Dünya
18 / 18 · 1 dk1485: Bosworth Muharebesi ile İngiltere'de Güller Savaşı sona erdi ve Tudor hanedanı başladı.
1488: Portekizli denizci Bartolomeu Dias, Afrika'nın güney ucundaki Ümit Burnu'nu dolaştı.
1489: Kıbrıs adası Venedik idaresine geçti.
1492: Granada'nın teslim olmasıyla İber yarımadasındaki müslüman hâkimiyeti sona erdi.
1492: Kristof Kolomb Atlas Okyanusu'nu geçerek Amerika kıtasındaki adalara ulaştı.
1494: Tordesillas Antlaşması ile İspanya ve Portekiz keşfedilecek toprakları aralarında paylaştı.
1494: Fransa kralı VIII. Charles İtalya'ya girdi; kıtada elli yıldan uzun sürecek İtalyan savaşları başladı.
1497: Vasco da Gama, Hindistan'a deniz yolundan ulaşmak üzere Lizbon'dan yola çıktı.
Arnavutluk'taki direnişin son büyük dayanağı sayılan Akçahisar Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti.
Kronoloji
30 olay- 15. yüzyıl
Askerî başarıları üzerine Ankara sancakbeyliğine getirildi; kaynaklar göreve yedi yüz bin akçelik gelirle tayin edildiğini kaydeder.
Anadolu beylerbeyiliğine getirildi.
Otlukbeli Muharebesi'nde öncü kuvvetlere komuta etti; Akkoyunlu ordusu yenilgiye uğratıldı.
Tuna boyundaki seferde top ateşiyle yaralandı.
Rumeli beylerbeyiliğine getirildi.
İşkodra seferi sırasında Žabljak Kalesi alındı.
Arnavutluk'taki direnişin son büyük dayanağı sayılan Akçahisar Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti.
Bosna sancakbeyliğine tayin edildi; Macaristan sınırındaki akıncı harekâtı buradan yürütüldü.
Venedik ile yapılan antlaşmayla on altı yıl süren savaş sona erdi ve İşkodra Osmanlı Devleti'ne bırakıldı.
Fatih Sultan Mehmed öldü; yerine II. Bayezid geçti ve kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesi başladı.
İshak Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirildi; kaynakların bir kısmı tayini 1483 yılına koyar.
Cem Sultan Rodos'a geçti; sonraki on üç yıl Avrupa'da gözetim altında tutuldu.
Boğdan seferinde Kili Kalesi alındı; kuşatma ayın altısı ile on beşi arasında sürdü.
Akkerman Kalesi teslim oldu; Karadeniz'in kuzeybatı kıyıları Osmanlı denetimine girdi.
İstanbul'da Avratpazarı yakınındaki külliyesi tamamlandı: cami, medrese, mektep, imaret, çeşme ve türbe.
Memlük Devleti ile savaş başladı; ilk harekât Çukurova çevresine yöneldi.
Adana yakınlarında Osmanlı kuvvetleri Memlük ordusu karşısında yenildi.
Serdar olarak dört bin yeniçeri ve on bin azeple hareket edip Adana ile Tarsus'u geri aldı; Turgutlu ve Varsak topluluklarının itaati sağlandı.
Ağaçayırı Muharebesi'nde Osmanlı ordusu geri çekilmek zorunda kaldı.
Üsküp'teki çifte hamamın inşasına başlandı.
Memlüklerle barış yapıldı; savaş öncesi sınırlara dönüldü, Adana ve Tarsus Memlük idaresinde kaldı, Gülek Kalesi sınır olarak belirlendi.
Arnavutluk'taki ayaklanma üzerine bölgeye gönderildi.
Cem Sultan Napoli'de öldü; Osmanlı dış siyaseti üzerindeki on üç yıllık baskı sona erdi.
Üsküp'teki çifte hamamın inşası tamamlandı.
Yıllık üç yüz bin akçe maaşla Dimetoka'ya yerleşti.
Sadrazamlığa Hersekzade Ahmed Paşa getirildi.
Sadrazamlıktan azledildi; gerekçe olarak padişahın damadı Akkoyunlu Göde Ahmed'in Tebriz'e gitmesi gösterilir.
Naaşı İstanbul'a getirilerek kendi külliyesindeki türbeye defnedildi.
Dimetoka'da öldü; tarih hicrî 904 yılının rebîülevvel ayının dördüne denk gelir, türbe kitabesi ise 905 yılını gösterir.
- 16. yüzyıl
Oğlu Mustafa Yanya sancakbeyliğine getirildi.
Sadareti
1 dönem · yaklaşık 15 yılHizmet Ettiği Padişahlar
2 padişahSavaşlar ve Seferler
7 kayıtAntlaşmalar
1 antlaşmaEserleri
6 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadaret mührünün padişah adına vezîriâzama teslim edilmesi usulü on beşinci yüzyılda yerleşmişti. Mühür, padişah adına karar verme ve belge tasdik etme yetkisini temsil ederdi; azil halinde geri alınır ve yeni sadrazama verilirdi. Koca Davud Paşa mührü İshak Paşa'dan devraldı ve 8 Mart 1497 tarihindeki azlinin ardından Hersekzade Ahmed Paşa'ya bırakıldı. Azlin bir ceza biçiminde uygulanmadığı, kendisine yıllık maaş bağlanmasından anlaşılır.
Aile Ağacı
4 kişi
Koca Davud PaşaÇağdaşları
9 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
9 madde








Yanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruKoca Davud Paşa kimdir?
Koca Davud Paşa kaç yıl sadrazamlık yaptı?
Koca Davud Paşa neden Koca lakabıyla anılır?
Otlukbeli Muharebesi'nde rolü neydi?
Kili ve Akkerman ne zaman alındı?
Koca Davud Paşa Memlüklerle savaşta ne yaptı?
Ağaçayırı Muharebesi nasıl sonuçlandı?
Osmanlı Memlük savaşı nasıl bitti?
Cem Sultan meselesi sadareti nasıl etkiledi?
Koca Davud Paşa neden azledildi?
Koca Davud Paşa ne zaman ve nerede öldü?
Davud Paşa Külliyesi nerededir?
Davud Paşa Sahrası nedir?
Üsküp'teki Davud Paşa Hamamı hangi tarihte yapıldı?
Koca Davud Paşa'nın ailesi hakkında ne biliniyor?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q247287 · Son güncelleme: 27 Eylül 2026