
Nasuh Paşa
نصوح پاشاDamat Nasuh Paşa·Gümülcineli Nasuh Paşa
Nasuh Paşa, 1611-1614 yıllarında I. Ahmed'in sadrazamlığını yapan, Safevî Devleti ile barışı imzalayan ve azledildiği gün idam edilen Osmanlı devlet adamıdır.
Nasuh Paşa Kimdir?
16 dk okumaNasuh Paşa, Kuyucu Murad Paşa'nın halefi olarak 5 Ağustos 1611 tarihinde sadrazamlığa getirilen Osmanlı devlet adamıdır. Görevi üç yıl iki ay sürdü ve 17 Ekim 1614 tarihinde idamıyla sona erdi.
Gümülcine'de doğdu. Kökeni konusunda kaynaklar ayrışır: bir kısmı Arnavut asıllı olduğunu, bir kısmı Drama yöresinden geldiğini kaydeder. Küçük yaşta İstanbul'a getirildi ve saray hizmetinde yetişti. Çavuşluk, Zile voyvodalığı, kapıcılar kethüdalığı ve küçük mirahurluk görevlerinden sonra 1603 yılında Halep beylerbeyiliğine gönderildi.
Sonraki yıllarını Anadolu ve doğu bölgelerinde geçirdi. Sivas beylerbeyiliği, Anadolu serdarlığı, Bağdat eyaleti ve Diyarbekir beylerbeyiliği görevlerinde bulundu. Bu dönemde Bitlis hâkimi Mîr Şeref'in kızıyla evlendi. Celâlî hareketleri sırasında yürüttüğü harekâtlarda beklenen sonucu alamadı ve selefi Kuyucu Murad Paşa ile arası açıldı.
Sadrazam olarak ilk büyük işi, Safevî Devleti ile sürdürülen görüşmeleri sonuçlandırmak oldu. 20 Kasım 1612 tarihinde imzalanan ve kendi adıyla anılan antlaşma, sınırları 1555 yılındaki Amasya Antlaşması çizgisine döndürdü. Aynı dönemde Zitvatorok Antlaşması'nın hükümleri Edirne'de yeniden görüşüldü ve Avusturya barışı teyit edildi.
Sadareti sırasında I. Ahmed'in küçük kızı Ayşe Sultan ile nikâhlandı ve Damat unvanını aldı. 17 Ekim 1614 tarihinde azledildi ve aynı gün konağında idam edildi.
Kapıcılar kethüdalığına getirildi.
Doğumu ve Kökeni
01 / 21 · 1 dkNasuh Paşa'nın doğum yılı kaynaklarda kayıtlı değildir. Doğum yeri konusunda kaynakların çoğu Gümülcine'yi gösterir; dönem vakayinameleri ve vezir biyografilerine ayrılmış eserler bu kaydı verir.
Kökeni konusunda ayrışma vardır. Kaynakların bir kısmı Arnavut asıllı olduğunu belirtir. Bir kısmı ise Drama köylerinden geldiğini, hatta bir papazın oğlu olduğunu rivayet olarak nakleder. Bu ikinci anlatım belgeye dayanmaz ve kaynaklarda rivayet kaydıyla verilir.
Ortak nokta, küçük yaşta İstanbul'a getirilmiş olmasıdır. Sarayda dikkat çekerek hizmet kadrosuna alındığı, oradan devlet hizmetine geçtiği kaydedilir. Devşirme kökenli görevlilerde olduğu gibi anne ve babasının adı kayıtlarda yer almaz.
Biyografisini veren çağdaşı bir müellif, onun Eski Saray'da acemi oğlanlar arasında teberdarlar zümresine dahilken bir saray görevlisinin hizmetine girdiğini, daha sonra çavuşlukla taşraya çıktığını yazar. Teberdarlar, sarayın hizmet ocaklarından biriydi ve mensupları saray içindeki işlerde görevlendirilirdi.
On altıncı yüzyılın sonunda Rumeli'nin bu bölgesi, Osmanlı merkez teşkilatına düzenli olarak görevli veren yörelerdendi. Aynı dönemde Gümülcine ve çevresinden yetişip üst düzey görevlere ulaşan başka isimler de vardır.
Doğum yılının bilinmemesi, bu dönemin devlet adamları için olağandır. Kayıt, kişinin saraya alınışı ya da ilk resmî görevi ile başlar.
Saray Hizmeti ve İlk Görevleri
02 / 21 · 1 dkSaraydan çavuşlukla taşraya çıktı. Divan-ı Hümayun çavuşları, divan kararlarının taşraya iletilmesi, hüküm tebliği ve tahsilat işleriyle görevli kadroydu; bu görev, merkez ile taşra arasındaki bağlantıyı doğrudan tanımayı sağlıyordu.
Ardından müteferrikalıkla uzun süre Zile voyvodalığı görevini yürüttü ve valide sultan haslarını idare etti. Has, gelirleri belirli bir kişiye tahsis edilmiş toprak birimiydi. Valide sultan hasları hanedan kadınlarının gelir kaynaklarının başında geliyordu; bu gelirlerin toplanması ve merkeze aktarılması voyvodanın işiydi.
21 Eylül 1598 tarihinde, selefinin ölümünün ardından kapıcılar kethüdalığına getirildi. Bu görev sırasında, 1598 yılının ekim ayında bir vezirle sefere gitmeleri emredilen bazı kişilerin emre uymaması üzerine şeyhülislam fetvasıyla hareket ederek bu kişilerin bir bölümünü cezalandırdı ve sefere katılmalarını sağladı.
1599 yılının ocak ayında sadaret mührünü Cerrah Mehmed Paşa'dan alıp Damat İbrahim Paşa'ya götürmekle görevlendirildi. Mühür taşıma görevi, kapı görevlilerine verilen en yüksek düzeyli işlerdendi.
Kapıcılar kethüdalığından sonra küçük mirahurluğa tayin edildi. Mirahur, sarayın at ve ahır işlerinden sorumlu görevliydi; küçük mirahurluk bu kadronun ikinci derecesiydi ve saraya yakınlık sağlayan makamlardandı.
