
Mahmud Nedim Paşa
محمود نديم پاشاMahmûd Nedîm·Nedimof
Mahmud Nedim Paşa, Sultan Abdülaziz döneminde iki kez sadrazamlık yapan ve 1875 yılındaki borç kararnamesiyle anılan Osmanlı devlet adamıdır.
Mahmud Nedim Paşa Kimdir?
16 dk okumaMahmud Nedim Paşa, 1818 yılında İstanbul'da doğdu ve 14 Mayıs 1883 tarihinde yine İstanbul'da öldü. Babası, Mısır kapı kethüdalığı ile Şam ve Bağdat valiliklerinde bulunmuş olan Gürcü Mehmed Necib Paşa'dır.
Devlet hizmetine 1831 yılında Sadaret Mektubi Kalemi'nde başladı. Kalem hizmetinden yetişerek sadaret mektupçuluğu, beylikçilik ve hariciye müsteşarlığı gibi merkez görevlerinde bulundu. Sayda, Şam, İzmir ve Trablusgarp valiliklerinde çalıştı; Trablusgarp'ta yedi yıl kaldı. Merkeze döndükten sonra bahriye nazırlığına getirildi.
Sadaret makamına iki kez geldi. Birincisi 8 Eylül 1871 tarihinde, Mehmed Emin Ali Paşa'nın ölümü üzerine oldu ve 31 Temmuz 1872 tarihinde sona erdi. İkincisi 26 Ağustos 1875 tarihinde başladı ve 11 Mayıs 1876 tarihinde sona erdi.
İkinci sadareti, Osmanlı mali tarihinin dönüm noktalarından biriyle anılır. 6 Ekim 1875 tarihli kararname ile borç taksitlerinin beş yıl süreyle yarısının nakit, yarısının yüzde beş faizli tahvil ile ödeneceği duyuruldu. Karar tahvil fiyatlarını düşürdü ve yurt içinde ve yurt dışında geniş tepki topladı.
Görevden alındıktan sonra önce Çeşme'ye, ardından Sakız Adası'na gönderildi. II. Abdülhamid'in tahta çıkmasının ardından affedildi ve 1879 yılının ekim ayında dahiliye nazırlığına getirildi. Bu görevde ömrünün son yıllarına kadar kaldı. Şiir ve nesir sahibidir; Âyîne-i Devlet ve Hasb-i Hâl adlı eserleri yönetim düzeni üzerine yazılmıştır.
İstanbul'da doğdu; babası Bağdat valiliğinde bulunmuş Gürcü Mehmed Necib Paşa'dır.
Doğumu ve Ailesi
01 / 20 · 1 dkMahmud Nedim Paşa, 1818 yılında İstanbul'da doğdu. Kaynaklar doğum yılını hicrî 1233 karşılığı olarak kaydeder; gün ve ay bilgisi verilmez.
Babası Gürcü Mehmed Necib Paşa'dır. Necib Paşa, Osmanlı taşra yönetiminin üst basamaklarında görev yapmış bir devlet adamıydı. Mısır kapı kethüdalığında bulundu, ardından Şam ve Bağdat valiliklerine getirildi. Bağdat valiliği, imparatorluğun en geniş ve en zor yönetilen görev alanlarından biriydi.
Ailenin Gürcü kökenli olduğu kaynaklarda ortak biçimde belirtilir. Bu bilgi, dönemin devlet kadrolarının çok kökenli yapısı içinde sıradan bir kayıttır ve kaynaklarda ayrıntılandırılmaz.
Babasının makamı, Mahmud Nedim'in çocukluğunun devlet çevresi içinde geçmesini sağladı. Bâbıâli kalemlerine erken yaşta girmesi ve ilerleyişinin hızlı olması, bu çevreyle açıklanır.
Annesi hakkında kaynaklarda bilgi bulunmaz. Kardeşleri konusunda da ayrıntı verilmez.
Evliliği ve çocukları hakkında kaynaklarda dağınık kayıtlar vardır. Bir kızının dönemin devlet ailelerinden biriyle evlendiği yolundaki bilgi tek kaynakta geçtiği için burada ayrıntılandırılmamıştır.
Ömrünün sonunda İstanbul'da öldü ve vasiyeti uyarınca Cağaloğlu semtinde satın alınan bir arsaya defnedildi. Ailesi, mezarın üzerine 1883 yılında bir türbe yaptırdı. Yapı bugün Fatih ilçesi sınırları içindedir ve kitabesinde makam unvanı yer alır.
Eğitimi ve Kalem Hizmetine Girişi
02 / 20 · 1 dkMahmud Nedim, öğrenimini özel hocalardan aldı. Dönemin devlet ailelerinde yaygın olan bu yol, medrese ya da askerî okul yerine evde ders almak esasına dayanıyordu. Arapça, Farsça ve dinî ilimlerin yanında yazı, hesap ve resmî üslup öğretiliyordu.
Devlet hizmetine 1831 yılında Sadaret Mektubi Kalemi'nde başladı. Bu kalem, sadrazamlık makamının yazışmalarını yürüten birimdi ve dönemin memur yetiştiren başlıca kadrolarından biriydi. Aynı yıllarda Âmedî Kalemi'nde de çalıştı; Âmedî, padişaha sunulan yazıların hazırlandığı daha kıdemli bir birimdi.
İlk dikkat çeken görevi divan kâtipliğidir. Bursalı Damat Said Paşa'nın seraskerliği sırasında divan kâtibi olarak çalıştı; askerî yazışmanın işleyişini bu görevde öğrendi.
