
Koca Hüsrev Paşa
قوجه خسرو پاشاKoca Hüsrev Mehmed Paşa·Mehmed Hüsrev·Şeyhülvüzerâ
Koca Hüsrev Paşa, Tanzimat Fermanı'nın ilan edildiği sırada sadrazam olan, yeni Osmanlı ordusunun kurucu seraskerliğini yapmış devlet adamıdır.
Koca Hüsrev Paşa Kimdir?
16 dk okumaKoca Hüsrev Paşa, Abaza kökenlidir ve doğum yılı kesin olarak bilinmez; kaynakların çoğu 1756 yılı civarını verir, bir kısmı ise 1769 yılını gösterir. Küçük yaşta İstanbul'a getirilerek Çavuşbaşı Said Efendi'nin köleleri arasına alındı, ardından Enderun'a kabul edildi. 3 Mart 1855 tarihinde Emirgan'daki yalısında öldü.
Kariyeri altmış yıla yayıldı. İki kez kaptanıderya, iki kez serasker oldu; Mısır, Diyarbekir, Selanik, Bosna, Silistre, Erzurum, Trabzon ve Anadolu gibi eyaletlerde valilik yaptı. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye'nin kurucu seraskerliği ona verildi ve yeni ordunun serpuşu olarak kırmızı fesi getiren isim oldu.
Sadrazamlığa, II. Mahmud'un ölümünün ertesi günü, 2 Temmuz 1839 tarihinde geldi. Mührü, cenaze töreni için beklenen sırada başvekil Mehmed Emin Rauf Paşa'dan aldırdı. Görev süresi on bir ay yedi gündür.
Sadareti, Osmanlı tarihinin en yoğun aylarından birine denk geldi: Nizip yenilgisi, donanmanın Mısır'a götürülmesi, büyük devletlerin ortak notası ve 3 Kasım 1839 tarihinde Gülhane'de okunan hatt-ı hümayun. Bu son gelişmenin karşısında yer aldı; ferman, hariciye nazırı Mustafa Reşid Paşa'nın girişimiyle ve genç padişahın kararıyla ilan edildi. Bundan sonra nüfuzu hızla azaldı ve 8 Haziran 1840 tarihinde azledildi.
Abaza kökenli bir ailede doğduğu tahmin edilir. Doğum yılı kesin değildir; bazı kayıtlarda 1769 yılı geçer.
Doğumu ve Kökeni
01 / 20 · 1 dkKoca Hüsrev Paşa'nın asıl adı Mehmed Hüsrev'dir. Abaza kökenli olduğu kaynaklarda ortak biçimde belirtilir; Abazalar, Kafkasya'nın Karadeniz kıyısındaki halklardandır.
Doğum yılı kesin olarak bilinmez. Kaynakların çoğu 1756 yılı civarını verir; bazı kayıtlarda 1769 yılı geçer. Ölümünde doksan yaşını aştığı, hatta doksan sekiz civarında olduğu belirtilir. Bu tahminlerin hepsi, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı devlet adamları arasında en uzun ömürlülerden biri olduğunda birleşir.
Küçük yaşta köle olarak İstanbul'a getirildi ve Çavuşbaşı Said Efendi'nin köleleri arasına alındı. Bu yol, on sekizinci yüzyıl sonunda devlet hizmetine giren pek çok görevlinin izlediği yoldu; devşirme düzeni sona ermiş, yerini konak ve saray çevrelerinde yetiştirilen kölelerden oluşan bir kadro almıştı.
Anne ve babasının adı kaynaklarda geçmez. Kendisiyle ilgili aile bilgisi, kendi kurduğu konak düzeninden ibarettir: sonraki yıllarda yüz kadar çocuğu evlat edinerek yetiştirmesi, aile kurmanın devlet kadrosu kurmakla birleştiği bir örnektir.
Said Efendi'nin konağından sonra Enderun'a kabul edildi ve orada eğitim gördü. Enderun, sarayın iç hizmetlerinde çalışacak ve sonra dışarıya görevle çıkacak kadroyu yetiştiren okuldu. Buradaki yılları hakkında ayrıntılı bilgi bulunmaz; adı ilk kez III. Selim'in tahta çıkışından sonra kayıtlarda görülür.
Küçük Hüseyin Paşa'nın Maiyetinde
02 / 20 · 1 dkIII. Selim'in 1789 yılında tahta çıkmasının ardından saray hizmetinde yükseldi ve başçuhadarlığa kadar geldi. Çuhadar, padişahın giyim kuşamıyla ilgilenen iç hizmet görevlisiydi; başçuhadarlık, saraydan dışarıya görevle çıkmadan önceki son basamaklardan biriydi.
1792 yılında Küçük Hüseyin Paşa'nın kaptanıderyalığa tayin edilmesi sırasında saraydan çıktı ve onun maiyetine girdi. Önce mühürdarı, bir süre sonra kethüdâsı oldu. Kethüdâ, bir paşanın maiyetindeki en yetkili görevliydi ve konağın bütün işlerini yürütürdü.
Küçük Hüseyin Paşa, III. Selim döneminin donanma reformlarını yürüten isimdi. Onun yanında geçirdiği yıllar, Hüsrev Paşa'nın hem denizcilik tecrübesi kazanmasını hem de ıslahat taraftarı bir çevrede yetişmesini sağladı. Nizâm-ı Cedîd ordusunun kurulmasında emeği geçenler arasında sayılır.
Bu çevrede edindiği konum, ilerideki kariyerinin bütününü belirledi. Yeni usulde eğitilmiş asker fikrine bağlılığı, otuz beş yıl sonra yeni ordunun kurucu seraskerliğine getirilmesinin gerekçesi oldu.
Buna karşılık kaynaklar, Hüseyin Paşa'nın yanında iyi bir idareci olarak öne çıkamadığını da kaydeder. Kariyerinde belirleyici dönüm noktası, idarî değil askerî bir görevle geldi: 1801 yılında Mısır'a yapılan harekât.