1600 Sipahi Ayaklanması ve Kapıcıbaşılık
03 / 21 · 1 dk1600 yılının nisan ayında başkentte bir sipahi ayaklanması çıktı. Ayaklanmanın sebebi, akçenin ayarının düşmesi ve ulûfelerin değeri düşük parayla ödenmesiydi. Ulûfe, kapıkulu askerine üç ayda bir ödenen maaştı ve ödemenin ayarı ocaklarda huzursuzluğun en sık görülen sebebiydi.
Ayaklanma sırasında, saray çevresiyle mali ilişkileri olduğu ileri sürülen bir kişinin yakalanması işini çavuşbaşı ile birlikte üstlendi. Olay 1 Nisan 1600 tarihinde gerçekleşti. Ancak bu hadiseden sonra görevinden alındı.
Görevden alınması uzun sürmedi. Sadrazam Damat İbrahim Paşa'nın 1601 yılında Belgrad ordugâhında ölmesi üzerine, sadaret mührünü halefi Yemişçi Hasan Paşa'ya götürmekle vazifelendirildi. Ayrıca yeni sadrazamın Ayşe Sultan ile nikâhlandığı haberini de ona iletti. Bu görevin ardından, haberi ulaştırdığı sadrazam tarafından kapıcıbaşılığa getirildi.
Kapıcıbaşılar sarayın kapı düzeninden sorumlu görevlilerdi. Sayıları sınırlıydı ve padişahın hususi işlerinde kullanılırlardı. Bu makam, taşra beylerbeyiliğine geçişin olağan basamağıydı.
Bu yıllar, Nasuh Paşa'nın kariyerinde merkez hizmetinin sonu, taşra hizmetinin başlangıcıdır. Bundan sonraki on yılı Anadolu, Suriye ve doğu bölgelerinde geçecektir.
Bu görev değişiklikleri, on yedinci yüzyıl başında saray kadrolarının ne kadar hızlı el değiştirdiğini gösterir. Bir görevliye verilen makam, aylar içinde alınabiliyor ve yerine yenisi tayin edilebiliyordu.
Damat İbrahim Paşa'nın ölümü üzerine sadaret mührünü Yemişçi Hasan Paşa'ya götürdü ve kapıcıbaşılığa getirildi.
Halep Beylerbeyiliği ve Canbolatoğlu Meselesi
04 / 21 · 1 dk1603 yılında kapıcıbaşılıktan Halep beylerbeyiliğine gönderildi. Aynı zamanda Anadolu'daki hareketlerin bastırılması işiyle de görevlendirildi. Halep, Suriye'nin ticaret merkeziydi ve bölgedeki aşiret yapısının denetimi bu makamın işiydi.
Halep'e vardığında ilk meselesi, bir yıl önce Şam yeniçerilerinin şehirde yaptığı kıyım sebebiyle iki şehir arasında oluşan düşmanlığı sona erdirmekti. Ancak Şam askerleri tarafından kuşatıldı. Kilis emiri Canbolatoğlu Hüseyin Paşa'nın gönderdiği yardımla kuşatmayı kırdı.
Bu olay üzerine Canbolatoğlu ailesinin bölgedeki gücünü değerlendirdi ve ileride sorun çıkarabileceği düşüncesiyle harekete geçti. Kilis dışında yapılan çarpışmada yenilgiye uğradı.
Bu sırada şark serdarı Cığalazade Sinan Paşa'dan, Halep'in Canbolatoğlu Hüseyin Paşa'ya verildiğine dair bir hüküm geldi. Nasuh Paşa durumu doğrudan başkente sordu. Ocaklık sahiplerine eyalet verilmesinin kanun olmadığı yolunda cevap gelince Halep'ten ayrılmadı.
Bunun üzerine Canbolatoğlu Hüseyin Paşa, serdarın yönlendirmesiyle Halep'i üç ay kadar kuşattı. Serdarın başkente yaptığı baskı sonuç verdi: Nasuh Paşa'ya Halep'i teslim etmesi emri verildi, vezirlik rütbesi tevcih edilerek başkente çağrıldı. Ancak bu arada 1604 yılının mart ayında Sivas beylerbeyiliğine tayin edildi.
Canbolatoğlu Hüseyin Paşa 1605 yılında idam edildi; yerine geçen yeğeni Ali Paşa, Halep yöresinde kendi yönetimini kurdu.
Anadolu Serdarlığı ve Bolvadin Yenilgisi
05 / 21 · 1 dkSivas beylerbeyiliğinin ardından Anadolu serdarlığı ve muhafazasıyla görevlendirildi. Serdar, belirli bir cephe ya da bölgede orduyu sevk etme yetkisi verilen komutandı.
Bolvadin civarında bulunan hareket önderlerinden Tavil Halil üzerine yürüdü. Buradaki çarpışmada yenilgiye uğrayınca Kütahya'ya çekildi. Yenilgi 1605 yılına tarihlenir.
Bozgunun sorumluluğunu birlikte hareket ettiği Anadolu beylerbeyine yükledi; onu önce hapsettirdi, ardından aynı gece katlettirdi. Daha önce Konya'da bir divan görevlisini de idam ettirmişti. Bu iki olay sebebiyle kendisinden hesap sorulacağı ve yenilginin aleyhine kullanılacağı endişesine kapıldı.
Bunun üzerine Edirne'den başkente dönen I. Ahmed'in huzuruna çıktı. Vezirlerin yetersizliğinden söz ederek padişahı, Anadolu'daki hareketlere karşı bizzat sefere çıkması yönünde ikna etti. 13 Kasım 1605 tarihinde başkentten hareket eden I. Ahmed, Mudanya yoluyla Bursa'ya geldi.
Padişahın Anadolu'ya geçmesi kısa sürdü ve beklenen sonucu vermedi. Ancak bu girişim, on yedinci yüzyıl başında bir padişahın iç meseleye doğrudan müdahale denemesi olarak kaydedilir.
Kısa süre sonra, Cığalazade Sinan Paşa'nın ölümüyle boşalan doğu serdarlığına üçüncü vezirlikle tayin edildi. Ancak bu tayin uygulanmadı; sefer görevi vezîriâzam Lala Mehmed Paşa'ya verildi ve Nasuh Paşa'ya Bağdat eyaleti tevcih edildi.
