
Mithat Paşa
مدحت پاشاAhmed Şefik·Midhat Paşa
Mithat Paşa, Tuna ve Bağdat valisi, 1876 yılında ilan edilen Kanun-i Esasi'yi hazırlayan komisyonun başkanı ve iki kez sadrazam olan Osmanlı devlet adamıdır.
Mithat Paşa Kimdir?
18 dk okumaMithat Paşa, 1822 yılında İstanbul'da doğdu ve 1884 yılının mayıs ayında Hicaz'daki Taif'te öldü. Asıl adı Ahmed Şefik'tir; Mithat adı, memuriyet yıllarında kendisine verilmiştir. Babası, ilmiye sınıfına mensup Hafız Mehmed Eşref Efendi'dir.
Devlet hizmetine kalem kâtibi olarak başladı ve taşra yönetiminde öne çıktı. Niş, Tuna ve Bağdat valiliklerinde yürüttüğü düzenlemeler, Osmanlı taşra idaresinde örnek gösterilen uygulamalar oldu. Tarım kredisi için kurduğu memleket sandıkları, yetim ve kimsesiz çocuklar için açtığı ıslahhaneler, ilk vilayet gazetesi ve geniş yol yapımı bu dönemin ürünleridir.
Merkezde Şura-yı Devlet reisliği yaptı ve 31 Temmuz 1872 tarihinde ilk kez sadrazam oldu. 1876 yılı, kariyerinin ve Osmanlı tarihinin dönüm noktasıdır: saltanat iki kez el değiştirdi ve 23 Aralık 1876 tarihinde ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi ilan edildi. Metni hazırlayan komisyonun başkanı Mithat Paşa'ydı; anayasanın ilanından dört gün önce, 19 Aralık 1876 tarihinde ikinci kez sadrazamlığa getirilmişti.
Bu görev 5 Şubat 1877 tarihinde sona erdi ve yurt dışına gönderildi. Sonraki yıllarda Suriye ve Aydın valiliklerinde bulundu. 1881 yılında tutuklandı, Yıldız Sarayı'nda kurulan mahkemede yargılandı, verilen ölüm cezası kalebentliğe çevrildi ve Taif'e gönderildi. Ömrünün son üç yılını orada geçirdi.
İstanbul'da doğdu; asıl adı Ahmed Şefik'tir, babası Hafız Mehmed Eşref Efendi'dir.
Doğumu ve Ailesi
01 / 21 · 1 dkMithat Paşa, 1822 yılında İstanbul'da doğdu. Doğduğunda kendisine verilen ad Ahmed Şefik'tir. Mithat adı, memuriyetinin ilk yıllarında verildi ve sonradan asıl adının yerini aldı.
Babası Hafız Mehmed Eşref Efendi, ilmiye sınıfına mensuptu. Aile, Rumeli'ye bağlı bir çevreden gelir; babanın kökeni Rusçuk'a dayanır. Baba, Rumeli'nin çeşitli kazalarında kadılık ve naiblik görevlerinde bulundu.
Bu görevler sebebiyle çocukluğu tek bir yerde geçmedi. Ailesiyle birlikte Vidin ve Lofça'da yaşadı. Rumeli'yi ve buradaki karışık nüfus yapısını çocukluğunda tanıması, sonraki yıllarda Tuna vilayetinde uyguladığı yönetim anlayışının arka planında yer alır.
Küçük yaşta Kur'an'ı ezberledi ve hafız oldu. Ardından Arapça, Farsça, mantık ve fıkıh dersleri gördü. Eğitimi medrese çerçevesinde başladı; ancak ulema mesleğini seçmedi ve kalem hizmetine yöneldi.
1848 yılında Lamia Hanım ile evlendi. Çocukları arasında oğlu Ali Haydar Midhat ve kızı Memduha anılır. Ali Haydar Midhat, sonraki yıllarda babasının hayatı ve dönemi hakkında kitaplar yayımladı; bu çalışmalar, dönemin en çok başvurulan kaynakları arasındadır.
Aile çevresi hakkında kaynaklarda geçen bir başka bilgi, Bektaşi geleneğine yakınlıktır. Bu bilgi, kaynaklarda kısa bir not düzeyinde kalır ve ayrıntılandırılmaz.
Ömrünün son yıllarında geride bıraktığı hatıratı, oğlu tarafından yayıma hazırlandı. Tabsıra-i İbret ve Mir'at-ı Hayret adlı metinler, hem kendi anlatımını hem dönemin olaylarını içerir.
Memuriyete Girişi ve İlk Görevleri
02 / 21 · 1 dkDevlet hizmetine 1830'lu yılların ortasında, Divan-ı Hümayun kaleminde başladı. On iki yaşında İstanbul'a gelmiş ve kalem hizmetine kaydolmuştu. Aynı yıllarda Fatih Camii'ndeki derslere devam ederek eğitimini sürdürdü.
Kalem kariyeri, dönemin memur yetiştirme yoludur. Yazı, hesap, resmî üslup ve arşiv düzeni burada öğrenilirdi. Mithat, bu kadroda dikkat çekti ve taşra görevlerine gönderilmeye başlandı.
Şam ve Konya'da görev yaptı; taşra idaresinin işleyişini bu görevlerde tanıdı. Vergi tahsilatı, arazi kayıtları ve yerel meclislerin çalışması hakkındaki bilgisi bu yıllarda oluştu.
1854 yılında Rumeli'ye gönderildi. Görevi, bölgedeki eşkıya faaliyetlerini önlemek ve asayişi sağlamaktı. Kırım Savaşı'nın sürdüğü bu dönemde Balkanlar'da düzen bozulmuş, yol güvenliği kalmamıştı.
İki yıl süren bu görevde başarılı sayıldı. Kullandığı yöntem, yalnızca askerî tedbir değil, yerel ileri gelenlerle görüşmek ve şikâyetleri yerinde çözmekti. Bu tarz, sonraki valiliklerinde de sürdürdüğü çalışma biçiminin ilk örneğidir.
Bu görevlerden sonra merkezde meclis üyeliklerinde bulundu ve raporlar hazırladı. Kaynaklar, taşra idaresinin yeniden düzenlenmesi konusundaki görüşlerini bu yıllarda sistemli biçimde yazdığını kaydeder.