Kalem yılları, sonraki kariyerinin temelini oluşturdu. Resmî yazışma diline hâkimiyeti, dönemin kaynaklarında ortak olarak vurgulanan özelliğidir. Aynı yıllarda şiirle de ilgilendi ve Nedim mahlasını kullandı.
Bu dönemde Tanzimat düzenlemeleri yürürlüğe girdi. 1839 yılında ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu, memurluk düzenini, vergi toplamayı ve yargılamayı yeniden tanımlıyordu. Mahmud Nedim'in memuriyeti bu düzenlemelerle birlikte biçimlendi.
Mustafa Reşid Paşa'nın çevresinde yer aldı ve onun sadaret dönemlerinde yükseldi. Bu bağ, ilk yıllarındaki ilerleyişinin başlıca sebebi olarak kaydedilir.
Bâbıâli'de Yükselişi
03 / 20 · 1 dk1847 yılının mart ayında sadaret mektupçuluğuna getirildi. Bu makam, sadrazamlık dairesinin yazı işlerini yöneten üst düzey görevdir ve merkez bürokrasisinin kilit noktalarından biri sayılırdı.
1849 yılının haziran ayında mektupçu vekilliği yaptı. Ardından 1853 yılında beylikçiliğe getirildi. Beylikçi, Divan-ı Hümayun kaleminin başındaki görevlidir; kanun ve nizamname metinlerinin kaydı, muahede suretleri ve resmî belgelerin düzeni bu makamın işiydi.
Aynı yıllarda hariciye müsteşarlığında bulundu. Bu görev, dış işlerinin günlük yürütümünü ve elçiliklerle yazışmayı kapsıyordu. Avrupa devletlerinin İstanbul'daki temsilcileriyle ilişkileri bu dönemde tanıdı.
Yükselişi Kırım Savaşı yıllarına denk geldi. Savaş, Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletleriyle ilişkisini ve mali yapısını kökten değiştirdi. 1854 yılında ilk dış borç alındı; sonraki yirmi yılda borçlanma sürekli hâle geldi.
Merkez görevlerinde edindiği deneyim, taşra atamalarının önünü açtı. 1855 yılının şubat ayında Sayda valiliğine getirildi ve böylece valilik dönemi başladı.
Kaynaklar, bu yıllarda dikkatli, kayda önem veren ve resmî usulü iyi bilen bir memur olarak tanındığını kaydeder. Aynı kaynaklar, merkezdeki güç dengelerini izlemekte de becerikli olduğunu belirtir.
Sadaret Mektubi Kalemi'nde devlet hizmetine başladı.
Valilik Görevleri
04 / 20 · 1 dkTaşra görevleri 1855 yılının şubat ayında Sayda valiliğiyle başladı. Sayda, Doğu Akdeniz kıyısındaki liman bölgesiydi ve nüfus yapısı karışıktı.
Aynı yılın aralık ayında Şam valiliğine getirildi. Şam, babasının da valilik yaptığı bölgelerdendi ve Suriye'nin idari merkeziydi. Görev kısa sürdü.
1857 yılının eylül ayında İzmir valiliğine atandı. İzmir, imparatorluğun en canlı ticaret ve liman şehirlerinden biriydi; yabancı tüccar varlığı ve konsolosluk ağı yoğundu. Vali, gümrük, liman ve ticaret uyuşmazlıklarıyla doğrudan ilgileniyordu.
1860 yılının temmuz ayında Trablusgarp valiliğine gönderildi. Bu görev yedi yıl sürdü ve valilik yıllarının en uzunudur. Trablusgarp, Kuzey Afrika'daki son büyük Osmanlı vilayetiydi; iç bölgelerde aşiret düzeni hâkimdi ve merkezî otorite kıyı şeridiyle sınırlıydı. Uzun süreli görev, bölgenin idaresinde süreklilik sağladı.
Valilik dönemleri, Mahmud Nedim'in taşra yönetimini ve mali işleyişi yakından tanımasını sağladı. Vergi tahsilatı, asker toplama, gümrük gelirleri ve yerel meclislerin çalışması hakkındaki görüşleri bu görevlerde oluştu.
Merkeze döndükten sonra, sonraki yıllarda kısa süreli iki valilik daha yaptı: 1873 yılının haziran ayında Kastamonu, aynı yılın ekim ayında Adana. Bu iki görev, birinci sadaretinin sona ermesinden sonraki döneme aittir.
Bahriye Nazırlığı
05 / 20 · 1 dk1868 yılında bahriye nazırlığına getirildi ve bu görevde yaklaşık dört yıl kaldı. Bahriye nazırlığı, dönemin en yüksek bütçeli nezaretlerinden biriydi.
Sultan Abdülaziz döneminde Osmanlı donanmasına büyük yatırım yapıldı. Yurt dışından zırhlı gemiler satın alındı ve donanma, tonaj bakımından dünyanın önde gelen filoları arasında sayılır hâle geldi. Bu alım programı, bütçe üzerinde ağır bir yük oluşturdu.
Nazırlık döneminde tersane işletmesi, gemi bakımı, personel düzeni ve tedarik işleri nezaretin başlıca konularıydı. Donanmanın büyümesi, aynı ölçüde bakım ve işletme gideri doğuruyordu.
Bu görev, Mahmud Nedim'in saray ile doğrudan ilişki kurduğu dönemdir. Donanma, Sultan Abdülaziz'in yakından ilgilendiği alandı ve nazır padişaha sık sık doğrudan arz yapıyordu. Kaynaklar, sadarete gelişinde bu yakınlığın etkili olduğunu kaydeder.
Aynı yıllarda merkezde iki yeni kurum çalışmaya başladı: Şura-yı Devlet ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliye. Devlet yapısı yeniden düzenleniyordu ve sadaret makamında Mehmed Emin Ali Paşa bulunuyordu.