Bağdat Seferi
06 / 21 · 1 dkBağdat eyaleti kendisine 13 Mayıs 1606 tarihinde verildi. Bu sırada şehir merkezî yönetimin denetiminde değildi: Tavil Ahmed'in oğlu Mehmed, sahte bir ferman kullanarak Bağdat'ı ele geçirmişti.
Nasuh Paşa şehri geri almak üzere harekete geçti. Yanında kayınpederi Mîr Şeref'in kuvvetleri, Şehrizol beylerbeyi ve eski Basra beylerbeyinin birlikleri bulunuyordu. 4 Aralık 1606 tarihinde Bağdat önüne vardı.
Karşı taraf da bölgedeki aşiret önderlerinden yardım aldı. Bunun yanında Nasuh Paşa'nın ücretli sekban birliklerini para karşılığında kendi safına çekti. Sekbanlar, sefer için ücretle tutulan ateşli silah taşıyan piyade birlikleriydi; ödeme kesildiğinde ya da daha yüksek ödeme teklif edildiğinde saf değiştirmeleri o yılların sık görülen sorunuydu.
Yapılan muharebede yenilgiye uğradı. İki yerinden yaralandı ve maiyetindeki komutanların çoğunu kaybetti. Kayınpederinin ocaklığı olan Cezîre'ye çekilerek kış mevsimi geçinceye kadar burada bekledi.
Bu başarısızlık üzerine görev yeri değiştirildi ve Diyarbekir beylerbeyiliğine tayin edildi. Bağdat meselesi çözülmedi; şehir üzerindeki merkezî denetim sorunu sonraki yıllarda da sürdü.
Bağdat, on yedinci yüzyıl boyunca Osmanlı Safevî mücadelesinin ana konularından biri kaldı ve 1638 yılında IV. Murad'ın seferiyle kesin olarak Osmanlı denetimine girdi.
Halep beylerbeyiliğine gönderildi; Celâlî hareketlerinin bastırılması işiyle de görevlendirildi.
Diyarbekir Beylerbeyiliği ve Mîr Şeref ile Akrabalık
07 / 21 · 1 dkDiyarbekir beylerbeyiliğinde iki yıldan fazla kaldı. Diyarbekir, doğu cephesinin en önemli toplanma ve ikmal merkeziydi; İran üzerine yapılan seferlerde ordunun kışladığı bölge burasıydı.
Bu görevi sırasında Bitlis hâkimi Mîr Şeref'in kızıyla evlendi. Bitlis, Osmanlı düzeninde ocaklık statüsündeydi; ocaklık, yönetiminin belirli bir aileye babadan oğula geçecek biçimde bırakıldığı idari birimdi. Bu evlilikle bölgenin yerleşik hanedanıyla akrabalık kurdu.
Evlilik yoluyla önemli bir servet ve askerî güç edindiği kaydedilir. Eyalet sipahi gücü olarak beş bin atlıdan oluşan bir süvari birliği kurup yetiştirdiği belirtilir. Bu birlik, sonraki yıllarda merkezî yönetimin kendisinden talep ettiği başlıca kuvvetti.
Doğu Anadolu'daki beylerbeyiliklerde yerel hanedanlarla kurulan bağlar olağan sayılırdı. Bölgenin yönetimi, merkezden gönderilen görevli ile ocaklık sahibi aileler arasındaki dengeye dayanıyordu.
Bu dönemde Kuyucu Murad Paşa'nın Anadolu'da yürüttüğü harekâta katılmadı. Canbolatoğlu ve Kalenderoğlu üzerine yapılan seferler kendisine yakın bölgelerde geçmesine ve sadrazamdan acele gelmesine dair emirler almasına rağmen, bunun yerine kayınpederinin husumetli olduğu bir kale üzerine gitmekle meşgul oldu.
Sonunda, Kalenderoğlu'nu takip eden orduya 26 Eylül 1608 tarihinde Bayburt civarında katıldı.
Kuyucu Murad Paşa ile İlişkisi
08 / 21 · 1 dkNasuh Paşa'nın selefiyle ilişkisi gergin geçti. Sadrazamın Anadolu harekâtına zamanında katılmaması, aralarındaki ilk büyük anlaşmazlıktı.
Kuyucu Murad Paşa bu davranışı sebebiyle onu idam ettirmek istedi. Padişah bu isteğe rıza göstermedi ve Nasuh Paşa'nın hayatına dokunulmaması emrini gönderdi. Sadrazam niyetini ertelemek zorunda kaldı.
Kaynaklarda, Nasuh Paşa'nın padişaha mektup yazarak sefer masraflarını kendi malından karşılamak şartıyla sadrazamlığı istediği yolunda bir anlatı yer alır. Bu anlatıya göre padişah mektubu sadrazama iletmiş, o da Nasuh Paşa'yı çağırıp hesap sormuştur. Konuyu inceleyen çalışmalar bu rivayetin belgelerle desteklenmediğini belirtir; bu sebeple olayın gerçekliği kesin değildir.
Bir başka kayda göre Kuyucu Murad Paşa onu kendisine rakip gördüğü için bölgeden uzaklaştırmak istemiş ve Mısır'a tayin ettirmiştir. Mısır tayini 1611 yılının mart ayına tarihlenir.
Nasuh Paşa 1610 yılında Kuyucu Murad Paşa'nın İran seferine katıldı. Sefer meydan muharebesiyle sonuçlanmadı; Safevî kuvvetleri doğrudan çatışmadan kaçındı ve ordu kış bastırınca kışlağa girdi.
Kaynakların bir kısmı, Mısır tayini münasebetiyle Nasuh Paşa'nın verdiği ziyafetin hemen ardından Kuyucu Murad Paşa'nın hastalandığını kaydeder. Sadrazam 5 Ağustos 1611 tarihinde öldü.