1858 yılında altı ay süren bir Avrupa gezisine gönderildi. Viyana, Paris, Brüksel ve Londra'yı gördü; idari yapıları, belediye hizmetlerini ve eğitim kurumlarını inceledi. Dönüşünde hazırladığı raporlar, taşra düzenlemesi çalışmalarına katkı yaptı.
Niş Valiliği
03 / 21 · 1 dk1861 yılında Niş valiliğine atandı. Vilayet, Sırbistan sınırındaki hassas bölgedeydi; nüfusu karışıktı ve asayiş sorunları sürüyordu.
Göreve gelir gelmez altyapı çalışmalarına başladı. Yol yapımına ağırlık verdi, köprüler kurdurdu, sulama kanalları açtırdı. Yol ağı, hem ticareti hem güvenliği doğrudan etkileyen bir konuydu.
Asayişte izlediği yöntem, yalnızca kuvvet kullanmak değildi. Yerel meclisleri işletti, şikâyetleri kayda geçirdi ve vergi tahsilatındaki keyfîliği önlemeye çalıştı. Kaynaklar, bu yaklaşımın vilayette güven ortamı sağladığını kaydeder.
En çok anılan iki uygulaması bu dönemde başladı. Birincisi, çiftçiyi tefeciye muhtaç bırakmayan bir kredi düzenidir. 1863 yılında Niş'te başlattığı çalışma, ortak bir tarla ekilip elde edilen gelirin köy sandığına aktarılması esasına dayanıyordu. Bu uygulama 1867 yılında memleket sandıkları adıyla kurallara bağlandı ve imparatorluk geneline yayıldı.
İkincisi, yetim ve kimsesiz çocuklar için açılan okullardır. 1863 yılında Niş'e bağlı Pirot'ta açılan ilk kurum, ıslahhane adını aldı. Bu okullarda çocuklara okuma yazma ile birlikte bir zanaat öğretiliyordu. Uygulama Rusçuk ve Sofya'da da sürdürüldü, sonraki yıllarda sanayi mektebi adıyla imparatorluğun başka şehirlerine yayıldı.
Niş valiliği, taşra yönetimi konusundaki görüşlerinin uygulanabilirliğini gösterdiği ilk alan oldu. Buradaki sonuçlar, merkezin dikkatini çekti ve yeni bir idari düzenleme çalışmasının başlamasına zemin hazırladı.
İstanbul'a gelerek Divan-ı Hümayun kaleminde devlet hizmetine başladı.
Vilayet Nizamnamesi ve Tuna Vilayeti
04 / 21 · 1 dk1864 yılında Vilayet Nizamnamesi hazırlandı. Metin, taşra idaresini eyalet düzeninden vilayet düzenine geçiriyor; vilayet, sancak, kaza ve nahiye basamaklarını tanımlıyor ve her basamakta idare meclisleri kuruyordu. Meclislerde Müslüman ve gayrimüslim üyeler birlikte yer alacaktı.
Mithat Paşa, düzenlemenin hazırlanmasında görev aldı ve uygulamanın deneneceği ilk vilayetin valiliğine getirildi. 1864 yılında kurulan Tuna vilayeti, Niş, Vidin ve Silistre bölgelerini birleştiriyordu; merkezi Rusçuk'tu.
Dört yıl süren valilik döneminde geniş bir program yürüttü. Kaynaklar, bu sürede yaklaşık üç bin kilometre yol ve bin dört yüz köprü yapıldığını kaydeder. Rusçuk ile Varna arasındaki demiryolu hattı işletmeye alındı ve nehir taşımacılığı düzenlendi.
1865 yılının mart ayında Tuna adlı gazete çıkarılmaya başlandı. Gazete Türkçe ve Bulgarca yayımlanıyordu ve Osmanlı taşrasında çıkan ilk vilayet gazetesidir. Amaç, resmî duyuruların halka ulaşması ve vilayetteki gelişmelerin kayda geçmesiydi.
Eğitimde ıslahhaneler yaygınlaştırıldı. Vergi düzeni sıkı biçimde denetlendi ve tahsilat arttı. Kaynaklar, vilayet gelirlerinin kısa sürede birkaç katına çıktığını kaydeder.
Tuna vilayeti uygulaması başarılı sayıldı ve nizamname, sonraki yıllarda imparatorluğun tamamına yayıldı. Buna karşılık bölgede Bulgar milliyetçi hareketi de aynı yıllarda güçlendi; vilayette alınan tedbirler, sonraki on yılda yaşanan gelişmeleri önlemeye yetmedi.
Valilik görevi 1868 yılında sona erdi ve merkeze çağrıldı.
Şura-yı Devlet Reisliği
05 / 21 · 1 dk1868 yılında Osmanlı idari yapısında iki yeni kurum oluşturuldu. Meclis-i Vala ikiye ayrıldı; yargı işleri Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'ye, yasama ve idari düzenleme işleri Şura-yı Devlet'e verildi.
Mithat Paşa, 5 Mart 1868 tarihinde Şura-yı Devlet reisliğine atandı. Kırk bir üyeden oluşan kurul, 10 Mayıs 1868 tarihinde fiilen çalışmaya başladı. Kurulda Müslüman ve gayrimüslim üyeler birlikte görev yaptı.
Şura-yı Devlet, kanun ve nizamname taslaklarının hazırlandığı yerdi. Bakanlıklardan gelen düzenlemeler burada görüşülüyor, idari uyuşmazlıklar burada çözülüyordu. Kurum, sonraki dönemde Danıştay'a dönüşen yapının başlangıcıdır.
Reisliği döneminde ele alınan konular arasında ölçü birimlerinin düzenlenmesi, tabiiyet kanunu, sanayi eğitimi ve taşra idaresinin uygulama esasları yer aldı. Metrik sisteme geçiş çalışmaları bu dönemde başlatıldı.
Aynı yıl İstanbul'da Mekteb-i Sultani açıldı. Kurul, eğitim alanındaki düzenlemelerin hazırlanmasında görev aldı.
Reislik görevi uzun sürmedi. Merkezdeki görüş ayrılıkları sebebiyle 1869 yılında görevden alındı ve Bağdat valiliğine gönderildi. Bu atama, kaynaklarda hem bir görevlendirme hem merkezden uzaklaştırma olarak değerlendirilir; Bağdat, imparatorluğun en zor yönetilen vilayetlerinden biriydi.