7 Eylül 1871 tarihinde Mehmed Emin Ali Paşa sadaret makamındayken öldü. Ertesi gün Mahmud Nedim Paşa sadrazamlığa getirildi. Bahriye nazırlığından doğrudan sadarete geçiş, dönemin dikkat çeken atamalarından biri olarak kaydedilir.
Birinci Sadareti
06 / 20 · 1 dk8 Eylül 1871 tarihinde sadrazamlığa getirildi. Görev, Mehmed Emin Ali Paşa'nın bir gün önce ölmesiyle boşalmıştı.
Mehmed Emin Ali Paşa, dört yıl yedi ay süren beşinci sadaretiyle Tanzimat kadrosunun son büyük ismiydi. Onun ölümü, merkez yönetiminde uzun süredir devam eden kadronun sona ermesi anlamına geliyordu.
Mahmud Nedim Paşa göreve gelir gelmez merkez ve taşra kadrolarında geniş bir değişikliğe girişti. Kaynaklar, on bir aylık sadaret süresinde beş serasker, dört bahriye nazırı, dört adliye nazırı ve beş maliye nazırı değiştirdiğini, sayısız valinin de yerini aldığını kaydeder.
Bu kadro hareketi, Tanzimat düzenlemelerini yürüten isimlerin görevden ayrılmasıyla sonuçlandı. Uygulama, dönemin kaynaklarında geniş biçimde tartışılmıştır ve kendisine yöneltilen eleştirilerin başında gelir.
Dış siyasette Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi yönünde bir çizgi izlendi. Rusya'nın İstanbul elçisi Nikolay Pavloviç İgnatiyev ile kurduğu yakın temas, İstanbul'daki siyasi çevrelerde kendisine Nedimof lakabının takılmasına yol açtı. Lakap resmî bir unvan değildir; dönemin tartışma dilinden doğmuş bir adlandırmadır.
Aynı dönemde saray ile Bâbıâli arasındaki denge değişti. Kararların merkezinin saraya kayması, sadaret makamının yetkisini daralttı. Bu değişim, sonraki beş yılın yönetim tartışmalarının çerçevesini oluşturdu.
Sadaret mektupçuluğuna getirildi.
Birinci Sadaretin İdari Uygulamaları
07 / 20 · 1 dkBirinci sadaretin belirleyici konusu maliyeydi. Devletin dış borcu 1854 yılından beri artıyordu ve gelirlerin önemli bir bölümü faiz ödemesine gidiyordu.
Mahmud Nedim Paşa, harcamaların kısılması için bir düzenleme ve tasarruf komisyonu kurdurdu. Komisyonun işi, nezaretlerin ve vilayetlerin giderlerini gözden geçirmekti.
Şura-yı Devlet'in daire sayısı beşten üçe indirildi. Kurul, 1868 yılında kurulmuş ve kanun taslaklarının hazırlandığı yer olmuştu; daire sayısındaki azalma, kurumun çalışma alanını daralttı.
Vilayet bütçelerinde kısıntıya gidildi. Bazı vilayetler birleştirildi, bazı yerlerde yeni idari birimler kuruldu. Taşra harcamalarının merkezden daha sıkı denetlenmesi amaçlanıyordu.
Memur maaşlarında ve kadro sayısında indirim yapıldı. Uygulama, kısa vadede gider azaltmayı hedefliyordu; buna karşılık merkez ve taşra bürokrasisinde geniş bir hoşnutsuzluk doğurdu.
Kaynaklar, tasarruf hedefinin tutarlı biçimde uygulanamadığını kaydeder. Kadro değişikliklerinin sıklığı, alınan kararların sürekliliğini engelledi ve düzenlemelerin bir bölümü yürürlükte kalmadı.
Bu uygulamalar, sadaretin sona ermesinden sonra büyük ölçüde geri alındı. Şura-yı Devlet'in yapısı yeniden düzenlendi ve görevden alınan isimlerin bir bölümü makamlarına döndü. Dönem, Osmanlı merkez bürokrasisinde kısa sürede yapılan ve kısa sürede geri alınan düzenlemelerin örneği olarak anılır.
Birinci Sadaretin Sona Ermesi
08 / 20 · 1 dkSadaret 31 Temmuz 1872 tarihinde sona erdi. Görev yaklaşık on bir ay sürmüştü.
Görevden alınmasının sebepleri kaynaklarda birkaç başlıkta toplanır: kadro değişikliklerinin yarattığı hoşnutsuzluk, mali durumun düzelmemesi ve dış siyasetteki çizginin Avrupa devletleriyle ilişkilerde yarattığı gerilim.
Yerine Mithat Paşa getirildi. Mithat Paşa, Tuna ve Bağdat valiliklerindeki uygulamalarıyla tanınıyordu ve sadaret makamına ilk kez geliyordu. Onun sadareti seksen gün sürdü ve 19 Ekim 1872 tarihinde sona erdi.
Aynı yıllarda sadaret makamı sık el değiştirdi. 1871 ile 1876 arasındaki beş yılda makam birçok kez değişti; bu sıklık, dönemin yönetim istikrarsızlığının göstergesi olarak kaydedilir.
Mahmud Nedim Paşa, görevden alındıktan sonra bir süre merkezde kaldı. 1873 yılının haziran ayında Kastamonu valiliğine, aynı yılın ekim ayında Adana valiliğine atandı. Bu iki görev de kısa sürdü.
Bu dönemde seraskerlikten alınıp Isparta'ya gönderilen Hüseyin Avni Paşa affedilmiş ve merkeze dönmüştü. Hüseyin Avni Paşa, 15 Şubat 1874 tarihinde sadrazamlığa getirildi ve bu görevde bir yılı aşkın süre kaldı.