Sadrazamlığa Getirilişi
09 / 21 · 1 dkKuyucu Murad Paşa'nın 5 Ağustos 1611 tarihinde ölmesi üzerine vezîriâzamlık Nasuh Paşa'ya verildi. Başkentten gönderilen mühür kendisine 22 Ağustos günü ulaştı.
Göreve geldiğinde devletin iki cephesinden biri kapalıydı. Batıda Osmanlı Avusturya savaşı 11 Kasım 1606 tarihli Zitvatorok Antlaşması ile sona ermişti. Doğuda ise Safevî Devleti ile savaş sürüyordu.
İçeride tablo selefinin döneminden farklıydı. Anadolu'daki büyük ölçekli hareketler 1610 yılında sona ermiş, merkezî yönetimin taşradaki denetimi yeniden kurulmuştu. Sadaretinin başında karşılaştığı asıl mesele, doğudaki savaşın kapatılmasıydı.
Vezîriâzam olarak ilk önemli işi, Safevî tarafının barış teklifini kabul etmesi oldu. Teklife göre karşı taraf her yıl 200 yük ipek verecekti. Kışı sınır bölgesinde geçirdi.
1612 yılının mayıs ayında Diyarbekir'den Halep'e geçti. Burada bir yandan İran elçilerini bekledi, bir yandan bölgenin güvenliği ve vergi tahsiliyle uğraştı.
Safevî hükümdarı, kazaskerinin yanına İsfahan ve Kazvin kadılarını da katarak bir elçilik heyeti gönderdi. Nasuh Paşa heyetle birlikte başkente geldi.
Sadareti üç yıl iki ay sürdü. Bu süre, on yedinci yüzyılın başındaki sadaret süreleri içinde uzun sayılır.
Sivas beylerbeyiliğine tayin edildi ve vezirlik rütbesi tevcih edildi.
Nasuh Paşa Antlaşması
10 / 21 · 1 dkSafevî Devleti ile savaş 1603 yılında yeniden başlamıştı. Şah Abbas, Osmanlı Devleti'nin batıda savaş halinde olmasından ve Anadolu'daki karışıklıktan yararlanarak doğudaki kaleleri geri almıştı. Tebriz, Revan, Şirvan ve Bağdat yöresindeki kayıplar bu dönemdedir.
Kuyucu Murad Paşa 1610 yılında sefere çıkmış, ancak meydan muharebesi yapılmamıştı. Görüşmeler onun sağlığında sonuçlanmadı ve halefine kaldı.
Antlaşma 20 Kasım 1612 tarihinde imzalandı ve sadrazamın adıyla anıldı. Antlaşmanın esası, 1555 yılındaki Amasya Antlaşması ile belirlenen sınırlara dönülmesiydi. Buna göre Safevî tarafı 1603 yılından sonra ele geçirdiği yerler dışındaki düzeni kabul ediyordu.
İkinci hüküm, Safevî tarafının her yıl 200 yük ipek göndermesiydi. İpek, o dönemde İran'ın başlıca ihraç ürünüydü ve Halep ile Bursa üzerinden Avrupa'ya ulaşıyordu. Ödemenin ipek olarak belirlenmesi, iki devlet arasındaki ticaretin ağırlık merkezini gösterir.
Sadrazam, yanında İran elçilik heyeti ve ipek yüküyle 1612 yılının eylül ayında başkente döndü. Şehre girişte sadrazam ve elçilik heyeti ayrı ayrı alay düzenledi.
Antlaşma yaklaşık üç yıl yürürlükte kaldı. İpek gönderiminin aksaması ve sınır meseleleri üzerine savaş yeniden başladı ve doğudaki mücadele on yedinci yüzyılın ortasına kadar sürdü.
Ayşe Sultan ile Evliliği ve Damatlık
11 / 21 · 1 dk1612 yılının şubat ayında I. Ahmed, küçük kızı Ayşe Sultan'ı başkentte şeyhülislamın da katıldığı bir mecliste Nasuh Paşa ile nikâhladı. Düğün merasimi aynı yılın aralık ayında yapıldı.
Bu evlilikle Damat unvanını aldı. Osmanlı düzeninde hanedan kadınlarıyla evlenen devlet adamları bu sıfatı taşırdı; unvan bir makam değil, akrabalık bildiren bir sıfattı.
Hanedan kadınlarının vezirlerle evlendirilmesi, on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda düzenli olarak uygulanan bir yöntemdi. Bu evlilikler üst düzey görevlileri hanedana bağlıyor, saray ile Bâbıâli arasında doğrudan bir bağlantı kuruyordu. Nikâhın küçük yaşta kıyılması ve düğünün yıllar sonra yapılması da bu düzenin bilinen uygulamasıydı.
Ayşe Sultan, I. Ahmed'in kızlarındandır. Nasuh Paşa'nın idamından sonra başka devlet adamlarıyla da evlendirildi; hanedan kadınlarının birden çok vezirle evlenmesi olağan sayılırdı.
Damatlık bağının sadrazamın konumunu güçlendirdiği kaynaklarda kaydedilir. Padişahın yakınında bulunan bir müellif, bu bağın onun yetkisini genişlettiğini ve tayin ile azillerde daha serbest davranmasına yol açtığını yazar.
Aynı bağ, 1614 yılındaki gerginlikte kendisini korumaya yetmedi. Nasuh Paşa'nın önceki evliliğinden çocukları vardı; oğullarından biri sonraki dönemde vezirlik rütbesine kadar yükseldi.
Batı Cephesi ve Zitvatorok'un Yenilenmesi
12 / 21 · 1 dkSadareti sırasında batı cephesindeki düzenlemeler de gündeme geldi. 11 Kasım 1606 tarihinde imzalanan Zitvatorok Antlaşması'nın hükümleri, uygulamada çıkan anlaşmazlıklar sebebiyle yeniden ele alındı.
Görüşmeler Edirne'de sürdürüldü. Sonunda Avusturya ile barış teyit edildi. Antlaşmanın esas hükümleri korundu: Eğri, Estergon ve Kanije kaleleri Osmanlı Devleti'nde kaldı ve karşı tarafın yıllık ödeme yükümlülüğü kaldırılmış haliyle sürdü.