Mithat Paşa, sonraki yıllarda ikinci kez Şura-yı Devlet reisliğinde bulundu ve 1876 yılında anayasa komisyonunun başına bu görevle bağlantılı biçimde geçti.
Bağdat Valiliği
06 / 21 · 1 dk1869 yılında Bağdat valiliğine atandı ve aynı zamanda Altıncı Ordu komutanlığını üstlendi. Vilayet, Bağdat, Musul ve Basra çevresini kapsayan geniş bir alandı; merkezî otoritenin en zayıf olduğu bölgelerdendi.
Üç yıl süren görevde geniş bir program uyguladı. Dicle ve Fırat üzerinde vapur işletmeciliği kuruldu; nehir taşımacılığı düzenli hâle getirildi. Basra'nın yerleşimi Şattülarap kıyısına taşındı ve liman düzenlendi.
Eğitimde ıslahhane modeli buraya da taşındı. Sanayi mektebi kuruldu, çocuklara zanaat öğretildi. Askerî okul açıldı. Bağdat'ta Zevra adlı gazete çıkarıldı; gazete Türkçe ve Arapça yayımlandı.
Toprak düzeninde arazi kanununun uygulanmasına çalışıldı. Amaç, aşiret arazilerinin kayda geçirilmesi ve tapu düzeninin kurulmasıydı. Uygulama kısmen sonuç verdi; bölgedeki toprak yapısı ve aşiret düzeni, merkezî kayıt sistemine kolay uyum sağlamadı.
Altyapıda hastane, belediye binası, tramvay hattı ve su tesisleri yapıldı. Kerbela ve Necef gibi şehirlerde düzenlemeler yürütüldü. Kuveyt ve Necid yönünde merkezî otoritenin etkisi genişletildi.
Bağdat valiliği, kaynaklarda bölgede uzun süre örnek gösterilen bir yönetim dönemi olarak anılır. Buna karşılık uygulamaların bir bölümü, valiliğinin sona ermesinden sonra sürdürülemedi.
1872 yılında görevden ayrıldı ve İstanbul'a çağrıldı. Dönüşünden kısa süre sonra sadaret makamına getirildi.
Altı ay süren Avrupa gezisine gönderildi; Viyana, Paris, Brüksel ve Londra'yı gördü.
Birinci Sadareti
07 / 21 · 1 dk31 Temmuz 1872 tarihinde ilk kez sadrazamlığa getirildi. O sırada elli yaşındaydı ve taşra yönetimindeki başarısıyla tanınıyordu.
Sadaret, devletin mali durumunun hızla bozulduğu bir döneme denk geldi. Dış borç ödemeleri bütçeyi zorluyor, gelirler giderleri karşılamıyordu. Yeni borçlanmalar, eski borçların faizini ödemek için yapılıyordu.
Mithat Paşa, harcamaların kısılmasını ve saray giderlerinin denetim altına alınmasını savundu. Ayrıca yeni dış borçlanmaya karşı çıktı ve gelirlerin artırılmasını, israfın önlenmesini önerdi.
Bu tutum, saray çevresi ve mali işlerde etkili olan kesimlerle sürtüşmeye yol açtı. Sultan Abdülaziz ile arasındaki görüş ayrılığı, kısa sürede görevden alınmasıyla sonuçlandı.
Sadareti 19 Ekim 1872 tarihinde sona erdi; toplam süre seksen gündür. Osmanlı tarihindeki en kısa sadaret dönemlerinden biridir.
Görevden alındıktan sonra çeşitli görevlerde bulundu. Selanik valiliği, adliye nazırlığı ve yeniden Şura-yı Devlet reisliği yaptı. Bu görevler sırasında yönetim düzeninin yeniden yapılandırılması konusundaki görüşlerini savunmayı sürdürdü.
1875 yılında devlet, dış borç ödemelerini yarıya indirdiğini ilan etti; bu, fiilî bir mali iflastı. Aynı yıl Balkanlar'da ayaklanmalar başladı, ertesi yıl Sırbistan ve Karadağ ile savaş çıktı. Bu koşullar, 1876 yılında yaşanan gelişmelerin zeminini oluşturdu.
1876 Yılı ve Saltanat Değişikliği
08 / 21 · 1 dk1876 yılına devlet ağır bir bunalım içinde girdi. Mali iflas ilan edilmişti, Balkanlar'da ayaklanmalar sürüyordu, Avrupa devletleri ıslahat talep ediyordu ve İstanbul'da medrese öğrencilerinin gösterileri yaşanıyordu.
30 Mayıs 1876 tarihinde Sultan Abdülaziz tahttan indirildi. Kararı, aralarında Mithat Paşa'nın da bulunduğu devlet ricalinden bir grup aldı; şeyhülislam fetvası alındı ve yerine yeğeni V. Murad tahta çıkarıldı.
Dört gün sonra, 4 Haziran 1876 tarihinde Sultan Abdülaziz, bulunduğu Feriye Sarayı'nda ölü bulundu. Bilekleri kesilmişti. Dönemin resmî raporlarında ölüm intihar olarak kaydedildi. Olayın nasıl gerçekleştiği kaynaklarda tartışmalıdır ve farklı değerlendirmeler yapılmıştır.
V. Murad'ın saltanatı üç ay sürdü. Sağlık durumu sebebiyle görevini yürütemeyeceği anlaşıldı ve 31 Ağustos 1876 tarihinde tahttan indirildi. Yerine kardeşi II. Abdülhamid tahta çıktı.
Mithat Paşa, yeni padişahın tahta çıkışından önce kendisiyle görüştü. Görüşmenin konusu, bir anayasa ilan edilmesiydi. Kaynaklar, II. Abdülhamid'in bu konuda taahhütte bulunduğunu kaydeder.
Bu üç aylık dönemde iki padişah değişti, savaş sürdü ve devletin yönetim biçimi tartışmaya açıldı. 1876 yılı, Osmanlı tarihinde bir yıl içinde üç padişahın tahtta bulunduğu ender yıllardan biridir.