Mısır Harekâtı ve Reşid'in Alınması
03 / 20 · 1 dkFransa'nın 1798 yılında Mısır'ı işgali, Osmanlı Devleti ile Britanya'yı aynı safta buluşturmuştu. 1801 yılının mart ayında Küçük Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, Britanya donanmasıyla birlikte Mısır'ı geri almak üzere harekete geçti.
Donanma 6.000 kişilik bir kuvveti karaya çıkardı. Bu kuvvetin fiilî komutası Hüsrev Paşa'ya verildi. Bir Britanya deniz piyade birliğiyle birlikte Reşid'e yürüdü ve şehri ele geçirdi. Böylece Osmanlı ve Britanya kuvvetlerinin Mısır içlerine ilerlemesinin önü açıldı.
Harekât sırasında, ilerleyen kuvvete karşı saldırıya geçen General Belliard komutasındaki Fransız birlikleri teslim alındı. Bu başarı İstanbul'da takdir edildi ve kendisine vezirlik rütbesiyle İzmit sancağı verildi.
Mısır seferi, Hüsrev Paşa'nın kariyerinde iki yönden dönüm noktasıdır. Birincisi, vezirlik rütbesine ulaşarak devletin üst kademesine girmesidir. İkincisi, Avrupa ordularının teşkilâtını ve savaş usullerini yerinde görme fırsatı bulmasıdır; sonraki bütün askerî düzenleme çabalarında bu tecrübeye dayandı.
Sefer aynı zamanda ömür boyu sürecek bir rekabetin de başlangıcı oldu. Mısır'a gönderilen Osmanlı kuvvetleri arasında bulunan Arnavut asıllı başıbozuk birliklerin içinde subaylık yapan Kavalalı Mehmed Ali de aynı yıllarda öne çıktı.
Küçük yaşta İstanbul'a getirildi ve Çavuşbaşı Said Efendi'nin köleleri arasına alındı; ardından Enderun'a kabul edildi.
Mısır Valiliği
04 / 20 · 1 dkMısır seferinin ardından 1801 yılında Mısır valiliğine getirildi. Devraldığı eyalet, Fransız işgalinden yeni kurtulmuş ve kölemen beylerinin yeniden güç kazandığı bir yerdi.
Valiliğinin iki hedefi vardı: kölemen beylerinin nüfuzunu kırmak ve merkezî yönetimi yeniden kurmak. Bu iş için mevcut kuvvetlere güvenmedi ve Nizâm-ı Cedîd usulünde yeni bir birlik kurmaya girişti. Bu birliğin masrafı yüksekti.
Vergi tahsilatının aksaması mali sıkıntı doğurdu. Bunun üzerine, Rumeli'den Mısır'a getirilmiş olan ve çoğu Arnavut asıllı başıbozuk askerin maaşını kesme kararı aldı. Karar 1802 yılının mayıs ayında isyanla karşılandı.
Üzerlerine gönderdiği yeni usul birlik başarısız oldu. Kaleyi ele geçiren isyancılar vali konağını ateşe verdi. Hüsrev Paşa güçlükle kaçarak önce Mansûre'ye, oradan Dimyat kalesine çekildi ve savunma hazırlığına başladı. Kahire'de yerine vali kaymakamı olarak Tahir Paşa geçti; böylece valiliği fiilen sona erdi. Görev süresi bir yıl üç ay kadardır.
Kölemen kuvvetleri Dimyat'ı da ele geçirdi. Hüsrev Paşa 1803 yılının temmuz ayında Abaza Kalesi'ne çekilmek ve orada kuşatıldıktan sonra teslim olmak zorunda kaldı. Kahire'ye götürüldü, kaçma girişimi sonuçsuz kaldı. Sekiz ay sonra kölemenlere karşı dönen Kavalalı Mehmed Ali tarafından serbest bırakıldı.
Rumeli Valilikleri ve Tuna Cephesi
05 / 20 · 1 dkMısır'dan Diyarbekir valiliğiyle ayrıldı. Bir yıl sonra Selanik valiliğine getirildi, ardından Rumeli'nin çeşitli yerlerinde görev yaptı: 1806 yılında Bosna, 1808 yılında ikinci kez Selanik, 1809 yılında Silistre valiliği ve Tuna sahilleri seraskerliği.
Bu görevler, 1806 yılında başlayan Osmanlı Rus savaşının yıllarına denk gelir. Savaşın Tuna hattındaki seyri, kalelerin savunulmasına ve nehir geçişlerinin engellenmesine dayanıyordu.
1810 yılının haziran ayında, kendi yetiştirdiği 6.000 kişilik düzenli orduyla Davudpaşa sahrasına çıktı ve Varna seraskerliği verilerek cepheye gönderildi. Bu ordu, Avrupa usullerine göre talim görmüş askerlerden oluşuyordu ve dönem için alışılmadık bir uygulamaydı.
Cephede, orduyu takviye etmek için İstanbul'dan Avrupa usulünde yetişmiş istihkâm mühendisleri istedi. Bu talep, askerî yenileşme konusundaki tutumunun somut bir örneği olarak kaydedilir.
Savaşta gösterdiği başarılar takdir edildi ve 1811 yılının ocak ayında kaptanıderyalığa getirildi. Donanmayla Karadeniz'e çıkarak Rus kuvvetlerine karşı harekâtta bulundu.
Savaş, 28 Mart 1812 tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması ile sona erdi. Hüsrev Paşa aynı yılın eylül ayında İstanbul'a döndü. Bu dönüşün ardından Teke ili bölgesinde çıkan bir ayaklanmayı kısa sürede bastırdı.
Birinci Kaptanıderyalığın Sonu ve Doğu Görevleri
06 / 20 · 1 dkKaptanıderyalık görevi 1818 yılına kadar sürdü. Görevden alınmasının sebebi kendi icraatı değil, merkezdeki denge değişikliğiydi: hâmisi olan Sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşa 6 Ocak 1818 tarihinde azledildi. II. Mahmud'un başdanışmanı Hâlet Efendi'nin etkisiyle Hüsrev Paşa da kaptanıderyalıktan alındı ve 1818 yılının şubat ayında Trabzon eyaletine gönderildi.