Aynı görüşmelerde Erdel meselesi de çözüme kavuşturuldu. Erdel prensliği, Osmanlı Devleti ile Habsburg hanedanı arasında sürekli el değiştiren bir alandı; prensliğin hangi tarafa bağlı olacağı iki devlet arasındaki anlaşmazlıkların düzenli konusuydu.
Sadrazam, I. Ahmed'in yanında iki defa Edirne seyahatine çıktı. Edirne, padişahların av ve dinlenme için gittiği ikinci başkentti; devlet işleri padişahın bulunduğu yerde görülürdü.
Başkentte bulunduğu dönemlerde Boğaziçi'ndeki imar işlerini yönetti. Cığalazade Sinan Paşa'dan kalan saray ve köşkler, Beylerbeyi'ndeki kasır ve Kandilli Bahçe'deki köşkün onarımıyla uğraştı. Sahilde dolgu yaptırdı ve bu işleri altı ayda tamamladı.
Bu imar faaliyetleri, sadrazamın başkentteki görevlerinin bir bölümünü oluşturuyordu. Hassa mimarları eliyle yürütülen işlerin sevki ve ödemesi sadaret makamının denetimindeydi.
Bolvadin civarında Tavil Halil karşısında yenilgiye uğradı ve Kütahya'ya çekildi; Anadolu beylerbeyini katlettirdi.
Maanoğlu Fahreddin Meselesi
13 / 21 · 1 dkNasuh Paşa'nın Halep beylerbeyiliği yıllarından tanıdığı isimlerden biri, Lübnan dağlarındaki Dürzi önderi Maanoğlu Fahreddin'di. Fahreddin, Sayda ve Beyrut yöresinde geniş bir nüfuz alanı kurmuştu.
Fahreddin, 1607 yılında Oruçovası muharebesinde Canbolatoğlu Ali Paşa ile birlikte hareket etmişti. Muharebeden sonra merkezle ilişkisini düzeltmiş ve bölgedeki konumunu korumuştu.
Nasuh Paşa sadaretinde onu yakından takip ettirdi. Her yıl ödemekte olduğu maktu vergiyi eksik gönderdiği gerekçesiyle Şam beylerbeyi Hafız Ahmed Paşa'yı üzerine sevk etti. Maktu vergi, miktarı önceden belirlenmiş ve toplu olarak ödenen vergi türüydü.
Harekât üzerine Fahreddin Sayda'dan ayrıldı ve İtalya'ya kaçtı. Toskana Grandükalığı'nın himayesine girdi ve orada birkaç yıl kaldı.
Fahreddin'in İtalya'da geçirdiği yıllar, sonraki dönemde bölgeye getirdiği mimari ve idari uygulamaların kaynağı olarak kaydedilir. Ülkesine döndükten sonra nüfuz alanını yeniden kurdu ve 1630'lu yıllara kadar bölgede etkili oldu.
Bu mesele, sadrazamın taşradaki nüfuz sahiplerine karşı izlediği yöntemin örneğidir: vergi yükümlülüğünü gerekçe göstererek bölgeye kuvvet sevk etmek. Aynı yöntem, doğu bölgelerindeki aşiret önderleri için de kullanıldı.
Sadareti: İç Yönetim ve Tayinler
14 / 21 · 1 dkSadaretinin iç yönetim tarafında en çok kaydedilen konu, tayin ve azillerin genişliğidir. Padişahın yakınında bulunan ve bu dönemi kaleme alan bir müellif, sadrazamın kendi adamlarını göreve getirdiğini ve bunu yaparken görevlilerin nitelik ve tecrübesini gözetmediğini yazar.
Maiyetindeki kapı halkı hakkında da şikâyetler kaydedilir. Kendi adamlarını mali görevlerle Anadolu'ya yolladığı ve kanuna aykırı vergi topladığı yolundaki kayıtlar bu şikâyetlerin konusudur.
Bu uygulamalar merkezde bir muhalefet grubunun oluşmasına yol açtı. Şeyhülislam Hocazade Mehmed Efendi, Darüssaade ağası ve padişahın imamı bu grubun başlıca isimleriydi. Şeyhülislamla arasındaki anlaşmazlık, sadaretinin son yılında belirleyici oldu.
Padişahla ilişkisi de gerginleşti. Kaynaklarda, sadrazamın devlet işlerine padişahın karışmasından rahatsız olduğu ve bu rahatsızlığı açıkça belli ettiği kaydedilir.
Sadaretinin başında Safevî meselesini kapatması ve batıda barışı teyit etmesi, ilk yıllarda konumunu güçlendirmişti. Doğuda ve batıda savaş olmaması, devletin uzun süredir yaşamadığı bir durumdu.
Buna karşılık iç yönetimde biriken şikâyetler bu kazanımı dengeledi. Sadaretin son yılında merkezdeki denge tamamen aleyhine döndü.
Kazakların Sinop Baskını
15 / 21 · 1 dk1614 yılının ağustos ayında Kazak kuvvetleri Karadeniz'i geçerek Sinop'a baskın yaptı. Şehirde can kaybı yaşandı ve çok sayıda kişi esir alındı.
Kazak akınları, on yedinci yüzyılın başında Karadeniz'in kuzey kıyısından düzenli olarak yapılan deniz baskınlarıydı. Kayık adı verilen küçük ve hızlı teknelerle Dinyeper ağzından denize açılan gruplar, Anadolu ve Rumeli kıyılarındaki şehirlere ani baskınlar düzenliyordu. Baskınların önlenememesi, donanmanın Karadeniz'deki devriye düzeninin yetersizliğiyle açıklanır.
Sinop halkı merkezî yönetime şikâyetnameler gönderdi ve destek istedi. Padişah olayı sadrazama sorduğunda, Nasuh Paşa durumu gerçek boyutuyla bildirmedi ve önemsiz bir hadise gibi aktardı.
Şeyhülislam Hocazade Mehmed Efendi ise olayı ayrıntılarıyla padişaha anlattı. Bu, sadrazamla arasındaki anlaşmazlığın açık bir sonuca dönüştüğü noktadır.