Mahmud Nedim Paşa'nın merkeze dönüşü 1875 yılının yaz aylarında gerçekleşti. Devletin mali durumu bu tarihte daha da ağırlaşmıştı ve Balkanlar'da yeni bir ayaklanma başlamıştı.
İkinci Sadareti ve Hersek Ayaklanması
09 / 20 · 1 dk26 Ağustos 1875 tarihinde ikinci kez sadrazamlığa getirildi. Göreve gelirken, Hersek'te temmuz ayında başlayan ayaklanmayı kısa sürede sonuçlandırabileceğini bildirdiği kaydedilir.
Hersek ayaklanması, vergi tahsilatındaki uygulamalara karşı başlamış ve kısa sürede Bosna'ya yayılmıştı. Hareket, komşu ülkelerden ve Avrupa kamuoyundan destek gördü; Osmanlı yönetimi için hem askerî hem diplomatik bir sorun oluşturdu.
Sadaretin gündemindeki ikinci konu bütçeydi. 1875 yılı bütçesinde beş milyon liralık açık vardı ve dış borç taksitleri ödenemez durumdaydı. Gelirlerin büyük bölümü faiz ve anapara ödemesine gidiyordu.
Ayaklanmanın bastırılması için askerî tedbirler alındı, aynı zamanda ıslahat vaatleri içeren düzenlemeler duyuruldu. 1875 yılının aralık ayında bir ıslahat fermanı yayımlandı; metin vergi düzeni, yargı ve din farkı gözetilmemesi konularında taahhütler içeriyordu.
Bu adımlar sonuç vermedi. Ayaklanma sürdü, Avrupa devletlerinin araya girme talepleri arttı ve Balkanlar'daki gerginlik büyüdü.
1876 yılının nisan ayında Bulgar vilayetlerinde yeni bir ayaklanma başladı. Bastırma harekâtı sırasında yaşananlar Avrupa basınında geniş yer buldu ve Osmanlı Devleti aleyhine güçlü bir kamuoyu oluştu. Bu gelişme, sonraki aylarda toplanan uluslararası görüşmelerin zeminini hazırladı.
Sadaret mektupçu vekilliğine tayin edildi.
1875 Kararnamesi ve Mali Durum
10 / 20 · 1 dkİkinci sadaretin en çok anılan kararı 6 Ekim 1875 tarihinde duyuruldu. Ramazan ayında yayımlandığı için kaynaklarda Ramazan Kararnamesi adıyla geçer.
Kararnameye göre, dış borç taksitleri beş yıl süreyle yarı yarıya ödenecekti: yarısı nakit olarak verilecek, kalan yarısı için yüzde beş faizli tahvil çıkarılacaktı. Böylece yıllık ödeme yükünün yaklaşık yarısı ertelenmiş oluyordu.
Elde edilecek kaynağın kullanımı da belirlenmişti. Kaynaklar, ayrılan yaklaşık yedi milyon liranın beş milyonunun bütçe açığının kapatılmasına, iki milyonunun askerî harcamalara aktarılmasının öngörüldüğünü kaydeder.
Kararın sonucu beklenenin tersi oldu. Osmanlı tahvillerinin fiyatı hızla düştü, Avrupa borsalarında satış dalgası yaşandı ve devletin dış piyasalardan yeni kaynak bulma imkânı ortadan kalktı.
Tepki yalnızca dışarıdan gelmedi. Tahvil sahiplerinin bir bölümü ülke içindeydi ve karar iç piyasada da kayba yol açtı. Avrupa devletleri, alacaklılarının zararı gerekçesiyle Osmanlı yönetimine baskı uyguladı.
Devlet, kararnamede öngörülen yarım ödemeyi de sürdüremedi. Ödemeler kısa süre sonra fiilen durdu ve borç meselesi 1881 yılına kadar çözümsüz kaldı.
Sorun, 20 Aralık 1881 tarihinde yayımlanan Muharrem Kararnamesi ile yeniden düzenlendi. Aynı yıl kurulan Düyun-ı Umumiye İdaresi, belirli gelir kalemlerini alacaklılar adına toplamaya başladı. 1875 kararnamesi, bu sürecin başlangıcı sayılır.
Azli ve Sürgünü
11 / 20 · 1 dk1876 yılının mayıs ayında İstanbul'da gösteriler başladı. Medrese öğrencileri, kaynaklarda talebe-i ulum adıyla anılan bir hareket içinde derslerini bırakıp toplandılar ve 10 Mayıs 1876 tarihinde taleplerini duyurdular.
Göstericilerin talebi, şeyhülislamın ve sadrazamın görevden alınmasıydı. Gösteriler iki gün sürdü ve başkentte geniş yankı buldu.
11 Mayıs 1876 tarihinde Mahmud Nedim Paşa sadaretten alındı. Kaynakların bir kısmı bu tarihi 12 Mayıs olarak verir. Aynı gün şeyhülislam da değiştirildi.
Yerine Mütercim Mehmed Rüşdü Paşa getirildi. İki gün sonra, 13 Mayıs 1876 tarihinde Hüseyin Avni Paşa yeniden seraskerliğe atandı.
Mahmud Nedim Paşa görevden alındıktan sonra İstanbul dışına gönderildi. Önce Çeşme'ye yollandı, ardından sürgün yeri Sakız Adası olarak değiştirildi.
Sürgün, sonraki üç ayın gelişmelerinin dışında kalmasını sağladı. 30 Mayıs 1876 tarihinde Sultan Abdülaziz tahttan indirildiğinde ve 4 Haziran 1876 tarihinde Feriye Sarayı'nda ölü bulunduğunda sadaret makamında Mütercim Mehmed Rüşdü Paşa bulunuyordu. Mahmud Nedim Paşa bu tarihlerde başkentte değildi.