Bunun ardından Anadolu'da çeşitli valiliklerde bulundu ve Erzurum valiliğine nakledildi. 1820 yılında, İran sınırındaki aşiret hareketlerinin yol açtığı gerginlik üzerine kendisine şark seraskerliği verildi.
Sivas ve Gümüşhane'den gönderilen yardımcı kuvvetlerle sınır aşiretlerine karşı harekâta girişti. Ancak Bayezid sancağı mutasarrıfını azledip yerine kendi adamlarından birini tayin ettirmek istemesi, mutasarrıfın silahla karşı koymasına yol açtı. Aşiretlerin de olaya karışmasıyla bölgede düzen bozuldu.
Bu karışıklıktan yararlanan İran kuvvetleri Bayezid, Bitlis ve Erciş'i ele geçirdi. Bâbıâli, gelişmelerin sorumluluğunu Hüsrev Paşa'ya yükledi ve onu Erzurum valiliğiyle şark seraskerliğinden aldı. 1821 yılının kasım ayında ikinci kez Trabzon valisi yapıldı.
Bu dönem, kariyerindeki en açık başarısızlık olarak kaydedilir. Tayin ve azil yoluyla nüfuz kurma yöntemi, sonraki yıllarda merkezde işine yarayacak ancak burada sonucu bozguna dönüşecekti.
III. Selim'in tahta çıkışından sonra saray hizmetinde başçuhadarlığa yükseldi.
İkinci Kaptanıderyalık ve Mora İsyanı
07 / 20 · 1 dkMora'da başlayan ayaklanmanın Ege adalarına yayılma tehlikesi göstermesi üzerine, denizcilik tecrübesi sebebiyle 1822 yılının sonunda ikinci kez kaptanıderyalığa getirildi. Bu görevde 1827 yılına kadar kaldı.
Donanmayla Mora yarımadası çevresinde dolaşarak isyancıların denizle bağlantısını kesmeye çalıştı. Harekât kapsamında Mısır'a kadar gitti; ayaklanmanın bastırılması için Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan yardım istenmişti.
Mısır valisi, oğlu İbrahim Paşa komutasında Mora'ya bir ordu gönderdi ve Avrupa usulünde eğitilmiş 12.000 kişilik bir kuvveti Serdar Reşid Paşa'nın emrine verdi. Bu kuvvetin ve mühimmatın İskenderiye'den gemilerle Mora'ya taşınması Hüsrev Paşa'ya düştü. İskenderiye'de eski rakibi tarafından görünüşte iyi karşılandı.
Ortak harekât 1825-1826 yıllarındaki Missolonghi kuşatmasıyla sürdü. Kuşatma sırasında Hüsrev Paşa ile İbrahim Paşa arasında geçimsizlik baş gösterdi; İbrahim Paşa donanmayı kendi emri altına almak istiyordu. Kale 10 Nisan 1826 tarihinde düştü.
Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Bâbıâli'ye gönderdiği yazılarda Hüsrev Paşa'yı suçladı ve azledilmezse gönderdiği orduyu geri çekeceğini bildirdi. II. Mahmud isteği önce bir hatt-ı hümayunla reddetti. Israr ve tehditler karşısında 1827 yılının şubat ayında Hüsrev Paşa görevden alındı ve Anadolu valiliğine tayin edildi.
Asâkir-i Mansûre Seraskerliği
08 / 20 · 1 dkII. Mahmud, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdı ve yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordu kurulmasına girişti. Yeni ordunun kurucu seraskerliği 1827 yılının nisan ayında Hüsrev Paşa'ya verildi.
Seçimin gerekçesi, yıllardır askerî yenileşme taraftarı olarak tanınmasıydı. Son kaptanıderyalığı sırasında donanmada, bir Fransız öğretmenin idaresinde Batı usullerine göre bir nizamiye taburu yetiştirmişti.
Göreve gelince bu taburu serasker kapısına nakletti ve buradaki diğer askerleri de yeni usule göre talim ettirdi. Talimler padişahın önünde yapıldı, beğenildi ve bütün orduya uygulanması emredildi.
Bu taburun üniformasının bir parçası olarak askerlere kırmızı fes giydirilmişti. Uygulama yeni ordunun tamamı için kabul edildi ve fes ordunun serpuşu oldu. Sonraki yıllarda fes siviller arasında da yayıldı ve II. Mahmud'un kıyafet düzenlemesiyle devlet memurlarına da uygulandı. Kaynaklar, fesi Osmanlı ülkesine tanıtan ve kabulünü sağlayan kişinin Hüsrev Paşa olduğunu kaydeder.
Mekteb-i Harbiye'nin kuruluşu da onun seraskerliği dönemindedir. Okul, II. Mahmud'un fermanıyla 1834 yılında kurulmaya başlandı ve ertesi yıl Maçka'da padişahın da katıldığı bir törenle öğretime açıldı. Aynı dönemde Silistre ve İstanbul'da iki süvari alayı oluşturuldu.
Seraskerliğin devlet protokolündeki yeri de bu yıllarda yükseldi; makam 1835 yılından sonra şeyhülislâmlıkla aynı mertebede sayıldı.
1828-1829 Rus Savaşı ve Merkezdeki Nüfuzu
09 / 20 · 1 dkHüsrev Paşa, yeni ordu yeterince güçlenmediği için Rusya ile çatışmaya taraftar değildi ve saldırı gelinceye kadar barış siyaseti izlenmesi konusunda hükümeti ikna etmişti. Ancak Navarin'de 20 Ekim 1827 tarihinde Osmanlı ve Mısır donanmalarının imha edilmesi ve ardından yapılan karşılıklı adımlar savaşa yol açtı.
Rus orduları 1828 yılının haziran ayında Tuna'yı geçti. Savaş sürerken Hüsrev Paşa merkezdeki konumunu güçlendirmeye yöneldi. Rus cephesine ordu komutanı olarak gönderilen isimlerin yanı sıra sadrazamın da ikinci ordunun başında cepheye gönderilmesini sağladı ve İstanbul'da tek nüfuzlu yönetici olarak kaldı.