Olayın ardından padişahın sadrazama güveni sarsıldı. Kaynaklar Sinop baskınını, Nasuh Paşa'nın sonunu hazırlayan olayların başlangıcı olarak kaydeder.
Baskının ardından Karadeniz kıyılarının korunması meselesi gündeme geldi. Kazak akınları sonraki yıllarda da sürdü; 1620'li yıllarda İstanbul Boğazı'nın girişindeki yerleşimlere kadar ulaştı.
Sinop, Karadeniz'in güney kıyısındaki en korunaklı limanlardan biriydi ve tersanesiyle tanınıyordu. Baskının bu şehre yapılabilmiş olması, kıyı savunmasındaki açığı doğrudan gösterdiği için merkezde ayrı bir mesele haline geldi.
Padişahı ikna etmesi üzerine I. Ahmed Anadolu'daki hareketlere karşı başkentten hareket etti ve Bursa'ya geldi.
Azli ve İdamı
16 / 21 · 1 dkSadaretinin son aylarında hakkında birden çok iddia ortaya atıldı. Kaynaklar bunları sıralar: Sinop olayının gerçek boyutuyla bildirilmemesi, Safevî hükümdarıyla gizli ittifak kurduğu şayiası ve merkezî yönetim düzenine aykırı hedefler taşıdığı iddiaları.
Bu iddiaların hangisinin belgeye dayandığı kaynaklarda açık değildir. Ortak nokta, 1614 yılının sonbaharında padişahın kararını vermiş olmasıdır.
17 Ekim 1614 tarihinde cuma selamlığına davet edildi. Hastalığını gerekçe göstererek gelmedi. Aynı gün başkentte olağandışı tedbirler alındı: padişah cuma selamlığına çıkmadı, saray çevresinde koruma düzeni kuruldu ve kapıkulu askerleri saray duvarlarının dışında yerleştirildi.
Sadrazamın konağı yeniçerilerle kuşatıldı. Bostancıbaşı Hüseyin Ağa, maiyetindeki bostancılarla konağa girdi ve hakkındaki idam fermanını infaz etti. Nasuh Paşa boğularak öldürüldü.
Azil ve idam aynı gün gerçekleşti. Bu, mührün geri alınması ile infaz arasında süre bırakılmayan uygulamalardandır.
Mallarına devlet adına el konuldu. Hazinesi mühürlendi ve müsadere edildi. Servetin büyüklüğü kaynaklarda ayrıca kaydedilir.
Mezarının yeri konusunda kaynaklar ayrışır. Bir kısmı Okmeydanı'nı, bir kısmı Şahkulu mezarlığını gösterir. Okmeydanı'nı gösteren kayıtlar, mezarının Kanuni Sultan Süleyman'ın vezîriâzamı İbrahim Paşa'nın mezarının yanında olduğunu belirtir.
Yerine Öküz Mehmed Paşa sadrazamlığa getirildi.
Eserleri ve Vakıfları
17 / 21 · 1 dkNasuh Paşa'nın adını taşıyan başlıca yapı topluluğu, Ankara'nın Nallıhan ilçesindeki külliyedir. Kaynaklar yapıyı 1607 yılına tarihler.
Külliye cami, han ve hamamdan oluşur. Yapının bulunduğu vadi, o tarihte bir konaklama noktasıydı; bugünkü Nallıhan ilçe merkezi bu külliyenin çevresinde gelişti. Osmanlı düzeninde menzil noktalarına yapılan han ve cami gruplarının yerleşim çekirdeği oluşturması yaygın bir sonuçtu.
Evliya Çelebi, Seyahatname adlı eserinde Nasuh Paşa'nın Üsküdar'da bir hanı olduğunu ve İskenderun'da bir kale inşasına başladığını, ancak bu inşaatın yarım kaldığını kaydeder.
Bunların dışında vakıf ve hayrat kayıtlarına dair ayrıntılı bilgi kaynaklarda bulunmaz. Servetinin büyüklüğüne rağmen kurduğu vakıflara ilişkin kayıt bulunmaması, kaynaklarda ayrıca belirtilen bir noktadır.
Osmanlı üst düzey görevlileri için vakıf kurmak yaygın uygulamaydı. Vakfa dönüştürülen mülk, görevden alınma durumunda el koymaya konu olmuyordu ve gelirleri belirlenen hayır işlerine ayrılıyordu. Nasuh Paşa'nın mal varlığının büyük bölümü vakıf statüsünde olmadığı için idamından sonra doğrudan hazineye aktarıldı.
Sadareti sırasında yürüttüğü Boğaziçi imar işleri de faaliyetleri arasında sayılır; ancak bunlar kendi adına değil, saray adına yapılan onarımlardır.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
18 / 21 · 1 dkDönem kaynakları Nasuh Paşa'yı sert tavırlı, kararını yüksek sesle savunan ve muhalefete tahammülü az bir sadrazam olarak tarif eder. Aynı kaynaklar cesaretini ve konuşma kabiliyetini de kaydeder.
Yönetim tarzının belirgin özelliği, kendi adamlarını göreve getirmesi ve karşı tavır gösterenleri görevden almasıdır. Bu tutum, kariyerinin taşra dönemine kadar uzanır: Anadolu serdarlığı sırasında yenilginin sorumluluğunu maiyetindeki beylerbeyine yükleyip onu ortadan kaldırması bu örneklerdendir.
Taşrada kurduğu bağlar da yönetim anlayışının parçasıdır. Bitlis hâkiminin kızıyla evlenerek yerel hanedanla akrabalık kurdu ve kendi kuvvetini oluşturdu. Merkezî yönetim ile taşra arasındaki bu tür ilişkiler, dönemin bilinen düzenidir.
Merkezî görevlerde ise mühür taşıma, hüküm tebliği ve tahsilat gibi işlerde bulunması, devlet düzeninin işleyişini doğrudan tanımasını sağladı.
Kaynaklardaki değerlendirmeler ayrışır. Dönem kroniklerinin çoğu hakkında ağır kayıtlar tutar. Buna karşılık dönemin tarihçilerinden Peçuylu İbrahim farklı bir görüş belirtir ve katlinin gerekçesine katılmadığını yazar.