Aynı dönemde Avrupa devletleri, Balkan vilayetleri için ıslahat programı hazırlıyordu. Bu program, yılın sonunda İstanbul'da toplanacak konferansın konusu oldu.
Kanun-i Esasi'nin Hazırlanışı
09 / 21 · 1 dkII. Abdülhamid'in tahta çıkmasından sonra anayasa hazırlıkları başladı. Metni hazırlamak üzere bir komisyon kuruldu; komisyonun başkanı Mithat Paşa'ydı. Üyeler arasında devlet ricali, ulema ve gayrimüslim cemaat temsilcileri yer aldı.
Çalışma sırasında farklı taslaklar tartışıldı. Kaynaklar, Mithat Paşa'nın hazırladığı ilk metnin daha geniş yetkiler taşıyan bir meclis öngördüğünü, komisyon ve saray görüşmeleri sonucunda metnin değiştirildiğini kaydeder.
Kanun-i Esasi 23 Aralık 1876 tarihinde ilan edildi. Metin yüz yirmi maddeden oluşuyordu ve Osmanlı tarihinin ilk anayasasıdır.
Başlıca hükümleri şunlardı: Osmanlı tebaasının din farkı gözetmeksizin eşit sayılması; kişi hürriyeti, mülkiyet, basın ve eğitim konularında temel hakların tanınması; Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan adlı iki meclisin kurulması; bakanların görev ve sorumluluklarının tanımlanması; mahkemelerin bağımsızlığı ve olağanüstü mahkeme kurulamaması.
Metin, padişaha da geniş yetkiler bırakıyordu. Meclisi toplama ve dağıtma, bakanları atama ve azletme yetkisi padişahtaydı. En çok tartışılan madde, yüz on üçüncü maddedir; bu madde, devlet güvenliğini bozduğu polis soruşturmasıyla anlaşılan kişilerin ülke dışına çıkarılabilmesini düzenliyordu.
Anayasanın ilanı, aynı günlerde İstanbul'da toplanan Tersane Konferansı ile aynı zamana denk geldi. İlan, devletin ıslahat taleplerine kendi düzenlemesiyle karşılık verdiğini göstermek amacı taşıyordu.
Meclis-i Mebusan, anayasanın öngördüğü biçimde 19 Mart 1877 tarihinde açıldı. Mithat Paşa bu tarihte artık ülkede değildi.
Niş valiliğine atandı.
İkinci Sadareti ve Tersane Konferansı
10 / 21 · 1 dk19 Aralık 1876 tarihinde ikinci kez sadrazamlığa getirildi. Anayasanın ilanından dört gün önceydi; makam ile anayasa arasındaki bu yakınlık, göreve gelişinin gerekçesini de gösterir.
Aynı günlerde İstanbul'da Tersane Konferansı toplandı. Avrupa devletlerinin temsilcileri, Balkan vilayetleri için özerklik ve ıslahat talep ediyordu. Talepler arasında Bulgaristan'da iki özerk bölge kurulması ve uygulamanın uluslararası bir komisyonca denetlenmesi vardı.
Osmanlı yönetimi, anayasanın ilanını konferansa verilen cevap olarak sundu. Görüş şuydu: ülke genelinde ilan edilen bir anayasa, tek bir bölge için hazırlanan ıslahat programından daha kapsamlıydı ve ayrı bir düzenlemeye gerek bırakmıyordu.
Avrupa devletleri bu görüşü kabul etmedi ve tekliflerinde ısrar etti. Mithat Paşa'nın sadaretinde teklifler reddedildi ve konferans 20 Ocak 1877 tarihinde sonuçsuz dağıldı.
Bu karar, sonraki gelişmelerin tartışıldığı noktalardan biridir. Kaynakların bir kısmına göre teklifler kabul edilseydi savaş önlenebilirdi; bir kısmına göre teklifler devletin toprak bütünlüğünü fiilen sona erdirecek nitelikteydi ve reddedilmesi kaçınılmazdı. Üç ay sonra Rusya savaş ilan etti.
Sadaret ile saray arasındaki ilişki kısa sürede bozuldu. Anayasanın uygulanma biçimi, bakanların sorumluluğu ve sadrazamın yetkileri konusunda görüş ayrılığı doğdu.
Görev 5 Şubat 1877 tarihinde sona erdi. İkinci sadaret dönemi kırk dokuz gün sürdü.
Sürgün ve Avrupa Yılları
11 / 21 · 1 dk5 Şubat 1877 tarihinde sadaretten alındı. Aynı gün ülke dışına çıkarılmasına karar verildi. Karar, anayasanın yüz on üçüncü maddesine dayandırıldı; metni hazırlayan komisyonun başkanı, kendi hazırladığı anayasanın bu maddesiyle ülke dışına gönderilen ilk kişi oldu.
Bir vapurla İstanbul'dan çıkarıldı ve İtalya'nın Brindisi limanına götürüldü. Yanına aile üyelerinden birkaç kişi verildi.
Sonraki bir buçuk yılı Avrupa'da geçirdi. Fransa, İspanya, Avusturya ve İngiltere'de bulundu. Bu ülkelerde siyasi çevrelerle görüştü ve basında yazılar yayımladı. Yazılarında Osmanlı Devleti'ndeki durumu ve anayasanın uygulanmasına ilişkin görüşlerini anlattı.
Aynı dönemde Osmanlı Devleti, Rusya ile savaşa girdi. Savaş 24 Nisan 1877 tarihinde başladı ve ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Meclis-i Mebusan iki dönem toplandıktan sonra 13 Şubat 1878 tarihinde süresiz tatil edildi.
Bu gelişmeler, Mithat Paşa'nın yurt dışında bulunduğu döneme denk geldi. Hazırladığı anayasanın öngördüğü meclis, ilanından on dört ay sonra çalışmayı durdurdu.
Girit'te bir süre kaldıktan sonra, 1878 yılının sonunda affedilerek yeniden devlet hizmetine alındı. Bu karar, savaş sonrası dönemde deneyimli valilere duyulan ihtiyaçla açıklanır.
Atandığı görev Suriye valiliğiydi. Yurt dışındaki iki yıl, siyasi konumunu değiştirmedi; merkezdeki güven ilişkisi eski hâline dönmedi ve sonraki üç yıl bu gerginlik içinde geçti.