1828 yılının ekim ayında, kendi seraskerliğe gelmesinde payı olan sadrazamı görevden aldırdı ve yerine bir başkasını getirtti. Üç ay beş gün sonra, 28 Ocak 1829 tarihinde onu da azlettirip kendi yetiştirmesi olan Reşid Mehmed Paşa'yı sadrazam yaptırdı.
Bu azil ve tayinlerle uğraşılırken cephedeki durum ağırlaştı. Rus orduları Balkanları aşarak 1829 yılının ağustos ayında Edirne'ye ulaştı; doğuda Ahıska, Kars ve Erzurum ele geçirildi.
Hüsrev Paşa, padişaha barış yapmaktan başka çare kalmadığını bildirdi. Toplanan meşveret meclisinde savaşa son verilmesi kararlaştırıldı. Barış görüşmelerine katıldı ve savaş tazminatının düşürülmesi için uğraştı; bu çaba sonuç vermedi. Edirne Antlaşması 14 Eylül 1829 tarihinde imzalandı.
Küçük Hüseyin Paşa'nın kaptanıderyalığa tayini sırasında saraydan çıktı; onun mühürdarı ve sonra kethüdâsı oldu.
Mısır Meselesi ve Kavalalı ile Rekabet
10 / 20 · 1 dkSavaşın ardından Hüsrev Paşa nüfuzunun zirvesine ulaştı. Hem ordunun hem başkentteki güvenlik teşkilâtının başı olarak devlet işlerinin fiilî yürütücüsü haline geldi. Bâbıâli, kararlarında onun görüşünü almadan hareket edemiyordu.
Aynı yıllarda Mısır meselesi büyüdü. Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Rus savaşında istenen desteği vermemiş ve Suriye valiliği talebinde ısrar etmişti. Talebin reddedilmesi üzerine 1831 yılında oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusu Suriye'ye yürüdü.
Mısır ordusuna karşı yürütülen mücadelenin planlaması İstanbul'da Hüsrev Paşa tarafından yapıldı. 1832 yılının nisan ayında Ağa Hüseyin Paşa'yı Anadolu serdârlığına tayin ettirdi ve emrine büyük bir ordu verdirdi. Buna rağmen Mısır kuvvetleri Akkâ'yı, Şam'ı ve Halep'i aldı, Toroslar'ı geçerek Anadolu'ya girdi ve 21 Aralık 1832 tarihinde Konya ovasında Osmanlı ordusunu yendi.
Bunun üzerine Rusya'dan yardım istendi ve 8 Temmuz 1833 tarihinde Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı. Rus donanması İstanbul'a geldi. Padişah, Büyükdere'de demirleyen donanmayı gezmeye gittiğinde geceyi Hüsrev Paşa'nın Emirgan'daki yalısında geçirdi. Anlaşmazlık, 1833 yılının mayıs ayında Kütahya'da yapılan uzlaşmayla geçici olarak çözüldü.
Bozgunun ardından Hüsrev Paşa, Avrupa'dan askerî öğretmen ve müşavir getirmeye ağırlık verdi. Bunlar arasında 1835 yılında İstanbul'a gelen ve dört yıl Osmanlı ordusunda görev yapan Prusyalı subay Moltke de bulunuyordu.
Seraskerlikten Azli ve Meclis-i Vâlâ Reisliği
11 / 20 · 1 dkNüfuzunun en yüksek olduğu dönemde, 1837 yılında beklenmedik biçimde seraskerlikten azledildi. Azil 9 Ocak 1837 tarihindedir; kaynakların bir kısmında geçen haziran tarihi, Mustafa Reşid Paşa'nın ilk kez hariciye nazırı olduğu güne aittir.
Değişikliğin, kendi yetiştirdiği ve düğünlerini yaptırdığı iki damat tarafından hazırlandığı kabul edilir. Azlin ardından bunlardan biri seraskerliğe getirildi; Hassa ve Mansûre müşirlikleri birleştirilerek kurulan Anadolu seraskerliği de diğerine verildi.
Kendisine Mansûre Hazinesi'nden emeklilik maaşı bağlandı ve Emirgan'daki sahil yalısına çekildi. Kaynaklar, bu emekliliğin onu hiç memnun etmediğini ve yalnızlığından şikâyet ettiğini kaydeder.
Uzaklaşması uzun sürmedi. Kendisine şeyhülvüzerâ unvanı verildi ve 1838 yılının mart ayında Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye reisliğine tayin edildi. Bu meclis, II. Mahmud'un kurduğu, düzenlemeleri planlayan ve uygulamayı denetleyen üst kuruldu.
Mısır meselesinin ikinci kez alevlenmesiyle yeniden ön plana çıktı. Mesele hakkındaki olağanüstü meşveret meclisleri onun yalısında toplandı.
Gelişmeler hızla ağırlaştı. Osmanlı ordusu 1839 yılının haziran ayında Nizip'te yenildi ve haberi ölüm döşeğinde alan II. Mahmud 1 Temmuz 1839 tarihinde öldü. Yerine on altı yaşındaki oğlu Abdülmecid tahta çıktı. Hüsrev Paşa, bu kritik anda devletin yönetimini yeniden eline almaya girişti.
Sadrazamlığa Gelişi
12 / 20 · 1 dkII. Mahmud'un cenaze töreni için Köprülü Kütüphanesi önünde bekleyen devlet ricali arasında hem başvekil Mehmed Emin Rauf Paşa hem de Meclis-i Vâlâ reisi Hüsrev Paşa bulunuyordu.
Hüsrev Paşa tam o sırada başvekile, yeni padişahın kendisini görevden aldığını bildirdi ve mühr-i hümayunun yeni sadrazam sıfatıyla kendisine teslim edilmesini istedi. Mühür ona verildi. Tayin tarihi kaynaklarda 2 Temmuz 1839 ve 3 Temmuz 1839 olarak geçer.