Bir dönem vakayinamesi, sadrazamın padişaha söylediği ileri sürülen sözleri aktarır. Bu sözlerde makamın şartlarına dair açık bir tutum yer alır ve padişahın tepkisini çektiği belirtilir. Bu tür aktarımlar tek kaynağa dayanır ve kesinlik taşımaz.
Bağdat önüne vardı; yapılan muharebede yenilgiye uğradı, iki yerinden yaralandı ve Cezîre'ye çekildi.
I. Ahmed ile İlişkisi
19 / 21 · 1 dkI. Ahmed 1603 yılında, on üç yaşında tahta çıktı. Saltanatının başında hem batıda hem doğuda savaş sürüyor, Anadolu'da hareketler genişliyordu.
Nasuh Paşa ile ilişkisi sadaretinden önce başladı. 1605 yılında padişahı Anadolu'daki hareketlere karşı bizzat sefere çıkması yönünde ikna eden kişi odur. Aynı yıllarda selefinin idam talebini reddederek onu koruyan da yine padişahtır.
Sadarete getirilmesi, selefinin ölümünün ardından gerçekleşti. İlk yıllarda ilişki olumlu seyretti: doğudaki savaşın kapatılması ve batıdaki barışın teyit edilmesi, padişahın uzun süredir beklediği sonuçlardı.
1612 yılında kızını sadrazamla nikâhlayarak akrabalık bağı kurdu. Bu bağ, sadrazamın merkezdeki konumunu güçlendirdi.
İlişkinin bozulması sadaretinin son yılındadır. Sadrazamın devlet işlerine padişahın karışmasından rahatsızlık duyduğu ve bunu açıkça belli ettiği kaydedilir. Sinop baskınının gerçek boyutuyla bildirilmemesi güven meselesini doğrudan etkiledi.
I. Ahmed'in saltanatı boyunca sadaret makamı sık el değiştirdi. Kuyucu Murad Paşa ile Nasuh Paşa'nın toplam sekiz yıllık görev süreleri, bu saltanatın en uzun iki sadaretidir.
Padişah, Nasuh Paşa'nın idamından üç yıl sonra, 1617 yılında öldü. Adına yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin inşası da bu dönemde tamamlandı.
Mirası ve Tarihteki Yeri
20 / 21 · 1 dkNasuh Paşa'nın Osmanlı tarihindeki yeri, büyük ölçüde adını taşıyan antlaşmayla tanımlanır. 20 Kasım 1612 tarihli düzenleme, 1603 yılında yeniden başlayan doğu savaşını kapattı ve sınırları 1555 yılındaki çizgiye döndürdü.
Antlaşma kalıcı olmadı. Yaklaşık üç yıl yürürlükte kaldıktan sonra doğudaki mücadele yeniden başladı ve on yedinci yüzyılın ortasına kadar sürdü. Buna rağmen antlaşma, iki devlet arasındaki sınırın hangi esasa göre belirleneceğini gösteren metinlerden biri olarak kaydedilir.
Sadaretinin ikinci kayda değer yönü, doğuda ve batıda aynı anda savaş bulunmayan kısa bir dönemin sağlanmasıdır. Bu durum, Osmanlı Devleti için 1593 yılından beri görülmemişti.
Üçüncü nokta, sadaret makamı ile saray çevresi arasındaki ilişkidir. Şeyhülislam, Darüssaade ağası ve padişahın yakın çevresinden oluşan bir grubun sadrazamı görevden aldırabilmesi, on yedinci yüzyıl boyunca tekrarlanan bir düzenin erken örneğidir. Bu yüzyılda sadrazamların görevde kalma süresi kısaldı ve makam sık el değiştirdi.
Nallıhan'daki külliyesi bugüne ulaştı ve ilçe merkezinin çekirdeğini oluşturdu. Adını taşıyan kalıcı yapı budur.
Oğullarından biri, IV. Murad ve Sultan İbrahim dönemlerinde vezirlik rütbesine kadar yükseldi ve Erzurum beylerbeyiliği yaptı; bu görevi sırasında merkezle anlaşmazlığa düştü.
Aynı Yıllarda Dünya
21 / 21 · 1 dk1603: İngiltere'de I. Elizabeth öldü ve İskoçya kralı İngiltere tahtına geçti.
1605: İspanya'da Cervantes'in Don Kişot adlı romanının ilk cildi yayımlandı.
1607: İngiltere'nin kuzey Amerika'daki ilk kalıcı yerleşimi Jamestown kuruldu.
1609: İspanya, Endülüs kökenli Müslüman nüfusu ülke dışına çıkarma kararı aldı; Hollanda ile İspanya arasında on iki yıllık ateşkes imzalandı.
1610: Fransa Kralı IV. Henri öldürüldü; yerine XIII. Louis geçti. Galileo teleskopla yaptığı gözlemleri yayımladı.
1611: İngiltere'de Kral James Bibliyası'nın çevirisi yayımlandı.
1613: Rusya'da Romanov hanedanı tahta çıktı ve karışıklık dönemi sona erdi.
1614: Fransa'da Etats Generaux toplandı; bu meclis 1789 yılına kadar bir daha toplanmadı.
1616: İngiliz oyun yazarı William Shakespeare öldü.
Diyarbekir beylerbeyiliğine tayin edildi; bu görevdeyken Bitlis hâkimi Mîr Şeref'in kızıyla evlendi.
Kronoloji
32 olay- 16. yüzyıl
Kapıcılar kethüdalığına getirildi.
Sefere katılmayan bazı kişileri şeyhülislam fetvasıyla cezalandırarak sefere katılmalarını sağladı.
Sadaret mührünü Cerrah Mehmed Paşa'dan alıp Damat İbrahim Paşa'ya götürmekle görevlendirildi.
- 17. yüzyıl
Başkentteki sipahi ayaklanması sırasında bir yakalama görevini üstlendi; olaydan sonra görevinden alındı.
Damat İbrahim Paşa'nın ölümü üzerine sadaret mührünü Yemişçi Hasan Paşa'ya götürdü ve kapıcıbaşılığa getirildi.