Suriye ve Aydın Valilikleri
12 / 21 · 1 dk1878 yılının aralık ayında Suriye valiliğine atandı. Vilayet, Şam merkezli geniş bir alanı kapsıyordu ve mezhep dengeleri hassastı.
İki yıla yakın süren görevde, önceki valiliklerinde uyguladığı programı sürdürdü. Okullar açıldı, yol yapımına ağırlık verildi, belediye hizmetleri düzenlendi. Basın alanında görece serbest bir ortam oluştu ve Şam'da yayın faaliyeti canlandı.
Vergi tahsilatı ve asayiş konusunda düzenlemeler yapıldı. Aşiretlerle ilişkilerde, Bağdat'ta uyguladığı yöntem izlendi: yerel ileri gelenlerle doğrudan görüşmek ve şikâyetleri yerinde çözmek.
Merkezle ilişkileri bu dönemde gerginleşti. Vilayetin idaresine dair yetki tartışmaları ve Suriye'de yürütülen düzenlemelerin merkez tarafından nasıl değerlendirildiği, sürtüşmenin başlıca konularıydı. Görevden istifa etmek istediği, ancak isteğinin kabul edilmediği kaydedilir.
1880 yılında Aydın valiliğine atandı. Vilayetin merkezi İzmir'di; imparatorluğun en canlı ticaret ve liman şehirlerinden biriydi.
İzmir'deki görev yaklaşık dokuz ay sürdü. Bu dönemde de belediye hizmetleri, eğitim ve altyapı konularında düzenlemeler yürütüldü.
Görev, 1881 yılının mayıs ayında tutuklanmasıyla sona erdi. Kaynaklar tutuklama gününü farklı verir; bir kısmı ayın beşini, bir kısmı on yedisini kaydeder. Konağının askerî bir birlikle çevrilmesi üzerine Fransız konsolosluğuna sığındığı, ardından teslim olduğu belirtilir. İstanbul'a getirildi ve yargılanmak üzere tutuklu bulunduruldu.
Niş'e bağlı Pirot'ta ilk ıslahhane açıldı; tarım kredisi çalışması aynı yıl başladı.
Yıldız Mahkemesi
13 / 21 · 1 dkMithat Paşa, Sultan Abdülaziz'in ölümüyle ilgili açılan davada sanık olarak yargılandı. Davada onunla birlikte on kişi daha sanık sandalyesindeydi; aralarında dönemin devlet ricalinden ve saray görevlilerinden isimler bulunuyordu.
Yargılama, Yıldız Sarayı bahçesinde kurulan bir çadırda yapıldı. Duruşmalar 27 Haziran 1881 tarihinde başladı ve üç gün sürdü. Mahkemeye Ali Sürurî Efendi başkanlık etti.
Duruşmalarda tanıklar dinlendi ve sanıkların savunmaları alındı. Mithat Paşa savunmasında suçlamaları kabul etmedi. Yargılamanın usulü, tanık ifadelerinin alınma biçimi ve delillerin niteliği kaynaklarda tartışılan konulardır; kaynakların bir kısmı yargılamanın hukuki güvencelerden yoksun yürütüldüğünü kaydeder.
Karar 29 Haziran 1881 tarihinde açıklandı. Mahkeme, Mithat Paşa ve diğer sekiz sanık hakkında ölüm cezası hükmü verdi.
Kararın açıklanmasının ardından yurt içinden ve yurt dışından itirazlar geldi. İngiltere hükümetinin girişimde bulunduğu kaydedilir. Bu itirazların ardından II. Abdülhamid, ölüm cezalarını ömür boyu kalebentliğe çevirdi.
Ceza, Hicaz'daki Taif Kalesi'nde çektirilecekti. Hükümlüler 1881 yılının temmuz ayında gemiyle Arabistan'a gönderildi.
Dava, Osmanlı hukuk tarihinde olağanüstü bir mahkeme örneği olarak anılır. Kanun-i Esasi'nin olağanüstü mahkeme kurulmasını yasaklayan hükmü ile bu yargılamanın ilişkisi, sonraki dönemde tartışılan konulardan biri olmuştur.
Taif Yılları ve Ölümü
14 / 21 · 1 dkMithat Paşa, 1881 yılının temmuz ayında Taif'e gönderildi. Taif, Hicaz'da, Mekke'nin doğusunda yüksek bir yaylada bulunan kasabadır. Hükümlüler buradaki kalede tutuldu.
Tutukluluk şartları ağırdı. Dışarıyla iletişim sıkı biçimde sınırlandı; mektuplaşma denetime tabiydi. Kaynaklar, tutulduğu odanın küçük olduğunu ve sağlık şartlarının kötü olduğunu kaydeder.
Bu yıllarda yazmayı sürdürdü. Hatıratının Taif dönemine ait bölümü burada kaleme alındı. Metinler sonradan İstanbul'a ulaştırıldı ve oğlu tarafından yayımlandı.
Üç yıla yakın süren tutukluluğun ardından 1884 yılının mayıs ayında Taif'te öldü. Kaynaklar, ölümün 7-8 Mayıs 1884 gecesi gerçekleştiğini kaydeder. Bazı kaynaklarda farklı bir yıl verildiği görülür.
Ölümün nasıl gerçekleştiği kaynaklarda tek biçimde anlatılmaz. Kaynakların büyük bölümü ölümün boğulma sonucu olduğunu kaydeder. Konu, dönemin resmî yazışmaları ve sonraki araştırmalarda ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
Naaşı Taif'te defnedildi. Aynı davada hükümlü bulunan diğer kişilerin bir bölümü de burada öldü.
Ölümü, İstanbul'a gecikmeli olarak duyuruldu. Ailesi, sonraki yıllarda naaşın Türkiye'ye getirilmesi için girişimlerde bulundu; bu istek uzun süre sonuçlanmadı.
Taif yılları, hakkındaki değerlendirmelerin en çok yoğunlaştığı dönemdir. Bu dönem, hem kendi hatıratı hem sonraki araştırmalar üzerinden ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Aynı davada hükümlü bulunan kişilerin durumu, dönemin resmî yazışmalarında da yer alır.