15 Haziran 1876 gecesi Mithat Paşa'nın Beyazıt'taki konağında toplanan hükümet üyelerine yönelik saldırıda serasker Hüseyin Avni Paşa ve hariciye nazırı Mehmed Raşid Paşa öldürüldü. Bu olay da sürgün döneminde yaşandı.
Affı ve Dahiliye Nazırlığı
12 / 20 · 1 dk31 Ağustos 1876 tarihinde V. Murad tahttan indirildi ve yerine II. Abdülhamid geçti. Yeni padişahın tahta çıkmasının ardından Mahmud Nedim Paşa affedildi ve İstanbul'a döndü.
Dönüşünden sonraki üç yılı görev almadan geçirdi. Bu süre içinde 23 Aralık 1876 tarihinde Kanun-i Esasi ilan edildi, 24 Nisan 1877 tarihinde Rusya savaş ilan etti ve savaş ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Meclis-i Mebusan 19 Mart 1877 tarihinde açıldı ve 13 Şubat 1878 tarihinde süresiz tatil edildi.
1879 yılının ekim ayında dahiliye nazırlığına getirildi. Atama, Küçük Mehmed Said Paşa'nın sadareti dönemine denk gelir; Said Paşa 18 Ekim 1879 tarihinde sadrazamlığa getirilmişti.
Dahiliye nazırlığı, taşra idaresinin merkezden yürütülmesini kapsayan görevdir. Vilayet atamaları, asayiş, nüfus kayıtları, belediye işleri ve göçmen yerleştirme nezaretin başlıca konularıydı. Savaş sonrası dönemde Rumeli'den gelen göçmenlerin yerleştirilmesi, nezaretin en ağır işlerinden biriydi.
Bu görevde dört yıla yakın kaldı ve dönemin en uzun süre makamda kalan nazırlarından biri oldu. Aynı yıllarda 20 Aralık 1881 tarihinde Muharrem Kararnamesi yayımlandı ve Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu.
Görevden ayrılışı sağlık sebebiyle oldu. Kaynakların bir kısmı ayrılışı 1882 yılına, bir kısmı 1883 yılının şubat ayına tarihler.
Divan-ı Hümayun beylikçiliğine getirildi.
Ölümü ve Türbesi
13 / 20 · 1 dkMahmud Nedim Paşa, 14 Mayıs 1883 tarihinde İstanbul'da öldü. Ölüm sebebi olarak uzun süredir devam eden hastalığı gösterilir; görevinden de aynı sebeple ayrılmıştı.
Altmış beş yaşındaydı. Devlet hizmetinde geçirdiği süre elli yılı aşıyordu; 1831 yılında başlayan memuriyeti, ölümünden birkaç ay öncesine kadar sürmüştü.
Vasiyeti uyarınca Cağaloğlu semtinde, Mahmudiye Caddesi çevresinde satın alınan bir arsaya defnedildi. Ailesi aynı yıl mezarın üzerine bir türbe yaptırdı.
Yapı kare planlıdır ve sade bir düzene sahiptir. Üç cephesinin her birinde büyük birer pencere ve yanlarında sığ nişler bulunur. Köşelerde kompozit başlıklı pilastrlar yer alır, giriş cephesi kesme taş işçiliğiyle düzenlenmiştir. Kubbe kasnağında ayet yazıları, giriş penceresinin kemerinde ise makam unvanını belirten kitabe vardır.
Türbede iki ahşap sanduka bulunur. Bunlardan biri Mahmud Nedim Paşa'ya aittir; ikincisinin kime ait olduğu tespit edilememiştir. Yapının mimarı bilinmemektedir.
Türbe bugün Fatih ilçesi sınırları içindedir ve son dönem Osmanlı türbe mimarisinin sade örneklerinden biri olarak anılır.
Ölümünden sonra eserlerinin bir bölümü yayımlandı. Yönetim düzeni üzerine yazdığı iki metin, 1909 yılında birlikte basıldı ve dönemin tartışmalarında kaynak olarak kullanıldı.
Eserleri ve Edebî Yönü
14 / 20 · 1 dkMahmud Nedim Paşa'nın şiir ve nesir alanında eserleri vardır. Şiirlerinde Nedim mahlasını kullandı; kaynaklar, on sekizinci yüzyıl şairi Nedim'in etkisinde şarkılar yazdığını kaydeder.
Dîvân, şiirlerinin toplandığı eserdir. İçinde on bir kaside, iki yüz otuz yedi gazel ve başka nazım biçimlerinde örnekler bulunur.
Âyîne-i Devlet, yönetim düzeni üzerine yazdığı nesir metnidir. Eser on altı bölüm, beş fasıl, bir hatime ve manzum bir önsözden oluşur. Önsözdeki altmış sekiz beyitte, Osman Gazi'den Sultan Abdülaziz'e kadar Osmanlı padişahları sırayla anlatılır.
Hasb-i Hâl, yüz doksan altı beyitlik manzum bir eserdir. Metinde devlet işleyişine ve dönemin yönetim anlayışına dair görüşleri yer alır.
Bu iki metin, 1909 yılında Âyîne ve Hasb-i Hâl adıyla birlikte yayımlandı. Baskı yetmiş sekiz sayfadır. Eser, Bâbıâli'nin işleyişine yönelik bir değerlendirme metni olarak okunur.
Hikâye-i Melik-i Muzaffer, kaynaklarda adı geçen bir diğer eseridir. Reddiye adlı savunma metni ve Ziya Paşa'nın Terci-i Bend'ine yazdığı nazire ise basılmamıştır.