Bu davranış dönem kaynaklarında sert biçimde kaydedilir; olayı gören devlet adamları makamın el değiştirmesini olağan bir tayin olarak değil, doğrudan bir el koyma olarak değerlendirmiştir.
Sadaretin ilk sonuçları ağır oldu. Kendisiyle arası açık olan Kaptanıderya Ahmed Fevzi Paşa, İstanbul'a dönmesi için gönderilen emre uymadı. Başkente vardığında öldürüleceğinden çekinerek donanmanın tamamını Mısır'a götürdü ve 1839 yılının temmuz ayında İskenderiye'de Kavalalı Mehmed Ali Paşa'ya teslim etti.
Böylece devlet, aynı yaz içinde ordusunu Nizip'te, padişahını 1 Temmuz'da ve donanmasını temmuz ayında kaybetmiş oldu.
Avrupa'nın büyük devletleri bu tabloya müdahale etti. İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya, 27 Temmuz 1839 tarihinde ortak bir nota vererek Mısır meselesinin kendilerine danışılmadan çözülmemesini istedi. Notanın kabul edilmesi, meselenin artık iç bir mesele olmaktan çıktığı anlamına geliyordu.
Osmanlı ve Britanya donanmalarının Mısır harekâtına katıldı; karaya çıkarılan 6.000 kişilik kuvvetin komutasını üstlendi.
Tanzimat Fermanı Sırasındaki Sadareti
13 / 20 · 1 dkMısır meselesinin çözümü için Avrupa'nın desteğine ihtiyaç vardı. Bu desteğin sağlanabilmesi için devletin bir düzenleme programı ilan etmesi gerektiği ortaya çıktı.
Hariciye nazırı Mustafa Reşid Paşa, Londra ve Paris'teki temaslarının ardından İstanbul'a döndü ve hazırladığı programı genç padişaha sundu. Sadrazam Hüsrev Paşa bu programa karşıydı; kaynaklar onu düzenlemelere mesafeli, eski usulden yana bir isim olarak tanımlar.
Muhalefetine rağmen program kabul edildi. Metin, 3 Kasım 1839 tarihinde Gülhane'de okundu ve Tanzimat dönemi başladı. Ferman, padişahın ağzından yazılmış bir taahhütname biçimindeydi ve bütün tebaanın can, mal ve namus güvenliğini, verginin düzene bağlanmasını, askerlik süresinin belirlenmesini ve yargılanmadan ceza verilememesini hükme bağlıyordu.
Fermanın ilanından sonra Hüsrev Paşa'nın nüfuzu hızla azaldı. Saray dahil merkezdeki ağırlık genç hariciye nazırına kaymıştı. Reşid Paşa ilk adım olarak, Hüsrev Paşa'nın adamı olan seraskeri görevden aldırdı.
Bir ay sonra, 8 Haziran 1840 tarihinde Hüsrev Paşa da azledildi ve yerine yeniden Mehmed Emin Rauf Paşa getirildi. Görev süresi on bir ay yedi gündür. Sadaretin bitiş tarihi kaynakların bir kısmında 8 Haziran 1840, bir kısmında 29 Mayıs 1841 olarak verilir.
Azlin gerçek sebebi, Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile aralarındaki eski husumetti: o görevde kaldığı sürece Mısır meselesinin çözülmesi mümkün görünmüyordu.
Yargılanması ve Tekirdağ Sürgünü
14 / 20 · 1 dkAzlinden sonra Emirgan'daki yalısında ikamete mecbur edildi. Çevresiyle görüşmesi ve ilişki kurması yasaklandı.
Tanzimat düzenlemelerine muhalefeti sürdükçe hakkında daha kesin tedbirler alınması gündeme geldi. Sadrazamlığı sırasında bizzat tasdik ettiği ve uygulanacağına yemin ettiği ceza kanunnâmesine aykırı biçimde rüşvet almakla suçlandı ve hakkında dava açıldı.
Dava Meclis-i Ahkâm-ı Adliyye tarafından incelendi. Kanunnâme ilan edilirken, uygulamada hatır, rütbe ve itibara bakılmayacağı ve herkese eşit muamele edileceği yazılmıştı. Meclis onun bu kurala uymadığı sonucuna vardı ve başka konularda da suçlu buldu.
Verilen hüküm dört maddeliydi: bundan sonra devlet hizmetinde kullanılmaması, vezirlik rütbesinin geri alınması, iki yıl süreyle gözetim altında Tekirdağ'a sürgün edilmesi ve bağlanan aylık maaşın kesilerek aldığı paraların iadesi. Sürgün 1840 yılının temmuz ayında uygulandı; yalısı askerle kuşatıldıktan sonra bir vapura bindirilerek gönderildi.
Tekirdağ'a gittikten sonra İstanbul'da alacaklı olduğunu ileri süren kişiler Bâbıâli'ye başvurdu. Eşyasının ve bazı çiftliklerinin devlet denetiminde alacaklılara dağıtılmasını kabul etmek zorunda kaldı. Başvuranlar arasında eskiden kendi kölesi olup vezirliğe kadar yükselmiş kişilerin bulunması, kaynaklarda ayrıca kaydedilen bir ayrıntıdır.
Sürgün bir yıl sürdü; padişah yaşlılığını göz önüne alarak 1841 yılının kasım ayında İstanbul'a dönmesine izin verdi.
İkinci Seraskerlik Dönemi
15 / 20 · 1 dkİstanbul'a döndükten sonra Emirgan'daki yalısına çekildi. Merkezdeki denge yeniden değişmeye başlamıştı; Tanzimat'a muhalif grubu temsil eden isimler yönetimde ağırlık kazandı.
30 Aralık 1845 tarihinde padişahın huzurunda yapılan yeni yıl merasimine davet edildi. Yaşına hürmeten kendisine sadrazamlara mahsus tarzda bir nişan verildi ve protokolde sadrazam ile şeyhülislâm sırasında durmasına izin verildi. Aynı günlerde Meclis-i Hâss'a alındı ve 1846 yılının ocak ayında ikinci kez serasker oldu.