Naaşının Nakli ve Anıt Mezarı
15 / 21 · 1 dkMithat Paşa'nın adı, 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra yeniden gündeme geldi. Kanun-i Esasi'nin yürürlüğe konması, otuz yıl önce ilan edilen anayasanın hazırlayıcısının hatırlanmasını beraberinde getirdi.
Bu dönemde Yıldız Mahkemesi kararı yeniden ele alındı ve hakkındaki hüküm kaldırıldı. Oğlu Ali Haydar Midhat, babasının hayatını ve dönemini anlatan kitaplar yayımladı; bu çalışmalar 1909 yılından itibaren basıldı.
Naaşın Türkiye'ye getirilmesi çalışmaları uzun yıllar sürdü. Girişimler sonuç verdi ve 1951 yılında naaş Taif'ten alınarak İstanbul'a getirildi.
26 Haziran 1951 tarihinde, Şişli'deki Abide-i Hürriyet Tepesi'nde düzenlenen törenle defnedildi. Törene dönemin Cumhurbaşkanı Celâl Bayar katıldı.
Abide-i Hürriyet, 1908 yılındaki hareketle ve 1909 yılındaki olaylarla ilişkili bir anıt alanıdır. Mithat Paşa'nın buraya defnedilmesi, anayasa ve meşrutiyet fikriyle kurulan bağın simgesel olarak kayda geçirilmesidir. Aynı alanda dönemin başka isimleri de defnedilmiştir.
Adı bugün Türkiye'de ve Bulgaristan'da caddelere, okullara ve kurumlara verilmiştir. Rusçuk'ta valiliği döneminden kalan yapılar hâlâ ayaktadır.
Hatıratı, Osmanlı son dönem tarihinin başvuru kaynakları arasında yer alır. Metinler, kendi bakış açısını yansıtan birinci elden anlatımlar olarak değerlendirilir.
Vilayet Nizamnamesi kabul edildi; Tuna vilayeti kuruldu ve valiliğine getirildi.
Düşüncesi ve Yönetim Anlayışı
16 / 21 · 1 dkMithat Paşa'nın siyasi düşüncesi kaynaklarda üç başlık altında toplanır: Osmanlıcılık, meşrutiyet ve idari yerinden yönetim.
Osmanlıcılık, imparatorluk tebaasının din ve etnik köken farkı gözetmeksizin eşit yurttaşlar sayılması fikridir. Mithat Paşa bu ilkeyi, ayrılıkçı hareketlere karşı en etkili çare olarak gördü. Tuna vilayetindeki uygulamalarında, meclislerde ve okullarda bu ilkeyi gözetti.
Meşrutiyet, yönetimin yazılı bir anayasaya ve seçilmiş bir meclise dayanması anlamına gelir. Bu görüşe göre devletin işleyişi kişilerin tercihine değil kurallara bağlanmalı, hükümet meclise karşı sorumlu olmalıdır. Kanun-i Esasi çalışmalarındaki tutumu bu görüşün ürünüdür.
Üçüncü ilke, taşranın yetkilendirilmesidir. Merkezden yönetilen bir imparatorlukta uzak vilayetlerin ihtiyaçlarının yerinde çözülmesi gerektiğini savundu. Vilayet meclisleri, yerel gelirlerin yerel işlerde kullanılması ve valiye geniş yetki verilmesi bu görüşün uygulamalarıdır.
Yönetim tarzında öne çıkan özellik, iş yaptırma hızıdır. Valiliklerinde yol, köprü, okul ve hastane sayısındaki artış, kısa sürede elde edilen sonuçlar olarak kaydedilir. Kaynaklar, bu hızın zaman zaman zorlayıcı yöntemlerle sağlandığını da belirtir.
Mali konularda tutumu, harcamaların denetimi ve dış borçtan kaçınmak yönündeydi. Bu tutum, birinci sadaretinin kısa sürmesinin sebeplerindendir.
Eleştirilen yönü, uygulamalarının kurumsallaşmadan çok kendi varlığına bağlı kalmasıdır. Görevden ayrıldığı vilayetlerin bir bölümünde başlattığı işler sürdürülemedi.
Yönetim Uygulamalarının Kurumsal Mirası
17 / 21 · 1 dkMithat Paşa'nın taşra uygulamalarının bir bölümü, kendisinden sonra kurumlaşarak devam etti. En bilineni tarım kredisi düzenidir.
1863 yılında Niş'te başlayan ve 1867 yılında memleket sandıkları adıyla kurallara bağlanan uygulama, çiftçiye devlet güvencesinde kredi sağlıyordu. Sandıkların kaynağı, ortak ekilen tarlalardan elde edilen gelirdi. Sistem, imparatorluk geneline yayıldı.
Bu yapı, 1888 yılında Ziraat Bankası'nın kurulmasıyla yeni bir biçim aldı. Banka, memleket sandıklarının yerine geçti ve aynı işlevi ülke çapında bir kurum olarak sürdürdü. Tarım kredisinin kurumsal tarihinde bu zincir, Niş'teki uygulamaya kadar geri gider.
Islahhaneler, ikinci mirastır. Yetim ve kimsesiz çocuklara okuma yazma ile birlikte zanaat öğreten bu okullar, sonraki yıllarda sanayi mektebi adıyla yeniden düzenlendi ve imparatorluğun birçok şehrinde açıldı. Meslekî eğitimin kurumsal başlangıcı bu okullara dayandırılır.
Vilayet düzeni üçüncü mirastır. 1864 tarihli nizamname ile başlayan ve Tuna vilayetinde denenen yapı, imparatorluğun tamamına yayıldı ve idari taksimatın esası oldu. Vilayet, sancak, kaza ve nahiye basamakları ile idare meclisleri, sonraki dönemin taşra yönetiminin çerçevesini kurdu.
Şura-yı Devlet dördüncü mirastır. 1868 yılında kurulan ve ilk reisliğini yaptığı kurum, idari yargı ve düzenleme işlerini yürüten yapının başlangıcıdır.
Vilayet gazeteciliği beşinci mirastır. 1865 yılında Rusçuk'ta çıkarılan Tuna gazetesi, taşrada yayımlanan ilk vilayet gazetesidir; uygulama sonraki yıllarda bütün vilayetlere yayıldı.