Dönemin kaynakları, şair ve kâtip yönünü ortak biçimde kaydeder. Resmî yazışma diline hâkimiyeti ve kaleme aldığı metinlerin düzeni, kariyerinin başından itibaren dikkat çeken özelliğidir.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
15 / 20 · 1 dkDönemin kaynakları Mahmud Nedim Paşa hakkında birbirinden farklı değerlendirmeler taşır. Ortak kaydedilen özellik, resmî usulü ve Bâbıâli teşkilatını ayrıntısıyla bilmesidir.
Zekâsı ve yazı gücü kaynaklarda ortak olarak belirtilir. Şiir yazması, cömertliği ve kalem işlerindeki ustalığı çağdaşlarının aktardığı özelliklerdendir.
Yönetim tarzının belirleyici yanı, kadro değişikliğine dayanmasıdır. Sadaret dönemlerinde çok sayıda nazır ve vali değiştirdi. Kaynaklar bu uygulamayı, kararların sürekliliğini engelleyen bir yöntem olarak kaydeder.
Merkezî otoritenin sarayda toplanmasını savunan bir çizgi izledi. Bu tutum, Tanzimat kadrosunun Bâbıâli merkezli yönetim anlayışından ayrılıyordu ve dönemin en çok tartışılan konularından biri oldu.
Dış siyasette Rusya ile ilişkilere ağırlık verdi. Bu tercih, Avrupa devletleriyle ilişkilerde gerilim doğurdu ve kendisine yöneltilen eleştirilerin başlıca konusu oldu.
Çağdaşlarının bir bölümü hakkında ağır ifadeler kullanmıştır. Bu değerlendirmeler dönemin siyasi rekabeti içinde yazılmıştır ve kaynaklarda böyle kaydedilir.
Mali konularda görüşü, harcamaların kısılması ve borç yükünün hafifletilmesi yönündeydi. Bu görüşün uygulaması olan 1875 kararnamesi, hedeflenen sonucu vermedi ve dönemin en tartışmalı kararı olarak kaldı.
Kendi yazdığı metinlerde devlet işleyişine dair eleştiriler yer alır. Bu metinler, döneme kendi bakış açısından bakan birinci elden kaynaklardır.
Sayda valiliğine atandı; taşra görevleri başladı.
Mirası ve Tarihteki Yeri
16 / 20 · 1 dkMahmud Nedim Paşa'nın tarihteki yeri, büyük ölçüde 1875 yılındaki mali karar üzerinden ele alınır. Bu karar, Osmanlı Devleti'nin dış borç ödemelerini resmî bir metinle sınırladığı ilk uygulamadır.
Kararın sonuçları uzun sürdü. Devletin dış piyasalardaki kredi itibarı ortadan kalktı, alacaklı devletlerin baskısı arttı ve borç meselesi 1881 yılında kurulan Düyun-ı Umumiye İdaresi ile çözülmeye çalışıldı. Bu idare, imparatorluğun mali tarihinde belirleyici bir kurum oldu.
İkinci alan, yönetim anlayışıdır. Sadaret dönemleri, Tanzimat kadrosunun merkez yönetimindeki ağırlığının sona erdiği ve karar merkezinin saraya kaydığı sürecin parçası olarak değerlendirilir.
Üçüncü alan, edebî yönüdür. Şiir divanı ve yönetim üzerine yazdığı nesir metinleri, devlet adamı kimliğiyle yazar kimliğini birleştiren son dönem örnekleri arasında sayılır.
Hakkındaki değerlendirmeler kendi zamanından başlayarak ayrışmıştır. Bu ayrışma, dönemin siyasi bölünmeleriyle doğrudan ilişkilidir ve sonraki araştırmalarda da sürmüştür.
Sürgün döneminde başkentte bulunmaması, 1876 yılının en tartışmalı olaylarının dışında kalmasını sağladı. 1881 yılında görülen davanın sanıkları arasında yer almadı; o tarihte dahiliye nazırıydı.
Cağaloğlu'ndaki türbesi bugün ayaktadır ve adını taşıyan yapı olarak korunmaktadır. Eserleri, Osmanlı yönetim düşüncesi üzerine yapılan çalışmalarda kaynak olarak kullanılmaktadır.
Dönemin Mali Yapısı
17 / 20 · 1 dkMahmud Nedim Paşa'nın sadaret dönemlerini anlamak için dönemin mali yapısını bilmek gerekir. Osmanlı Devleti ilk dış borcunu 1854 yılında, Kırım Savaşı sırasında aldı.
Borçlanma sonraki yirmi yılda süreklilik kazandı. Alınan her yeni borcun önemli bir bölümü, önceki borçların faizini ödemek için kullanıldı. Tahviller Avrupa borsalarında yüksek faizle ve düşük ihraç fiyatıyla satılıyordu; devletin eline geçen tutar, kâğıt üzerindeki değerin çok altında kalıyordu.
1873 yılında Viyana borsasında başlayan çöküş, dünya genelinde uzun süren bir mali bunalıma yol açtı. Bunalım, Osmanlı Devleti'nin yeni borç bulma imkânını daralttı ve mevcut tahvillerin değerini düşürdü.
Aynı yıllarda Anadolu'da kuraklık ve kıtlık yaşandı. Vergi gelirleri düştü, buna karşılık borç taksitleri ve askerî harcamalar arttı.
1875 yılına gelindiğinde bütçe açığı beş milyon lirayı buluyordu. Yıllık borç servisi, devlet gelirlerinin büyük bölümünü tüketiyordu.