Halep beylerbeyiliğine gönderildi; Celâlî hareketlerinin bastırılması işiyle de görevlendirildi.
Şam askerleri tarafından Halep'te kuşatıldı; Canbolatoğlu Hüseyin Paşa'nın yardımıyla kuşatma kırıldı.
Canbolatoğlu Hüseyin Paşa Halep'i üç ay kadar kuşattı; Nasuh Paşa'ya şehri teslim etmesi emri verildi.
Anadolu serdarlığı ve muhafazasıyla görevlendirildi.
Sivas beylerbeyiliğine tayin edildi ve vezirlik rütbesi tevcih edildi.
Bolvadin civarında Tavil Halil karşısında yenilgiye uğradı ve Kütahya'ya çekildi; Anadolu beylerbeyini katlettirdi.
Padişahı ikna etmesi üzerine I. Ahmed Anadolu'daki hareketlere karşı başkentten hareket etti ve Bursa'ya geldi.
Bağdat eyaleti kendisine verildi.
Bağdat önüne vardı; yapılan muharebede yenilgiye uğradı, iki yerinden yaralandı ve Cezîre'ye çekildi.
Diyarbekir beylerbeyiliğine tayin edildi; bu görevdeyken Bitlis hâkimi Mîr Şeref'in kızıyla evlendi.
Kalenderoğlu'nu takip eden Kuyucu Murad Paşa'nın ordusuna Bayburt civarında katıldı.
Kuyucu Murad Paşa'nın İran seferine katıldı.
Safevî tarafının her yıl 200 yük ipek verme şartıyla yaptığı barış teklifini kabul etti; kışı sınır bölgesinde geçirdi.
Mısır valiliğine tayin edildi.
Kuyucu Murad Paşa'nın ölümü üzerine vezîriâzamlığa getirildi.
Başkentten gönderilen sadaret mührü kendisine ulaştı.
Zitvatorok Antlaşması'nın hükümleri Edirne'de yeniden görüşüldü; Avusturya barışı teyit edildi ve Erdel meselesi çözüme kavuşturuldu.
I. Ahmed, küçük kızı Ayşe Sultan'ı şeyhülislamın da katıldığı bir mecliste Nasuh Paşa ile nikâhladı.
Diyarbekir'den Halep'e geçti; İran elçilerini bekledi ve bölgenin vergi tahsiliyle uğraştı.
İran elçilik heyeti ve ipek yüküyle başkente döndü; sadrazam ve heyet ayrı ayrı alay düzenledi.
Nasuh Paşa Antlaşması imzalandı; sınırlar 1555 yılındaki Amasya Antlaşması çizgisine döndürüldü.
Ayşe Sultan ile düğün merasimi yapıldı.
Maanoğlu Fahreddin üzerine Şam beylerbeyi Hafız Ahmed Paşa sevk edildi; Fahreddin Sayda'dan ayrılarak İtalya'ya kaçtı.
Boğaziçi'ndeki saray, kasır ve köşklerin onarımını yönetti; işleri altı ayda tamamladı.
Yerine Öküz Mehmed Paşa sadrazamlığa getirildi.
Kazak kuvvetleri Karadeniz'i geçerek Sinop'a baskın yaptı; olayın merkeze eksik bildirilmesi güven meselesi doğurdu.
Cuma selamlığına gelmemesi üzerine konağı kuşatıldı; azledildi ve aynı gün bostancıbaşı tarafından idam edildi. Mallarına el konuldu.
Sadareti
1 dönem · yaklaşık 3 yılHizmet Ettiği Padişahlar
2 padişahSavaşlar ve Seferler
6 kayıtAntlaşmalar
2 antlaşmaEserleri
4 eserMühr-i Hümayun
Sadrazamlık alametiSadrazamlık makamının alameti, padişah adına kullanılan mühr-i hümayundur. Nasuh Paşa kariyerinin başında iki defa mühür taşıma görevini üstlenmişti: 1599 yılının ocak ayında mührü Cerrah Mehmed Paşa'dan alıp Damat İbrahim Paşa'ya, 1601 yılında ise İbrahim Paşa'nın ölümü üzerine Yemişçi Hasan Paşa'ya götürdü. Kendisi vezîriâzam olduğunda doğu cephesindeydi; başkentten gönderilen mühür 22 Ağustos 1611 tarihinde kendisine ulaştı. Mühür, 17 Ekim 1614 tarihinde azledilmesiyle elinden alındı ve aynı gün idam edildi.
Aile Ağacı
5 kişi
Nasuh PaşaSözleri
Ya dediğimi yapar, hayırhahlığıma güvenirsiniz; ya da bana sadaret gerekmez, mührü başka kulunuza verirsiniz.
Naîmâ Tarihi; padişaha söylediği aktarılan sözlerdir, tek kaynağa dayanırÇağdaşları
11 kişiİlkler ve Enler
5 başlıkOsmanlı Sadrazamları
72 madde · sadaret sırasıyla







































































Yanlış Bilinenler
6 başlıkKünye
Sıkça Sorulan Sorular
15 soruNasuh Paşa hangi yıllarda sadrazamlık yaptı?
Nasuh Paşa nereli ve hangi kökendendir?
Nasuh Paşa Antlaşması nedir?
Nasuh Paşa ile Kuyucu Murad Paşa arasında ne geçti?
Nasuh Paşa sadrazamlığı satın almak istedi mi?
Nasuh Paşa kimlerle evlendi?
Nasuh Paşa Bağdat'ı geri alabildi mi?
Kazakların Sinop baskını ne zaman oldu?
Nasuh Paşa neden idam edildi?
Nasuh Paşa nasıl idam edildi?
Nasuh Paşa nereye defnedildi?
Nasuh Paşa hangi eserleri yaptırdı?
Maanoğlu Fahreddin neden İtalya'ya kaçtı?
Nasuh Paşa'nın çocukları oldu mu?
Nasuh Paşa hangi padişahlara hizmet etti?
Son güncelleme: 6 Eylül 2026