Göreve gelir gelmez önceki seraskerin taraftarlarını kadrodan çıkarmaya başladı. Seraskerlik makamını Üsküdar'dan Bayezid'deki eski saraya geri taşıttı ve seraskerliği Hassa müşirliğiyle yeniden birleştirdi.
Kendisine rüşvet suçlaması yöneltenlerden hesap sormak için görevde bulunmadığı yıllara ait kamu hesaplarını ayrıntılı incelemeye aldırdı. İnceleme sonucunda askerî masraflarda yolsuzluklar ortaya çıkarıldı ve eski rakipleri bu yolla tasfiye edildi.
Bu dönemde kurumsal bir düzenleme de yaptı: o zamana kadar seraskerliğe bağlı olan İstanbul muhafızlığı yerine ayrı bir zaptiye müşirliği kurdurdu.
1846 yılının temmuz ayında Kavalalı Mehmed Ali Paşa İstanbul'u ziyaret etti. Devletin yıllarca temelini sarsan iki yaşlı rakip, aralarındaki husumeti bir yana bırakan samimi bir görüşme yaptı.
Mustafa Reşid Paşa'nın 28 Eylül 1846 tarihinde sadrazamlığa getirilmesinden sonra seraskerlik görevi elinden alındı ve üzerinde yalnızca meclis üyeliği kaldı.
Reşid'i ele geçirmesi ve Fransız birliklerini teslim alması üzerine vezirlik rütbesiyle İzmit sancağı verildi; ardından Mısır valiliğine getirildi.
Evlatlıkları ve Gulâm Sistemi
16 / 20 · 1 dkKoca Hüsrev Paşa'nın en çok anılan özelliği, evlat edinerek yetiştirdiği kadrodur. Kendi soyundan gelen çocuğu bulunmadığı kaydedilir. Buna karşılık yüz kadar çocuğu küçük yaşta, kimi zaman köle pazarından satın alarak evlat edindi.
Bu çocukları konağında özel hocalarla kendi evladı gibi yetiştirdi ve sonra devlet hizmetine soktu. Uygulama, eski Türk, Memlük ve Osmanlı gulâm düzeninin son büyük örneği sayılır: hane içinde yetiştirilen kadronun devlet kadrosuna dönüştürülmesi.
Sistemin ölçeği büyüktü. 1827 yılında mevcudu 27.000 askere ulaşan yeni ordunun subay kadrosu içinde onun yetiştirmelerinden 70 ile 80 kadarı çekirdek bir grup oluşturuyordu. Yetiştirdiği kölelerden otuz kadarı paşa rütbesine ulaştı.
Aralarından üç isim özellikle anılır: sonradan sadrazam olan İbrahim Ethem Paşa ve yine sadrazamlık yapan Halil Rifat Paşa.
Uygulamanın bir başka boyutu saray ile kurulan bağdır. Kaynaklar, saray çevresini de nüfuzu altına alabilmek için padişahın kızlarını kendi yetiştirdiği kölelerle evlendirmenin yolunu bulduğunu ve düğün masraflarını bizzat karşıladığını kaydeder.
Bu düzenin sonucu iki yönlüdür. Bir yandan yeni ordunun ilk subay kadrosunu ve on dokuzuncu yüzyılın önemli devlet adamlarını yetiştirdi; öte yandan aynı kadro, 1837 yılındaki azlinde olduğu gibi kendisine karşı da kullanıldı.
Eserleri ve Vakıfları
17 / 20 · 1 dkKoca Hüsrev Paşa büyük bir servet sahibiydi. 1854 yılında düzenlenen vakfiyesine göre bu servetten 1 milyon kuruşluk bir fon ayırarak çeşitli hayır kurumlarına vakfetti. Fonun geliri, yaptırdığı yapıların bakım ve onarım masraflarıyla görevlilerinin maaşlarına ayrılmıştı.
Vakıflarının başında İstanbul'da Eyüp'te Bostan İskelesi'nde yaptırdığı külliye gelir. Külliye türbe, tekke, kütüphane ve çeşmeden oluşur. Yapının bölümleri farklı tarihlerde tamamlandı; kendi türbesini hayattayken yaptırdı.
Hüsrev Paşa Kütüphanesi, külliyenin bilinen birimidir ve Osmanlıca yazma ve basma eserlerden oluşan bir koleksiyona sahipti. Tekke, paşanın kendi konağının düzenlenmesinden sonra ortaya çıktı; çeşme ise külliyeye en son eklenen bölümdür.
İstanbul çevresinde dört çeşme daha yaptırdı: Çengelköy, Baklalı, Hasköy ve Küçükçekmece'de. Vakfiyesinde ayrıca çeşitli camilerdeki imam, müezzin ve vaizlere, Edirnekapı dışındaki bir tekkenin dervişlerine ve kendi konak halkından bazı kişilere maaş bağlanmıştı.
Askerî alandaki kalıcı eseri Mekteb-i Harbiye'dir. Okul, seraskerliği döneminde 1834 yılında kurulmaya başlandı ve ertesi yıl öğretime açıldı; bugünkü Kara Harp Okulu'nun başlangıcı sayılır.
Gönderdiği bazı mektuplar, özel kâtibi tarafından derlenerek bir yazma eser halinde toplanmıştır.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
18 / 20 · 1 dkKaynaklar Koca Hüsrev Paşa'yı ince zekâlı, alaycı ve nüktedan bir kişi olarak tarif eder. Aynı kaynaklar işgüzarlık, tedbirlilik ve cömertlik vasıflarını da ekler. Görenlerin ortak izlenimi, yaşına rağmen olağanüstü canlı ve hareketli bir insan olduğudur.