6 Ekim 1875 tarihli kararname bu tabloda alındı. Karar, ödeme yükünü hafifletmeyi amaçlıyordu; sonuçta devletin kredi itibarını ortadan kaldırdı ve mali bunalımı derinleştirdi.
Süreç, 20 Aralık 1881 tarihli Muharrem Kararnamesi ile yeniden düzenlendi. Dış borçların tutarı indirildi, ödeme takvimi yeniden belirlendi ve tuz, tütün, damga, içki ile ipek gibi gelir kalemleri Düyun-ı Umumiye İdaresi'ne bırakıldı.
Rusya ile İlişkiler ve Nedimof Adlandırması
18 / 20 · 1 dkMahmud Nedim Paşa'nın adıyla birlikte en çok anılan konu, Rusya ile ilişkilerdir. Birinci sadareti sırasında Rusya'nın İstanbul elçisi Nikolay Pavloviç İgnatiyev ile sık görüştüğü kaynaklarda ortak olarak kaydedilir.
İgnatiyev, 1864 ile 1877 arasında İstanbul'da görev yaptı ve dönemin en etkili yabancı temsilcilerinden biri sayıldı. Balkan meselelerinde Rusya'nın çizgisini yürüttü.
Bu yakınlık, İstanbul'daki siyasi çevrelerde Nedimof adlandırmasının doğmasına yol açtı. Adlandırma resmî bir unvan değildir ve dönemin siyasi tartışma dilinden çıkmıştır. Kaynaklar bunu bir lakap olarak kaydeder.
Dönemin dış siyaset tartışmasında iki çizgi vardı. Birincisi, Kırım Savaşı sonrasında kurulan düzene bağlı kalarak İngiltere ve Fransa ile yakın çalışmayı savunuyordu. İkincisi, Rusya ile doğrudan anlaşmayı ve Balkan meselelerini bu yolla çözmeyi öneriyordu.
Mahmud Nedim Paşa'nın izlediği çizgi ikinciye yakındı. Bu tercih, Avrupa devletleriyle ilişkilerde gerilim doğurdu.
İkinci sadareti sırasında, Hersek ayaklanmasının çözümü için Avrupa devletlerinin hazırladığı tekliflerle uğraşıldı. 1875 yılının aralık ayında Avusturya-Macaristan dışişleri bakanının adıyla anılan bir ıslahat programı Osmanlı yönetimine sunuldu.
Bu görüşmeler sonuç vermedi ve Balkanlar'daki durum ağırlaştı. 1877 yılında Rusya ile savaş çıktığında Mahmud Nedim Paşa görevde değildi.
Şam valiliğine getirildi.
Sadaret Makamının Dönemdeki Durumu
19 / 20 · 1 dk1871 ile 1876 arasındaki beş yıl, Osmanlı merkez yönetiminde sadaret makamının hızla el değiştirdiği dönemdir. Mehmed Emin Ali Paşa'nın 7 Eylül 1871 tarihinde ölmesiyle başlayan süreçte makam birçok kez sahip değiştirdi.
Bu dönemde sadaret makamına gelen isimler arasında Mahmud Nedim Paşa, Mithat Paşa, Mütercim Mehmed Rüşdü Paşa, Ahmed Esad Paşa ve Hüseyin Avni Paşa bulunur. Bazıları makama birden çok kez geldi.
Makamın sık değişmesinin sebepleri kaynaklarda üç başlıkta toplanır. Birincisi mali bunalımdır: hiçbir sadaret, borç ve bütçe sorununa kalıcı çözüm bulamadı. İkincisi Balkanlardaki ayaklanmalardır. Üçüncüsü, saray ile Bâbıâli arasındaki yetki dengesinin değişmesidir.
Tanzimat döneminde sadaret makamı, uzun süreli ve güçlü sadrazamların elindeydi. Mustafa Reşid Paşa, Mehmed Emin Ali Paşa ve Mehmed Fuad Paşa dönemleri bunun örnekleridir. 1871 yılından sonra bu düzen sona erdi.
Sadrazamların görev süresi kısaldıkça, kararların uygulanma imkânı da azaldı. Bir sadaretin başlattığı düzenleme, çoğu zaman bir sonraki sadarette geri alındı.
Bu tablo, 1876 yılındaki gelişmelerin arka planını oluşturur. Aynı yıl içinde saltanat iki kez el değiştirdi ve 23 Aralık 1876 tarihinde Kanun-i Esasi ilan edildi.
II. Abdülhamid döneminde sadaret makamının işleyişi yeniden düzenlendi ve kararların ağırlık merkezi sarayda toplandı.
Aynı Yıllarda Dünya
20 / 20 · 1 dk1869: Süveyş Kanalı açıldı; Doğu Akdeniz'in ticaret ve stratejik önemi arttı.
1870: Fransa ile Prusya arasında savaş çıktı; Fransa'da imparatorluk düzeni sona erdi.
1871: Almanya'nın siyasi birliği tamamlandı; Avrupa'da güç dengesi değişti.
1873: Viyana borsasında başlayan çöküşle uzun süren bir dünya mali bunalımı başladı.
1875: Hersek'te ayaklanma başladı ve kısa sürede Bosna'ya yayıldı.
1876: İstanbul'da Tersane Konferansı toplandı; Balkan vilayetleri için ıslahat talep edildi.
1878: Berlin Antlaşması imzalandı; Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlığını kazandı.
1881: Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu; belirli gelir kalemleri alacaklılara bırakıldı.
1882: İngiltere Mısır'ı fiilen işgal etti.
Kronoloji
39 olay- 19. yüzyıl
İstanbul'da doğdu; babası Bağdat valiliğinde bulunmuş Gürcü Mehmed Necib Paşa'dır.