Kanun-i Esasi'nin Sonraki Tarihi
18 / 21 · 1 dk23 Aralık 1876 tarihinde ilan edilen Kanun-i Esasi'nin uygulanma süresi kısa oldu. Meclis-i Mebusan 19 Mart 1877 tarihinde açıldı ve iki dönem toplandı.
Meclis, savaş koşullarını, iaşe sorunlarını ve görevlilerin sorumluluğunu sert biçimde tartıştı. 13 Şubat 1878 tarihinde padişah tarafından süresiz tatil edildi. Bu tarihten sonra meclis otuz yıl toplanmadı.
Anayasa resmen yürürlükten kaldırılmadı. Devlet salnamelerinde yayımlanmaya devam etti, ancak hükümleri uygulanmadı. Bu durum, metnin varlığını sürdürmesini sağladı.
23 Temmuz 1908 tarihinde Kanun-i Esasi yeniden yürürlüğe kondu ve İkinci Meşrutiyet ilan edildi. Meclis, 17 Aralık 1908 tarihinde yeniden açıldı.
1909 yılında anayasada kapsamlı değişiklikler yapıldı. Padişahın meclisi dağıtma yetkisi sınırlandı, hükümetin meclise karşı sorumluluğu açık biçimde düzenlendi ve ülke dışına çıkarma yetkisini veren yüz on üçüncü madde kaldırıldı. Bu madde, otuz iki yıl önce metnin hazırlayıcısı hakkında uygulanmıştı.
Kanun-i Esasi, 1921 ve 1924 anayasalarına kadar yürürlükte kaldı. Osmanlı Devleti'nin tek anayasasıdır ve Türkiye'deki anayasa geleneğinin başlangıcı sayılır.
Metnin hazırlanmasında görev alan komisyon üyelerinin bir bölümü, sonraki yıllarda devlet görevlerinde bulunmaya devam etti. Anayasa fikri ise 1908 yılına kadar muhalefet hareketlerinin ortak talebi olarak varlığını sürdürdü.
Rusçuk'ta Türkçe ve Bulgarca yayımlanan Tuna gazetesi çıkarıldı; ilk vilayet gazetesidir.
Kişiliği
19 / 21 · 1 dkKaynaklar Mithat Paşa'yı çalışkan, hızlı karar alan ve sonuç almaya odaklanan bir yönetici olarak tarif eder. Valiliklerinde vilayeti dolaştığı, şikâyetleri yerinde dinlediği ve işleri bizzat takip ettiği kaydedilir.
Görevlerine gittiği bölgelerin dilini ve toplumsal yapısını öğrenmeye çalıştığı belirtilir. Tuna vilayetinde gazeteyi iki dilde çıkarması, Bağdat'ta Arapça yayına önem vermesi bu tutumun örnekleridir.
İkna yönteminde yerel ileri gelenlerle doğrudan görüşmeyi tercih etti. Aşiret reisleri, cemaat temsilcileri ve esnaf ileri gelenleriyle kurduğu ilişki, uygulamalarının kabul görmesini kolaylaştırdı.
Merkezle ilişkilerinde uzlaşmacı değildi. Görüşlerini açık biçimde savundu ve geri adım atmakta zorlandı. Sadaret dönemlerinin kısa sürmesi, valiliklerinin sık değişmesi ve saray çevresiyle yaşadığı sürtüşmeler bu tutumla ilişkilendirilir.
Mali konularda titiz olduğu ve harcama denetimine önem verdiği kaydedilir. Kendi mal varlığı hakkında dönemin kaynaklarında ağır bir eleştiri bulunmaz.
Yazılı anlatımı açık ve düzenlidir. Hatıratı, olayları tarih sırasıyla ve belge aktararak anlatan bir metindir; kendi bakış açısını yansıtmakla birlikte dönemin ayrıntıları için başvurulan kaynaklar arasındadır.
Çağdaşlarının değerlendirmesinde iki yön öne çıkar: taşra yönetimindeki başarısı hemen herkesçe kabul edilir; siyasi tercihleri ve 1876 yılındaki rolü ise kendi zamanında da tartışma konusu olmuştur.
Mirası ve Tarihteki Yeri
20 / 21 · 1 dkMithat Paşa'nın tarihteki yeri iki ayrı alanda ele alınır. Birincisi taşra yönetimi, ikincisi anayasa tarihidir.
Taşra yönetimi alanında, Osmanlı vilayet düzeninin kurucu isimlerinden sayılır. 1864 tarihli nizamnamenin hazırlanmasında görev aldı ve uygulamanın denendiği ilk vilayetin valiliğini yaptı. Yol, köprü, okul, hastane ve gazete alanındaki uygulamaları, dönemin taşra idaresinde ölçüt olarak kullanıldı.
Anayasa tarihinde, ilk Osmanlı anayasasını hazırlayan komisyonun başkanı olarak anılır. Kanun-i Esasi, otuz yıl uygulanmadan varlığını sürdürdü, 1908 yılında yeniden yürürlüğe kondu ve Türkiye'deki anayasa geleneğinin başlangıcı sayıldı.
Hakkındaki tartışmalar 1876 yılındaki olaylar etrafında toplanır. Saltanat değişikliklerindeki rolü ve sonrasında yaşananlar, kendi döneminden başlayarak farklı biçimlerde değerlendirilmiştir. Bu tartışma, yargılandığı davanın konusuyla da doğrudan ilişkilidir.
1908 yılından sonra adı meşrutiyet fikriyle birlikte anıldı ve hakkındaki hüküm kaldırıldı. 1951 yılında naaşı Türkiye'ye getirilerek Abide-i Hürriyet Tepesi'ne defnedildi.
Kurumsal mirası bugün de izlenebilir. Tarım kredisi düzeni Ziraat Bankası çatısı altında sürdü, meslekî eğitim sanayi mektepleri üzerinden kurumlaştı, vilayet düzeni idari taksimatın esası oldu ve Şura-yı Devlet, idari yargının başlangıcı olarak varlığını korudu.
Adı Türkiye'de ve Bulgaristan'da caddelere, okullara ve kurumlara verilmiştir; Rusçuk'ta valiliği döneminden kalan yapılar ayaktadır.
Aynı Yıllarda Dünya
21 / 21 · 1 dk1861: Rusya'da serflik kaldırıldı; Amerika Birleşik Devletleri'nde iç savaş başladı.