Osmanlı hizmetinde bulunan Prusyalı subay Moltke, 1836 yılında yazdığı bir mektupta onu padişahtan sonra imparatorluğun en kudretli kişisi olarak tanımlar ve bir delikanlının canlılığına sahip yaşlı bir adam olarak tasvir eder. Moltke ayrıca, Batı usullerine gösterdiği ilginin iktidarını korumaya yönelik olduğunu, azlinden sonra ziyaret ettiğinde onu tamamen eski âdetlere dönmüş bulduğunu yazar.
Yönetim anlayışının merkezinde kadro vardı. Azil ve tayin yoluyla merkezî yönetimi kendi yetiştirdiği kişilerle doldurmayı, kendisine karşı çıkanları teker teker uzaklaştırmayı yöntem haline getirdi. Bu yöntem 1829 yılından sonra devlet iktidarını fiilen eline geçirmesini sağladı.
Islahat konusundaki tutumu tartışmalıdır. Askerî yenileşmenin savunucusuydu; ancak III. Selim döneminde dile getirilen askerî düzenleme çerçevesinin ötesine geçmedi. Tanzimat'ın getirdiği hukukî ve idarî dönüşüme muhalefet etti ve bu muhalefet azliyle sonuçlandı.
II. Mahmud ile ilişkisi güvene dayanıyordu; padişah her şeye rağmen ona sadık bir görevli olarak baktı. Abdülmecid döneminde ise aynı güveni bulamadı ve merkezî yönetimin dışına düştü.
Maaşları kesilen başıbozuk birlikler Kahire'de isyan etti; vali konağı yakıldı ve Dimyat'a çekilmek zorunda kaldı.
Ölümü ve Tarihteki Yeri
19 / 20 · 1 dkSon yıllarını Emirgan'daki sahil konağında geçirdi. Sadarete yeniden getirileceği yolundaki söylentiler bir süre devam etti; hem sadrazam hem de Batılı devletlerin elçileri, düzenlemeleri aksatacağı düşüncesiyle bundan rahatsızlık duyuyordu.
3 Mart 1855 tarihinde Emirgan'da öldü. Ölümünde doksan yaşını aşmıştı. Eyüp'te Bostan İskelesi'nde yaptırdığı külliyedeki türbeye gömüldü.
Tarihteki yeri iki başlıkta değerlendirilir. Birincisi, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye'nin kurucu seraskeri olarak yeni Osmanlı ordusunun kurulmasındaki rolüdür. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra sıfırdan bir ordu kurma işi ona verildi; talim düzeni, kışla teşkilâtı ve subay kadrosu bu dönemde oluştu.
İkincisi, yetiştirdiği kadronun devlet yönetimindeki sürekliliğidir. Konağında yetişen isimler on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında sadaret, kaptanıderyalık ve nazırlık makamlarında görev yaptı.
Sadrazamlığı ise kısa ve tartışmalı bir dönemdir. Mührü alış biçimi dönem kaynaklarında olumsuz kaydedilir; sadaretinin ilk aylarında donanmanın kaybedilmesi ve Mısır meselesinin çıkmaza girmesi de bu döneme rastlar. Tanzimat Fermanı onun sadaretinde ilan edildi, ancak metnin hazırlanması ve ilanı hariciye nazırının girişimiyle gerçekleşti.
Bir devrin temsilcisi sayılır: gulâm düzeninin son büyük uygulayıcısı ve askerî yenileşmeyi savunurken idarî dönüşüme direnen kuşağın en tanınmış ismidir.
Aynı Yıllarda Dünya
20 / 20 · 1 dk1830: Fransa Cezayir'i işgal etti ve Yunanistan'ın bağımsızlığı tanındı.
1837: Britanya'da Victoria tahta çıktı.
1839: Britanya ile Çin arasında Birinci Afyon Savaşı başladı.
1839: Fransa'da Daguerre'in fotoğraf yöntemi kamuya duyuruldu.
1840: Britanya'da ilk yapışkanlı posta pulu kullanıma girdi.
1840: Londra'da imzalanan metinle büyük devletler Mısır meselesine doğrudan taraf oldu.
1841: Londra Boğazlar Sözleşmesi imzalandı; Boğazlar rejimi çok taraflı bir düzenlemeye bağlandı.
1848: Avrupa'nın birçok ülkesinde ihtilal hareketleri görüldü.
1853: Rusya ile savaş başladı; ertesi yıl Britanya ve Fransa Osmanlı tarafında savaşa girdi.
Kronoloji
44 olay- 18. yüzyıl
Abaza kökenli bir ailede doğduğu tahmin edilir. Doğum yılı kesin değildir; bazı kayıtlarda 1769 yılı geçer.
Küçük yaşta İstanbul'a getirildi ve Çavuşbaşı Said Efendi'nin köleleri arasına alındı; ardından Enderun'a kabul edildi.
III. Selim'in tahta çıkışından sonra saray hizmetinde başçuhadarlığa yükseldi.
Küçük Hüseyin Paşa'nın kaptanıderyalığa tayini sırasında saraydan çıktı; onun mühürdarı ve sonra kethüdâsı oldu.
- 19. yüzyıl
Reşid'i ele geçirmesi ve Fransız birliklerini teslim alması üzerine vezirlik rütbesiyle İzmit sancağı verildi; ardından Mısır valiliğine getirildi.
Osmanlı ve Britanya donanmalarının Mısır harekâtına katıldı; karaya çıkarılan 6.000 kişilik kuvvetin komutasını üstlendi.
Maaşları kesilen başıbozuk birlikler Kahire'de isyan etti; vali konağı yakıldı ve Dimyat'a çekilmek zorunda kaldı.
Dimyat'ı kaybederek Abaza Kalesi'ne çekildi ve kuşatıldıktan sonra teslim oldu.
Bosna valiliğine tayin edildi; sonraki yıllarda Selanik ve Silistre valilikleri ile Tuna sahilleri seraskerliğinde bulundu.
6.000 kişilik düzenli ordusuyla Davudpaşa sahrasına çıktı ve Varna seraskerliğiyle cepheye gönderildi.
Birinci kez kaptanıderyalığa getirildi ve donanmayla Karadeniz'e çıktı.