Sadaret Mektubi Kalemi'nde devlet hizmetine başladı.
Sadaret mektupçuluğuna getirildi.
Sadaret mektupçu vekilliğine tayin edildi.
Divan-ı Hümayun beylikçiliğine getirildi.
Sayda valiliğine atandı; taşra görevleri başladı.
Şam valiliğine getirildi.
İzmir valiliğine atandı.
Trablusgarp valiliğine gönderildi; görev yedi yıl sürdü.
Bahriye nazırlığına getirildi; bu görevde yaklaşık dört yıl kaldı.
Düzenleme ve tasarruf komisyonu kuruldu; Şura-yı Devlet'in daire sayısı beşten üçe indirildi.
Sadaret makamındaki Mehmed Emin Ali Paşa öldü.
Birinci kez sadrazamlığa getirildi.
Hüseyin Avni Paşa seraskerlikten alındı ve Isparta'ya gönderildi.
Birinci sadareti sona erdi; makam Mithat Paşa'ya geçti.
Kastamonu valiliğine atandı.
Adana valiliğine getirildi.
Hüseyin Avni Paşa sadrazamlığa getirildi.
Hersek'te ayaklanma başladı; hareket kısa sürede Bosna'ya yayıldı.
İkinci kez sadrazamlığa getirildi.
Borç taksitlerinin beş yıl süreyle yarısının nakit, yarısının yüzde beş faizli tahvil ile ödenmesini öngören kararname yayımlandı.
Vergi, yargı ve eşitlik konularında taahhütler içeren bir ıslahat fermanı yayımlandı.
Önce Çeşme'ye gönderildi, ardından sürgün yeri Sakız Adası olarak değiştirildi.
Bulgar vilayetlerinde ayaklanma başladı; bastırma harekâtı Avrupa basınında geniş yer buldu.
İstanbul'da medrese öğrencilerinin gösterileri başladı; şeyhülislamın ve sadrazamın değiştirilmesi talep edildi.
Sadaretten alındı; kaynakların bir kısmı bu tarihi 12 Mayıs olarak verir.
Sadaret makamına Mütercim Mehmed Rüşdü Paşa getirildi.
Hüseyin Avni Paşa yeniden seraskerliğe atandı.
Sultan Abdülaziz tahttan indirildi; yerine V. Murad tahta çıktı.
Sultan Abdülaziz Feriye Sarayı'nda ölü bulundu; dönemin resmî raporlarında ölüm intihar olarak kaydedildi.
V. Murad tahttan indirildi, yerine II. Abdülhamid tahta çıktı; kısa süre sonra affedildi ve İstanbul'a döndü.
Kanun-i Esasi ilan edildi.
Rusya savaş ilan etti; 93 Harbi başladı.
Dahiliye nazırlığına getirildi; atama Küçük Mehmed Said Paşa'nın sadareti dönemine denk gelir.
Muharrem Kararnamesi yayımlandı; dış borçlar yeniden düzenlendi ve Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu.
Ailesi tarafından mezarın üzerine türbe yaptırıldı.
Hastalığı sebebiyle dahiliye nazırlığından ayrıldı; kaynakların bir kısmı ayrılışı 1882 yılına tarihler.
İstanbul'da öldü; vasiyeti uyarınca Cağaloğlu'nda satın alınan arsaya defnedildi.
- 20. yüzyıl
Âyîne-i Devlet ve Hasb-i Hâl adlı metinleri birlikte yayımlandı.
Sadareti
2 dönem · yaklaşık 2 yılHizmet Ettiği Padişahlar
4 padişah



Eserleri
7 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlık makamının alameti mühr-i hümayundur ve göreve gelen sadrazama padişah tarafından teslim edilir. Mahmud Nedim Paşa mührü iki kez aldı: ilki 8 Eylül 1871 tarihinde, ikincisi 26 Ağustos 1875 tarihinde Sultan Abdülaziz'den. İkinci mühür 11 Mayıs 1876 tarihinde geri alındı ve Mütercim Mehmed Rüşdü Paşa'ya verildi.
Aile Ağacı
2 kişi
Mahmud Nedim PaşaÇağdaşları
9 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
84 madde · sadaret sırasıyla



















































































İlgili Maddeler
11 madde










Yanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
14 soruMahmud Nedim Paşa kaç kez sadrazamlık yaptı?
Mahmud Nedim Paşa'nın 1875 kararnamesi neydi?
1875 kararnamesinin sonucu ne oldu?
Mahmud Nedim Paşa neden görevden alındı?
Mahmud Nedim Paşa sürgüne gönderildi mi?
Mahmud Nedim Paşa 1876 olaylarında sadrazam mıydı?
Nedimof adlandırması nereden gelir?
Mahmud Nedim Paşa hangi valiliklerde bulundu?
Mahmud Nedim Paşa'nın babası hangi görevlerde bulundu?
Mahmud Nedim Paşa dahiliye nazırlığı yaptı mı?
Mahmud Nedim Paşa'nın eserleri nelerdir?
Mahmud Nedim Paşa nerede öldü ve nereye defnedildi?
Mahmud Nedim Paşa birinci sadaretinde neler yaptı?
Mahmud Nedim Paşa Yıldız Mahkemesi'nde yargılandı mı?
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr), dönem vakayinameleri, Türkçe ve İngilizce Vikipedi · Wikidata: Q1176678 · Son güncelleme: 6 Eylül 2026