1869: Süveyş Kanalı açıldı; Doğu Akdeniz'in ticaret ve stratejik önemi arttı.
1871: Almanya ve İtalya'nın siyasi birlikleri tamamlandı; Avrupa'da güç dengesi değişti.
1873: Viyana borsasında başlayan çöküşle uzun süren bir dünya mali bunalımı başladı.
1876: Balkanlar'daki ayaklanmalar Avrupa kamuoyunda geniş yer buldu; İstanbul'da Tersane Konferansı toplandı.
1878: Berlin Antlaşması imzalandı; Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlığını kazandı.
1881: Rusya'da II. Aleksandr öldürüldü; Fransa Tunus'u himayesine aldı.
1882: İngiltere Mısır'ı fiilen işgal etti.
Memleket sandıkları kurallara bağlandı ve imparatorluk geneline yayıldı.
Kronoloji
37 olay- 19. yüzyıl
İstanbul'da doğdu; asıl adı Ahmed Şefik'tir, babası Hafız Mehmed Eşref Efendi'dir.
İstanbul'a gelerek Divan-ı Hümayun kaleminde devlet hizmetine başladı.
Lamia Hanım ile evlendi.
Rumeli'ye gönderildi; iki yıl süren asayiş görevini yürüttü.
Altı ay süren Avrupa gezisine gönderildi; Viyana, Paris, Brüksel ve Londra'yı gördü.
Niş valiliğine atandı.
Niş'e bağlı Pirot'ta ilk ıslahhane açıldı; tarım kredisi çalışması aynı yıl başladı.
Vilayet Nizamnamesi kabul edildi; Tuna vilayeti kuruldu ve valiliğine getirildi.
Rusçuk'ta Türkçe ve Bulgarca yayımlanan Tuna gazetesi çıkarıldı; ilk vilayet gazetesidir.
Memleket sandıkları kurallara bağlandı ve imparatorluk geneline yayıldı.
Şura-yı Devlet reisliğine atandı; kurul 10 Mayıs 1868 tarihinde çalışmaya başladı.
Bağdat valiliğine atandı; aynı zamanda Altıncı Ordu komutanlığını üstlendi.
Bağdat'ta Türkçe ve Arapça yayımlanan Zevra gazetesi çıkarıldı.
İlk kez sadrazamlığa getirildi.
Seksen gün süren birinci sadareti sona erdi.
Devlet dış borç ödemelerini yarıya indirdiğini ilan etti; fiilî mali iflas yaşandı.
Sultan Abdülaziz tahttan indirildi; yerine V. Murad tahta çıktı.
Sultan Abdülaziz Feriye Sarayı'nda ölü bulundu; resmî raporlarda ölüm intihar olarak kaydedildi.
V. Murad tahttan indirildi, yerine II. Abdülhamid tahta çıktı.
İkinci kez sadrazamlığa getirildi.
Kanun-i Esasi ilan edildi; metni hazırlayan komisyonun başkanıydı.
İstanbul'da Tersane Konferansı toplandı.
Tersane Konferansı'nın teklifleri reddedildi ve konferans sonuçsuz dağıldı.
Sadaretten alındı ve Kanun-i Esasi'nin 113. maddesine dayanılarak ülke dışına gönderildi.
Meclis-i Mebusan açıldı; kendisi bu tarihte yurt dışındaydı.
Rusya savaş ilan etti; 93 Harbi başladı.
Meclis-i Mebusan süresiz tatil edildi; anayasa uygulanmaz hâle geldi.
Affedilerek Suriye valiliğine atandı.
Aydın valiliğine atandı; merkezi İzmir olan vilayette yaklaşık dokuz ay görev yaptı.
İzmir'de tutuklandı ve yargılanmak üzere İstanbul'a getirildi.
Yıldız Sarayı bahçesinde kurulan mahkemede duruşmalar başladı.
Mahkeme, Mithat Paşa ve sekiz sanık hakkında ölüm cezası hükmü verdi.
Ölüm cezası ömür boyu kalebentliğe çevrildi ve Taif'e gönderildi.
Taif'te öldü; naaşı burada defnedildi.
- 20. yüzyıl
Kanun-i Esasi yeniden yürürlüğe kondu; İkinci Meşrutiyet ilan edildi.
Anayasada yapılan değişikliklerle 113. madde kaldırıldı.
Naaşı Taif'ten getirilerek Abide-i Hürriyet Tepesi'ne defnedildi.
Sadareti
2 dönem · yaklaşık 2 yılHizmet Ettiği Padişahlar
4 padişah



Eserleri
10 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlık makamının alameti mühr-i hümayundur ve göreve gelen sadrazama padişah tarafından teslim edilir. Mithat Paşa mührü iki kez aldı: ilki 31 Temmuz 1872 tarihinde Sultan Abdülaziz'den, ikincisi 19 Aralık 1876 tarihinde II. Abdülhamid'den. İkinci mühür, 5 Şubat 1877 tarihinde geri alındı.
Aile Ağacı
5 kişi
Mithat PaşaÇağdaşları
10 kişiİlkler ve Enler
6 başlıkOsmanlı Sadrazamları
72 madde · sadaret sırasıyla







































































Yanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruMithat Paşa kaç kez sadrazamlık yaptı?
Mithat Paşa Kanun-i Esasi'nin neresinde yer aldı?
Kanun-i Esasi'nin 113. maddesi nedir?
Mithat Paşa hangi vilayetlerde valilik yaptı?
Memleket sandıkları nedir?
Islahhane nedir?
Tuna vilayeti neden önemlidir?
Mithat Paşa Bağdat'ta neler yaptı?
1876 yılında neler oldu?
Tersane Konferansı nedir?
Mithat Paşa neden sürgüne gönderildi?
Yıldız Mahkemesi nedir ve hangi karar verildi?
Mithat Paşa nerede öldü?
Mithat Paşa'nın mezarı nerededir?
Mithat Paşa'nın siyasi görüşleri nelerdi?
Son güncelleme: 6 Eylül 2026