Bükreş Antlaşması ile Rus savaşı sona erdi; aynı yılın eylül ayında İstanbul'a döndü.
Hâmisi Mehmed Emin Rauf Paşa'nın azlinden sonra kaptanıderyalıktan alınarak Trabzon eyaletine gönderildi.
Erzurum valiliğiyle birlikte şark seraskerliği verildi; sınır aşiretlerine karşı harekâta girişti.
Doğu sınırındaki karışıklıkların sorumlusu sayılarak azledildi ve ikinci kez Trabzon valisi yapıldı.
Mora ayaklanmasının adalara yayılması üzerine ikinci kez kaptanıderyalığa getirildi.
Yeniçeri Ocağı kaldırıldı ve yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye kuruldu.
Missolonghi kalesi düştü; kuşatma sırasında Kavalalı İbrahim Paşa ile arası açıldı.
Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın ısrarı üzerine kaptanıderyalıktan alındı ve Anadolu valiliğine tayin edildi.
Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye seraskerliğine tayin edildi; yeni ordunun serpuşu olarak kırmızı fes kabul edildi.
Navarin'de Osmanlı ve Mısır donanmaları imha edildi.
Rus orduları Tuna'yı geçti ve savaş başladı.
Kendi yetiştirmesi olan Reşid Mehmed Paşa'yı sadrazamlığa getirtti.
Edirne Antlaşması imzalandı; Hüsrev Paşa görüşmelere katılan Osmanlı heyetinde bulundu.
Konya ovasında Osmanlı ordusu Mısır kuvvetlerine yenildi.
Rusya ile Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı; Rus donanması İstanbul'a geldi.
II. Mahmud'un fermanıyla Mekteb-i Harbiye kurulmaya başlandı; okul ertesi yıl Maçka'da öğretime açıldı.
Seraskerlik makamı devlet protokolünde şeyhülislâmlıkla aynı mertebede sayıldı; aynı yıl Moltke İstanbul'a geldi.
Beklenmedik biçimde seraskerlikten azledildi ve Emirgan'daki yalısına çekildi. Azil tarihi kaynaklarda farklı verilir.
Şeyhülvüzerâ unvanı verilerek Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye reisliğine tayin edildi.
Osmanlı ordusu Nizip'te yenildi.
Kaptanıderya Ahmed Fevzi Paşa donanmayı İskenderiye'ye götürerek Kavalalı Mehmed Ali Paşa'ya teslim etti.
II. Mahmud öldü; yerine on altı yaşındaki oğlu Abdülmecid tahta çıktı.
Cenaze töreni sırasında mühr-i hümayunu başvekilden aldırarak sadrazam oldu. Tayin tarihi bazı kaynaklarda 3 Temmuz 1839 olarak verilir.
İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya ortak bir nota vererek Mısır meselesinin kendilerine danışılmadan çözülmemesini istedi.
Gülhane'de hatt-ı hümayun okundu ve Tanzimat dönemi başladı; sadrazam bu programa karşıydı.
Sadaretten azledildi; yerine yeniden Mehmed Emin Rauf Paşa getirildi. Görev süresi on bir ay yedi gündür.
Rüşvet suçlamasıyla açılan davada suçlu bulundu; vezirlik rütbesi alındı ve Tekirdağ'a sürgüne gönderildi.
Yaşlılığı göz önüne alınarak affedildi ve İstanbul'a dönmesine izin verildi.
Padişahın huzurundaki yeni yıl merasiminde kendisine sadrazamlara mahsus tarzda bir nişan verildi.
İkinci kez seraskerliğe getirildi; zaptiye müşirliğini kurdurdu.
Mustafa Reşid Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesiyle seraskerlik görevi elinden alındı.
Vakfiyesi düzenlendi; servetinden 1 milyon kuruşluk fon hayır kurumlarına vakfedildi.
Emirgan'daki yalısında öldü ve Eyüp'te Bostan İskelesi'ndeki külliyesinin türbesine gömüldü.
Sadareti
1 dönem · yaklaşık 1 yılHizmet Ettiği Padişahlar
3 padişah


Savaşlar ve Seferler
5 kayıtAntlaşmalar
2 antlaşmaEserleri
6 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlığın alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Koca Hüsrev Paşa mührü olağan bir tayin töreniyle değil, II. Mahmud'un cenaze töreni beklenirken aldı: başvekil Mehmed Emin Rauf Paşa'ya yeni padişahın kendisini görevden aldığını bildirerek mührün teslimini istedi ve mühür ona verildi. Dönem kaynakları bu olayı doğrudan bir el koyma olarak kaydeder. Mühür, 8 Haziran 1840 tarihindeki azille geri alındı ve yeniden Rauf Paşa'ya verildi.
Aile Ağacı
2 kişi
Koca Hüsrev PaşaÇağdaşları
9 kişiİlkler ve Enler
6 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
8 maddeYanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruKoca Hüsrev Paşa ne zaman sadrazam oldu?
Koca Hüsrev Paşa'nın sadrazamlığı ne zaman sona erdi?
Koca Hüsrev Paşa Tanzimat Fermanı'na nasıl baktı?
Koca Hüsrev Paşa nereli ve hangi kökenden gelir?
Koca Hüsrev Paşa kaç yaşında öldü?
Koca Hüsrev Paşa yeni Osmanlı ordusunun kurulmasında ne yaptı?
Kırmızı fesi Osmanlı ordusuna kim getirdi?
Koca Hüsrev Paşa'nın Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile ilişkisi neydi?
Koca Hüsrev Paşa neden sürgüne gönderildi?
Koca Hüsrev Paşa kaç kez serasker oldu?
Koca Hüsrev Paşa kaç evlatlık yetiştirdi?
Koca Hüsrev Paşa hangi eserleri bıraktı?
Koca Hüsrev Paşa ne zaman ve nerede öldü?
Koca Hüsrev Paşa'nın sadaretinde donanmaya ne oldu?
Koca Hüsrev Paşa hangi padişahlara hizmet etti?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q1583802 · Son güncelleme: 6 Eylül 2026